4. bölüm · Mavili Acılar 2 - Sedanur Erdoğmuş
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
O mavi ışık, odayı sarmaya başladı. Renk, soğuk ama canlıydı; bir tür nefes alıyor, bir canlı gibi atıyordu. Göktuğ ışığa bakarak, titreyen sesiyle;
“Bu, Bu, sadece bir ışık değil. Bizi deniyor…” dedi.
Eda titreyerek bana baktı, gözleri korkudan büyümüş:
“Ne yapacağız? O, Efe değil artık, değil mi?” diye sordu. Ben ise başımı salladım, ama doğrusu bilemedim. Çünkü Efe’nin içindeki o güç ya da o karanlık , onun kontrolünü çoktan ele geçirmişti. Ve biz sadece küçük birer oyuncaktık. Efe’nin mavi gözünden çıkan ışık, duvarlardaki çatlaklarla etkileşime giriyordu. Sanki her çatlak, onun bir yansıması, bir kapısıydı. Siyah gözündense bir boşluk, bir yok olma hissi yayılıyordu. Gökyüzünde yıldızlar olsaydı, işte o siyah göz, tüm yıldızları yutan bir karanlık gibiydi. Kadın ise sessizliği bozarak ;
“Beni susturamazsınız. İçinizde varım. Siz sadece bana direniyor gibi yapıyorsunuz. Oysa her adımınız benim için bir dans, her nefesiniz benim için bir şarkı…” dedi. Ve, o an, Efe’nin içinde bir şey hareket ettiğini hissettim. Bir bilinç, bir direniş, ama ne kadar güçlüydü, emin olamadım. Göktuğ, Efe’ye yaklaşmaya çalıştı, ama her adımı odadaki ışık titreşimleriyle geri itiliyordu. Ben ise içimden bir sesle fısıldayarak ;
“Efe , senin gücün bizimle… hatırla… hatırla kim olduğunu…hadi... “ Tam o anda bir kıvılcım oldu. Efe’nin mavi gözü bir anlığına parladı. Siyah göz, o an duraksadı, kararınca biraz yumuşadı. Odayı dolduran sessizlik, ani bir patlama ile bozuldu. Duvarın arkasından gelen uğultu, titreşen ışık ve gölge bir araya geldi. Eda, yüzünü kapatarak geriye çekildi. Göktuğ, Efe’nin omuzlarını kavradı ve ;
“Efe! Diren! Sen bizdensin! Bu senin değil, onların oyunu!” dedi bağırarak. Ama Efe’nin yüzü, artık tanınmayacak kadar değişmişti. Dudaklarından çıkan, kelimeler hem kendi sesi hem de kadının sesi ile birleşiyordu;
“Ben kimim? Sizce hala ben miyim?” dedi. Kalbim sıkışmıştı. Ama o anda fark ettim ki, Efe’nin içindeki karanlık sadece yok etmek istemiyor, aynı zamanda bize kendi korkularımızı gösteriyordu. Ve biz istemeden de olsa onun aynası olmuştuk. Mavi ışık ise birden yükseldi ve odadaki her gölgeyi içine aldı. Duvarlardaki çatlaklar parlamaya başladı. Göktuğ ve Eda, bana baktı, yüzlerinde hem korku hem de umut vardı. Sonra içimden bir ses ;
“Onu tut… kalbini ona ver…” dedi. Ben Efe’nin ellerini daha sık tuttum ve fısıldayarak;
“Efe , bırakma ... sen çok güçlüsün, kardeşim. Ne olursa olsun, sen kendi ışığını seçebilirsin…” dedim ve o an, Efe’nin mavi gözü parladı ve siyah göz yavaşça geri çekildi. Bir damla, siyah ama ağır bir damla yaş, yere düştü. Toprağa temas ettiğinde küçük bir ışık yansıması bıraktı. Hepimiz, aynı anda hissettik: karanlık sadece gölgelerde değil, içimizdeydi. Ama içimizdeki ışık da hâlâ var olabilirdi. O an odada zamanın durduğunu hissettim. Göktuğ titreyen elleriyle Efe’yi tuttu. Eda, gözyaşlarını silmeye çalışırken mavi ışığı izliyordu. Ben derin bir nefes aldım. Kalbim, o odanın her köşesine yayılan enerjiyle birlikte çarpıyordu. Efe’nin siyah gözü, bir noktada hareketsiz kaldı. Mavi göz ise bir yıldız gibi parlıyordu. Bu ikisi birbiriyle savaşıyordu ama aynı zamanda bir denge yaratıyor gibiydi. Kadın sessizleşti; sadece nefesimizi duyuyordu artık.
“Başka yolu yok…” fısıldadım.
Ve o an, Efe’nin içindeki benliği, karanlığı yavaşça geri itti. Mavi ışık, yavaş yavaş odanın merkezine doğru yoğunlaştı. Siyah duman çözülüyor, yerini bir sessizlik alıyordu. Ama sessizlik, geçiciydi. Hepimiz biliyorduk: bu sadece ilk zaferdi. Karanlık hâlâ içimizdeydi. Efe’nin gözleri tekrar mavi parlaklığına kavuştuğunda, hepimiz aynı anda bir nefes aldık; bir umut doğmuştu...
