14. bölüm / 14
Mücadelenin İzleri (Geride Kalan Çiçek)BÖLÜM 13: KIRIK SAATLER
Bölümler 14Şu an: BÖLÜM 13: KIRIK SAATLER
- 1 GİRİŞ1.098 kelime
- 2 BÖLÜM 1:SESSİZ İZLER2.684 kelime
- 3 BÖLÜM 2: ZAMANIM YOK4.396 kelime
- 4 BÖLÜM 3: GÖRÜNMEYEN YARA900 kelime
- 5 BÖLÜM 4: AVUKAT2.734 kelime
- 6 BÖLÜM 5:ZAFERİN BEDELİ2.532 kelime
- 7 BÖLÜM 6: CEZASIZ KALMAZ1.322 kelime
- 8 BÖLÜM 7: GEÇEN ZAMAN1.140 kelime
- 9 BÖLÜM 8: GİDENLER VE GERİDE KALANLAR1.281 kelime
- 10 BÖLÜM 9: YAĞMUR DAMLALARI1.820 kelime
- 11 BÖLÜM 10: ÖLÜM SÖZLERİ1.963 kelime
- 12 BÖLÜM 11: BİR AY=BİR GÜN1.284 kelime
- 13 BÖLÜM 12: GERİDE KALAN ÇİÇEK1.409 kelime
- 14 BÖLÜM 13: KIRIK SAATLER1.518 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
20 yıl önce
"Ödevlerinizi yapmayı unutmayın çocuklar." İkinci sınıfın ilk dönemiydi. Havalar iyice soğumuş kar yağmaya başlamıştı. Yakında sınavlar başlayacaktı. Çocuklar tek tek çıkmaya başladıklarında öğretmeni Hilal'e seslendi.
"Hilal sen biraz bekleyebilir misin?"
"Tabi öğretmenim." Hilal öğretmeninin yanına gitti ve sınıfın tamamen boşalmasını bekledi.
"Dünkü veli toplantısında senin ailenden de birilerini görmeyi isterdim." küçük kızın üstünü düzellti. "Sen uslu bir çocuksun. Ama yinede genel gidişatınız için velileriniz ile konuşmam gerek. Ailene söylemedin mi toplantı olduğunu?"
"Söyledim öğretmenim. Annemin işi vardı ondan gelemedi."
"Tamam Hilal'ciğim. En yakın zamanda bekliyorum. Bugün herkesin velisi geldi. Seninkilerle de görüşmek isterim. Annen gelmek zorunda değil bugün arkadaşlarının babalarıda geldi."
"Peki öğretmenim akşam söylerim."
"Görüşürüz kızım." dedi öğretmen şevkatle. "Görüşürüz."
Hilal çantasını ağır hareketlerle topladı. Öğretmeni ile aynı anda çıktığında etrafa bakındı. Kimse gelmemişti. Hilal'in eve tek gidişi ilk değildi.
"Eve nasıl dönüyorsun Hilal?"
"Annem bugün gelememiş hocam." ne diyeceğini bilemedi. Huzursuzca ellerini arkasına koydu. "İstersen seni evine ben bırakabilirim. Ya da anneni arayabiliriz."
"Hilal nerede kaldın?" Aras, Hilal ve öğretmenin yanına geldiğinde kızın elini tuttu. "Derya abla benim almamı istedi hocam. O yüzden gelmedi."
"Olur mu öyle şey?" dedi öğretmen kinaye ile. "Ben Hilal'in evine gitmek istiyorum. Beni götürebilmen mümkün mü?"
"Tabi hocam."
Ev biraz uzaktı. Aras evin önüne kadar getirdi öğretmeni. "Burası."
"Teşekkürler oğlum sen evine git annen meraklanmasın." Aras kafa sallayarak yanlarından ayrıldı. Hilal yan dairedeki boş evin önünde durdu. Zile bastı. Beklediler. Tekrar zile bastıklarında Hilal'in babası kendi evlerinin kapısını açtı. "Ne oluyor! Kim bu zile basan?"
Hilal'i görmesiyle gözlerini yere döndü. "Kız çocuğu? Ne oldu evin yolunu mu karıştırdın?" öğretmenin olduğunu göremeyecek kadar sarhoştu. "Öğretmenim sizinle görüşmek istedi."
Hilal titreyen bir sesle konuştuğunda öğretmeni elini omzuna attı. "Ne yaramazlık yaptın! Sana demedim mi ben..."
"Veli toplantısına gelmeyip çocuğu almaya da gelmeyince bir görüşmek istedim." dedi öğretmen net bir şekilde.
"Öğretmen?" dedi Ömer. Zar zor ayakta kalıyor olmasına rağmen bu üsten bakışlarını geri kazanmıştı. "Öğretmenler ne zamandan beri öğrencilerin evine geliyor?"
"Veliler çocuklarıyla ilgilenmediği zamandan beri."
"Öğretmen." sesi fazlasıyla iğneleyici çıkmıştı. "Aile meselelerine karışmayın."
"Burada bir çocuğun geleceği söz konusu."
"Dinliyorum." bakışları Hilal'e kaydı. "Öğrencinin yanında..."
"Çok zaman alıyorsun hoca. Belki de bir öğretmen değişikliği düşünmeliyim."
"Hilal çoğu zaman ödevini yapmadan geliyor. Sınava çalışmadığı, evde sorumluluklarını yerine getirmesi için yönlendirmediğiniz ortada." Bakışları Hilal'e döndü. Omzundaki elini daha da sıkı tuttu güven vermek ister gibi. "Ayrıca sırtında morluklar gördüm. Bir daha böyle bir durumla karşılaşmam durumunda gerekli kurumlara bildireceğimden şüpheniz olmasın." Hilal titreyerek bir adım geri attığında Ömer'in bakışları kısa bir süreliğine Hilal'e kaydı.
"İlginiz için teşekkür ederiz. Hilal gel kızım." dedi Derya. Hilal eve girer girmez Ömer kapıyı kapattı. Öğretmen daha fazla bu saygısızlığa dayanamayarak hızlıca ayrıldı.
"Sen mi söyledin!?" diye bağırdı Ömer. Biraz önceki sakin ama iğneleyici halinden geriye sadece öfke kalmıştı. "H-hayır."
"Yalan söyleme! Nereden bilecek bu hoca?"
"Baba..." sertçe koluna yapıştı. "Belki karanlık biraz düşünmene yardımcı olabilir."
Odasına doğru itekledi. Kapıyı kilitleyip anahtarı sakladı. "Buradan çıkmak yok. Düşüneceksin. Arayacaksın. Doğruyu düşüneceksin. Yapman gerekenleri." içeri doğru birkaç adım attı.
"Kendi doğrularını bulane denk. Ya da benim oyuncağım olana kadar."
✳️
"Kim bu Hilal?" Diye Sordu Mert abim.
"Hale... Kayıp ikizim."
"Şaka yapmıyorsun değil mi?"
"Son günlerimi bende şaka yaparak geçirmek isterdim ama hayat bana şaka yapıyor." göz devirdiğimde elleri alnına gitti ve yüzünü tuttu. "Nasıl bulabiliriz bir fikrin var mı?"
"Sistemde gözüküyor. Hale Yılmaz adında biri ama yıllar önce ölmüş olarak gözüküyor."
"Gerçekten ölmüş olabilir mi?" Diye düşünceli bir şekilde soru yönelttim. Elim huzursuz bir şekilde boynuma gitti. "Bilemeyiz Hilal. Sattıysa bile kanıtlayamayız."
"Onu bulmalıyız." ellerimle oynamaya başladığımda ekledim. "Hemde en hızlı şekilde."
"Donör için..." Hızla sözünü kestim. "Elbette hayır ondan böyle bir isteğim yok. Asla da olmaz. Sadece annem için. Ölmeden tanışırsamda fena olur diyemeyeceğim tabi."
"Babanın bunu söyleyeceği biri olabilir mi?" Diye sorduğunda düşünmeye başladım. "Aras'ın babasıyla o dönemlerde çok yakındı. Onun haricinde kimseyle samimiyet kurduğunu bilmem. Ama Kemal amca babamın tersine çok iyi biridir. Asla böyle bir işe karışmaz."
"Bilemeyiz Hilal."
"Git öğren mi diyorsun?" diye sordum düşünceli bir şekilde. "Eğer imkanın varsa şansını dene."
"Uzun süredir gitmiyorum." kararsızlığımı gizleme gereği duymadım. Gitmeyi çok istiyordum ama artık beni neyin beklediğini bile bilmiyordum. "Sen demiyor muydun beni çok sever kızı gibi görür diye. Hem..."
Söylemek istediği şeyi anlamam uzun sürmedi. "Ölmeden önce gör diyorsun." dedim kafa sallayarak. Mahcup bir ifade takındı yüzüne.
"Sen yine de araştır. Öğrenebileceğimiz bir şey illa ki vardır. Ben de Kemal amcayla konuşup bir şeyler öğrenmeye çalışırım."
"Haberleşiriz." Kafa salladım. Dışarı çıktığımda beni bekleyen Hakan'ı görünce kocaman gülümsedim. Hızla yanına ilerlediğimde o da gülümsememe karşılık verdi.
"Beni unuttun sanmıştım."
"Duygularımız karşılıklı." dediğinde beraber yürümeye koyulduk. "Sen beni hatırlamadığın sürece yanına gelemem, Hilal." Bu, zihnimdeki kördüğümü daha da karmaşık hale getirmişti.
"Seni unutmadım ki."
"Yeterince hatırlamadın... Neyse, en azından hatırlanmak güzelmiş. Ne yapıyorsun?" diye sordu. "Bende bir gün birileri tarafından hatırlanır mıyım?"
Çocuksu heycanıma gülerek cevap verdi. "Seni benden de çok hatırlayan olur."
Sahil kenarına doğru yürümeye başladığımızda konuşmaya başladım. "Bana neden söylemedin?" Kaşlarını kaldırdı. "Neyi?"
"Bir ikizim olduğunu! Benim bir ikizim varmış. İnanabiliyor musun? İşin en acınası tarafıysa babamın onu satmış olması."
"Özür dilerim güzelim. Senin yanında olamadığım için beni affet."
Ellerini yüzüme yerleştirdi. Bu bizim ilk temasımızdı. Ama değdiği yerde yalnızca eksik bir his vardı. İçimde büyüyen boşluk canımı yakınca Hakan başını eğdi.
"Bugün Kemal amcanın yanına gideceğim. Ona sormam gerek."
"Babam ne olduğunu biliyordur. Desteklemese bile sizin için arkadaşlığına devam etmişti."
"O, Aras'ın babası. Senin değil." dedim huysuz bir şekilde.
"Canımı aldın yetmedi de, babamı da mı alacaksın sevdiğim?"
Söyledikleri canımı yakmadı. Mutlu oldum. Bunun acısından haz duydum. Garipti ama bedellerini ödediğimi hissettim. Hak ettiğimi duyduğum için sevindim.
Her günahın bir bedeli vardır. Benim günahlarımın bedeli ise sevdiğim adam tarafından cezalandırılmaktı.
"Ben..." dediğimde devamı dudaklarımdan dökülmedi. "Yapma artık bunu kendine Hilal'im. Kendine daha fazla işkence etme."
"Neden böyle oluyor?"
"Bedellerini ödersen vicdan azabın geçecek sanıyorsun. Ama yanılıyorsun."
"Ben ne yapıyorum Hakan?"
"Kendini kandırıyorsun. Ben senin küçüklük aşkınım Aras'ım. Ama ben yok oldum. Öldüm. Artık yokum. Sırf bana olan takıntın için beni..."
"Yeter!" diye bağırdım. "Yalvarırım sus. Yalvarırım."
"Tamam güzelim." sıkıca sarıldı. "Şimdi Aras'ın babasının yanına gidelim. Akşam seninle biraz dolaşalım mı?"
"Olur." bende ona sıkıca sarıldığında ekledim. "Gidelim babanın yanına."
"Küçükken bana hiç Hakan demezdin." gülümsediğinde yokluğu bir esinti yarattı. "Hakan hep büyük birinin ismi gibiydi. Sen küçükken Aras'tın."
"Şimdi Hakan'ım yani?" diye sorduğunda kıkırdadım. "Hayır sadece Hakan değilsin. Hakan Aras'sın aynı zamanda."
"Sen benim için hep Hilal'sin ama."
"Hep mi?" diye sorduğumda ağır ağır kafa salladı. "Hep."
"Sende hep benim Hakan Aras'ım olacaksın." dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Öyle miymiş?"
"Öyleymiş." dedim kafa sallayarak. Korna seslerinin etrafı sarmasıyla Hakan birden yok oldu. Etrafa baktığımda arabaların benim için kornaya bastıklarını ve yola atladığımı farkketim. Ani bir şokla haraket edemesemde kendimi toparlamam çok uzun sürmedi. Kenara geçtiğimde yeniden onu gördüm.
"İyi misin?" kafa salladım. Yanına yaklaştığında huzurevine girdik. "Hilal."
"Efendim?"
"İçerde benimle konuşmaman hatta bakmaman gerektiğini biliyorsun değil mi?"
"Ama..."
"Mecbursun."
Sana deli diyecekler Hilal. Sevgini hastalıklı bulacaklar. Kimseye söyleme benim burada olduğumu. Aşkında söz sahibi olamasınlar.
Daha önce dedikleri zihnimde dolaştı. Kemal amcanın yanına girmeden önce ona baktım. Bana güven veren bir gülümseme ile baktığında içeri girecek cesareti buldum.
"Kimsin?" dedi Kemal amca. Arkası dönük bir şekilde dışarıyı izliyordu. Neredeyse bir yıl olacaktı buraya gelmeyeli. "Benim Kemal amca. Hilal."
Arkasına doğru döndü bakışlarımız kesiştiğinde yüzüne bir gülümseme yayıldı. "Nerelerdeydin Hilal kızım. Beni unuttuğundan ya da öldüğünden şüphe etmeye başlamıştım. "
"Özür dilerim Kemal amca. Son zamanlarda o kadar çok şey oldu ki kendime bile yetişemedim."
"İyi haberler mi getirdin yoksa?" bakışlar uzun uzun bende oyalandı. "Pek iyi birşey değil gibi."
Yanına oturduğunda ellerimi dizlerimde birleştirdim. "Baban mı birşey yaptı?" kafa salladım. Yalan. "Ah kızım ah. Kaç kere konuştuk bunları. Yapma artık bunu kendine."
"Kemal amca seni üzmek istemiyorum ama söyleyeceklerim pek iç açıcı değil."
"Söyle kızım." saçlarıma dokundu. Şevkatle okşadı. Konuşmaya nereden başlayacağımı bilemedim. Nasıl derdim ki?
"Hepsini birden sırala. Sindirmeme zaman tanıma. Belli ki hiç iyi şeyler olmamış." kafa salladığımda anlatmamı bekledi. "Bir ay kadar önce hastalığımın ilerlediğini ve üç ay ömrüm kaldığını öğrendim. Bunu sindiremeden yeni birşey öğrendim."
"Sen..." dediğinde o da devamını getiremedi.
"Öleceğim Kemal amca." ağlamaya başladığımda sıkıca sarıldı. "Güzel kızım."
"Bana doğruları söyleyeceğine söz verir misin?"
"Söz."
"Babam benim ikizimi satmış. Sen biliyor musun? Yerini para karşılığında söyleyecekmiş. Ölü mü diri mi bilmiyorum."
"Ne?" dedi şaşkın bir ifadeyle. "Bilmiyor muydun?"
"Hayır. Bilsem söylemez miydim? Baban şeytana papucunu ters giydirir böyle bir şeyi kimseyle paylaşmaz."
Haklıydı. Şeytan gibi biriydi. Duygularını, düşüncelerini kimseyle paylaşmazdı. Bu konuda bana çok kızmıştı. "Nasıl bulabilirim bir fikrin var mı?"
"Maalesef kızım." fazlasıyla üzgün görünüyordu. "Eğer yaşıyorsa ki bence yaşıyordur çünkü baban ilerde bir kozu olmasını ister. Ama bunu kimseye söylememiştir."
"Peki teşekkür ederim Kemal amca."
"Ne zaman istersen gel. Hastalığın..."
"Son bir ayım kaldı." dediğimde zamanı hatırlamak birşeylerin kırılmasına neden oldu. Kırık saatlerim vardı artık. Baktığımda geleceğe karşı umut besleyeceğim saatler değil.
Huzurevinden çıktığımızda elimde hiçbir bilgi yoktu. Mert abimi arayıp durumubhaber verdim. "Sordum ama hiçbir şey bilmiyor sen bulabildin mi?"
"Yıllar önce bir hastanede öldü olarak gözüküyor."
"Kimseye haber vermedin değil mi?" diye sorduğumda hızla cevapladı. "Elbette söylemedim. Birkaç gün daha araştıralım. Bulamazsak babanla konuşuruz."
"Peki..." telefon kapandığında Hakan bana baktı. "bulacağız bir çaresini. Üzülme."
Sıkıca sarıldı. Sanki varmış gibi. Sanki bir daha hiç bırakmayacakmış gibi.
Kitap hakkındaki düşüncelerini paylaşırsanız çok sevinirimm
Bölüm etkileşimi
