1. bölüm / 3
MAYRABÖLÜM 1: MAYRA
Bölümler 3Şu an: BÖLÜM 1: MAYRA
- 1 BÖLÜM 1: MAYRA1.026 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 BÖLÜM 2:BİR ŞEY YANLIŞ797 kelime
- 3 BÖLÜM 3:DÜZENİN ARDINDAKİ ŞEY807 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mayra’nın hayatında tesadüflere pek yer yoktu.
Saat 06.00’da çalan alarmı bile tesadüfen çalmıyordu.
Aslında alarmın sesini duyduğu söylenemezdi bile. Çünkü Mayra, alarm çalmadan yaklaşık iki dakika önce gözlerini açardı. Bunun yıllardır böyle olması, onun için artık şaşırtıcı değildi. Bedeninin saatini, zihninin saatine uydurmayı çok uzun zaman önce öğrenmişti.
06.00.
Gözlerini açtı.
Tavana birkaç saniye boyunca baktı.
Ne telefonuna uzandı ne de yatakta oyalanıp sosyal medyada gezindi.
Sadece nefes aldı.
Burnundan yavaşça nefes çekti.
Dörde kadar saydı.
Kısa bir süre tuttu.
Sonra yine kontrollü bir şekilde verdi.
Sabahın ilk dakikalarında zihnine mümkün olduğunca az uyaran sokardı.
Mayra bunun nedenini biliyordu.
İnsan beyni uyandıktan hemen sonra dışarıdan gelen her bilgiyi aynı şekilde işlemezdi. Uyanır uyanmaz telefon ekranına bakmak, bildirimleri kontrol etmek, başkalarının hayatlarına maruz kalmak, daha gün başlamadan kişinin zihnini gereksiz bir bilgi bombardımanına sokabilirdi.
Mayra bunu yalnızca mesleki bilgisiyle bilmiyordu.
Bizzat uyguluyordu.
Telefonu komodinin üzerinde, ekranı aşağı bakacak şekilde duruyordu.
Saatin alarmını kapattı.
Telefonu eline almadı.
Yatağından kalktı.
Çarşaflarını düzeltti.
Yastığını havalandırdı.
Battaniyesini katladı.
Ve yatağın başından çıkarken odasına son bir kez baktı.
Her şey yerli yerindeydi.
Krem renkli perdeler hafifçe aralıktı. Günün ilk ışığı henüz odaya tam anlamıyla girmemişti. Komodinin üzerindeki küçük cam sürahi, gece yatmadan önce bıraktığı yerdeydi. Kitapları üst üste dizilmişti.
Mayra’nın odasında gereksiz hiçbir şey bulunmazdı.
Fakat bu, odanın soğuk olduğu anlamına gelmiyordu.
Tam tersine.
Her şeyin bir yeri vardı.
Ve o yer, Mayra’nın zihninde de vardı.
Banyoya girdi.
Yüzünü soğuk suyla yıkadı.
Dişlerini fırçaladı.
Cilt bakımını yaptı.
Sonra mutfağa geçti.
Sabahın ilk suyu her zaman aynıydı.
Oda sıcaklığında, büyük bir bardak su.
Mayra bardağı eline aldığında saate baktı.
06.12.
Suyunu yavaşça içti.
Son yudumu da bitirdikten sonra mutfak tezgâhının kenarına bıraktığı küçük takviye kutusunu açtı.
Mayra takviyeler konusunda da oldukça bilinçliydi.
Ne olduğunu bilmediği hiçbir şeyi kullanmazdı.
İçtiği her takviyenin nedenini, dozunu ve kendisi açısından gerekli olup olmadığını bilirdi. Bir şeyi sırf herkes kullanıyor diye kullanmak onun dünyasında yeterli bir gerekçe değildi.
Üstelik psikiyatrist olması, sağlıkla ilgili her konuda otomatik olarak uzman olduğu anlamına gelmiyordu.
Bunu herkesten daha iyi biliyordu.
Mayra’nın en sevdiği cümlelerden biri buydu:
“Bilmediğini bilmek de bilginin bir parçasıdır.”
Bu yüzden doktor kontrolünü aksatmazdı.
Kan değerlerini düzenli takip ettirirdi.
Uyku düzenini takip ederdi.
Beslenmesine dikkat ederdi.
Ve kendisiyle ilgili herhangi bir sağlık kararını, sırf doktor olduğu için kendi kendine vermeye çalışmazdı.
Takviyelerini içtikten sonra mutfak penceresini açtı.
İçeri serin bir hava doldu.
Derin bir nefes aldı.
Saat 06.20.
Günün ilk hareketi.
Kahvaltı.
Mayra kahvaltısını dışarıdan söylemezdi.
Hazır bir şeyler alıp geçmezdi.
Kahvaltı onun için yalnızca açlığını bastırdığı bir öğün değildi.
Günün başlangıcıydı.
Mutfağın dolaplarını açtı.
Bir önceki akşamdan hazırladığı malzemeleri çıkardı.
Yumurtalar.
Avokado.
Tam tahıllı ekmek.
Taze yeşillikler.
Yoğurt.
Bir avuç meyve.
Ve kahvesi.
Mayra yemek yapmayı seviyordu.
Daha doğrusu, yemek hazırlama sürecini seviyordu.
Bıçağın tahtaya düzenli şekilde değmesi, sebzelerin eşit büyüklükte doğranması, tavada yumurtanın yavaşça pişmesi...
Bunların hepsi onun için bir çeşit zihinsel düzen oluşturuyordu.
Mutfakta müzik açmadı.
Televizyon açmadı.
Podcast de dinlemedi.
Sadece mutfağın sessizliğinde kahvaltısını hazırladı.
06.37.
Tabak masadaydı.
Mayra sandalyesine oturdu.
Telefon hâlâ elinde değildi.
Kahvaltısını acele etmeden yaptı.
Her lokmayı yavaşça çiğnedi.
Çünkü Mayra’nın hayatındaki en büyük farklılıklardan biri buydu:
Hiçbir şeyi yetiştirmeye çalışmıyordu.
Zamanı yönetiyordu.
Saat 07.00’de mutfağı topladı.
Bulaşıkları yerleştirdi.
Tezgâhı sildi.
Kahvesini hazırladı.
Ve nihayet telefonunu eline aldı.
Ekranda birkaç bildirim vardı.
Mesajlar.
E-postalar.
Hastaneden gelen birkaç bildirim.
Mayra hiçbirini açmadı.
Önce takvimini açtı.
Bugünün planı karşısına çıktı.
06.00 — Uyanış
06.10 — Su ve sabah rutini
06.20 — Kahvaltı
07.00 — Hazırlanma
07.30 — Spor
08.45 — Hastane
09.00 — İlk danışan
...
Mayra ekrana birkaç saniye baktı.
Programının dolu olduğunu biliyordu.
Ama kaotik değildi.
Aralarında boşluklar vardı.
Çünkü Mayra, kendisini tanıyordu.
İnsanlara yardım eden bir psikiyatrist olabilmek için kendisini tamamen tüketmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu.
Bu yüzden danışanlarının seanslarını arka arkaya yığmazdı.
Notlarını zamanında tutardı.
Öğle yemeğini atlamazdı.
Kısa molalarını bile takvimine koyardı.
Ve özellikle bir şeyi asla yapmazdı:
Kendi hayatını hastalarının hayatlarının içine bırakmazdı.
Bu, mesleğinin en önemli sınırlarından biriydi.
Mayra hastalarını gerçekten önemserdi.
Hem de fazlasıyla.
Ama onları kurtarmaya çalışmazdı.
Onlara bağımlı olmazdı.
Onların bütün problemlerini kendi omuzlarına yüklemezdi.
Çünkü psikiyatrist olmak, bir insanın hayatını onun yerine yaşamak değildi.
Mayra'nın işi, insanlara kendi hayatlarını yeniden yaşayabilecekleri yolu bulmaları için eşlik etmekti.
Ve bu konuda gerçekten iyiydi.
Hastanede onun hakkında konuşulduğunda genellikle aynı kelimeler kullanılırdı.
Sakin.
Dikkatli.
Çok bilgili.
Sabırlı.
Ve biraz ürkütücü derecede gözlemci.
Çünkü Mayra, insanların söyledikleri kadar söylemedikleri şeyleri de fark ederdi.
Bir hasta:
“İyiyim.”
dediğinde,
Mayra yalnızca kelimeyi duymazdı.
Ses tonuna bakardı.
Göz temasına bakardı.
Cümleyi söylerken ellerinin ne yaptığına bakardı.
Omuzlarının gerginliğine.
Konuşma hızına.
Nefes alışverişine.
Bir önceki seansta anlattığı bir olaydan bahsederken yüzündeki küçücük değişime.
Ama bunu hastasının üzerinde bir üstünlük kurmak için yapmazdı.
Tam tersine.
Mayra'nın en önemli özelliklerinden biri, insanları kendilerini açıklamaya zorlamamasıydı.
Onlara alan bırakırdı.
Sessizlikten korkmazdı.
Bir hasta ağladığında hemen peçete uzatıp:
“Tamam, ağlama.”
demezdi.
Bazen sadece beklerdi.
Çünkü bazı duyguların hemen susturulması gerekmediğini biliyordu.
Bazı insanların hayatında ilk kez biri, onların acısını düzeltmeye çalışmadan yanında duruyordu.
Mayra bunu yapabiliyordu.
Belki de bu yüzden hastaları ona kolayca güveniyordu.
Fakat kimse Mayra'nın kendisi hakkında ne kadar az şey anlattığını fark etmiyordu.
Mayra insanları okumayı biliyordu.
Ama kendisini okutmayı hiç sevmiyordu.
Saat 07.22 olduğunda spor çantasını aldı.
Evden çıkmadan önce aynanın karşısında durdu.
Saçlarını topladı.
Üzerindeki spor kıyafetlerine baktı.
Sonra saatine baktı.
07.23.
Bir dakika gecikmişti.
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Harika.”
Kendi kendine söylendi.
Sonra gülümsedi.
Çünkü Mayra'nın düzenli olması, mükemmel olduğu anlamına gelmiyordu.
O da bazen bir dakika gecikiyordu.
O da bazen kahvesini fazla sıcak hazırlıyordu.
O da bazen bütün gün planladığı halde akşam eve gelip koltuğa uzanıyor ve hiçbir şey yapmak istemiyordu.
Aradaki fark şuydu:
Mayra bunları kendisine karşı kullanmıyordu.
Kendisini cezalandırmıyordu.
Kendisine kızmak yerine nedenini anlamaya çalışıyordu.
Çünkü yıllarca insanlara bunu anlatmıştı.
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki en uzun ilişkidir.
Ve Mayra, bunu yalnızca hastalarına söylemiyordu.
Kendisine de söylüyordu.
Ayakkabılarını giydi.
Çantasını aldı.
Kapıyı kilitledi.
Saat 07.28.
Asansöre yürüdü.
Kapılar açıldı.
Mayra içeri girdi.
Aynadaki yansımasına baktı.
Sakin görünüyordu.
Her zamanki gibi.
Ama birkaç saat sonra hastanede karşısına çıkacak insanlardan birinin, onun bu kusursuz düzeninin içine hiç beklemediği bir şey bırakacağından henüz haberi yoktu.
Ve belki de Mayra'nın hayatındaki en büyük problem...
Hayatını bu kadar iyi planlamış olmasıydı.
Çünkü insan hayatının en önemli anları,
çoğu zaman takvimde yazmıyordu.
Bölüm etkileşimi
