9. bölüm · Mavili Acılar - Sedanur Erdoğmuş
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Hepimiz dar geçitten çıktığımız da , kendimizi toz kokan, geniş ve loş bir salon da bulduk . Duvarlar boyunca uzanan kitap raflar'ı, yıllar'ın ağırlığını taşıyor gibi eğitilmiş'ti. Bazı raflardan kitaplar yere saçılmış, sayfalar'ı sararmış, köşeler'i yırtılmış'tı. Hava'nın içinde ki eski kağıt kokular'ı boğazlar'ımızı kurutur'ken, yerde ki ince toz tabakası her adımımız da , çıtırdayarak havalanıyordu.
" Burası.. Kütüphane gibi bir yer! " dedim gözlerimi etrafta şaşkın'ca gezdirirken. Sesimde ki hayranlık, içimde bulunduğum korku'yla karışıyordu. Bir yandan büyülenmiştim, diğer yandan buranın sıradan bir oda olmadığını hissediyordum. Efe ise hemen bir köşede ki masa'ya yöneldi. Masa'nın üstünde kapkara olmuş bir kandil, paslı bir makas ve kalın deri kaplı bir defter duruyordu. Elini defter'in üzerine koydu ve titreyerek ;
" Bunu açmam lazım " dedi kendi kendine konuşur gibi. Murat ise ;
" Dur dikkatli ol! Burada her şey bir tuzak olabilir, az önce ki geçitte neler yaşadığımızı unutmayın! " dedi. Ama Efe çoktan . Sararmış sayfalar arasında el yazısıyla yazılmış cümleler vardı. Bazı yazıların mürekkebi dağılmış, okunmaz hale gelmişti. Fakat bir kaç cümle seçilebiliyordu;
" Onu burada saklamak zorundaydım.. Sesler hâlâ koridorlarda dolaşıyor... Eğer doğru kişi'yi bulurlar'sa her şey yeniden başlayacak. " Eda ise ürpererek geri çekildi ve ;
"burada onu saklamak zorundaydım diyor... Kimi kastediyor? " dedi. Tam o sırada , karanlıkta, oda'nın köşesinde ki karanlık ta bir mavi ışık yanıp sönmeye başladı. Bir kaç saniye sonra, duvar' da bir siluet belirlendi. Animasyon kadın'dı. Yüzünde ise her zaman ki gibi bir tebessüm belirlendi.
" Gördüğünüz şeyler sizi yanıltmasın " dedi ve sonra,
" bugünlük hakikat'in, yalnızca küçük bir parçası ' nı anlatıyor. Gerçeği öğrenmek için daha derine inmelisiniz. " dedi. Göktuğ ise öfkeyle ileri atılarak ;
" Yeter artık! Bizi buraya yönlendiriyorsun ama hiç bir şeyi tam olarak açıklamıyorsun . Ne istiyorsun bizden? " dedi. Kadın ise bir an sessiz kaldı ve ardından başı ile beni göstererek;
" beni en iyi o anlıyor, çünkü onun kalbi diğerlerinden daha temiz. Ama... Temiz kalpler çabuk kırılır " dedi . Ben ise gerilmiştim. Boğazım da bir düğüm oluşmuştu sanki. Kalbim göğsüm de çarpıyordu . Göktuğ ise yanıma yaklaştı ve elini omzuma koyarak ;
" seni etkilemesine izin verme , sakın onu dinleme " Dedi fısıldayarak . Efe ise sinirle defter'i kapatarak ;
" bu kadın bence bizi yönlendiriyor , ama doğru'ya değil . Hepimizi birbirimize düşürmek istiyor. Bakın az önce bana şüphe ettirecek şeyler söyledi , şimdi ise Mavi'yi hedef alıyor . Açıkça bizi test ediyor! " dedi. Murat ise kaşlarını çalarak, başını salladı ;
" Belki de bu evin sırrı , kimin daha güçlü olduğumuzu görmek . Bizi birbirimizden koparmaya çalışıyor olabilir. " dedi. Tam o sırada oda'nın metalik kısmından bir tıkırtı duyuldu. Herkes başını o tarafa çevirdi. Kitap raflarından birinin arkasında, sanki duvar'a gömülü bir panel açıldı. İçinde ise kırmızı bir düğme parlıyordu. Eda ise sessizce konuşarak ;
" Yine bir tuş... " dedi ve Efe'yi uyararak ;
" Efe sakı-" derken Efe ise çoktan düğmeye yaklaşarak ;
" bu sefer ben basmayacağım " dedi gülümseyerek . " Başka biriniz denesin. Az önce benim yüzümden başımıza gelmeyen kalmamıştı. " dedi. Göktuğ ise yumruklar'ını sıkarak ;
" hayır ! Bu sefer hep birlikte karar vereceğiz . Kimse tek başına bir şey yapmayacak ! " dedi. Bir an herkes sessiz kaldı. Tek duyulan kalplerinin hızlı çarpışı ve tavandan damlayan su damlaların yankısıydı. Animasyon kadın bir kez daha belirlendi ve gözlerini hepimiz de teker teker gezdir erek konuştu;
" Bu düğme size bir adım daha gerçeğe yaklaştıracak . Ama her seçimde bir bedel vardır. Kimi kaybedeceğinizi bilmiyorsunuz. " dedi. Ben dahil herkes korkmaya başlamıştı. Göktuğ ise elimi sıkıca tuttu. Eda ile Murat göz göze geldiler. Efe ise hem korkuyordu hemde merak ediyordu. İllâ bir şekilde karar vermek zorundaydık . Bu karar, bizim kaderimizi tamamen değiştirebilir 'di. Ben dahil herkes gözlerini düğme'ye dikmişti. Göktuğ ise yavaşça elimi bırakarak, öne doğru adım atarak ;
" birimizin cesur olması gerek " dedi kararlı bir şekilde. " ama tek başıma yapmayacağım. Eğer gerçekten karar vericeksek, hepimiz birlikte düğme'ye basıcağız. Olucaksa birlikte olsun " dedi Efe ise güldü ve başını sallayarak ;
" kahramanlık taslıyorsun ama kabul ediyorum mantıklı. " dedi . Murat, Eda ve ben birbirimize baktık. Benim gözlerim korkuyla büyümüştü ama Göktuğ'un yüzünde ki kararlılık bana cesaret veriyordu. Ve hepimiz birden titreyen ellerimizi düğme' nin üzerine koyduk.
" üçte basıyoruz " dedi Göktuğ.
" Bir... "
" iki... "
" üç... "
Bastığımız anda salonu kulakları sağır eden bir çatırtı doldurdu. Raflar sarsıldı, kitaplar yere saçıldı . Tavandan ise küçük toz parçaları düşüyordu. Ardından duvar'ın bir bölüm'ü ağır ağır yana kaydı. Arkasında ise dar, taş bir merdiven ortaya çıktı. Merdiven aşağıya doğru kıvrılarak karanlığa doğru uzanıyordu. Eda ise korku'yla geri çekilip ;
" Hayır. Daha fazla inemem . Yukarı'da kalmak istiyorum. Burası zaten yeterince ürkütücü . " Dedi. Tam o sırada animasyon kadın duvar'ın üstünden belirlendi. Bu defa yüzünde ki gülümseme daha genişti, ama sanki kötü bir alay taşıyordu. " seçim yapmanın bedelini ödediniz . " dedi yankılanan sesiyle. " şimdi ise daha derine ineceksiniz. Orada saklanan hakikat sizi bekliyor. Ya da sizi yok edecek... " dedi. Murat ise sinirle dişleri'ni sıkarak ;
" bizimle oyun oynuyor, ama artık geri dönemeyiz " dedi. Göktuğ ise derin bir nefes alacak ;
" haklısın ya hepimiz gideriz, ya da hiçbirimiz! " Dedi ve sonra gözlerini bana doğru çevirerek , yumuşak bir ses tonuyla ;
" korkma ben yanındayım. " dedi. Benim ise kalbim göğsümde hızlı çarpıyordu.
" biliyorum " dedim ona gülümseyerek. O an ise göz göze geldik. İçinde bulunduğumuz tüm kaos'un ortasında kısa bir süreliğine dünya sadece ikimize ait'miş gibi oldu. Efe ise alayca öksürerek ;
" hadi ama, romantik sahneleri daha sonra yaşayın da şuradan kurtulalım bir an önce. " dedi . Gerginlik bir an da dağıldı , hepimiz gülümsedik. Ama merdivenlerden aşağı inmeye başladığımız da ise , kahkahalarımız karanlıkta yutuldu. Basamaklar nemliydi, taş duvarlardan su damlıyordu. Hava ağırlaşıyor, nefes alamıyorduk. Sonunda merdivenlerden indiğimizde ise, geniş bir oda açıldı. Oda'nın ortasında yuvarlak bir masa vardı. Masanın üzerinde eski bir projektör duruyordu. Toz kaplı cihaz kendi kendine bir tıkırtı çıkardı ve aniden çalışmaya başladı.Karşıdaki duvara yansıyan görüntü hepini dondurdu: siyah beyaz, eski bir kayıt. Görüntüde, büyük evin koridorlarında dolaşan bir grup insan vardı. Yüzleri net seçilemiyordu ama... içlerinden biri , bana aşırı derecede benziyordu. O sırada nefes'im kesildi ;
" B-bu b-ben miyim? ... " dedim. Göktuğ ise şaşkınlıkla ekrana doğru bakarak;
" hayır , bu olamaz, imkansız... " dedi. Eda ise şaşkınlıkla eliyle ağzını kapatarak ;
"Bu kadın... ya da sana benzeyen bu kişi... burada yıllar önce yaşamış olmalı. Belki de... saklanan kişi oydu."Projektör bir anda durdu. Odanın sessizliği kulakları uğuldatıyordu. Sonra animasyon kadın yeniden belirdi, bu defa projektörün tam üstünde.
"Gerçek yavaş yavaş açığa çıkıyor," dedi ince bir gülümsemeyle. "Ama siz buna hazır mısınız? Çünkü gördükleriniz sadece başlangıç." Dedi. Ve bir anda odanın kapısı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı. İçeride kilitli kalmıştık. Ne yapıcaktık biz? Kafayı yemiştik iyicene.
