4. bölüm · MAVİ LOGO
0.4~ Tesadüf mü?
İyi okumalar.
🌸
Pazar sabahı gözlerimi açtığımda saat çoktan on iki buçuğu geçmişti. Birkaç dakika yatağın içinde öylece uzandım. Bugün işe gitmeyecek olmanın verdiği rahatlıkla acele etmiyordum. Yavaşça doğrulup esnedim, sonra banyoya geçip sabah işlerimi hallettim.
Hazırlanıp odadan çıktığımda ev sessizdi.
Salona geçtiğimde babam her zamanki koltuğunda oturuyordu. Televizyon kapalıydı. Elindeki kitaba dalmış, sayfaları ağır ağır çeviriyordu.
"Günaydın baba."
Başını kaldırıp gülümsedi.
"Günaydın kızım."
Oradan mutfağa geçtim.
Annem pazar kahvaltısı için masayı hazırlıyordu. Mis gibi çayın kokusu bütün evi sarmıştı.
"Bana da günaydın yok mu?" dedi gülerek.
Gidip yanağından öptüm.
"Günaydın anne."
"Tam zamanında geldin. Hadi, kardeşlerini de uyandır."
"Tamam."
İlk olarak İbrahim'in odasına girdim.
Perdeyi hafifçe araladım.
"Hadi bakalım, uyanma vakti."
İbrahim gözlerini ovuşturarak doğruldu. Daha beni görür görmez gülümseyip bana sarıldı.
"Günaydın abla."
"Günaydın."
Sonra Siraç'ın odasına geçtim.
O da biraz nazlandıktan sonra kalktı ve boynuma sarıldı.
"Hadi, anne kahvaltıyı hazırlamış."
İkisi de başlarını sallayıp odalarından çıktılar.
Kısa süre sonra hepimiz sofranın etrafında toplandık.
Pazar kahvaltıları evimizin en güzel geleneklerinden biriydi. Kimsenin acelesi olmazdı. Bir yandan kahvaltımızı yapıyor, bir yandan da sohbet ediyorduk. Annem sürekli tabağımıza bir şeyler koyuyor, babam arada bir yaptığı esprilerle bizi güldürüyordu.
Tam çayımdan bir yudum almıştım ki telefonum çalmaya başladı.
Ekrana baktım.
Arayan Mamican'dı.
Telefonu açtım.
"Alo?"
"Simge, evde misin?"
"Evet, evdeyim. Ne oldu?"
"Biz çocuklarla parkta buluşuyoruz. Hadi sen de gelsene."
Yüzümü buruşturdum.
"Yok kanka ya... Gerçekten çok yorgunum. Zaten bir tek pazar günüm var. Bugün de evde dinlenmek istiyorum."
Mamican hemen itiraz etti.
"Ya gel işte. Çekirdek alırız, oturur sohbet ederiz. Zaten öyle uzun uzun kalmayacağız. Hep beraber biraz vakit geçiririz."
"Yok ya..."
"Simge, lütfen. Hepimiz orada olacağız."
Gülümsememe engel olamadım.
Ne kadar ısrarcı olduğunu çok iyi biliyordum.
"Tamam, tamam..." dedim sonunda. "Şimdi kapat. Belki gelirim."
"Bak 'belki' değil, bekliyoruz."
"Tamam, görüşürüz."
Telefonu kapattım.
Annem merakla bana baktı.
"Kimdi kızım?"
"Mamican. Çocuklarla parkta buluşacaklarmış, beni de çağırıyor."
"Eee, gitmek istiyorsan git."
Omuz silktim.
"Bilmiyorum anne... Belki giderim, belki gitmem."
Annem gülümsedi.
"Canın nasıl istiyorsa öyle yap."
Ben de başımı sallayıp kahvaltıma devam ettim.
Kahvaltı bittikten sonra odama geçtim. Kendimi yatağın üzerine bırakıp biraz telefonla uğraşmaya başladım.
Tam o sırada telefonuma yeni bir bildirim geldi.
Mamican mesaj atmıştı.
"Geliyorsun değil mi? Seni bekliyoruz."
Mesajı okuyunca istemsizce gülümsedim.
"Çocuk da bayağı ısrar ediyor." diye düşündüm.
Hem uzun zamandır doğru düzgün görüşememiştik.
"Neyse..." dedim kendi kendime. "Gider biraz otururum. Hem görünmüş olurum. Çok kalmadan da eve dönerim."
Kararımı verince yataktan kalktım. Hızlıca üzerimi değiştirip çantamı aldım.
Son kez aynaya göz attıktan sonra odadan çıkıp evden ayrıldım.
Apartmandan çıktıktan sonra yavaş adımlarla yürümeye başladım. Mamican'ın bahsettiği parka doğru gidiyordum. Hava oldukça güzeldi.
Tam parkın sağ taraftaki girişine girecekken gözüm yol kenarında duran bir arabaya takıldı.
Bir an duraksadım.
Yine o siyah, gösterişli araçtı.
Kaputundaki mavi logo artık dikkatimi çekmeden geçemeyeceğim kadar tanıdık geliyordu.
"Yine mi bu araba..." diye kendi kendime mırıldandım.
Bu kez araç park etmişti.
İçine bakmayı düşündüm ama hemen vazgeçtim.
"Ya içinde biri varsa?" diye geçirdim içimden. Durduk yere insanlara bakıp kendimi rezil etmek istemiyordum.
Yine de merakıma engel olamayıp hafifçe camlarına göz attım.
Camlar tamamen siyahtı.
İçeriyi görmem mümkün değildi.
"Boşuna uğraşıyorum." diye düşünüp omuz silktim.
Arabayı daha fazla umursamadan parkın girişinden içeri girdim.
İçeri girer girmez bizimkileri gördüm.
Mamican, Kadir ve Esra beni fark eder etmez uzaktan el sallamaya başladılar.
"Buradayız!" diye seslendiler.
Ben de gülümseyerek onlara el salladım ve yanlarına doğru yürüdüm.
Yanlarına gidince Mamican bana yer açtı.
"Gel bakalım, sonunda gelebildin."
Gülümseyip yanlarına oturdum.
Bir süre hep birlikte sohbet ettik. Kadir yine arada laf atıyor, Esra da ona takılıyordu. Mamican ise bir yandan çekirdek uzatıp bir yandan bizimle konuşuyordu. Ben de aralarına karışmaya çalışıyordum ama aklım bambaşka bir yerdeydi.
Sessizliğim sonunda Mamican'ın dikkatini çekti.
"Simge, iyi misin? Bugün çok dalgınsın."
Derin bir nefes aldım.
"Size anlatmam gereken bir şey var aslında."
Üçü de merakla bana döndü.
Dün parkta yaşananları, bana gelen gizemli mesajları ve bugün karşıma çıkan Baran'ı en başından sonuna kadar anlattım.
Konuşurken boğazım düğümleniyordu. Yıllar sonra onun adını bile söylemek bana ağır gelmişti.
Anlatmayı bitirdiğimde kısa bir sessizlik oldu.
Üçü de bana şaşkınlıkla bakıyordu.
"Dur bir dakika..." dedi Kadir. "Gerçekten Baran mıydı?"
Sessizce başımı salladım.
Mamican şaşkınlıkla bana bakarken, Esra da duyduklarına inanamaz gibi gözlerini benden ayıramıyordu.
Bir süre hepimiz sessizliğe gömüldük. Anlattıklarımı düşünüyorlardı. Ben de dalgın dalgın etrafa bakmaya başladım.
Tam o sırada gözüm yine aynı arabaya takıldı.
Yolun kenarında duruyordu.
Siyah, uzun ve gösterişli...
Kaputundaki o mavi logo uzaktan bile seçiliyordu.
Kaşlarımı çattım.
"Çocuklar..." dedim, gözümü arabadan ayırmadan. "Şu arabayı görüyor musunuz?"
Üçü de dönüp benim baktığım yere baktı.
"Ne olmuş?" dedi Kadir.
"Bu arabayı son zamanlarda sürekli görüyorum. Nereye gitsem karşıma çıkıyor."
Mamican şaşkınlıkla arabaya baktı.
"Bizim mahallede böyle bir araba mı varmış?"
Kadir de başını iki yana salladı.
"Ben ilk defa görüyorum."
Tam o sırada Esra yeniden arabaya baktı.
"Garip ama ben de son zamanlarda o arabaya denk geliyorum."
Kadir bir an arabaya baktı, sonra gülerek,
"E gidip bakalım o zaman." dedi.
Esra hemen kaşlarını çattı.
"Saçmalama Kadir. Milletin arabasını niye inceleyelim? Sonuçta insanların özeli."
Mamican omuz silkti.
"Uzaktan bakacağız sadece. Arabaya dokunacak değiliz ya."
"Yine de bana saçma geliyor." diye söylendi Esra.
Mamican bu kez bana döndü.
"Hadi Simge. Madem bu kadar dikkatini çekiyor, gidip bir bakalım."
Bir an tereddüt ettim.
"Aslında..."
"Gel ya." dedi Kadir. "İki dakika bakar döneriz."
Sonunda dayanamayıp başımı salladım.
"Tamam."
Dördümüz yavaş yavaş arabanın yanına doğru yürüdük.
Yaklaştıkça ne kadar lüks olduğu daha da belli oluyordu. Simsiyah boyası güneşte parlıyor, camları ise içeriyi tamamen gizliyordu. Kadir arabanın etrafında dolaşıp dikkatlice baktı.
"Vay be..." dedi. "Bunun fiyatını düşünemiyorum bile."
Mamican da kaputundaki mavi logoya bakıyordu.
"Şu logoyu daha önce hiç görmedim."
Tam o sırada arkamızdan tanıdık bir ses geldi.
"Çok beğendiyseniz, isterseniz bir iki tur attırayım."
O sesi duyar duymaz bütün vücudum gerildi.
Kalbim hızlanmaya başladı.
Dönmeye korkuyordum.
Ama birkaç saniye sonra yavaşça arkamı döndüm.
Karşımda duruyordu.
Ağzımdan sadece tek bir kelime çıkabildi.
"...Baran."
Baran hafifçe gülümsedi.
Yüzünde, yıllardır unutamadığım o tanıdık sırıtış vardı.
Mamican bir anda olduğu yerde kaldı. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
"Senin burada ne işin var lan!"
Baran sakin bir şekilde cevap verdi.
"Burası benim de mahallem."
Esra alaycı bir gülümsemeyle kollarını bağladı.
"Öyle mi? Ama sen bu mahalleyi yıllar önce terk etmiştin."
Baran'ın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Yavaşça gözlerini bana çevirdi.
Bakışlarında derin bir pişmanlık ve hüzün vardı.
Ama ben gözlerimi ondan kaçırdım.
Şuan istediğim tek bir şey vardı.
Buradan bir an önce gitmek.
Onun yüzünü daha fazla görmek istemiyordum.
Kadir yüzüme baktığında bunu anlamış olmalıydı.
"Hadi, gidelim." dedi sessizce.
Başımı hafifçe salladım.
Tam hepimiz arkamızı dönüp gidecekken Baran'ın sesi arkamızdan yükseldi.
"Simge, dur."
Adımlarım istemsizce yavaşladı ama arkamı dönmedim.
"Ne olur, bana birkaç dakika izin ver. Sadece konuşalım."
Kadir hemen araya girdi.
"Senin Simge'yle konuşacak hiçbir şeyin yok."
Baran gözünü Kadir'den ayırmadan,
"Bu seni ilgilendirmez."
"İlgilendirir." dedi Kadir sert bir sesle. "Yıllar önce kızı tek kelime etmeden bırakıp gittin. Şimdi de çıkmış konuşalım diyorsun. Simge'yi rahat bırak."
Baran'ın bakışları yeniden bana döndü.
"Ne olur... Sadece beni dinle."
Ben ise tek kelime etmeden olduğum yerde duruyordum.
Baran'ın söylediklerini daha fazla duymak istemiyordum. Sadece oradan gitmek istiyordum.
Gözlerimi Esra'ya çevirdim.
"Ne olur... Gidelim." dedim.
Esra yüzüme baktı ve hiç düşünmeden başını salladı.
"Tamam."
Koluma girdi ve beraber oradan uzaklaşmaya başladık.
Arkamıza bile bakmadan yürüdük. Bir süre ikimiz de konuşmadık. Esra da beni zorlamak istemediği için hiçbir şey sormadı.
Biraz yürüdükten sonra parkın daha sakin bir tarafındaki banka oturduk.
Ben sessizce karşıya bakıyordum.
Aklım hâlâ yaşananlardaydı.
Baran'ın yıllar sonra yeniden karşıma çıkması, söyledikleri ve hiçbir zaman cevabını bulamadığım o soru...
"Neden gitmişti?"
Bunu düşünmeden edemiyordum.
Yıllar geçmişti ama bazı şeyler hâlâ içimde bir yerde duruyordu.
Sadece sessizce oturup düşünmeye devam ettim.
🌸
Bölümü okuduysanız desteğinizi göstermeyi unutmayın. 🤍
Her oyunuz, yorumunuz ve güzel mesajınız bu hikâyenin büyümesine yardımcı oluyor.
Mavi Logo daha çok yeni bir hikâye ve sizlerle birlikte daha güzel yerlere gelmesini istiyorum. 🌸
Okuyan, destekleyen ve bu yolculukta benimle olan herkese şimdiden çok teşekkür ederim.
Yeni bölümde görüşmek üzere... ✨
