2. bölüm / 14
Mücadelenin İzleri (Geride Kalan Çiçek)BÖLÜM 1:SESSİZ İZLER
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 1:SESSİZ İZLER
- 1 GİRİŞ1.098 kelime
- 2 BÖLÜM 1:SESSİZ İZLER2.684 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 2: ZAMANIM YOK4.396 kelime
- 4 BÖLÜM 3: GÖRÜNMEYEN YARA900 kelime
- 5 BÖLÜM 4: AVUKAT2.734 kelime
- 6 BÖLÜM 5:ZAFERİN BEDELİ2.532 kelime
- 7 BÖLÜM 6: CEZASIZ KALMAZ1.322 kelime
- 8 BÖLÜM 7: GEÇEN ZAMAN1.140 kelime
- 9 BÖLÜM 8: GİDENLER VE GERİDE KALANLAR1.281 kelime
- 10 BÖLÜM 9: YAĞMUR DAMLALARI1.820 kelime
- 11 BÖLÜM 10: ÖLÜM SÖZLERİ1.963 kelime
- 12 BÖLÜM 11: BİR AY=BİR GÜN1.284 kelime
- 13 BÖLÜM 12: GERİDE KALAN ÇİÇEK1.409 kelime
- 14 BÖLÜM 13: KIRIK SAATLER1.518 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kendimi zamanla yarışan biri gibi değil de, zamandan saklanan biri gibi hissediyorum. Sanki saatlerin tik takları değil de, peşimde sessizce yürüyen bir gölge var gibi…
Ölümdür belki diye düşünüyorum bazen acaba ölsem ne olur, kaç kişi üzülür? Kaç kişi ölmemem için savaş verir? Kaç kişi öldükten sonra bile beni hatırlar?
Ne yaparsam yapayım, ne kadar saklanırsam saklanayım, sonunda yakalanacağım. Kaçmanın anlamsız olduğunu bile bile, yine de bir kuytuda nefesimi tutuyorum. Belki zaman beni görmezden gelir diye…
Hatta hâlâ umudumu yitirmiyorum. Yaşamadığım duyguları yaşamak istiyorum. Mesela baba sevgisi gibi bir kere sarılsam belki ölüm bile güzel gelecek. Babama gerçekten hissederek baba desem mesela bana kızım dese, Hilal'im dese ne olurdu. Bu hayat bana iki kelimeyi bile fazla mı görmüştü? Bu yüzdendi belki ölümden korkupta yaşamak için savaş vermemem.
Babam beni sevmezdi ama bir keresinde Nehir'i kucağına almıştı. Normalde Nehir'i de pek sevmezdi ama benimle kıyasla çok daha iyiydi.
Nehir yere düşüp dizini kanatmıştı. Babam yarasına yara bandı yapıştırıp üflemişti. Nehir ben yürüyemiyorum dizim çok acıyor diye hayıflandığında babam ben yürütürüm seni ben varım demişti. Ben varım. Herkese göre normal bir cümle fakat yürümene yardım ederim dememişti, geçer de dememişti ben varım demişti varlığını hissettirmişti. Bana bir kere bile varlığını hissetirmeyen, hissetirmesi acıdan ibaret olan babam diğer kızına gelince öyle yapmamıştı.
Bu küçücük çocuğu kıskanmak değildi. Bu benden çalınan şeylerdi babam yara bandı yapıştırsın istemiyordum ki evet onu da istiyorum ama asıl önemli olan şey ben varım demesiydi. Deseydi kötü mü olurdu?
Aksine kararttığı dünyama renk gelirdi. Bazen düşünüyorum acaba ben küçükken ölseydi en azından iyi biri olacağına birazda olsun umudum olurdu. Ama onun varlığı yokluğundan da beterdi. Eninde sonunda bu yaşama veda edeceğim ve bırakmadan önce sonsuz olmak istiyorum. Bu ancak gitmeden önce bir iz bırakmakla mümkün olacak.
Küçük de olsa bir iz… Birinin aklında kalan bir cümle, bir bakış, bir sıcaklık… Unutulmadan gitmek tek tesellim. Çünkü insan ancak hatırlandığı sürece yaşar. Ve ben, yok olmaktan değil, hiç var olmamış gibi hissedilmekten korkuyorum. İşte bu yüzden düşünüyorum, susuyorum,üzülüyorum… Belki bir gün biri, bu sessizliğin içindeki çığlığı duyar diye.
Aylin’in bana dediği söz aklımdan hiç çıkmıyor.
“Hilal, insan sadece iz bıraktığı zaman yaşamış olur. Kimseye bir şey bırakmazsan, zaten var olmamışsın demektir.” O an, bu sözlerin ne kadar derin olduğunu tam anlamamıştım, ama şimdi her geçen gün daha fazla anlıyorum. Çok düşünmüştüm iz nasıl bırakılır diye ama anlamlı bir iz.
Belki bir cümle, bir söz yeterdi iz bırakmaya. Hatta Aylin bana böyle diyerek bile bir iz bırakmıştı. Belki de o zaman, bu düşünceyi en çok ben içimde hissetmeye başladım: Ben de bir iz bırakmalıyım. Ama hangi iz? Kim hatırlayacak? Korkum, hep bu: Zaman geçip gittiğinde, kimse bana dair bir şey hatırlamadan… Silinip gitmek.
Ama bazen sessizce kaybolmak daha anlamlı geliyor...
Düşüncelerimden sıyrılmak için etrafımdaki insanlara baktım. Biri karşı kaldırımda oturmuş ağlıyordu onun derdini ben bilmiyordum, benimkini ise o. İkimizde yalnızdık o kız ile. Bakışlarım sağ tarafı bulduğunda iki sevgili oturmuş gülerek sohbet ediyordu. Bir adam çocuğuyla karşıdan geçiyordu elini sımsıkı tutmuştu. Biraz önceki kıza baktığımda karşıya odaklanmış sessizce ağlamaya devam ediyordu. Yanına gitme isteği tüm bedenimi sardığında ikilemde kaldım. Gidersem en fazla ne kaybederdim ki?
"Merhaba."
"Sen kimsin?" dedi kız ağlamaktan sesi değişik çıkıyordu.
"Hilal. Senin adın ne?" dedim gülerek.
"Ben senin gibi sosyal ve mutlu biri değilim. Beni rahat bırak lütfen." dedi kız ağlamaya devam ederek. Yanına oturduğumda bakışları tamamen beni buldu.
"Benim mutlu olduğumu kim söyledi? Hem sosyal biri de değilimdir. İlk defa birisiyle konuşuyorum kendi isteğimle."
"Abla tek başıma kaldım. Babam ve annem ile yaşıyorum onlara bakmam gerek iş bulamadım. Reddediliyorum. Beni rahat bırak yalvarırım." dediğinde daha da zor konuşmaya başladı.
"Bende biraz önce üç ayım kaldığımı öğrendim. Tek başıma."
"Hasta mısın sen?" dedi hıçkırıklarının arasında.
"Evet hastayım. Ve belki üç ay sonra öleceğim. Annem tek kalacak. Ondan başka üzülenim bile olmayacak." tamamen ona döndüm. "Hala yaşıyorsun annen, baban yaşıyor. İyisin sağlıklısın. Ölümün sana ne zaman uğrayacağını bile bilmiyorsun. Hayatın düzelecek. İnanıyorum ben sana."
"Ecem." gözyaşlarını sildi "adım Ecem. Memnun oldum Hilal. Birşey sorabilir miyim?"
"Tabi."
"Madem böyle düşünüyorsun neden kendine umutsuzsun?"
"Ben belirsiz içindeyim." dedim hafifçe gülerek. "Bu hayat bana acımadı. Tek kaldım, acı çektim, sevdiğimi kaybettim. Ben bu savaşı doğarken kaybettim."
"Bir insan doğarken nasıl savaşa başlar. Başladığı savaşı kaybeder?"
"Umarım hiçbir zaman bunu anlamazsın. İnsan yaşamadan anlamaz böyle duyguları Ecem."
"Merak ettim." dedi kız kumral saçlarını kullağının arkasına sıkıştırırken. "Kimsin sen? Anlat bana kendini." ilk defa biri böyle birşey demişti. Herşeyden daha çok ihtiyacım vardı buna.
"Avukatım ben. Kimsem yok. Anemle yaşıyorum annem en değerli şeyim."
"Baban? Öldü mü?" kafamı eğdim "Özür dilerim. Düşüncesiz davrandım."
"Hayır, bedeni hep yanımızda oldu ama ruhu bizim acılarımızdan beslendi." ağır ağır kafasını salladı.
"Annem hasta, babam alzheimer. Hatırlamıyor beni. Bugün sen kimin kızısın diye sordu." sesi fazlasıyla üzgün çıkmıştı.
"Seninde onlara bakman gerekiyor ama iş bulamıyorsun." kafa salladı. Elimle yolu gösterdim "şu yolun sonunda bir kafe var biliyor musun?"
"Evet, ne olmuş?"
"Gelirken gördüm camında kadın elaman aradığı yazıyordu. İyi birine benziyor sahibi birkaç kere girmiştim."
"Beni alırlar mı diyorsun?"
"Denemekten zarar çıkmaz. Kaç yaşındasın sen sahiden?"
"Yirmi üç."
"Ben artık gideyim. Kendine iyi bak. Sakın umutsuzluğa kapılma."
"Dur. Eğer yardımcı olabileceğim bir şey varsa çok isterim. Eğer hastalığın... donör falan uyarsa." kalbimin üstündeki ağrı çoğaldı. Ağlamaya başladığımda kız sıkıca sarıldı.
"Eğer gerçekten bana bir iyilik yapmak istiyorsan beni unutma." cebimden numaramın yazdığı kağıt çıkardım "bu numara benim. Bir süre sonra bu numarayı ara. Annem seninle iletişime geçecektir. Mezarıma gel çiçek koy çiçeklerin kokusunu içine çekebildiğin için sevin. Hayata tutun."
"Neden öleceğinden bu kadar eminsin?"
"Yaşasam bile bir anlamı olamayacak Ecem. Kendine dikkat et." yanından uzaklaştığımda ses çıkarmadı. Yanından ayrılıp ofise gittim. Koltuklardan birine kendimi bıraktım elime kahvemi alıp sakince yeniden düşüncelerime daldım.
"Hilal iyi misin? Hilal." Aylin'in sesini duyunca irkilmiştim "Ha, ne efendim Aylin bir şey mi oldu?" Dedim olayı toparlamaya çalışarak.
"Hilal, bana bir şey olmadı da sana olmuş gibi anneler mi yine ne yaptılar?" Aylin, benim yakın arkadaşımdı ve annemlerin durumunu biliyordu, daha önce konuşmuştuk. O yüzden benim hakkımda biraz bilgi sahibiydi.
"Hayır, onlarlık bir durum yok, dalmışım sadece." dedim, yine de bu konuda konuşmak beni rahatsız ediyordu. Yanıma oturdu.
"Hilal, seni tanıyorum. Bir şey olmuş belli ki. Üzülünce içine kapanıyorsun biliyorum. Bana deme tamam ama belki bir uzmana danışabilirsin, olmaz mı?"
Uzman mı, ne gerek vardı ki? Zaten birkaç ay sonra ölecektim.
"Uzman mı? Gerek yok ya, boş ver." içimdeki düşünceleri söyledim ona.
"Hilal, yine zayıflamaya başladın. Ne olur, bak, bir kere git, sonra kendin gitmek isteyeceksin, gör bak. Kimseye anlatma derdini, sadece ona anlat, ona güvenebilirsin. Sonuçta rahatlarsın, bu utanılacak bir şey değil ki."
"Zayıflamamla psikoloğun ne alakası var Allah aşkına?"
"Üzüntüden ve sürekli düşünmekten stres yapıyorsun."
"Ne oldu avukatlıktan psikologlağa mı döndün?"
"Senin için çöpçü de olacağım yakında."
"Çöpçü ne alaka be?"
"Çöp gibi boş düşüncelerin var üzülme geçip gitti önündeki yaşamına odaklan." ne yaşam ama sadece 90 gün.
"Kırılıyorum ama." aslında kırılmıyordum kırılacağım son kişi bile olabilirdi o da bunun farkındaydı ki bunları söyleyebiliyordu.
"Kıyamam benim küçük deli arkadaşım kırılmış mı çok büyük hadise."
"Öf." derin bir nefes verdim.
"Hadi ne diyorsun bir düşün bakalım."
Aslında kimseye güvenemiyordum. Hastalığın yüzünden iyice moralim bozulmuştu. Ne kadar ilk başta mantıksız gelse bile, belki de gitmeliydim. Dediği gibi ona güvenebilirdim, sonuçta. Hem madem son günlerimde neden mutlu geçirmiyordum ki?
"Hilal, yine de daldın. E ne dersin?"
"Tamam, gideceğim."
Telefonum çalmaya başlayınca Aylin yanımdan ayrıldı. Zehra abla arıyordu. Hemen telefonu açtım.
"Hilal, Nehir durmadı, seni özlemiş. Akşam bize gelir misin?"
"Tamam, Zehra abla, anneme de sorar, duruma göre gelmeye çalışırım. Nehir'e onu çok öptüğümü söyle. Şimdi biri geldi ofisteyim de, sonra konuşuruz olur mu?" dedim.
"Tamam, Hilal." dedi ve kapattık.
Ofiste birkaç işimi hallettim. Ardından bir oyuncakçıya girdim.
"Merhaba masıl yardımcı olabilirim?" dedi çalışan yanıma gelerek.
"Kız kardeşime oyuncak bakıyorum da." dedim çekingen bir sesle. "Tabi ne tür bakıyordunuz. Yeni gelen peluş ayılarımız var çok güzeller." dedi eliyle karşı rafı göstererek. İçim ürperdi o oyuncak ayıları görünce.
"Yok..." dedim zorla "sevmez oyuncak ayı. Bebek falan yok mu?"
"Tabi ki." dedi ve birkaç seçenek sundu. Birini seçip hediye paketi yaptırdım. Eve gittiğimde annem mutfaktaydı.
"Kızım sen mi geldin?"
"Evet anne." diye bağırdım duyması için. Yanıma geldi.
"Bu paket ne kızım?"
"Zehra abla aradı akşam yemeğine çağırdı. Nehir'e oyuncak aldım bende."
"Gideceksin yani."
"O çifte Kumrular için değil Nehir için gideceğim." ellerimi yanaklarına götürdüm. Elimi tutup avcumun içini öptü.
"Nehir çok tatlı bir çocuk değil mi?"
"Evet. Beni de çok seviyor."
"Zehra çok büyük hata yaptı o mendaburla evlenerek."
"O adamdan çocuğunun olması da ikinci hatasıydı." dedim bende.
"Ailesi Zehra'ya dahip çıkar. Korurlar." onu koruyanlar vardı ama seni koruyacak çocuğun bile yoktu.
"Zehra abla çok karıştırmıyor gibi."
"İkinciler kıymetli olur derler ona birşey yapmaz."
"Bu dediğine sen inandın mı anne? Tabi bizim kadar olmaz ama yinede aynı hala sinirli şimdi yaşlanıyor."
Güldü yaşlanıyor dememe "bunadı değil mi?"
"Hemde nasıl o manyak sinirlendiğini unutur ona kızar. Birde ona sinirlenir."
"Neyse vakitlice git çok geç kalma."
"Tamam." ayağa kalktım ve anneme tekrar döndüm. "Sana tüm dedikoduları getireceğim söz Derya sultan."
Hızlıca odama geçtim kapıyı kapatıp üstümü giyindim saçımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Haber vermek için aradım.
"Alo."
"Zehra abla ben geleceğim de haberiniz olsun."
"Tamam."
Gözüm bir an Nehir'e aldığım oyuncağı kaydı. Sonra yine daldığım için kendime kızıp, psikoloğa gitmenin doğru bir karar olduğunu düşündüm.
Çantamı, paketi alıp çıktım.
"Gidiyor musun kızım?" kapıya doğru ilerlerken annemle seslendi.
"Evet anne."
"Taksiyle mi gideceksin?"
"Evet."
"Tamam dikkat et eğer yanlış davranışları olursa hemen gel beklemek zorunda değilsin." kafamı salladım ayakkabılarımı giyerken.
Babamların evinin önüne geldiğimde yavaşça kapıya doğru ilerledim. Zile basmadan önce derin bir nefes verdim. Babamla her karşılaşmadan önce içimde bir fırtına kopmaya başlıyordu. Zile bastığımda bir adım geri gittim.
"Hoşgeldin." dedi Zehra abla buz gibi bir sesle.
"Sağol." ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim.
"Hilal abla seni çok özledim." dedi Nehir yanıma doğru koşarak. Kocaman sarıldığında içimdeki gerginlik biraz daha azalmıştı.
"Bende seni çok özledim Nehir'im." elimdeki poşeti ona doğru uzattım. "Al bakalım bu sana."
Büyük bir heyecanla elimdeki paketi aldı ve çocuksu bir teleşla paketini açmaya başladı. "Teşekkür ederim Hilal abla."
"Ne demek Nehir. Hadi içerde bak oyuncağına." kafasını sallayıp odasına gitti. Bende oturma odasına girdim. Zehra abla hemen arkamdaydı. Babamdan en uzak nokta neresi olduğunu biliyordum. Babam koltuğa rahat bir şekilde oturmuş maç izliyordu.
"Sonunda geldin. Bekletiyorsun birde." dedi bakışlarını bana değdirmeden.
"İşten çıkınca ancak yetişebildim." eğer birkaç ay sonra öleceksem neden ondan bu kadar korkuyordum ki? Bana ne yapabilirdi? Elinden hiçbir şey gelmezdi. "Sen niye çağırdın beni?"
"Ben çağırmadım Nehir istedi." dedi aynı şekilde bakışlarını bana değdirmeden.
"Kandırma beni. Başka birşey var bunun altında. Nehir'in her istediğini ne zamandan beri yapıyorsun?"
"Doğduğu günden beri." dediğinde dakikalar sonra bakışları beni buldu. "O benim kızım."
"Bende senin kızındım ama bana istediğimi yapmayı geçtim..."
"Küçük çocuğu mu kıskanıyorsun artık Hilal?" dedi Zehra abla sözümü keserek.
"Ben küçükken de öyle olsaydın keşke." bakışlarımı tam olarak babama diktim. "İstediğimi yapmaktan ziyade bana zarar vermemeni isterdim."
"Kavga çıkmadan yemek yiyelim." dedi Zehra abla gülerek. Ortamı yumuştatmaya çalışmıştı. Babam sinirli adımlarla mutfağa ilerlediğinde Zehra abla ile baş başa kaldık.
"Babanın damarına basma." dedi kafasını bana çevirerek. Sesini kısık tutmuştu. "Sinirlendiriyorsun sonra kavga çıkıyor."
Cevap vermemi beklemeden mutfağa gitti. Bu eve gelmem bir hataydı. Babamın evi değildi burası. Bu ev babamın yarattığı huzursuzlukların eviydi. Uzun süre olmuştu gelmeyeli yine gelmemeliydim. Hata yapıyordum. Ölmeden Nehir'i görmek bana iyi geliyordu ama bundan ötesi yoktu.
Mutfağa geçtiğimde babam yemeğini yemeye başlamıştı. Saniyeler dakikalara dönüştüğünde bir soru yönelti.
"Kaybettiğin dava var mı? Kaç yıl olmuştu sen mesleğe başlayalı?"
Kızının daha kaç yıldır çalıştığını bile bilmeyen bir baba ile karşı karşıyaydım.
"Dördüncü yılım meslekteki" diye cevaplamaya başladım "çoğu davayı kazandım. Müvekkilimi kurtarabileceğimden son derece eminim." dedim ve hafifçe gülümsedim babamda gülmeye başladı aşağılayıcı bir gülümsemeydi.
"Ne tür bir dava boşanma falan mı?" Diye sordu gülmeye devam ederken bense sırtımı sandalyeye yaslayıp rahat bir pozisyona geçtim.
"Boşanma davalarını küçük görmeni anlayabiliyorum tabi boşanmalara karşı hassasiyetin olduğunu da." Zehra abla öksürdü bunu dememle.
"Hadsiz babanla nasıl konuşuyorsun sen öyle?" elini sertçe masaya vurdu "sana verdiğim emeklere yazıklar olsun."
"Ne emek vermişsin?"
"Seni gebertirim." diye bağırdı bu kezde.
Benim için bağırması normaldi hatta irkilmemiştim bile ama Zehra abla biraz korkmuştu. Muhtamelen onada bağırıp şiddet uygulamıştı anlıyordum annemden.
Çünkü şiddet görmeyen bir kadınla şiddet gören bir kadın arasında dağlar kadar fark olurdu.
Şiddet görmeyen bir kadın şaşırırdı ve korkardı genelde daha çok etkilenirdi, ölümden değil canının acımasından korkardı. Çünkü karşısındakinin onu öldürülebileceğini düşünmezdi.
Ama şiddet gören bir kadın kavga, gürültü, bağırıp çağırmaya alışık olurdu dayak yemekten değil de ölmekten korkardı. Çünkü bilirdi karşısındaki onu öldürebilirdi bunu yaparken ne gözünün yaşına bakardı ne çocuğuna. Kendi çocuğu bile umrunda olmazdı kadının aksine. Kadın ise çocuğuna bir şey olmasından korkardı.
Annem kendi canı yanarken bile beni korurdu artık kendini canı değil de benim canım için yaşardı... Vazgeçmişti kendi canından.
"Yeter!" Diye bağırdım belki de babama hiç bu kadar çok bağırmamıştım.
Sesimizi duyduğu için Nehir yanımıza geldi. "Ne oluyor Hilal abla? Baba?"
Nehir babama rağmen daha iyi büyütülmüştü belki de bunun en büyük sebebi Zehra ablaydı daha çok korumuştu. Annemden daha güçlüydü elbette Nehir de kavgalarına dahil olmuştu ama benim kadar asla olamazdı.
Ben bütün kavgalarını bilmekle kalmayıp babam tarafından suçlanmıştım. "Bir şey yok Nehir gel biz seninle oyuncaklarına bakalım." dedim sakinleştirici bir ses tonuyla. Nehir ağır adımlarla çıktığında babama döndüm.
"Her konuda beni yetersiz göremezsin şuan bu evdeysem sebebi kardeşim. Artık karşında beş yaşındaki o kız çocuğu yok." dedim sessiz bir ses tonuyla sesim keskin bir fısıltı gibi çıkmıştı.
Nehir yüzüme baktı "Siz kavga mı ediyordunuz?" Zehra abla bakışlarını babamdan bana doğru çevirdi. Nehir'e yansıttığımız için bana kızmıştı.
Nehir'e doğru eğildim "Hayır hiç öyle olur mu? Baban bana bir konu hakkında birşey sordu Ben de onu cevaplıyorum..."
"Hem büyükler bazen yüksek sesle konuşabilir." yanağından yavaşça makas aldım kafasını olumlu anlamda salladı beraber odasına geçtik.
"Hilal abla sen de mi babamı sevmiyorsun biraz önce babanı dedin. O senin de baban."
"Nehir." dedim yumuşak ama ağlamamlı bir ses tonuyla.
"Efendim abla."
"Sen çok akıllı bir çocuksun. Hemde çok akıllı. Babanı haketmiyorsun."
"Babam kötü biri mi?" dedi tutamadığım gözyaşlarımı silerken. Yumuşacık küçük elleri gözyaşlarım yüzünden ıslandı.
"Sana nasıl davranıyor?" dedim sorusunu duymazdan gelerek.
"Bazen kızıyor. Anneme de öyle... Ama bazen çok iyi davranıyor. Sarılıyor oyun oynuyor." dedi başlarda mutsuz çıkan sesi umutla doldu.
"O zaman... sana iyi bir baba."
Hayır Nehir. Baban iyi biri değil. O kötü biri. Kötü baba, kötü eş, kötü arkadaş. Kötü insan.
"Bana iyi baba... Sana?"
"Ben büyüdüm artık babaya ihtiyacım yok ki." dedim sahte bir neşeyle.
"Annem kocaman kadın ama geçen gün dedemı öldüğü için ağlarken gördüm."
"Sen ne zaman bu kadar büyüdün ya?" güldü bu lafıma.
"Senin annen var mı?"
"Tabi ki var." dedim yatağında saçlarını okşarken dizime yattı.
"Neden babamla boşanmışlar?"
"Anlaşamadılar." anlaşmak istemediler.
"Annen sana benziyor mu? Onunda mı kahverengi saçları var?" kafamı salladım. "Onunkiler benimkinden bile koyu. Ben annemle yaşıyorum. Hatta çok güzel çikolatalı kek yapar."
"Bana da yapar mı? Annem bir kere annen için böyle dediğim için kızmıştı. Herkes kendi annesinin yaptığını yemeliymiş."
"Yapar tabi hemde bol soslu yapar. Ben Zehra ablanın yaptıklarını yiyorum ya sende yiyebilirsin. Hem benim annem pamuk şeker gibi kadındır." dedim tek kaşımı kaldırıp gülerek.
Yanaklarına kocaman öpücükler kondurdum. "Saat geç oldu ben gideyim artık."
"Görüşürüz Hilal abla." Nehir'in odasından çıktım.
"Hilal yanıma gel." diye seslendi babam.
"Efendim."
"Bana para lazım." bizden bile çok değer verdiğin şey.
"Yok para."
"Ne demek yok? Evi alsınlar mı istiyorsun?"
"Zamanında o ev gitmesin diye çok şey gitti. Banane kumar oyunlarından bıktım artık. Yıllardır elimizdeki herşey gitti. Daha akıllanmadın basının çaresine bak artık."
"Babanım ben senin."
"Başın sıkışınca mı babam oluyorsun? Bende para yok." beklemeden sertçe kapıyı vurarak çıktım. Eve girer girmez annem annem yanıma geldi.
"Hilal birşey mi oldu kızım?"
"Babamla atıştık biraz ama önemli bir konu değil." sonra annem bana sıkı sıkı sarıldı. Bu yumuşamama neden oldu "O kadın bir şey yaptı mı?" Kafamı olumsuz anlamda salladım.
Oturma odasına geçtiğimizde kafamı annemin kucağına koydum.
"Bir daha gitmem diyordun o eve. Keşke gitmeseydin." dedi saçlarımı okşarken.
"Keşke... Nehir yüzünden gidiyorum. Ama bir daha gitmeyeceğim."
"Ne dedi? Üzdü kızımı?"
"Kumar borcu için para istedi."
"Vermeyeceksin değil mi?"
"Hayır tabi ki. Görüşmek istemiyorum. Hatta ölene kadar görüşmeyeceğim."
"Abartma Hilal."
"Ölsem üzülür müsün?"
"Ay şöyle şeyler deme Hilal. O nasıl laf."
Başka birşey demedim. Sakince ağlamaya devam ettim. Nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Ne yapacağımı. Annemin bununla nasıl başa çıkacağını.
Bölüm etkileşimi
