5. bölüm · MAVİ LOGO
0.5~ Hatırla
İyi Okumalar.
🌸
~15.06.2021~
Telefonumun ekranı titredi.
Gülümseyerek ekrana baktım.
Barandı.
Daha mesajı açmadan bile yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu.
Baran'ım🤍: Aşkım, ben aşağıdayım. Seni bekliyorum.
Mesajı okur okumaz kalbim hızlandı.
Onu görecek olmak bile bütün günün yorgunluğunu unutturuyordu. İstemeden aynadaki yansımama baktım ve kendi kendime gülümsedim.
Ben: Hemen geliyorum. Biraz bekle.
Mesajı gönderdikten sonra odadan çıkıp mutfağa geçtim.
Annem akşam yemeğiyle uğraşıyordu.
"Anne..."
Annem bana döndü.
"Efendim kızım?"
"Arkadaşlarımla sözleştik. Dışarı çıksam olur mu?"
Annem elindeki kaşığı bırakıp bana baktı.
"Bu saatte mi?"
"Çok kalmayacağım. Biraz dolaşıp geleceğiz."
"Kızım, hava da yavaş yavaş kararıyor."
"Anne, merak etme. Telefonum yanımda olacak. Geç de kalmam."
Birkaç saniye düşündü.
"Tamam." dedi sonunda. "Ama çok oyalanma. Geç kalırsan haber ver."
Sevinçle gülümsedim.
"Tamam."
Tekrar odama geçtim.
Dolabımı açıp en sevdiğim kısa, çiçek desenli mavi elbisemi çıkardım. Baran o elbiseyi bana çok yakıştırırdı. Baran o elbiseyi bana çok yakıştırırdı. Bu yüzden onu giyerken istemsizce gülümsedim.
Hazırlanıp aynanın karşısına geçtim.
Makyajım zaten sadeydi. Sadece dudaklarıma lip gloss sürdüm, saçlarımı düzelttim ve son kez kendime baktım.
"Tamam."
Telefonumu alıp odadan çıktım.
Anneme seslendikten sonra kapıyı açıp apartmandan aşağı inmeye başladım.
Ayakkabılarımı giyip hızlıca apartmandan aşağı indim.
Kapıdan çıkar çıkmaz yüzüme hafif, serin bir rüzgâr çarptı. Denizden gelen o ferah koku bütün sokağı sarmıştı. Yaz akşamlarının o huzurlu havası insana iyi geliyordu.
Etrafıma bakındım.
Önce sağıma baktım.
Yoktu.
Sonra başımı sola çevirdim.
İşte oradaydı.
Apartmanın biraz ilerisinde durmuş, bana bakıyordu.
Onu görür görmez yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
Hiç düşünmeden koşmaya başladım.
Yanına vardığım gibi boynuna sarıldım.
O da gülümseyerek beni sıkıca sardı.
"O kadar mı özledin beni?" dedi gülerek.
Başımı omzuna yaslayıp gülümsedim.
"Biraz."
Bana bakıp kaşını kaldırdı.
"Biraz mı?" diye sordu.
Gülümsememi tutamadım.
"Evet... Biraz."
İkimiz de gülmeye başladık.
Bir süre daha öylece birbirimize baktık. Sonra Baran etrafına göz gezdirip bana döndü.
"Hadi, önce evin önünden biraz uzaklaşalım. Annen bizi kapıda görmesin."
Başımı salladım.
"Olur."
Elimi tuttu. Ben de hiç düşünmeden elini sıktım.
Sokağın sonuna kadar yan yana yürüdük. Bir süre sonra sahil yoluna çıktık.
Akşamın serinliği iyice hissediliyordu. Hafif esen rüzgâr saçlarımı savururken denizden gelen iyot kokusu etrafa yayılıyordu.
Yürüyüş yolunda oldukça kalabalık vardı.
Bir yanda haşlanmış mısır satanlar, biraz ileride limonata tezgâhı, birkaç adım ötede de midye satan bir adam vardı. Herkes yaz akşamının tadını çıkarıyordu.
Tam midyecinin önünden geçerken Baran durdu.
Yüzüme dönüp gülümsedi.
"Sen bunu çok seversin."
Elimden hafifçe çekti.
"Hadi."
Ben hemen itiraz ettim.
"Baran, hiç gerek yoktu."
O başını iki yana salladı.
"Şşşt..."
Parmağını bana doğru uzatıp gülümseyerek,
"Benim yanımda bir daha 'gerek yok' dediğini duymayacağım."
İstemsizce gülümsedim.
"Peki..."
Midyelerimizi yiyip tezgâhtan ayrıldık. Baran hesabı ödemekte ısrar edince daha fazla uzatmadım.
Sonra yeniden sahil boyunca yürümeye başladık. Bir yandan sohbet ediyor, bir yandan etrafı izliyorduk.
Bir süre sonra boş bir banka oturduk.
Tam o sırada Baran sağ taraftaki dondurmacıyı fark etti.
"Dondurma ister misin?"
"Olur."
"O zaman sen bekle, ben alıp geleyim."
Gülümseyerek dondurmacıya doğru yürüdü.
Ben de çantamı açıp fotoğraf makinemizi çıkardım.
O makineyi aylar önce birlikte almıştık. Birlikte geçirdiğimiz güzel günleri, anılarımızı biriktirmek için...
Baran gelene kadar makineyi açıp ayarlarını yaptım.
Birkaç dakika sonra elinde iki dondurmayla geri geldi.
"Yine mi fotoğraf çekeceğiz?" dedi gülerek.
"Tabii ki."
Fotoğraf makinesini bankın karşısındaki alçak duvarın üzerine koyup zamanlayıcıyı ayarladım. Sonra koşarak yanına geçtim.
Bir fotoğraf...
Sonra bir tane daha...
Derken peş peşe birçok fotoğraf çektik. Kimi zaman güldük, kimi zaman birbirimize baktık. O an sadece birlikte vakit geçirmenin tadını çıkarıyorduk.
Fotoğrafları çektikten sonra bir süre daha bankta oturduk. Sohbet ede ede zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık.
Gökyüzü yavaş yavaş kararmış, sahildeki ışıklar tek tek yanmaya başlamıştı.
Biz de yürümeye devam ettik. Bu kez adımlarımız yavaş yavaş ev tarafına doğru gidiyordu.
El ele yürürken aklıma günlerdir içimde duran o soru geldi.
Başımı ona çevirip,
"Ne zaman ailemle tanışacaksın?" diye sordum.
Baran bana baktı.
"Ailenle zaten tanışıyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Öyle değil."
Ne demek istediğimi hemen anlamıştı.
Hafifçe gülümsedi.
"Yavrum..." dedi. "Babanın beni pek sevmediğini ikimiz de biliyoruz. Şimdi durduk yere üzerine gitmek, onu daha da sinir etmek doğru olmaz."
İçim istemsizce burkuldu.
"Üzülme." dedi elimi biraz daha sıkarken. "Her şeyin bir zamanı var."
"Ya bizim hayallerimiz?" dedim sessizce. "Babam seni hiç kabul etmeyecek mi? Biz hep böyle gizli gizli mi buluşacağız? Ben hep bir şeyleri saklamak zorunda mı kalacağım?"
Baran durup bana baktı.
"Hayır." dedi kararlı bir sesle. "Öyle olmayacak."
"Nasıl yani?"
"Ben bazı şeyleri düşündüm."
Merakla yüzüne baktım.
"Ne düşündün?"
Şakaklarımdan düşen saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
"Şimdilik sen bunları kafana takma." dedi. "Güven bana. Yakında her şey değişecek."
Onun bu kadar emin konuşması içimi biraz olsun rahatlattı.
Sessizce gülümsedim.
"Tamam."
Birkaç saniye sadece birbirimize baktık.
Baran yavaşça bana doğru yaklaştı.
Aramızdaki mesafe tamamen kapandığında gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmadı. Elini belime koyup beni kendine doğru çektiğinde kalbimin atışını neredeyse göğsümde hissediyordum.
Başımı hafifçe kaldırdım. Dudakları dudaklarıma değdiği an içimde bir şeyler altüst oldu. İlk başta yumuşak, kararsız bir dokunuştu ama hemen ardından yerini durdurulamaz bir tutkuya bıraktı. Beni daha sıkı sardı, parmakları saçlarımın arasına kaydı. Dudaklarının sıcaklığıyla nefesim kesildi, başım döndü.
Etrafımızdaki her şey, deniz kokusu, rüzgarın sesi tamamen kayboldu. Sadece o ve ben vardık. Öpücüğü derinleştikçe ben de ona karşılık verdim, kendimi tamamen o anın ritmine bıraktım.
Sonra yavaşça geri çekildi. Alnını alnıma dayadığında ikimiz de nefes nefeseydik. Gözlerini açıp doğrudan gözlerimin içine baktı; elleri halâ belimdeydi ve ikimiz de az önce ne olduğunun farkında bir şekilde öylece kaldık.
Baran dudaklarının kenarında beliren hafif bir gülümsemeyle fısıldadı.
"Sonradan... Her şey çok güzel olacak."
Sesinde öyle bir kararlılık vardı ki istemsizce gülümsedim. Kalbim hâlâ hızla atıyordu. Gözlerimi ondan ayıramıyor, söylediklerine inanmak istiyordum.
"Umarım," dedim sessizce.
Baran başını hafifçe salladı.
"İnan bana."
O an, konuşacak başka hiçbir şeye ihtiyaç yokmuş gibi, sadece birbirimize bakarak birkaç saniye daha öylece kaldık.
~20.07.2026~
Bankta sessizce oturuyorduk. Etrafımızdaki sesler kulağıma geliyor ama hiçbirini gerçekten duymuyordum. Gözlerim boşluğa dalmıştı.
Güvendim...
Ama karşılığında sadece hayal kırıklığı yaşadım.
Söz vermişti. Tutmamıştı.
"Bana güven." demişti.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi beni yarı yolda bırakmıştı.
Bu kadar iğrenç bir insandı işte.
Ondan ölesiye nefret ediyordum.
Ya da öyle olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum.
Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken kolumun hafifçe dürtülmesiyle irkildim. Başımı çevirince Esra'nın bana baktığını gördüm.
"Boş ver," dedi yumuşak bir sesle. "Kafana takma. Az önce olanları da..."
Zoraki bir gülümsemeyle başımı salladım ama hiçbir şey söylemedim.
Tam o sırada Mamican'la Kadir yanımıza geldi.
Mamican yüzüme dikkatlice baktı.
"İyi misin?"
"İyiyim..." dedim aceleyle. Sonra istemsizce etrafa göz gezdirdim. "O nerede?"
Kadir omzunu silkti.
"Onu düşünme. Biz gönderdik."
İçimde bir şey düğümlendi.
Yine mi gitmişti?
Yoksa bu kez gerçekten temelli mi gitmişti?
Başımı yavaşça kaldırıp onlara baktım.
"Yine gitti mi?" dedim, sesim neredeyse fısıltı gibiydi. "Temelli mi gitti?"
Mamican derin bir nefes verdi.
"Sanmıyorum," dedi sakin bir sesle. "Baran öyle sessiz sedasız çekip gidecek biri değil."
Esra hemen lafa girdi.
"Tabii değil..." dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Zamanında sessiz sedasız nasıl gitti peki?"
Ortam bir anda sessizleşti.
Mamican birkaç saniye sustu.
"Yani..." dedi. "Haklısın. O konuda diyecek hiçbir şeyim yok. Ama bu sefer bence öyle değil."
Bir anda üzerimize ağır bir sessizlik çöktü.
Kimse konuşmuyordu. Esra gözlerini yere dikmişti, Kadir uzaklara bakıyordu. Mamican ise derin bir nefes alıp hiçbir şey söylemeden önündeki toprağı izliyordu.
Ben de başımı eğdim.
Sanki söyleyecek her şey söylenmişti.
Dakikalar sessizlik içinde akıp gitti.
🌸
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Oylarınız ve yorumlarınız beni motive ediyor. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. 🤍🌸🌸
