Mühür kitap kapağı

4. bölüm / 4

Mühür

Bölüm 3

Yazar: Aleyna Tektaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 3

SARA DENİZ
Onunla olan sarılmamız o kadar uzun sürmüştü ki bir süre sonra Kaan konuşmaya başladı. “Ne oluyor burada?” dediğinde ben Diyar Yavuz’dan ayrılıp ona gülümsedim. Masaya doğru yürüdüğümüzde ben Kaan’ın yanına oturup ona Diyar abinin açıklama yapmasını bekledim. O da çok gecikmeden yaptı.
“Kusura bakma müstakbel eşinle biraz uzun sarıldık ama fazla özlemişim kızımı ne yapayım?” dediğinde Kaan durdu ve şaşkınlıkla konuştu. “Kızın mı?”
“Evet kızım yani öz değil ama öz gibi...” deyip bana bakıp göz kırptı. Bende gülümseyip gözlerimi kapatıp açtım. Onlar el sıkışıp konuşmaya başladılar ama bir tık soğuktu konuşmaları çünkü anladığım kadarıyla birbirleriyle pek anlaşamıyorlardı. Ben onların konuşmasının bitmesini beklerken önüme konulan yemekleri yiyordum. Konuşacakları konu bitmiş olacak ki Diyar Yavuz bana hitaben konuşmaya başladı.
“Dönüyorsun demek, ait olduğun yere sonunda...” dediğinde başımı yavaşça yemekten kaldırıp onun gibi ciddi bir ses tonuyla konuştum.
“Dönüyorum evet de bir sıkıntımız var.” dediğimde Diyar Yavuz gözlerini kıstı ve devam etmemi bekledi.
“Ecel’ in itleri bulmuş çalıştığım yeri.” dediğimde kaşları çatıldı.
“Bu imkânsız duvarı Kilit koruyor ve biliyorsun ki işine geri döndü.”
“Ben nasılını, niçinini bilmem Diyar abi.” derken etrafıma dönüp kontrol edip masaya eğildim. “Eğer bana yerimi söyleyen piçi bulmazsanız hepinizi silerim, bilirsin eyvallahım yoktur.” dediğimde ona ne demek istediğimi anladığı için yüzü sinirden kızardı.
“Karşında kimin olduğunu unutma Sara, karşındaki düşmanın değil yanındaki eğitmeninim ben senin.” dediğinde ona burnumdan nefes vererek güldüm ve konuştum
“Ne düşünüyorum biliyor musun baba?” dediğimde Diyar Yavuz ona hitap etme şeklimden üzüldüğümü anladı. “Eğer yerimi belli eden kişi Kilit ise kardeşim demem öldürürüm onu.”
“Saçmalama Sara, bahsettiğin kişinin kim olduğunun farkına var, sen onun saç teline kıyamazken o sana bunu yapmaz herhalde.” dediğinde onun gözlerinin tam içine baktım.
“Beni en çok yıkan da bu zaten eğer beni satan kardeşimde olsa acımam. Ki öz kardeşime acımadım. Ona asla müsamaha göstermem.” deyip ona yaklaştım. “Lamia Büyükkaya’ya haber uçur Diyar Yavuz, ondan şüphe ettiğimi bilsin. Ona göre gardını alsın.” dedim tam masadan kalkıp gidecekken konuşmaya başladı.
“Barış evleniyormuş.” dediğinde adımlarım durdu. Dünyam başıma yıkıldı ve ben altında kaldım. “En kısa sürede Orduya dön evine Mühür, eğer dönmezsen sen birilerini öldürmeden seni öldürürler. Unutma silahı çeken kardeşinse ona da acımazsın, acıyamazsın bunu sana ben öğrettim ve görüyorum ki işe de yaramış...”
Bir kez daha dönmedim ya da dönemedim çünkü gözümden akan yaşı görmelerini istememiştim. Hızlı adımlarla restorandan çıktım ve derin nefesler almaya çalıştım, beynimin içinde dönen cümle iki kelimelik kısacıktı ama bıraktığı etki tonlarca ağır bir yükün bıraktığı etkiye eş değerdi. Evleniyormuş...
Yıllar önce beni bekleyeceğine söz veren adam evleniyormuş ve bunun bana gelmesinden hiç gocunmamış...
Onu halen sevdiğime inanamıyordum ama seviyordum işte ya da öyle sanıyordum...
KAAN ASLANER
Sara bir daha arkasına dönemeden gittiğinde ben, Demir ve Diyar Yavuz masada tek kalmıştık ve kaşlarım çatık bir şekilde Diyar Yavuz’a dönerek konuşmaya başladım. “Bana Sara’nın kim olduğunu anlat!” derken sesim itiraz kabul etmeyecek kadar soğuk ve sertti. O ise önce sakin bakışlarıyla beni çözmeye çalıştı ama sonrasından pes etmiş olacak ki konuşmaya başladı.
“Sevdiğin kızın kim olduğunu bilmiyor musun şimdi sen?” diyen Diyar Yavuz bir şeylerden şüphelenmiş gibiydi.
“Sorgulamak yerine anlat, geveleme ağzında bir şeyler.” dediğimde histerik bir gülüşle konuştu.
“Kızımla ilgili bilgileri o istemeden öğrenemezsin Aslaner, bunun sonucu ölüm olur.” dediğinde daha önce buna benzer bir cümleyi Sara’nın ağzından Mina’ya söylediğinde duymuştum ve oldukça ciddiydi. Ona kısık gözlerle bakıp bir süre düşündüm bu olayı bir şekilde öğrenmem gerekliydi ama nasıl?
Ona ters bakışlarımı gönderip nazikçe elini sıkıp yolladıktan sonra Demir’e döndüm. “Kim varsa Ordu, İstanbul veya başka bir Ülkede kim bana onunla ilgili gerçekleri anlatacaksa bulun bana onu ve getirin. Ben yine de şansımı şimdi deneyeceğim Sara’dan yana...” derken yerimden kalkıp odama doğru ilerledim. Odamın karşısındaki oda Saranındı ve içeriden hıçkırık sesi geliyordu. Kapıya yavaşça yaklaşıp içeriden gelen seslere odaklanıp neler olduğunu tekrar anlamaya çalıştım. Bu kızda normal olmayan şeyler vardı ve bunu er ya da geç öğrenecektim sonunda ölüm olsa dahi...
YAZAR ANLATIMIYLA
Sara Deniz kendisini odasına attığında aklında sadece Lamia’nın onda bıraktığı sarsıcı, derin ve bir o kadar yıkım dolu bir ifade ile odasında toplu ayakkabılarını yere bırakıp daldığı yere uzun uzun bakarak üstünü değiştirdi. Balkona çıktığında üstünde ince bir hırka ile boş boş İngiltere’nin gecesinde parıldayan ışıklara uzun uzun baktı. Kafasında çok fazla soru vardı ve bu soruların cevaplarının hepsinin cevabı Lamia Büyükkaya’daydı...
Onunla bir şekilde görüşmeli ve sorularının cevaplarını almalıydı. Telefonunu eline aldığında rehberdeki “L” harfine geldiğinde alt alta gelen dört isme uzun baktı. Hepsine ihtiyacı olacağını biliyordu. Ne kadar kaçmak istese de bu yol onun kaderiydi. Sara Deniz bu amaç uğruna doğmuştu, hayattaki tek amacı buydu. Düşünmeyi bırakıp o şuan gerekli olmayan ama daha sonra işine yarayacak olan isimleri es geçip büyük harflerle yazan isme bastı. “LAMİA BÜYÜKKAYA” ...
Rol yeteneğini kullanmalı ve itirafını beklemeliydi. Suçlu olsa bile bunu ondan duymalıydı. Diyar Yavuz onlara bunu böyle öğretmişti. Öğretilenleri uygulamak zorunda olduklarını da öyle...
Kendi içindeki savaşına son verip ikinci çalışta açılan telefonun karşısından onun sesi geldi. Derin bir nefes çekti içine genç kız ve onun konuşmasını bekledi. Karşıdan normal ses tonuyla konuşan Büyükkaya ile gözlerini kapattı Sara.
“Beni aramanın bir nedeni var mı yoksa öylesine hâl hatır sormaya mı aradın?” dediğinde Sara gözlerini açıp konuşmaya başladı.
“Bir nedeni var ama bunu sen bana söyleyeceksin Lamia!” derken korkarak sormuştu Sara. Yalan demesini istiyordu onun öyle olmasa bile...
“Sara iyi misin? Bir sorun mu var?” derken sesi endişeli çıkmıştı Lamia’nın, korkmuştu kız kardeşi bildiği kıza bir şey olmasından ya da öyle umdu Sara.
“İyiyim ama senin söylemlerine göre iyi olup olmadığıma karar vereceğim.” derken sesi duygudan yoksun çıkmıştı. Bu ses tonunu bilirdi Lamia Büyükkaya bu yüzden yutkunma sesi karşı tarafa kadar geldi ama söyleme zahmetine girmeden konuşmaya başladı.
“Sara sen iyi değilsin, ben kapatıyorum.” dediğinde Sara onun gerçekten ihanet ettiğini anlamıştı. Yalan olmasını dilerdi ama değildi. Kız kardeşi ona ihanet etmişti...
“Bana ihanet ederken çok düşündün mü?” dediğinde Lamia odasında nefes alamadığını hissettiğinde balkonuna çıktı, elindeki telefon düşmesin diye sımsıkı tutuyordu. Onun blöf yaptığını düşünüyordu ama Sara blöf yapmayı sevmezdi. Zorunda kalmadıkça yapmazdı bile...
Onun öğrendiğini anlayıp gözünden firar eden göz yaşını silmeye zahmet bile etmedi. “Düşündüğün gibi değil!” dediğinde hıçkırıklarına mâni olamadan ağlamaya başladı. Bir gün ortaya çıkacağından emindi bu kadar erken olacağını o da beklemiyordu. “Sara lütfen beni dinle...” dediğinde Sara bakışlarını gökyüzüne çevirdi ve duygudan yoksun olmaya zorladığı sesiyle konuştu.
“Artık görevine de gerek kalmadığına göre ki zaten yapmıyorsun, karşımda olman hiçbir sorun teşkil etmez bence...” dedi ve devam etti. “İki gün sonra İstanbul’da...”
Bir şey demek için dudaklarını aralayan Lamia konuşamadan telefonun kapandığını bildiren sesle olduğu yere çöküp ağlamaya başladı. Lamia ‘da oturduğu balkonda kendini sıkmayı bırakıp gözyaşlarını serbest bıraktı ve dudaklarını araladı.
“Kilit devri kapandı...”
Hıçkırıklarla ağladığı gecenin ardından kendine ekip kurması gerektiğinin farkına vardı. Onun yanına tek başına gidecek kadar aptal değildi genç kız. Yeni müttefikler bulmalıydı onu iyi tanıyan müttefikler...
Sara Deniz
Rehberimi açtığımda önünde ilk “L” harfi açık olduğundan gözüme iki isim çarptı ve ikisine de çok güveniyordu. Bunlardan ilki Lexi Chase’di. Kendisini riske atmayan bir kızdı Lexi. Onunla eşiyle çıktığım bir iş yemeğinde karşılaşmıştım ve çok kısa bir sürede yapılması mümkün olmayan bir planı bana sunduğunda eşi Antonie’nin onu neden seçtiğini anlamıştım. Eşinin yer altında sözü geçen bir insan olduğuna bakılırsa karısı ondan daha korkulur hâle gelmişti. Gerek güzelliği gerek zekası ile beni bile etkilemeyi başardıysa eşini etkilemesi çok da zor olmasa gerekti. O kısa planlarıyla ünlü bir isimdi onu tanımayanın bulması zordu ama tanıyanların kara listesine il sıralardan giren bir kadındı. Hatta yakında söylenen bazı kişilere göre kız kardeşine kıyarak ailesinin başına geçmesi sadece bir gününü almıştı. Onu karşıma almak şöyle dursun yanımda olmasını en çok istediğim kişilerden biriydi. Ona durumu anlatan kısa bir mesaj attım tek okumalık bu mesajı aldığında bana bir şekilde haber uçuracağına emin olduğumdan rehberdeki “L” harfindeki ikinci isme tıkladım. Lina Karataş...
Onunla tanışma hikayemiz oldukça trajikomikti çünkü benimle aynı üniversiteden mezundu. Beni Mühür olduğumu bilen sayılı insanlardan biriydi ve bunu ona birileri söylememişti. O bir bilgisayar mühendisiydi ve şu anda çok ünlü bir hacker’dı. Adını o kadar çok duyurmuştu onu tanımayan kalmamıştı hatta bazı yeraltından yasadışı insanların ondan yüklü miktarlar karşılığında bir şeyler istediğini bile duymuştum. Benim de maalesef ki telefonumu hacklemiş ve öyle tanışmıştık. Benim için canını bile verecek bir kızdı. Aramızdaki bağ o kadar derin ve güçlüydü. Ona da Lexi’ye attığım mesajın aynısını attığımda rehberde gezinmeye devam ettim ve “Nora Yılmaz” ismiyle durdum. Bu kıza yazmak ne kadar tehlikeli olsa da geri adım atmadım. Albay Egehan Yılmaz’ın kızıydı ve deli dolu bir kızdı. İyi anlaşırdık ve bana çok sadık kalacağından emindim ama bu konu Albay’ın kulağına giderse pek hoş şeyler olmayabilirdi. Yine de ona da aynı mesajı attığımda ekipte erkek gücüne de ihtiyacımız olacağını bildiğimden ekranı biraz daha kaydırdım ve onun ismini görmemle gülümsedim. Patrick Jackson çok ünlü bir iş adamı aynı zamanda da baya tanınan bir insandı benimle iş yapmaktan çekinmeyeceğinden emindim. O yüzden mesajı atmaktan çekinmedim ve bir kere düşünmeden hareket ederek Antonie Chase’de mesajı attım.
O adam ekiptekilere kıyasla daha tehlikeli kalıyordu ama eşiyle olacağından pek de zararı dokunmaz diye düşünerek mesajı ona da atmış bulunmuştum. Geriye sadece beklemek kaldığından telefonu masaya bıraktım. Bunların bir rüya olmasını ve hemen bitmesini isterdim ama öyle olmamıştı çünkü kapının açılma sesiyle gerçeklik yüzüme bir tokat misali çarpmıştı. Odamın anahtarı kapıdaki adamlardaydı ve içeri giren Aslaner’den başkası olamazdı. Adım sesleri gittikçe yaklaşırken arkama dönmeden önüme bakmaya devam ettim, o da yan tarafımdaki boş sandalyeye oturarak bakışlarını üzerimde tuttu. Tam konuşmak için dudaklarını aralamıştı ki telefonumun melodisi söyleyeceklerini ağzında tutmasına sebebiyet verdi. Telefon ekranımda yazan isimle gülümsedim ve aramayı cevapladım.
“Selam Ms. Deniz, açıkçası bana yazman beni şaşırttı. Bilirsin ki ben karşılıksız iş yapmam.” dediğinde onun bu dediğinde kısa bir kahkaha atıp konuşmaya başladım.
“Biliyorum Bay Chase fakat buna mecbur kaldım sizden daha güçlü isim bulmam çok zor.” dediğimde onun gururunu okşamış olacağım ki konuşmayı sürdürdü.
“Eşime de attın sanırım mesajı seninle çalışmaktan büyük bir zevk alacağım.” dediğinde konuştum.
“Sadece bir haine had bildireceğiz o kadar.” dediğimde gülümsedi ve vedalaşıp telefonu kapattık. Aslaner önce uzun uzun beni izledi ve ardından konuşmaya başladı.
“Kimsin sen Sara Deniz?” dediğinde ona yavaşça dönüp konuşmaya başladım.
“Emin ol kim olduğumu bilmek istemezsin Kaan Aslaner.” dediğimde durdu önce uzun uzun izledi yüzümü ezberlemek istercesine ama sonra aklına gelen şeyle konuşmaya başladı.
“Bir sorum hakkım olsa?” dediğinde durdum ve ona gözümü açıp kapatarak onayladığımı gösterdim. Benden bir şeyler almadan rahatlamayacaktı.
“Neden abin olduğunu bana daha önce söylemedin?” dediğinde ona donmaya başlayan bakışlarımla bakıp konuştum.
“Sen-” derken sözümü kesip devam etti.
“Bağlantılarım güçlüdür.” dediğinde telefonunun çalması ile bakışlarını benden çekti ona giden aramayı tahmin ettiğimden sırıttım ve yüz ifadesinin anbean değişmesini izledim. Telefon kapandığında şaşkınlıkla bakarak bana döndü. “Nasıl olabilir bu? Nasıl bulursunuz?” sanırım ona her şeyi anlatmanın zamanı gelmişti çünkü sıradaki ölen olmak istemiyorsa kimseye anlatma şansı yoktu.
“Hazırsan hayat hikayemi sana anlatıyorum Aslaner bunu dinleyen sayılı kişilerden olacaksın.” dediğimde yerinde dikleşti ve konuşmaya başladım.
“Ben doğmadan önce Karadeniz’de bölge sahibi olan büyüklerimiz çok da birbirlerini sevmezmiş bu nedenle de hep bir yarış içine girerlermiş. İki toplanma masası var. Birinci masada tüm liderler gelir konuşulur bunda en büyükler de dahil. İkincisinde ise sadece bölge liderleri otururdu. Büyükkayalar ile Denizlerde uzun bir maziden dolayı bayadır kavgalılar. Bir gün çok büyük bir kavgaya tutuşmuşlar en güçlü olanı herkesle oylama yaparak seçmeye karar vermişler ama oylar eşit kalmış. Bu nedenle masanın en büyüğüne söz hakkı düşmüş. En büyük olan düşünüp taşınıp masayı tekrar toplamış ve iki ailenin liderine de sırada doğan ilk kız çocuğunu en güçlü yetiştiren ve masa lideri yapacak kadar güvenen bu masanın en güçlüsü olur demiş.” dediğimde Kaan konuşmaya başladı.
“Neden kız?” dediğinde konuşmaya devam ettim.
“Çünkü kızlar onlara göre daha zor bir masaya oturacak güce gelirmiş.” dediğimde beni onayladı. “Dedem tabi bu haberi alınca önce sinirlenmiş çünkü Büyükkayaların zaten hazırda bir kız çocuğu vardı ama Denizlerde evli olan tek kişi en büyük amcamdı ve onun da eşi daha yeni doğum yapmıştı. Dedemde apar topar babamı evlendirme çabalarına girmiş ve en kısa sürede bir kız çocuğu istediğini söylemiş. Babam zaten sevmediği biriyle evlenince ve bir de ondan çocuk yapmak zorunda kalınca babama büyük bir kin beslemiş. Dünyaya gelen ben ile işler karışmış babam kızını dedeme bırakarak karısıyla beraber İstanbul’a gelmişler. Abimde benimleydi ama dedem bana daha çok düşkün olduğu için o genelde amcamlarda kalırdı. Abim ne zaman bize gelse mutlu olurdum çünkü dedem sadece o zamanlar bana ‘eğitim’ adı altında işkence etmeyi bırakırdı. Gözünü hırs bürümüştü... Beni bir yetişkinin bile dayanamayacağı testlere soktuğunu hatırlıyorum. Bir süre eğitimlerimi ondan alırken bir süre sonra Diyar abiyle tanıştım. Beni dedemden kurtarıp o eğitmeye başladı. Bu konuda ona ne kadar teşekkür etsem az çünkü beni hiç zorlamazdı hatta Lamia ile kardeş gibi büyümemizi sağlayanda o idi. Sonra masada şu karar alınmış biz sonradan öğrendik tabi. Bir yarış düzenlenecek kazanan büyük bir elmas olacakken kaybeden onu ölümüne koruyacaktı. Bu sırrı bu masadan duyan herkese bir tetikçi tahsis edilmiş ve onlarda babadan oğula sistemle çalışıyorlardı. Yani şimdi o masadan biri bu sırrı açık ettiği an tetikçi tarafından vurulacaktı ve bu tetikçi onların hep en yakını olurdu.” dediğimde Kaan araya girdi.
“E Mina ve ben öğrendik.” dediğinde konuşmaya başladım.
“Artık sizin peşinizde o zaman. O yüzden kimseye anlatamazsın.” dediğimde bana dehşet içinde baktı çünkü akıl alır şeyler anlatmıyordum. Lamia ve ben bunları yaşamıştık.
"Diyar abi bize hep birbirimize ihanet etmemiz gerektiğini ne olursa olsun birbirimizi korumamızı bize öğretmişti hatta bunu bir kural haline getirmişti ama Lamia bu kuralı çiğnedi." Dediğimde konuşmaya başladı.
"Ona zarar veremeyeceksin Sara." Derken sesi itiraz istemez gibi sert, teyit etmek ister gibi şüpheci çıkmıştı. Gözlerimi manzaradan alıp onun gözlerine diktim ve alay eder gibi konuştum.
"Neden yapmayayım?" Dediğimde konuşmaya başladı.
"Ona zarar veremezsin çünkü.." Deyip gözlerimin içine bakarak sustu ardından başını yavaşça sağa yatırıp devam etti. "O senin çocukluk arkadaşın." Dediğinde ona ifadesizleşen gözlerimle bakıp konuşmaya başladım.
"Hadi benim çocukluk arkadaşım Aslaner, o kız senin neyin?" Dediğimde bana çatılan kaşlarıyla bakıp konuşmaya başladı.
"O benim gençliğim Sara eğer onun kılına dahi zarar gelirse-" deyip ayağa kalktı ve sözüne devam etmeden öylece gidecekken ondan önce davranıp onu kolundan tutup durdurdum. Onun boşluğuna gelmiş olacak ki beni sertçe kendine çekti gözlerimizin tam içine bakarken konuşmak benim için sorun teşkil etmezdi ama onun hızlanan kalp atışlarını, büyüyen göz bebeklerini ve yutkununca oynayan âdem elması işleri sorunlu hale getiriyordu.
"Gelirse ne olur, söylesene?" Dedim meydan okurcasına. O önce benim dudaklarıma kayan bakışlarını gözlerime tekrar çıkarıp kısık sesle konuşmaya başladı.
"Onu görmek dahi istemezsin Sara, umarım da görmezsin..." Deyip beni nazikçe bıraktı ve iki adım uzaklaşıp bizim için ayrılan odanın kendine ait kısmına ilerledi. Kapısını kapattığında ben kendi yerime geri dönüp oturduğumda aklıma Kaan'ın bu işin peşini bırakmayacağı geldi hemen masanın üstünde duran telefonumu alıp rehberden Lina Karataş'ı aradım. Telefonu açması çok kısa sürdü.
"Umarım beni aramanın önemli bir nedeni vardır." Derken sesi gergindi, iş üstünde aradığımı düşünüp hızla durumu açıkladım.
"Bir ekip kuruyorum Lina, sana bunun sebebini mesaj olarak attım bana acilen Lamia Büyükkaya'nın her adımını ilet özellikle Kaan Aslaner ile olanları..." Deyip telefonu kapattım. Mesajı okuyunca neden bunu istediğimi bağdaştırır diye ummuştum ama beni araması yanılttı.
"Büyükkayaları karşımıza mı alıyoruz? Neden? Sen delirdin mi yanlışlıkla acaba?" Dediğinde çoğul konuşması işi kabul ettiğini gösteriyordu. Bu haline gülümseyip konuşmaya başladım.
"Evet karşımızda olmak isteyen onlardı." Dediğimde konuşmaya başladı.
"Neden? Ne oldu? Kavga mı ettiniz? Nasıl oldu? Her şeyi anlat çabuk!" Dediğinde konuştum.
"Bunu yüz yüze konuşmamız daha doğru Lina ama sana spoiler verebilirim." Dediğimde heyecanla cevap verdi.
"Yolla gelsin..." Deyip heyecanla beklediğinde dudaklarım aralandı.
"İhanet..." Dediğimde karşı taraftan bir süre ses gelmedi ardından konuşmaya daha düşük volümle başladı.
"Demek o da seni bırakıp gitti..." Dediğinde vakit kaybetmeden devam etti. "Birazdan elinde tüm veriler olur bebişkom sen hiç merak etme, ben seninleyim..." Dediğinde yüzümün düştüğünü anlamış beni neşelendirmek istediğini bildiğim için gülümseyip konuştum.
"İyi ki varsın..." Dediğimde telefon kapandı. Lina bu cümleye cevap vermeyi sevmezdi duyardı ve kapatırdı. O da böyleydi işte onu yargılayamazdım. Neler yapacağımı aklımda kurarken beklediğim mesaj geldi. Hemen açılan sayfadaki linke tıkladığımda gerçekten de Aslaner'in hiç vakit kaybetmediğini gördüm. Onu aramış ve on beş dakika konuşmuştu. Bu gülümsememe neden oldu gerçekten ona değer veriyordu. Aslaner'in zaaflarından biri geçmişi idi ve bunu bana göstermişti. Onu oradan vurmazdım ama eğer o benim damarıma basarsa hiç acımazdım. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalamış ama ne kadar geçtiğini bilmediğim süre boyunca hiç yerimden kalkmamıştım ta ki kapının alacaklı gibi çalınmasına dek.
O kadar dalmıştım ki yerimde sıçradım. Hemen kapıya koştuğumda Kaan da odadan hızla çıktı. Kapıyı açmaya benden önce açtı gelen Demirdi ve bu pek hoş değildi çünkü korkmuştum. Kaanda korkmuş olacak ki sinirle ona çattı.
"Olum manyak mısın böyle kapı mı çalınır?" Dediğinde Demir nefes nefese onun dediklerini umursamadan konuştu.
"Abi Lamia Hanım..." Dediğinde kaşlarım anında çatıldı. Kaan tabi ki hemen endişe ile konuştu.
"Ne oldu?" Dediğinde konuşmaya başladı.
"Pusu..." Dediğinde kaşlarım havalandı. Lexi Chase...
Bu planı bu kadar kısa sürede ondan başkası yapamazdı. Ona hayran olmakta haklıydı Antonie...
Kaan'ın çatık kaşları bana döndüğünde Demir'inde bakışları bana döndü. Onlara ters ters bakıp arkamı döndüm. Kaan hemen peşime takılıp kolumdan tutup beni kendine çevirdi. Onun kolumu tutan eline bakıp onun gözlerinin içine baktım ters bir şekilde konuştuğunda ise bakışlarım kırıldı. "Sen hiç sevilmemiş olabilirsin ama sana ona olan ilgimi ve sevdiğimi söylerken nasıl hâla bu kadar gaddar olabilirsin ya nasıl?!" Derken başımdaki kırılmayı anlamış olacak ki sustu ardından beni bıraktı ve Demir'e döndü. "Hasar ne?" Dedi korkuyla ben ise sadece onun bana dönen sırtına bakıyordum. Demirde onun bu çıkışına şaşırmış olacak ki önce bocaladı ardından düzgünce konuştu.
"Hasar yok ama geri dönsek pek iyi olacak." Dediğinde Kaan konuşmaya başladı. "Bundan sonra gitmemiz gereken yerlere holdingden birilerini göndersinler uçağı hazırlatın, 1 saate yola çıkalım." Dediğinde Demir onu hızla onaylayıp kapıyı kapatarak çıktı. Ben olduğum yerden oynamadım ve Kaan'ın bana dönmesini bekledim ama bana dönmedi ve odasına döndü.
Ben bana ayrılan odaya girdiğimde hızla açık olan valizi kapattım. Gözlerimden akmak için zorlayan yaşları geri ittim ve çalan telefonuma döndüm. Lexi Chase arıyordu...
Onun aramasını açtığımda hemen konuşmaya başladım. "Benimle olduğuna sevindim Lexi.." Dediğimde konuştu.
"Her zaman canım bu sadece bir göz korkutma ve senden habersiz yaptığım son işim. Biliyorum biraz üstüne gelecekler ama yapacak bir şey yok." Dediğinde gülümsedim ve teşekkür edip telefonu kapattım. İşte onları bu yüzden seçmiştim. Ne istediğimi ve ne isteyeceğimi anlayacak insanlardı...
Beni tanımalarına gerek yoktu direkt yapacakları işe odaklanmışlardı. Odaklanacaklardı da...
Hızla topladığım valizi kapı önüne getirdim. Üstüm güzeldi o yüzden hiç dokunmadım. Salonda çıkacağımız saati beklerken telefonumdan kimin ne yaptığına bakıyordum. Magazin programları Lamia Büyükkaya'nın pusuya düşmesini konuşuyorlardı. Depolarından biri patlamıştı ama magazin sadece bunu değil başka bir şeyi daha yazıyordu. Lexi Chase ve Antonie Chase 'in röportajıyla ortalık kaynıyordu. İzlediğim röportajı tekrar izlediğimde resmen yıllar önce verilen röportajdan alıntı yaparak bir şeylerin fitilinin ateşlendiğini gösteriyorlardı. Ordunun kendi programında gündem bendim...
Geri dönüp dönmeyeceğimle ilgili teoriler yürütüyorlardı ve Lamia'nın geri dönmesi onları korkutmuştu. Tabi burada yayınlananın Türkiye'ye aktarılmamış olması imkansızdı. Birçok söylentilerin dolaştığı kişiyi Ordulular bilse de daha önce magazin bunları konuşmamıştı ama artık sanırım onların da ilgisini çekiyordu çünkü konu aynı zamanda Lamia'yı da ilgilendiriyordu. Bu yüzdendi bu bilinmeyen, ortadan kaybolan Mühür'ün dikkatlerini çekmeleri, geri dönüşüm çok fena olacaktı ve bunu Orduluların hepsi biliyordu ama magazin dinleyenlerinin tehlikenin farkında değillerdi. İçeri adım sesleriyle dolduğunda gelenin Kaan olduğunu gördüm. Üstünde lacivert takım elbisesi ile saatini kontrol ederek kafasını kaldırdı ve bana baktığında direkt kafasını çevirdi. Gerçekten hala benim yaptığımı düşünüyordu ki asla da satmazdım zaten Lexi’yi...
Demir’in odaya girip her şeyin hazır olduğunu çıkmamız gerektiğini söyleyince ayaklandım ve kimseye bakmadan odadan çıkmak için ilerledim. Onlar arkamdan ne mırıldandı bilmiyorum ama umurumda da değildi. Arabaya binip havaalanına yetişene kadar olan yolculuğumuz boyunca kimseden ses çıkmamıştı. Uçağa bindiğimizde ise o sessizliği telefonumun melodisi böldü. Arayan Diyar Yavuz idi...
“Olanları duymuşsundur, bu işte senin parmağın yoktur umarım...” dediğinde onun dediklerine kısa bir gülüş ile karşılık verip konuşmaya başladım.
“Ya ben yapmadım ama benim yüzümden oldu diyebilirim.” Dediğimde biraz sinirlendim ama benim sözlerimle telefonu kapatması bir oldu. “Zaten kötüye bir şey olmaz merak etme.”
Telefonun kapatılmasıyla sinirle gözlerimi kapattım ama gelen mesaj sesiyle geri açıldı. Diyar Abi sesimi duymaya dayanamamıştı.
Orduya haber saldım. Bütün adamların tekrar işe döndü ve uçaktan indiğin an seni karşılayacaklar. Hoş geldin Mühür...
Yazan mesaja sırıtıp telefonu kapattım. İstanbul’a adamları getirttiklerine göre artık resmi olarak geri dönmüştüm. Bunu duyanlar başıma üşüşmeden engellenmeliydiler. Yoksa ölmem kısa sürerdi. Artık Mühür geri dönmüştü bunu duyan bazıları üzülecek bazıları ise korkudan tir tir titreyecekti. Sevinen kişi sayısı azdı ama onlarda karşımda olmadıkları içindi...
Mühür geçmişinin intikamını çok ağır alacaktı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…