BÖLÜM 9: YAĞMUR DAMLALARI

Yazar: Ecrin S

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 9: YAĞMUR DAMLALARI

Perde rüzgar yüzünden kıpırdıyordu. Hava fazlasıyla serin ve yağmurluydu. Yağmur hızlandığında cama vuran yağmur damlaları da hızlandı. Odanın içi iyice serinlemiş benim de ürpermeme neden olmuştu. Buna rağmen camı kapatmadım.
Yatak camın rahat görünebileceği bir yerdeydi. Bilerek böyle koymuştum. Dışardaki mutlu veya mutsuz insanları izlemeyi seviyordum. Farklı hayatlar görmek farklı bakış açılarını öğrenmekti.
Karanlık olması sokağa derin bir kasvet bindirmişti. Yağmur ise bunu daha da derinleştiriyordu. İnsanlar evlerine kapanmış uykunun en tatlı saatlerini yaşıyorlardı.
Her evde ayrı bir duygu vardı. Ancak ben sadece iki evde ne olduğunu biliyordum. Karşıdaki yıllardır boş olan eve baktım. O evde ölüm vardı bu evde ise yalnızlık. Yakında iki evin duygusu da aynı olacaktı.
O eve ne zaman baksam içim yanıyordu ellerim buz gibi olmuş olmasına rağmen cama biraz daha yaklaştım. Nefeslerim düzensizleştiğinde ne yapacağımı bilememiştim.
Kısa süreliğine nefesimin kesilmesi ise o evde gördüğüm kişiydi. Onun burada ne işi vardı ki? Şimdi bana bakıyor hatta el sallıyordu. Hayal gördüğümü düşünüp gözlerimi kırpıştırdım. Aras ve annesi öldükten bir süre sonra Aras'ın babası o evde kalmış acılarına dayanamayınca ise kapısını kilitleyip çıkmıştı.
Yüreğime giren ani sızı ile gözümden bir damla yaş düştü. Bana camdan el sallayan Hakandı... Ama yanında Aras vardı
"Delirme Hilal... delirme." diye fısıldadım. Sesim ürpertici çıkmıştı. Gözlerimi kapatıp açtığımda bana doğru ciddiyetle bakan Hakan'ı gördüm. O eve taşınmış olmalıydı. Eliyle aşağıyı yani sokağı gösterdi. Dışarı çıkmamı istiyor olmalıydı.
Dışarı çıkma isteği tüm bedenimi sardığımda sadece ayakkabılarımı giyerek çıktım. Üstümde sadece ince bir pijama vardı. Yağmurun etkisiyle ıslanmaya başlamıştım. Binanın önünde durduğumda su damlacıkları yüzümü ıslatmıştı. Yerlerdeki çukurlara su birikintileri oluşmuştu. Saatin geç ve yağmurlu olması insanları iyice evde durmaya mecbur bırakıyordu. Havaların iyice soğuması ve sonbahar da yaprakların dökülmesi ve yağmuru beraberinde getiriyordu. En sevdiğim mevsimin sonbahar ve kış olması yüzümde minik bir gülümsemeye neden olmuştu.
Hayata en sevdiğim mevsimde veda edecektim.
Hakan yanıma doğru ağır adımlar attığında biraz önce durmak üzere olan kalbim şimdi hızlanmıştı. Sadece birkaç kez görmeme rağmen onu görmek yüreğimde bir fırtınaya sebep oluyordu.
"Hoşgeldin." dediğinde ağır ağır kafa salladım. "Sağol... Beni neden çağırdın?"
"Tek başına dışarıyı izlemene gönlüm razı gelmedi." dediğinde kafasını benden karşı yola çevirdi. "Biraz yürüyelim mi?"
"Olur." yağmur iyice üşümeme neden olmuştu. "Böyle çıkarsan tabi hasta olursun." dedi omuzlarıma ceketini koyarken. Omuzlarım şimdiden buz gibi olmuştu.
"Gerek yoktu."
"Vardı. Hasta olma." dedi gülerek. "Şimdi de sen üşüyeceksin." dediğimde sesim üzgün çıkmıştı.
"Ben üşümem merak etme." adımlarımız bütünleştiğinde yanıma anahtar ya da telefon olmadığım geldi. Ama yinede şuan bu güzel anın tadını çıkarmak istiyordum. "Senin o evde ne işin vardı."
"O evde kimsenin olmamasından rahatsız olduğun için artık orada yaşayacağım."
"Ama nasıl?"
Sorumu duymazdan geldi. "Aras'ı hala seviyor musun?" diye sorduğunda kafamı öne eğdim. "Sevmeyi hiç bırakmadım ki..."
"O da seni hala seviyor." evden biraz uzaklaştığımızı anladım.
"Aras öldü." dedim yabancı mutluluktan fazlasıyla uzak bir gülümseme ile.
"Senin içinde hala yaşıyor." güldüğünde Aras'ın yüzü gözümün önüne geldi. Aras'ı düşünmek, hatırlamak bana mutluluk veriyordu. "Aras'dan sonra başka birine karşı birşeyler hissedersem ona ihanet etmiş olur muyum? "
"Eğer o kişi bensem hayır. Ama başka biriyse evet. Senin için ölen birine ihanet etmiş olursun."
"Bu kadar net olman... kafa karıştırıcı ve..." cümlemi tamamlayamadım.
"Sen bunları duymak istediğin için söylüyorum Hilal."
"Benim neyi duymak istediğimi nereden biliyorun ki?"
"Hayallerini, acılarını arzuları, korkularını, düşücelerini hattta aklından geçen çoğu şeyi biliyorum." dedi gülerek. Ellerini saçlarına uzatı ılanan tutamlaı geriye doğru itti. Bu gecenin karanlığına rağmen yüzünün daha rahat gözükmesini sağladı.
"Sen benim daha yeni tanıdığım psikoloğumsun... Daha doğru dürüst sana kendimi anatamadım bile."
"Ben senin içindeki masum ve güzel anılarım ay ışığı, masum ve geleceğe dair umudunun kaldığı yanınım." gözlerini tam üstümüzdeki yarım aya dikti. Hilale. Tam tepemizdeydi ve bizi aydınlatıyordu.
"Benim o yanım Aras'tı... Sen Aras mısın ki?" diye şüpheyle bir soru sordum. Zihnim allak bullak olmuştu. "Boşver düşünme bunları." yağmur yeniden hızlanmaya başladığında üstümüz tamamen ıslanmıştı.
"Şuraya oturalım hadi." dediğinde arkasından ilerledim ve yanına oturdum. Dökülen ağaç yapraklarının arasında güzel manzaralı bir banktı.
"En sevdiğin, sevdiğim mevsim." dedi kurumuş yapraklara bakarak. En büyük olanı seçmek için bakışları kısa bir süre yerde gezindi. En sonunda düzgün bir tane alıp incelemeye koyuldu.
"Hani benim hastalığım için bir tedavi yolu var ya. Donör. İyleşirsem seninle mutlu bir hayatımız olabilir mi?"
"Kim bilir? Belki başka bir yaşamda." dediğinde yapmur damlaları yüzünü ıslatmıştı. "Ben bu yaşamda mutlu bir son istiyorum." dedim küçük bir çocuk gibi mızmızlanarak.
"Birinin ölmesini engelleyemezsin Hilal. Tıpkı öldüğünde geri getiremeyeceğin gibi." ilk cümlesindeki ima benim içindi. İkinci cümlesi ise...
"Denemeye değmez mi?"
"Bu imkansız. Kendine zarar veriyorsun güzelim. Acı çekerken yok oluyorsun."
"Ne yapmam gerek peki?"
"Kendini kandırmak yerine tamamen unutmayı denemelisin." bana döndü ve ellerinin arasındaki hafif yıpranmış, kurumuş yaprağı avcumun içine bıraktı. "Çünkü kandırırken..." sözü yarıda kesildi.
"Hilal!" diye bağıran Mert abimin sesi ile.
"Sana deli diyecekler Hilal. Sevgini hastalıklı bulacaklar. Kimseye söyleme benim burada olduğumu. Aşkında söz sahibi olamasınlar." Hakan'ın söyledikleri bir ok gibi beynime saplanırken hiçbir şey diyemedim. Aşkında demişti aşkınız ya da aşkımız dememişti. Bunun artık tek taraflı olduğunu bilmek ya da hatırlamak canımı acıttı. Birşey dememi de beklemeden gitmişti.
"Nereye gittin yine?" dedim sessiz bir tonla. Gitmesi gözümden bir damla yaş akmasına sebep olduğunda omuzlarımda ürperti hissetmiştim. Sıkıca biri bana sarıldığında ne olduğunu anlamam saniyelerimi aldı.
Evden fazlasıyla uzakta işsiz bir yerde bankta tek başıma oturuyordum. Buraya tek gelmiştim. Kısa bir süreliğine bunu anlamam garip gelse de sonra yeniden kafam karıştı. Biraz önce ne olmuştu?
Kafamı kaldırdığında ayın yerini güneşe bıraktığını gördüm. Herşey o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki kafamın karışmaması işten değildi.
"Saatlerdir seni arıyoruz Hilal." dedi Mert abim endişeli bir ses tonuyla. "Neden buraya geldin?"
"Buraya tek gelmedim..." dediğimde sesim bir fısıltıdan öteye gidememişti. "Hakan vardı bana bu yaprağı verdi hatta."
"Hilal iyi olduğuna emin misin? O yaprağı yerden alan sendin." bunu demesiyle kaşlarımın çatılması bir oldu. Kafam o kadar karışıktı ki hiçbir şeye anlam veremiyordum.
"Hatırlamıyorum..." dedim sakince. Sesim beklediğimdenda yavaş çıkmıştı. Yeniden ağlamaya başladığımda polislerin bizi izlediğini o an farkketim. Hiçte sakin olmayan bir şekilde ağlamaya başladığımda Mert abim sıkıca sarıldı.
"Geçti kardeşim geçti. Şş sakin ol geçti." üstüm tamamen ıslanmıştı üstümde artık Hakan'ın ceketi yoktu.
"Kızım iyi misin?" diye bağıran ve bize doğru koşan annemi gördüm. Konuşmuyor ya da haraket etmiyordum. Edemiyordum. Kaskatı kesilmiştim.
Sağlık görevlileri olduğunu düşündüğüm bir kaç kişi yanıma geldiğinde tepkisizliğimi sürdürdüm.
"Beni duyuyor musunuz?" sessizlik.
"Şoka girmiş olmalı." başka bir sese karşı sessizliğimi sürdürdüm.
"Isıtmalıyız titriyor..." bu duyduğum son sesti. Sonrasında güneş yerini benim için karanlığa teslim etti.

Ne kadar süre geçmişti bilmiyordum. Uyandığımdan beri birkaç kez beni konuşturmaya çalışmışlardı ama ben her seferinde aynı sessizlikle cevaplamıştım onları. Kimsenin ne düşündüğünü umursamıyordum. Tek düşündüğüm Hakan'ın hayallerimde bile beni terk etmesiydi.
"Bana ne olduğunu anlatmak ister misin?" bir kadın yanımdaki sandalyeye oturdu.
"Hiçbir şey olmadı." saatler sonunda dediğim tek şey buydu.
"Ama hava çok yağmurluydu hiçbir şey almadan çıkmışsın evden. Yakın zamanda bir sadırıya uğradığınızı öğrendik bir tehdit veya başka birşey..."
"Sana deli diyecekler Hilal. Sevgini hastalıklı bulacaklar. Kimseye söyleme benim burada olduğumu. Aşkında söz sahibi olamasınlar." Hakan'ın dedikleri zihnimde tekrarlandı.
"Hayır tamamen kendi isteğimle çıktım. Hiçbir baskı altında değildim. Avukatım ben neyin doğru olduğunu ve yasal sürece hakimim. Bu sıralar biraz sıkıntılı bir dönemde olduğum doğru."
"Yanınızda Hakan diye biri olduğunu söylemişsiniz..." hızla sözünü yarıda kestim. "O an şoktaydım. Ne dediğimi bile doğru düzgün hatırlamıyorum." tam tersine hiçbir şeyi unutmamıştım.
"Şoka girmeniz..." yine yarıda kestim. Artık sıkmaya başlamıştı. "Bu sıralar biraz bunalımdayım. Hatta işime de ara verdim. Merak edilecek bir durum yok. Artık eve gitmek ve kafamı dinlemek istiyorum."
"Sizi anlıyorum Hilal hanım. Dilerseniz bir uzmanla görüşmek size yardımcı olabilir çünkü halüsinasyon gördüğünüzü düşünüyorum."
"Bende sizi anlıyorum hanımefendi ben gayet iyiyim bir sorun yok o an bilincim kapalıydı. Eğer gerek görürsem yapabilirim kendi kararlarımı verecek yaştayım." derin bir nefes vererek ayaklarımı yere doğru uzattım. "Eğer bir sakıncası yoksa eve gidip duş almak istiyorum."
"Tabi ki Hilal hanım. Ama yalnız olmadığınızı ve istediğiniz zaman destek alabileceğinizi hatırlatmak isterim."
"Teşekkürler." kadın ağır adımlarla ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi. Çıkmak üzereyken bana döndü. "Bu tür durumlar genellikle intihar ile sonuçlanıyor. Hafife almamak önemli."
İntihar gibi bir durumla karşılaşmayacağımı biliyordum. Çünkü bana gerek kalmadan hastalığım bunu yapacaktı.
Odada tek kaldığım için sonunda rahatlayarak derin bir nefes verdim. Üstümü giyindiğimde sehpanın üzerindeki sudan birkaç yudum içtim.
"Hilal." dedi babam gülerek içeri girerken. "Neler duydum bir bilsen. Halüsinasyon görmüşsün. Hakan diye sayıklamışsın." kocaman bir kahkaha attı.
"Niye geldin?"
"Bu sıralar pek keyfim yok biraz eğleneyim dedim." göz devirdim bu lafına. "Defol git."
"Benden kurtulamayacağını biliyorsun kızım." kızım kelimesini öyle bir söylemişti ki beni gerçekten kızı olmadığımı hatta düşmanından daha da öte olduğumu bir kez daha anladım. "Defol git." diye bağırdım kapıdan çıkmaya çalıştığım sırada.
"Nasıl gördün Hakan'ı?" kolumu daha da sıktığında konuşmaya devam etti. "Mezardaki birini bile rahat bırakmayacak kadar takıntılı bir delisin." zihnimde yine Hakan'ın dediği sözler belirdi.
"Sana deli diyecekler Hilal. Sevgini hastalıklı bulacaklar. Kimseye söyleme benim burada olduğumu. Aşkında söz sahibi olamasınlar."
Yine Hakan'ın dediği doğru çıkmıştı çünkü bu sevgi deliceydi.
"Beni rahat bırak."
"Bana bağırmaman gerektiğini unutmuş olmalısın. Bir ara bizim eve gelde sana korkularını hatırlatayım."
"Bana hiçbir şey yapamazsın artık."
Kapıyı vurarak çıktığımda annemle karşılaştım. Mert abimle beraber oturmuş beni bekliyorlardı.
"Kızım iyi misin?"
"İyiyim hadi gidelim." dedim sinirle. "İyi olduğuna emin misin?"
"Evet de siz babamı niye gönderdiniz içeri."
"Sana destek çıkmak istediğini söyledi."
"Sende inandın mı anne? Çocuk bile inanmaz buna. Eve gidelim hadi." sert adımlarla çıkışa doğru ilerledim. Mert abimin annemle konuştuğunu duydum ama sonra annem de yanıma geldi.
"Ne olduğunu sormayacağım merak etme."
"Çok iyi olur."
"Sakin ol kızım anlıyorum sinirlerin bozuk ama..." güldüm bu lafına.
"Anne!" adımlarım durdu ve tamamen ona baktım. Sesim düşündüğümden de yüksek çıkmıştı. "Hala boş umutlara kapılıyorsun. Yeter artık. Babamı görmek, duymak, bilmek istemiyorum. Anla artık o pislik herifin nasıl biri olduğunu. Çocukken bile anlıyordum ben senin bu hatalı seçimini." hatalı seçim dediğimde babamdan bahsettiğimi biliyordu. "Ama sen bu kadar şeye rağmen bile anlamıyorsun anne! Ben sana daha ne diyeyim?"
Sessizlik ardından hıçkıra hıçkıra ağlayan çaresiz bir kadın. Hatalı kadın ve onun hatalı seçimi. Ve ortada paramparça bir çocuk.
İçimdeki öfke öyle çok harlanmıştı ki ne bir teselli ne de başka bir şey yapmak istemiyordum.
Taksiye binip eve gidene kadar kimse tek bir laf bile söylemedi. Eve girer gşrmez güzel bir duş aldım. Anneme bunları diyebilmek beni öyle rahatlatmıştı ki zihniminde dinlendiğini hissediyordum. Duştan çıktıktan sonra odanın kapısını kilitleyip bilgisayardan güzel bir film açtım. Keyifle onu izledim. Akşam saatlerine doğru odanın önünden tıkırtılar gelmeye başladı.
"Hilal gel birşeyler ye."
"Aç değilim."
"Ocağın üzerine koyuyorum istediğin zaman yersin." dedi benden daha ılımlı yaklaşarak. Sessizlikle cevap verdim. Biraz müzik dinledim annem yanımdan gittikten sonra. Bu şarkı çok hoşuma gitmişti. Defalarca dinlediğimde saat gece yarısı olmuştu odanın kilidini açıp mutfağa doğru ilerdim. Annem bilerek yapmış olmalıydı. Ocağın üzerinde en sevdiğim yemekler vardı. Ama şuan canım hiçbirini istemiyordu.
Dolabı karıştırdığımda uzun zamandır yemek yemediğimi farkketim. Buna rağmen canım pek yemek istemiyordu. Birkaç abur cubur alarak tekrar odaya ilerledim. Keyfini çıkardım bu sakin anların.
Sabaha karşı uyandığımda birkaç saat uyamanın rahatlığı vardı. Fazlasıyla rahat uyumuştum. Bugün annemle konuşmak zorunda hissettim onu yalnız bırakmak istemiyordum. Banyoya girip yüzüme su çarptım annem kahvaltı hazırlarken masaya oturdum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…