~ MÂTEM ~ kitap kapağı

3. bölüm / 5

~ MÂTEM ~

ÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Karayae R

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: ÖLÜM

Selammlarrr Süsen Çiçeklerimmmm🤍

Umarım iyisinizdirrr🩷

Başlayalım mıı, okuyup da oy vermemezlik etmeyin lütfen 🫀

🔐

~ ÖLÜM ~

Geçmişin izlerini unutmaya çalışma,
çünkü yaralar unutuldukça daha çok kazınır.

6 Kasım 2017
Ankara...

Kıyamet kopmadan önce çığlık sesleri dünyayı sarmaladı. İnsanlar koşuştururdu ve belki de hiç ölmek istemezlerdi.

Seziyordu Ankara, hem de her şeyi. Taşlar çoktandır yerine oturmuş, bekliyordu. Hayat bazılarından ya çok uzaktaydı ya da bir nefes kadar yakınındaydı. Ölüm ya çok uzaktaydı ya bir kapı ardında...

Hayat bizden bir şeyleri alacaksa o en sevdiğimiz olurdu. O gün doğan bebeğin en sevdiğini almışlardı. Annesini. Bir annenin kucağı nedir bilmezken, anne sütünün tadını almadan, annenin kokusunu sezmeden annesinden koparılmamıştı o bebek, hayat annesini ondan almıştı.

İlk duyulan ağlama sesiyle annenin acı inlemesi bir olmuştu. Biri hayat bulurken diğeri ölümü sırtlamıştı.

"Ne yapacağız?" dedi Füsun. Yüz hatları öyle endişeliydi ki...

"Bilmiyorum, onun evde doğmasını isteyen sizdiniz. Onu da siz temizleyin." Ebe'nin bu söyledikleri kulağında yankılandı Füsun' un.

Bebek Füsun' un kucağına bırakılınca tiksintiyle baktı suratına. Buruşuk yeni doğmuş bebeği sevemedi, suratı etik değildi, içinden öyle geçirdi.

"Alın bunu benden. Mehri gibi değil bu, güzel kokmuyor." Ebe, Füsun'un bu sözlerine karşın gülümsedi.

"Hanımefendiyi çıkarın. Ölü var burada, bebeği de temizletelim, annesine geri verirsiniz sonra." Bu sözleri söylerken eldivenlerini çıkarıyordu. Hemşire hızla başını sallayıp bebeği Füsun'un elinden aldı.

"Annesi ben değilim." diye fısıldadı Füsun.

"Hayır, sizsiniz." Ebe bu söylediklerinde haklıydı.

"Olmayacağım. Yüzü buruşuk, iğrenç bir bebeği sahiplenmeyeceğim. Zaten başımda bir bela var, ikinci kez annelik yükü taşıyamam ben." Füsun Karsu, kocasının öldürmüş olduğu kişinin bebeğini nasıl sahiplenirdi?

"Hayır, olmaz. Annesi de öldü. Dört kişi olacaklar başıma. Olmaz." diye fısıldarken ebe anlamaz gözlerle onu süzdü.

"İyi madem, neden annesini hastaneye götürmediniz?" Sorusu basitti.

"Götüremezdim anla!"

"Bakacaksınız o zaman, sorumlusu sizsiniz." Ebe hızla odadan çıktı. Hemşire de arkasından kucağındaki bebekle ilerledi.

Füsun, Sêngi'nin suratına bakamıyordu. Gülümserken ölmüştü, bebeğini kucağına alamadan, kokusunu koklamadan.

"Özür dilerim." dedi Sêngi'ye bakarken.
"Böyle olacağını bile-" derken sözü kesildi.

"Siz hiçbir şeyi bilemediniz zaten." Çıkan yankılı ses Henzar'a aitti. Kapıyı yavaşça kapatmıştı.

"Kızımı bana vereceksiniz, o iğrenç kocanın-" Füsun delirmiş gibi volta atıyordu.

"Senin metresliğin yüzünden bu hâldeyiz." Henzar dayanamayıp yanına doğru hırsla yürüdü, yeşil gözleri fazla parlaktı.

"Kocam tecavüz etti demiyorsun da bana atıyorsun tüm suçu! Öldürürüm, yok ederim sizi. Beni iyi dinle, kızımı bana vereceksiniz!" Sonlara doğru sesi kısıl ıştı, acılı bir anneydi ve daha çok gençti. Henüz yirmisine yeni girmişti.

"O şerefsiz kocanı da seni de parçapinçik yapıp timsahlara yem edeceğim!" Diye bağırıyordu ki, Füsun elindeki ameliyat makasını boğazına dayanmıştı.

"Sus yoksa olacakları biliyorsun." Dediğinde Henzar'ın gözünde korku yoktu, kızını bir daha hiç görememe kaygısı vardı. Karnına ağrılar girmişti.
Başını salladı hızla. Gözü kapanırken bir damla yaş yere düştü.

"Temizle buralar." Dediğinde başını salladı. Kapı kapanır kapanmaz Sêngi'nin yanına diz çöktü.

"Sêngi, ne ettiler sana?" Gözünden bir damla yaş aktı.

"H- her şeyi duydum, kızımı verme onlara." Sêngi'nin sessiz mırıltısını duyan Henzar, kulaklarına inanmamıştı. Yaşıyordu! Sêngi yaşıyordu, dünyalar onundu.

"Sêngi! Ölmemişsin."

"Oğullarıma nasihatimdir, kendilerine sahip çıksın, birbirlerini korusunlar." Gözleri yarı baygınken tam kapanmıştı.

"Sêngi!" Acılı bir feryat döküldü dudaklarından. Henzar mâteminin en ağırını yaşıyordu, arkadaşı, sırdaşı, kardeş bildiği ölmüştü.

"Henzar abla." Küçük tiz bir ses duydu kadın, bilemedi, kızı olabileceğini düşünemedi. Kapı sesini bile duymamıştı.

"Anne," korkmuş bir çocuğun sesi yükseldi ardından, "anne!" diye bağırdı.
"Annem, uyan!" Küçük erkek çocuğu hızla koşarak annesinin yanına diz çöktü. Yüzünü avuçladı. "Anne n'olursun uyan." Gözünden bir damla yaş annesinin soğuk yanağına serpildi.

"Neden yanağı bu kadar soğuk?" Henzar'a bakarken sormuştu. Mehri' nin gözleri korkuyla kırpıştı.

"Mizaç kan akmış," dedi korkuyla. Henzar hızla iki çocuğa döndü, "çıkın buradan, burası size göre değil." Yüzünü avuçladı ikisinin, "korkmayın. Mizaç, Miraç'ı çağır. Plan yapacağız. Sêngi'nin ölmesine izin vermeyeceğiz." Diye konuşuyordu ki Mizaç hızla sordu, "annem ölmedi mi yani?" Sesinde bariz bir şekilde hissedilen umut vardı. Elinin tersiyle göz yaşlarını sildi.

Henzar elini, Sêngi'nin kalbine bastırdı.
Nabız yoktu, boynuna bastırdı, en son da eline. Yine nabız yoktu. Yüzü kireç tutmuştu, Mizaç' a döndü, "hadi ne bekliyorsunuz, gidin çağırın Miraç'ı." diye çatallaşmış sesiyle konuştu.

"Tamam, gel Süsen Çiçeği." dedi yerden ayaklanırken, Süsen' e elini uzattı kalkması için. Süsen hızla elini tutup ayaklandı, eteği kan içindeydi. Mizaç arka kapıya yürürken ayrılan holden geçeceklerini sanan Süsen, diğer hole doğru yürürken elleri birbirlerinden ayrılmıştı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Burdan geçmeyecek miyiz?" Diye merakla konuştu Süsen.

"Oradan geçersek," dedi Süsen' in kanlı pembe taytına baktı, kaşları hızla çatılırken sordu, "sen niye annemin kanına bulanmış gibisin Süsen?" Süsen Çiçeği dememişti, çiçekler kana layık görülmemeliydi. Annesi de bir çiçekti ancak şu an kanla birdi.

"Oda çoook karanlıktı, görmemişim," dediğinde Mizaç karanlıktan korktuğunu hatırlamıştı.

"Tamam, altını değiştireceksen çık odana." Dedi Mizaç, Süsen'e bakıp.

"Annem kızar, yürü." Başıyla arka kapıyı işaret etti. Mizaç da başını salladığı an arka kapıya yürüyüp kapıyı açtıktan sonra, birbirlerinden çok uzaklaşmadan koşmaya başladılar.

"Hızlı koş Süsen Çiçeği."

"Ya düşersem?"

"Daha hızlı koşarsın, babam demişti. Düşmekten korkma, korkarsan o şey daha çok oluyormuş." Koşarken arkasına döndü, "keşke bu kadar korkmasaydım." diye fısıldadı. Ailesinin ölümünden çok korkuyordu, o ölümler gerçekleşmişti.
Biri en yakın arkadaşı tarafından diğeri ise patronu tarafından, karı koca Kaner ailesinin başından aşağıya yıkmışlardı.

Mizaç'ın gözünde yaşlar birikti, koşarken elinin tersiyle gözyaşlarını itti. Ağlayamazdı. Erkekler ağlamazdı, diye geçirdi içinden.

"Düştüm baba, canım çok acıdı."

"Daha hızlı koş çocuğum."

"Baba erkekler de ağlar değil mi? Annem erkekler ağlamaz, sen de ağlama yavrucuğum, demişti."

"O seni sevdiğinden demiştir evlat."

"Ağlayabilir miyim?"

"Bu gece için olur evlat," Demişti Kurtul, çocuğunun ağlamasını istemiyordu, hep mutlu olsunlar istiyordu. Ama hayatın gerçek kuralı da buydu, acı, acı her koşulda yanındaydı.

"Söz bir daha ağlamayacağım baba." Diye fısıldadı.

Bu söylediklerine Süsen katılarak daha da hızlı koştu, Mizaç sadece bir iki adım uzağındaydı. Onu geçebilmek için daha hızlı koştu. Yerden dizine kadar uzanan kara batıp çıkıyordu.

"Mehri az yavaş koş."

"Korkmuyorum."

"Süsen Çiçeği!" Mizaç' ı duymuyordu, gözü kapalı özgürmüş gibi koşuyordu.

"Süsen Çiçeği dur," diye fısıldamıştı, Süsen sertçe karşısındaki adama çarptığından yere yığılmıştı. Mizaç hızla yanına çömelip onu sırtından ve başından tutup doğrulttu. Mizaç'ın eli kana bürünmüştü, bir anlığına annesinin mi yoksa bu küçüğün mü bilemedi. Annemindir, dedi geçti. Süsen'den acıyla karışık hırıltılı bir nefes duyuldu. Mizaç, Süsen'den başını kaldırıp adamın yanındaki çocuğa baktı. Bu gözlere aşinaydı, ikizinin gözlerine baktı.

"Miraç?" dedi sorar gibi.

"Abi?"

"Nerdesin oğlum sen?"

"İşimiz vardı," dedi minik çocuk bileğini bükmüştü paltosunun içinde. Aklında hep bu sözler dönüyordu.

"En yakınların seni körfeze sokar evlat."

"Körfez ne demek?"

"Tuzağa düşürür anlamında."

"En yakınım bana niye böyle bir şey yapsın?"

"O değil sen ona yapacaksın zaten," diye fısıldamıştı Kerim.

"Efendim."

"Hiç çocuk, önüne bak, nişan al ve vur." Küçük çocuk hırslanarak dokuz metre uzaktaki şişeyi hedef aldı, Kerim' den altı aydır nişan dersi alıyordu. Kerim onu eğitiyordu, küçük çocuğun hoşuna gidiyordu çünkü o masum yüzde kendini korumak isteyen biri vardı. Miraç kendini korumak istiyordu, babasının kendini koruyamayıp öldüğünü düşünüyordu. Gözüyle atış atacağı cam şişeyi seçiyordu, mermiden çıkan kurşun cam sişenin ağız kısmını koparmıştı. Gülümseyerek geriye çekildi.

"İyi iş çıkardın," Kerim' in tatmin olan suratını gören Miraç iyi yapıp yapmadığını içinden geçiriyordu. Mizaç, Kerim'i hiç sevmiyordu, bir nedeni vardı ancak ikizi ona söylemiyordu. Miraç, Kerim' in iyi biri olabileceğine inanıyordu, Mizaç' ın ağrına giden de buydu...

"Gitmemiz gerek gel." Kerim bu sözlere kaşını çatmıştı, Mizaç' ın anlatmak istediği de neydi?

"Tamam," dedi Miraç kardeşine doğru koşarken. Mizaç elini ona uzattı, Miraç tutunca koşmaya başladılar. Süsen Mehri de arkalarından koşacaktı ki Kerim kızını omuzlarından tutup kendisine doğru çevirdi. Süsen Mehri babasının tıpkısı olan gözleriyle çok korkmuşa benziyordu.

"Baba," dedi hiç duyulmayacak sesiyle.

"Ne oldu, bana olayı anlat." Mehri bilmiyormuş gibi dudak büzdü. Kerim alayla gülerek adamlarına baktı, "arabaya bindirin." Derken Süsen, geriye doğru koşmaya başladı. Korkudan ayakları tirtirdi. Her adımında ayakları yere batarken zar zor koşuyordu. Babasının adamları çevresini sarmıştı, korkudan yere yığılabilirdi bile. Bayılma numarası yapsa ne olurdu ki? Yapsa mıydı?

Aniden dizlerini yere doğru kırıp başını geriye attı, Kerim' in adamları ona bakarken nefes dahi almıyordu.

*

Mizaç ile Miraç malikâneye doğru yürürken Miraç geriye doğru baktı.
"Mehri yok." Sesi korkulu aynı zamanda da meraklıydı.

"Süsen Çiçeği?" Dedi sorar gibi Mizaç.

"Gel, haber verelim içerdekilere." Miraç'ın bu sözlerini duyan Mizaç kafa salladı. Miraç'ın gözleri Mizaç'ın geri geri giden ayaklarındaydı.

"Nereye?"

"Gitmeliyim," dedi önüne doğru dönüp koşarken, "korkar o." Korkardı.

Mehri çok korkmuştu, Süsen'in dizi kanamıştı. Mehri ağlıyordu, Süsen karda kalmıştı. Babasının nasıl bir cani olduğunu, onu hiç sevmediğini, onu bir kez bile sarmalamayacağını, Kerim' in iyi bir baba olamayacağını öğrenmişti.

"Anne," Diye fısıldadı yere doğru. Acı içinde boğulduğu kardan doğruldu. Dizi kanlıydı, derisi soyulmuştu, derisinin içerisindeki kemiği görebiliyordu. Ne zaman düşse hep dizi kanardı, o hep ayaklarının üzerine çöktürülmüştü.

"Anne, n'olursun?" Tek ihtiyacı annesi miydi? Değildi, annesi bu hâlini görse onu suçlardı. Gözyaşları durmaksızın akıyordu, acıdan, çok acıyordu. Dizinin ağrısı, kalbinin ağırlığıyla karışıktı. O bunu anlayamadı, hıçkırıklarından nefes dahi alamıyordu.

"Mehri!" Diye bağırış sesi duyduğunda ürktü. Babası, babası mı gelmişti?

"Git," diye fısıldadı korkmuş. Kalbi güm gümdü. Hıçkırıkları daha da artıyordu. Kanın kokusundan mı yoksa anksiyete krizinden mi bilinmez, kusmaya başladı.

"Süsen Çiçeği," yanına doğru diz çökmüş o çocuğa baktı. Eliyle onu gitmesi için uyarmıştı, dinlemeyince eliyle itti. İtmeseydi üzerine de kusacaktı.

"Korktun mu?" Gözleri şaşkınca dizlerine kaydı. Kaşları hızla çatılırken gözlerine inanmak istemedi, derisi öyle bir soyulmuştu ki kemiği gözüküyordu.

"Mehri!" Kafasını kaldıran Süsen Mehri, sorgular biçimde baktı. Ayağa kalkmaya çalışırken acıdan dişlerini sıktığını fark etmiyordu bile.

"Acıyordur, kalma!" İstemsiz sesi yükselmişti oğlanın. Ona zarar verilmesinden korkuyordu, o çok korunaksız gibiydi. Onun gözünde bu böyleydi. Kızın yanına çömelerek ayağını dizine yasladı. Taytından bir parça kopardı, yana düşmüş deriyi koyarken fazla dikkatliydi. Dizi sarmalayıp bağladı. Süsen Mehri sessizce ağlıyordu, çok acıyordu. Babasının ona yaptıkları acınasıydı.

*

Malikâneye yetişince arka kapıdan girdiler. Odaya vardıklarında odada Henzar vardı, Miraç' da yanında bekliyordu. Gözlerinden yaşlar akan çocuk abisine baktı. Hızla ayaklanarak abisine sarıldı, bu hızlı sarılıştan dolayı Mizaç'ın dudakları aralanmıştı. Şaşkındı, Miraç kolay kolay ağlamazdı. Niye ağlamıştı ki.

"Hadi hastaneye gidelim," dediğinde Henzar sessizce olumsuz biçimde kafa salladı. Bu odada ağlamayan tek kişi Mizaç'dı. Mehri'nin de bildiği pek bir şey yoktu, dizi için ağlıyordu.

Kafası karışık herkesin yüzüne tek tek baktı, ne olduğunu anlamıyordu.
"Ne oldu?" Kafasındaki cevabı almaktan korkuyordu.

"Başın sağ olsun." Dedi Henzar.

Tek bir cümle o evi başlarına yıktı. Ankara buz tuttu, o iki kardeşin yüreği hiç soğumayacaktı ama onlar o kışta donarak ölmüşlerdi. Sêngi yoktu, o güzel yemekler, o güzel kokusu, Sêngi gitmişti. Anneleri, hayatları, babalarından sonra güvendikleri tek insan, tek yuva, o da gitmişti, o yuva da yıkılmıştı.

"Kardeşimiz?" Henzar kendini zor tutuyordu, acıdan içi sızlıyordu. Hıçkırmak, çocukları daha da korkutmak istemiyordu.

"O da gitti," dedi dudağı titrerken.

"Annem bizi bırakmazdı ki." Dudakları, gözleri titreşti Mizaç' ın.

🔐

2037
ANKARA...

Bazen gökyüzü bize her şeyi açıklardı.
Bazen seni seven, bazense sevmeyenleri.
Karanlıktan korkardım, neden bilmiyorum ama kendimle yalnız kalmayı sevmiyordum. Karanlık olduğunda tırsıyordum, geceyi sevmiyordum ama ay çok güzeldi.

Bu karanlık koridorda koşarken öyle bir korkuyordum ki, nereye gidecektim?

"Dur," dedi tanıdık ses.

"Süsen dur!" Mahlaz mıydı? Peşimden mi geliyordu?

"Süsen Çiçeği." Kolumun hızla çevrilişiyle sertçe ona çarptım. Ondan kolumu kurtarmak için hızla kolumu çektim, beş adım geriye adımladım. Teması sevmiyordum. Belki de bu sadece bana kötü bir şeymiş gibi geliyordu.

"Sakin ol, bir şey yapmayacağım." Diyip yanıma adımladığında sakince soludum. Geriye doğru adımlamaya devam ettim.

"Kaçmaya çalışma, yakalamaya çalışmayacağım." Dedi o ela kahve hareler.

"Niye hepiniz geldiniz? Ne istiyorsunuz benden?" Diye sordum. Karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum. Sadece adım sesleri vardı.

"Kimsin sen?" Diye sordum, kim olduğunu bilmiyordum. Sonuçta o ela kahve karışımı gözler herkeste olabilirdi.

"Yine mi tanımadın?" Hayalkırıklığına benzer sesi beni bozguna uğratmıştı, tanımam gereken biri miydi?

"Tanımadım. Kimsin?" Diye sorarken sesimi kontrol etmeye çalışıyordum, sesim ya çok korkulu ya da çok stresli çıkacaktı.

"Mizaç Alkın Kaner, ben." Aramızdaki mesafeleri kapattığını ayak seslerinden duydum. Duvarla onun arasında sıkışmış olabilir miydim? Karanlıktan hiçbir şey gözükmüyordu ki!

Adım sesleri durduğunda korkuyla soludum.

"E, sen adını söylemeyecek misin?" Ondan duyduğum sesle birlikte başımı yerden kaldırdım, ela kahve gözleri parlıyordu.

"Süsen Mehri." Sadece buydu, soyadıma gerek yoktu. Ben Süsen Mehri'ydim.

"Soyadınız?" Diye sorguladı.

"Soyadımı kullanmıyorum."

"Savcılık kartınızda Karsu yazıyor ama." Bunu nereden biliyordu?

"Evet ama ben kullanmıyorum." Dedim sebatıma güvenerek.

"Hım, babandan bu kadar nefret etmen üzücü?" Açılan ışıkla beraber gözlerim kamaştı.

"Bu sözleri söylemen için babanın çok iyi birisi olması gerekiyor, öyle değil mi?" Diye sertçe sordu. Kaşlarım havalandı.

"Üç," dedi üç parmağını gösterirken.
"İki," parmak sayısı ikiye düştü, gözlerim şaşkınca açılmıştı. Ne zırvalıyordu?
"Bir!" Diye bağırınca ürktüm.

"Kaç küçük çiçek," dediğinde o bağırışından eser yoktu, bunu çok sakin, fısıldar şekilde söylemişti.

"Ne?"

"Kaç, kaç yoksa-" dedi kendini dizginlerken. Hızlı soluklar alıp veriyordu.

Eli arka cebine gidince oradan çıkan iğneye baktım. Babam geldi gözlerimin önüne.

"Baba, ne olursun dur!"
"Bir şey yapmadım ben, yemin ederim." Ben hiçbir şey yapmamıştım.
"Dokunmadım, ben yapmadım. Ben o dosyaları karıştırıp yırtmadım, Kayra yaptı."

Duvardan aşağıya doğru dizlerim kırıldı. Gözlerim dolu doluydu, ben yapmamıştım. Hepsini Kayra yapmıştı.
"Ben yapmadım," dedim yüzüne bakarken. "Ben dokunmadım," duvarlar üzerime geliyordu. Nefes alamıyordum. Gözleri şaşkındı, babam yine beni anlamıyordu. Gerçek ile kabusumu ayırt edemiyordum.

"Süsen Çiçeği," dedi kaşları bükülürken. Yanıma çömelmişti, kolumu tutmaya çalışıyordu. Babama ne olmuştu, o hep bacağıma saplardı iğneleri.

"Baba, özür dilerim." Dedim çırpınırken, kollarımı üzerime kalkan olarak kullanıyordum.

"Ben... Süsen Çiçeği, özür dilerim." İğneyi bana saplamıştı.

Hissetmiyordum, yine hiçbir şeyi hissedemiyordum. Uyuşan bedenim yere yığılmıştı. Ben yine iğnelerle başbaşaydım. Babam beni hiç sevmemişti. 'Niye? Neden!?' diye bağırmak istiyordum.

"Neden baba," demek istiyordum.
"Ben sana ne yaptım da beni sevemedin," diyecektim.
"Sen bana çok şey yaptın, baba," diyip ayrılacaktım yanından.

Hiçbiri olmadı, ben hissedemiyordum. Güçsüz, acınası, zavallı bir kadındım ben. Kendimden midem bulanıyordu. Nefes almak istemiyordum. Nefes alamayayım, öleyim, hiç görmeyeyim, istiyordum. Çok mu şey istiyordum?

Gözlerim acıyla açıldı. Bembeyaz tavanla karşılaştım. Doğrulmak istedim ancak kollarım kelepçeliydi.

Kendimi parçalamak, buradan çıkmak istiyordum. "Yardım edin!" diye bağırdım. Duvarlar üzerime üzerimeydi, midem bulanıyor, başım dönüyordu.

"Biri gelsin! Ne olur!"

Yatakta çırpınmaya başladım.

"Deli değilim ben!"

"Çıkarın beni!"

Ses soluk yoktu, sesim odada yankılandı.
Kapı açılma sesini duydum bir süre sonra. Bir kız elinde iğneler ve ilaçlarla gelmişti.

"Ben aklı başında biriyim, savcıyım ben! Çıkar beni buradan." Diye soluyarak konuştum. Ellerim ayaklarım bağlıydı, nefes alamıyordum. Ağlamak istiyordum aynı zamanda gülmem de geliyordu, sinirlerim bozulmuş gibi çırpınıyordum.

"Raporda teşhisiniz konuldu. İlaçlarınızı içmezseniz, birilerine zarar verebilir, hatta onu öldürebileceğiniz yazıyor. Daha bir tanı bulunamadı ancak-" derken sözünü kestim.

"Bakın, nefes alamıyorum. Bu kelepçelerden kurtarın beni, n'olursunuz?" Sesim yalvarır gibi çıkmıştı.

"Ya sakinleşirsiniz ya da sizi uyutmak durumunda kalacağız."

"Bak, ben savcıyım. Aklım da gayet yerinde. Şu kelepçelerden kurtar beni lütfen, nefes alamıyorum. İnan bana, hiçbir şey yapmayacağım." Diye söylerken hemşire başını olumsuzca iki yana salladı.

"Raporunuzda bir mesleğiniz olduğu yazmıyor. Muhtemelen bunu da uyduruyorsunuz." Gözlerim hızlıca açıldı.

"Kim yaptı bunu! Benim kartım var, belgelerim var, Kerim Karsu gelsin buraya. Savcılık kimliğimi de getirsin." Diye tek tek konuştum.

"Kliniğe yattığınızdan haberi var." Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.

"İzin verin iğnenizi vuruyum."

"Hayır, lütfen. Ben ses çıkarmam, gerçekten ama vurma. Ne olursun, hiçbir şey hissedemiyorum. Git," dediğimde başını salladı ve odadan çıktı. Kapıyı örtmüştü.

"Babasının onu buraya yatırdığını söyledim. Sizin olduğunuzu bilmiyor." Bu ses o hemşireye aitti. Ne diyordu öyle?

🔐

Bir bölümün daha sonu Çiçeğimm.

Bu bölümdeki düşünceleriniz neler?

Sizce Mehri' yi kim kliniğe kapattı?

OYLAMADAN GEÇME BEBİŞİMM🍓❤️🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18