3. bölüm · Mühür ve Mürekkep

3. Bölüm: Küçük Bir Kafeste Bir Dev

Bay Balık

Saat 11:30 – Roma Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Kantini
Valerio De Luca, hayatı boyunca pek çok tehlikeli mekânda bulunmuştu; yeraltı kumarhaneleri, liman baskınları, kanlı pazarlık masaları... Ancak hiçbir yer onu bu plastik kokulu, gürültülü ve ucuz kahve kokan üniversite kantini kadar germemişti.
Alessia’nın narin bedeni içinde, masanın en köşesinde oturuyordu. Önünde duran karton bardaktaki kahveye tiksintiyle baktı. Roma’nın en iyi baristalarının hazırladığı espressolardan sonra bu "şey", bir hakaretten farksızdı.
"Disiplinsizlik," diye mırıldandı dişlerinin arasından. "Tam bir kaos."
Bakışlarını etrafta gezdirdi. Öğrenciler birbirine bağırıyor, gülüyor ve anlamsız şakalar yapıyorlardı. Valerio için zaman bir hazineydi; bu insanların saniyelerini böyle hoyratça harcaması onu sinirlendiriyordu. Ama asıl sinirini bozan şey, Alessia’nın bu bedende bıraktığı o "görünmezlik" mirasıydı. İnsanlar ona çarparak geçiyor, özür bile dilemiyorlardı.
O sırada, sabahki kütüphane olayından sonra hırslanan Sofia ve yanındaki iki erkek arkadaşı masasına doğru yaklaştı. Sofia’nın yanında duran uzun boylu, kolej ceketi giymiş çocuk masaya sertçe vurdu.
"Hey, Moretti! Sofia'ya sabah söylediklerin pek hoşuna gitmemiş. Kim olduğunu sanıyorsun sen?"
Valerio başını yavaşça kaldırdı. Çocuğun masaya vuran eline baktı, sonra gözlerinin içine. Bakışlarında ne korku vardı ne de bir öğrencinin çekingenliği. Sadece buz gibi, saf bir nefret.
"Elin," dedi Valerio, sesi Alessia’nın o yumuşak tonunda çıksa da her kelimesi bir mermi kadar ağırdı. "Eğer o eli beş saniye içinde masamdan çekmezsen, onu bir daha kullanıp kullanamayacağın konusunda ciddi endişelerin olacak."
Çocuk kahkahayı bastı, arkadaşlarına döndü. "Duydunuz mu? Ezik kızımız bizi tehdit ediyor." Tekrar Valerio’ya eğildi. "Ne yaparsın? Notlarınla mı döversin beni?"
Valerio, Alessia’nın bedeninin ne kadar güçsüz olduğunu biliyordu. Kas gücüyle bu çocuğu alt edemezdi ama Valerio De Luca sadece kas demek değildi. O, zayıf noktaları bulma ustasıydı. Gözlerini çocuğun boynundaki pahalı saate ve ayakkabılarına dikti.
"Üzerindeki saat sahte, ayakkabıların ise geçen sezonun taklidi," dedi Valerio sakin bir sesle. "Babanın inşaat şirketinin geçen hafta iflasın eşiğine geldiğini ve Otonni ailesine büyük bir borcu olduğunu biliyorum. Eğer biraz daha konuşmaya devam edersen, Otonni’lere o borcu tahsil etmeleri için doğru adresi bizzat ben veririm."
Çocuğun yüzündeki renk bir anda uçtu. "Sen... Sen bunları nereden biliyorsun?"
Valerio hafifçe öne eğildi. Alessia’nın okyanus mavisi gözleri, bir yırtıcınınkiler gibi parlıyordu. "Ben her şeyi bilirim. Şimdi, arkana bile bakmadan buradan git. Ve Sofia..." Valerio yanındaki kıza döndü. "Bir dahaki sefere karşıma bir korumayla çıkacaksan, en azından borçları yüzünden diz çökmeyecek birini seç."
Grup, kantindekilerin şaşkın bakışları arasında arkasına bakmadan uzaklaşırken Valerio kahvesinden bir yudum aldı. Yüzünü buruşturarak bardağı kenara itti.
"Zayıf bir beden, zayıf bir zihin demek değildir," diye düşündü. Alessia’nın hayatındaki bu parazitleri temizlemek, kendi bedenindeki o karmaşık sevkiyatı yönetmekten çok daha kolaydı.
Ancak bir sorun vardı. Telefonu titredi. Ekranda kendi numarası, yani şu an Alessia’nın elinde olan kendi bedeni arıyordu.
Aramayı açtı ve o kalın, tok sesini —aslında kendi sesini— Alessia’nın ağzından duydu:
"Valerio, sanırım başımız dertte. Ofisine Roma Emniyet Müdürü geldi ve elinde 'mühürlü' bir dosya var."
Valerio yumruğunu sıktı. "Mürekkebi iyi kullan Alessia," dedi sessizce. "Çünkü mühür kırılırsa, ikimiz de yanarız."