6. bölüm · Mektup
UMUT SUÇLU MU? 2
"Sana bir fırsat veriyoruz, Umut. Gerçekten suçu işlediysen, itiraf et. Dilek Yılmaz’ın katili olmak istemiyorsan, bize doğruyu söyle. Bunu unutma, bizimle doğru konuşman hayatını değiştirebilir."
O an Umut, son bir umutla gözlerini kapadı. Zihni karmaşadaydı. Bir yanda suçsuz olduğuna dair inancı, diğer yanda herkesin kendisini suçlayacağı düşüncesi vardı. Sonunda, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı: "Bunu ben yapmadım. Gerçekten yapmadım. Söylenen siparişi sadece teslim ettim. O kadarını biliyorum, başka bir şey yok."
Sorgu odasında zaman yavaşça geçiyordu. Umut'un bedenindeki gerilim, bir çırpıda, hayal ettiği hayatına dönüşemeyen bir çocuğun yavaşça hüsrana dönüşen gözlerine yansıdı. Bir yandan içindeki gücü bulmaya çalışıyor, diğer yandan bu büyük karmaşanın içinde kayboluyordu.
Saatler sonra, başkomiser Umut'un sözlerine güvenerek onu karakoldan çıkarmaya karar verdi. Ancak daha da zorlayıcı olan bir şey vardı: Mahkeme süreci başlayacak, tüm detaylar açığa çıkacak ve gerçekler ortaya çıkacaktı.
Evde, annesi her an Umut'un eve dönmesini bekliyordu. Ama ne yazık ki, bir süre daha oğlunun gelmesini beklemek zorunda kalacaktı. Oğlunun suçsuzluğuna inansa da, kalbinin derinliklerinde ona ne olacağına dair en büyük korkuları vardı.
---
Akşam olmuş, Umut hâlâ gelmemişti. Annesinin korkuları artmıştı. Daha fazla beklemeye takati kalmamıştı; üstelik bekleyerek Umut’a bir faydası olmayacaktı. Karakola gitmek için üzerine bir şeyler giydi, aceleyle çantasını alıp çıktı.
Karakola geldiğinde, bilgisayarda genç, bir o kadar alımlı ve güler yüzlü bir bayan duruyordu. Ağlamasına mani olmaya çalışarak iç çekti, elindeki peçeteyle burnunu temizledi. Şimdi güçlü durup oğlunu bu yanlış anlamalar yüzünden burada bırakamamalıydı. Onu alıp eve gitmek için ayakta durmalıydı.
- Merhaba kızım, ben Umut’un annesiyim. Oğlumu buraya getirdiler, ne olduğu konusunda bir şey söylemediler. Oğlum suçsuz, lütfen onu bırakın, evimize gidelim.
Konuşmaya çalışırken kendini ne denli zorladığını fark etmedi, ancak arada bir nefessiz kalıyor, ağır ağır nefes alıyordu.
- Merhaba hanımefendi, oğlunuzun soyadı neydi?
- Bulut... Umut Bulut.
- Peki, şöyle oturun, ben birazdan size bilgi vermeye çalışırım.
Aradan beş dakika geçmişti ama saatler gibi geçmek bilmeyen zaman, Şerife Hanım’a ağır geliyordu. Daha fazla beklemek istemiyor, Umut’u görmeliydi. Kimbilir ne haldeydi, hem tüm bu yaşananlar ne oluyordu? Umut, birine zarar verecek biri değildi. Korku tüm bedenini sarmışken, polis hanımın sesiyle kendine geldi.
- Hanımefendi, oğlunuzun durumu biraz ciddi. Cinayetle suçlanıyor. Şimdilik yapacak bir şey yok, kendisi sorgudan sonra Tepecik Cezaevi'ne nakledilmiş. Mahkemeye kadar orada tutulacak. Eğer görüşmek isterseniz, belli izinler dahilinde birkaç gün sonra kendisiyle görüşebilirsiniz.
Şerife Hanım, beyninden vurulmuşa döndü. Cezaevi kelimesi tekrar tekrar kafasında yankılanıyordu. Eşinin ölümünden sonra zor zamanlar geçirmiş, Umut’un varlığıyla hayata bağlanmıştı. Şimdi de ellerinden kayıp gidecek gibi hissediyordu.
