~ MÂTEM ~ kitap kapağı

2. bölüm / 5

~ MÂTEM ~

İZ

Vaveyla Yazarı: Karayae R

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: İZ

SELAMLARR🩷

Yeni bölüme hoş geldiniz, iyi okumalar.
Kalbe basıp yorum yapmayı unutmayınız*

__

~ İZ ~

Kulak sağırsa kalp de sağırdır,
kulak duymazsa kalp de duymaz...

2037, 13 Ekim
Ankara...

Kalbin de dili vardır bilir misiniz? Konuşur, o hep konuşur ama susturulur. Susmaya, lâl olmaya mâhkumdur. Eğer konuşursa kulak sağır olur, bunu beyin sağlar. Kulak sağır olursa kalp de sağır kılınır.

Hoyrat gülüşü olan insanların acıları yakıcıdır, derler. Gördüğüm rüya da bunu bas bas haykırıyordu, karşımda gülüyordu. Ellerini göğsünde bağlamış gülüyordu, sanki hesap soracaktı, sanki acılarını soracaktı. Sandım ki bunların hiçbiri yapmayacak beni öldürecekti.

"Neden gülüyorsun?" Kısık, derinliklerden gelen sesim çatallıydı.

"Sahi nasıl unutursun gerçeği?" Diye sorduğunda kaşlarımı çattım, ne gerçeğinden bahsediyordu?

"Gerçek diye bir şey yok, sen öyle zannediyorsun. Kabustu onlar." Öyle olmasını dilerdim, kabus olsun belkide hiç olmasın. Beynim beni yönlendiriyordu, geriye dönük şeyler hatırlatıyordu. Aklım sulanmıştı. O adamın karşısındaki genç kız gitti, yerine küçük biri geldi. Ben küçüklüğümü hatırlamıyordum lakin bu küçük bana benziyordu.

O küçük kızın karşısındaki adam yok oldu, yerine küçük erkek çocuğu yerleşti.
O küçük kız ve erkek çocuğu birbirine doğru koştu, elleri bağlandı birbirlerine, gönülleri şenlendi. Sonra bir şey oldu, babam geldi. İkisinin elini ayırıp ortalarına geçti, küçük kız ürktü, erkek çocuğu sinirle harlandı. Uçuruma doğru yürüyorlardı, yüzlerindeki öfke ve hüzün birdi. Kerim Karsu sadece hissiz değildi, şuursuzdu.

İki çocuğu uçuruma kadar beraberinde aldı, dalganın insanı kendine çekip soğurması gibi. Ardından ikisini de uçurumdan aşağıya attı, geriye doğru döndüğünde parçapinçik kanlı yüzünü gördüm.

"Hayır, hayır!" Diye doğrulmamla gözlerimi açmam bir olurken kendimi koltukta buldum. Hızlıca etrafıma baktım, alnımdan boncuk boncuk terler dökülüyordu. Kapanan kapı sesiyle birlikte başımı o yöne çevirdim.

"Heyt be, uyanmış!" Kara saçlı ve kara gözlü biri bana karşı bunu söylemişti. Tanıdığım adam dahil odaya altı kişi girmişti. Hepsi de başımda dikildiğinden biraz ürkmüştüm. Başımı kaldırırken Perlin'i gördüm, kaşlarım çatık havalandı. O avukattı, ne işi vardı burada?

"Perlin?" Diye sordum.
"Tanışıyor muyuz?" Dediğinde kafamı olumsuzca salladım.

"Duruşmadaki avukattın," dedim hatırlatmak istercesine.

"Hiç görmedim." Derken hem dudak büzüp hem de omuz silkmişti. Başımı salladım. Sessizlik devam ederken sadece nefes seslerimiz duyuluyordu, sıkıntıyla ofladım. Oturduğum koltuktan kalkmak istedim ama yapışmıştım sanki.

"Ne yaptınız? Kaçmıyım diye beni yapıştırdınız mı?" Diye sordum hayretle.

"Zeki bu kız, sevdim ben bunu." Kara saçlı adama baktım, dilimi uzattım durduğum yerden.

"Ne yaptığını zannediyorsun?! Kimsin dedim ona bile cevap vermedin!" Dedim öfkeli, bu sözlerim baroda gördüğüm adama yönelikti.

"Oyununu anlamadığımı mı zannediyorsun?" Kaşları havalandı yavaşça. İnanmak mı istemiyordu yoksa gerçekten öyle mi zannediyordu? Ama ben hatırlamıyordum ki.

"Oyun oynamıyorum," başımı yavaşça iki yana salladım.

"Öyle olsun." Dedi geriye çekilirken, komut verir gibi işaret ve orta parmağını birleştirip ileri geri hareket ettirdi. Onunla birlikte ayaktaki altı kişi geriye çekildi. Yanıma gelip hafif eğildi, gözlerinin içerisine bakıyordum. Ufacık, bir nebze ışık görmek istedim, kendisi gibi gözleri de kararmıştı. Hayır, gözleri ela veya açık kahve olabilirdi ancak kendisi, karanlığın dibindeydi. O karanlıktan hiç çıkmamış gibi yada hiç çıkamamış gibi...

"Ne istiyorsun?" Diye sorguladım hırçınca. Gözlerine bakıyordum, saf ona ait bir şey aradım ancak nafileydi.

Kulağımın yanına yasladığı dudakları hareketlenerek bana şu cümleleri fısıldadı;

"Neden uyuşturucuya bağıntılısın?" Geriye çekilirken kulağımda bu cümle yankılanıyordu.

Değilim, değilsin Mehri. Değilsin ki Süsen, değilsin.

"Değilim. Sadece..." Babam beni bu duruma mahkûm kıldı mı diyecektim, kendi isteğimle mi tükettiğimi söyleyecektim? Bana iğnelediği o ilaçlardan dolayı mı demeliydim?

Hiçbir şey söylememeliyiz. Belki de hiçbir şey Mehri. Görmüyor musun, sana inanmak istemeyen kulağı da sağır kalbi de...

"Gitmeliyim," kafasını salladı alayla.

"Ha şunu akıl edebildin." Dedi alayla gülümserken. "Ama yok, salmam seni." Dedi dışından düşünür gibi, ya da sadece benimle akıl oyunu oynuyordu.

"Ben, sadece ben içtim. Ben kimseye içirmedim-" sözümü attığı gür kahkaha kesti. Gözlerim şaşkınca açılırken ağzım haylice açılmıştı.

"Her suçludan da bu sözleri alıyoruz, hangisinin yalanı daha güvenilir? Güldürüyorsun, en sevdiğim yalancı sen olacaksın belli." Dediğinde laflar ağzımda birikti.

"Ama satmadım, satmam da. Kendim de bırakmaya çalışıyordum, zaten istemeden o yüzden-" kendimi ne kadar çaba sarf etsem de açıklayamıyordum, laflar ağzımda bükülüyordu.

"Yalan uyduramadıysan senin gibilerden yardım alabilirsin." Dedi dudak büzerek,
"götürün şunu." Dediğinde alaylı gülüşüne odaklandım.

"Kulağın gibi kalbin de sağır senin." Dedim zoraki, boğazım düğümlü konuşamaz hâldeydim.

Bu durumumun tek gerçeği içtiğim iğrençlikti. Buna beni babam zorlamıştı, annemin gözü önünde bulundurarak içirirdi. Ona, bana inat olsun diye, sırf yüce kavramını taşıyabilmek için. Hani derim ya, insanın doğduğu ev mâtemi. İnsanın yaşadığı ev mâtem ise, ne derde sefa vardı ne dertsize cefa. Bu kabullenmek istemesem de böyleydi, elimden ne gelirdi ki? Sadece susuyordum.

Kollarını tutup nezarethane kuytusuna beni savurduklarında dizlerimin üzerine düşmüştüm. Bunu yapan iki memurdu, üstlerinde giydikleri üniformadan anlamıştım.

Ayaklanarak üzerimi silktim, ellerim titriyordu ve ayaklarım da. İçimden hayır diye geçirdim, sırası değil, olmaz. Yine yoksunluk krizi geçiremezdim!

"Kurtar, n'olur Allah'ım?" Diye demirliklere çöktüm. Akan gözyaşlarım dere gibi süzülüyordu, sakin derenin yokuşundaymış gibi kayıp gidiyorlardı.

"Kimsem yok, n'olur?" Diye fısıldadım, yüreğim parçalanmıştı.

Zihnini yor, o kim! Kim Mehri, kim?

"Bilmiyorum," dedim dudak büzerek, gerçekten bilmiyorum.

"Fısıldamayı kesecek misin?" Sert sesle çöktüğüm yerden kalktım, yerdeyken kendimi koruyamazdım.
"Siz kimsiniz?" Korkulu sesim kendi kulağıma yetişince her an bir şey olabilir gibi etrafı kolluyordum.

"Korkma tanırsın, bu gün olmasa da bir gün elbet." Sadece ses vardı, o ses de ses efekti olduğundan hiçbir şey anlayamamıştım.

"Kimsin yada kimsiniz bilmiyorum. Ama gerçekten ben bir şey yapmadım," dedim gözlerim kapalı içimden dua ediyordum.

"Bir şarkı mırıldasana," dediğinde gözlerim açıldı, sesin geldiği yöne döndüm. Gözlerim oraya takılı kaldı siyah şeye bakarken, "ses dinleme cihazı mı yoksa kamera mı?" Diye sordum soğuktan yontulmuş sesimle. Kısık gülüşünü duydum, yüzümde ufacık silik bir gülümseme belirdi. Minik kahkahası kulağa melodi gibiydi.

"Hadi, mırıldan." Kafamı olumsuz salladım kameraya dönük. "Sen hep susacaksan işimiz zor." Dediğinde gülümsedim, "benim sesim kötüdür ki."
Zoraki konuşmuş gibi sesim çatallıydı.

"Benimki de kötü, ezberlediğin bir şarkı var mı?" Diye sorduğunda başımı salladım, bu da kameraya dönüktü.

"Sar Bu Şehri." İkimizin ağzından da bu sözler çıkmıştı, kısık mırıltısını duymuştum.

"Sen benim sevdiğim şarkıyı nerden biliyorsun?" Öfkeli, sorgular, kızgın, stresli sesimin gazabı vardı üzerimde.

"Benim de, benim de en sevdiğim."

"Hıhım. İyi, ne hoş." Ne söyleyeceğimi bilmez bir hâldeydim.

"Söyle hadi," dediğinde utanmıştım. Bu yaptığım ne kadar doğruydu bilinmez, sıkıntıdan şuraya bayılacaktım.

"Anlamam nedenini,
üzmüşler bebeğimi bak bak.
Tam yüzüne dalmışken çizmiş kendi resmini, bak bak." Nefeslendim, şimdi neden bu tür sorular sorduğunu daha iyi anlıyordum.

Kalbim hızlı, nefesim boğazımda düğümlü, ayaklarım titrek bir ceylan, ellerim ürkek bir serçe gibi titrekti. Soluklandım, kestim şarkı söylemeyi. Sustum, kendimle yüzleştim. Uyuşturucu bağımlılığım gitgide azalıyordu ancak nüks ettiğinde tek bulduğum çare o beyaz şekerlerdi. Şimdi çantam yanımda yoktu, küflü duvarla bir tahtaya doğru çömeldim. Dizlerimi çene hizama getirerek çenemi dayadım, gözlerimden akan yaşlar dizlerime yaslanıyordu. Gözlerimi yumdum. Bedenim sağa doğru katlanmış battaniyeye yığıldı. Aslında bunu yavaşça yapmıştım ancak acısı büyük gibi gözlerimi sıkıca kapattım.

Hıçkırıklarım duyulmasın, ağlama sesim gelmesin diye dudaklarımı sertçe birbirine bastırıyordum.

"Uyu Süsen Çiçeği." Dediğini duydum ancak başımı kaldırmaya mecalim yoktu.
Gitgide terliyor, ellerim ve ayaklarım titriyordu. Sanırım bunu benim uyuduğumu düşünerekten söylemişti yada benim uydurmalarımdan biriydi.

"Kimsin bilmiyorum ama mazimdesin." Diye fısıldadım içimden.

"Bilir misin, bir çocuğu kandırmak bir insanı ona inandırmaktan daha zahmetlidir." Diye konuştum, sesim fısıltılı değildi. Aksine az da olsa yükselmişti.

"Bilirim Süsen Çiçeği." Son duyduğum ses buydu, her şeyi biliyordu ancak ben onu bilmiyordum.

🔐

Zamanın durmasını dilemeli miydi insan? Ben şu an bunu yapıyordum.
Zamanı durdurabilmek istiyor, bu zamandan çıkmak istiyordum. Çok mu zordu, olmamasını diledim.

Gördüklerim bir kâbustan ibaret değildi. Babam bir canavardı, bu küçük kızın gözlerinde böyleydi. O iğneleri bana vurdukça çığlıklar atıyordum, gördüklerim bazen en deriniydi ve bazen gördüklerime fazlasıyla uzaktım.

Annem miydi? Tam çıkaramadım ancak biri beni korumaya çalışıyordu. Ona doğru koşmak istiyordum ancak bu hiç olmamıştı, çünkü yerimde sabittim. Hırçın o çocuk gitmişti, sakinliğini koruyan on yedilerinin başındaki kız geldi. Küçük Süsen' e söz verdi.

Unutmana izin vermeyeceğim, unutmayacağız meraklanma, demişti.

Küçük kız çocuğu ağlıyordu, kafa saklarken düşüncesi şuydu yada biri bana bunları fısıldıyordu.

Unutacaksınız çünkü bunu ben yapacağım.

Yaptı da, şu anki konumum bunu simgeliyordu. Suskunca gülümsedim karşımdaki kıza, yok oldu.

Bir anda kendimi mezuniyet töreninde buldum. Üzerime geçirdikleri kırmızı detaylı cübbeyi süzdüm. Kafam dikti, kalbim buruk. O kepi atarken hissedemiyordum, iğnelerin beni hissizleştirdiğini -tıpkı içtiklerim gibi- o an anladım. Kulağım uğulduyordu, kalbim hızla çarpıyordu.

Aynı fakültedeki arkadaşların, babası geçirmiştir kesin, demelerini duyuyordum. Babası zengin, annesi zengin bunu paralarıyla geçirmişlerdir, demelerini duyuyordum. Babası milletvekili anası avukat, torpille geçirmişlerdir. Bunların biri dahi yaşansa üçüncü sınıf hukuktan zaten kalmazdım. Dört yılım gideceğine beş yılım gitmişti. Yirmi sekiz yaşındaydım ancak üç yıldır avukatlık yapıyordum, geçen günlerdeki bari olayı da üçüncü yıl ödülü içindi.

Beynimin sesini dinlememezlikten gelmeye çalıştım ancak olmuyordu.

O yaptı!

Baban seni bu hâle getirdi, annen tüm olanları izledi.

İntikam için geldi ama neyin intikamı?
Sıkıntıyla nefesimi vererek gözlerimi açtım. Gözlerimden yaşlar süzülmüştü, bunu çok sonradan anlamıştım.

Duvardaki çukurdan henüz gece olduğunu anlıyordum. Bana ışık saçan Yıldız'a baktım, ne parlaktı. Ama Ay yoktu, beni bugünlüğüne bırakmıştı. Başıma ne zaman kötü bir şey gelse beni terk ederdi, o bana küserdi. Ama sevdiğindendi, çünkü ben de onu seviyordum. Hem ben de bazenleri ona küser yastığıma sarılırdım ancak o bana ışık vermeye devam ederdi.

"Küstün mü?" Dedim ağlamaklı sesimle.

"Küsmüşsün," kafamı sallarken iki çift gözyaşı yanaklarımdan kaydıraktan kayar gibi kaydı.

"İlk defa küsmüşsün, niye küstün ki?" Sorarken gözlerim kapanıyordu.

"Küsmedi," duyduğum sesle irkilmem bir olmuştu. Gölgesi duvara yansıyordu, sadece ses vardı.

"Ne?"

"Küsmemiştir," beynimin benimle oyun oynadığını zannediyordum ta ki bu sesi tekrar duyana kadar.

"Sus, sabah olacak sus." Kendi kendime bu sesleri fısıldıyordum. Yine iç sesimin beni tahrik ettiğini zannediyordum ama hayır, bu ses içimdeki ses değildi.

Şu anlık gidiyorum ancak seni bırakacak değilim küçük uyuşturucu.

"Sus! Sus, sus, sus..." Sussun, gitsin, geri gelmesin, bıraksın, tek kalayım ama sussun. Ne olur sussun artık. İçimdeki seslerden kurtulamıyordum. Babam, annem ve bazen Kayra' nın sesini duyuyordum.

"Kim sussun?" Sorulan soruyla ellerimi kulaklarıma bastırdım, olduğum yerde kendimi sallıyordum. Duvarlar üzerime üzerime geliyordu.

"Sen, sen sus. Lütfen git artık." Mırıldanmıştım, içim beni duyabilir miydi? O beni duyuyor muydu?

Kulak sağırsa kalp de sağırdır.

"Sus."

Mehri kabullen, iyi değilsin.

"Hayır, iyiyim ben. Sen git, daha iyi olurum. Git." Gitseydi ne olurdu ki, gitmiyordu işte. Gitmeliydi, beynim benimle alay ediyordu, susmalıydı.

"Gitmemi mi rica ediyorsun?" Sorulan soruya karşın kafamı salladım. Gitmeliydi, sanki beni görecekmiş gibiydi. Kimse beni görmesin istiyordum, gitmeliydi.

"Evet, sen gidersen daha iyi hissedeceğim." Diye bu sefer seslice söyledim. Gidecek miydi?

Sen istediğin kadar kov, o geri gelecek çünkü o sana ait. Ben sana aitim, onun gibi.

"Sus, sus. Ne diyorsun, sus!" Hızla ayaklandım. Etrafı gözetledim, başım dönüyordu. Sesler boğuktu, nefes sesim de buna dahildi.Demirliklere tutundum, gözyaşımdan seller akabilirdi.

"Kurtarın! Nefes-" bulunduğum konumda nefes alamıyordum. Duvarlar üzerime geliyordu, nefesim kesiliyordu.
Bacaklarım, tüm bedenim titriyor sessizce bekliyordu. Bunun bitmesini hem vücudum hem de ruhum bekliyordu. Başımı yasladığım yerden aşağıya kaydım, bulanıktı hem de her yer. Çok bulanıktı.

"Göremiyorum. Kurtarın n'olur!" Son nefesimle bağırdım, hayır sadece fısıldamıştım çünkü kendimde o gücü bulamamıştım.

Açılan demir parmaklıkların sesi kulağıma ilişmişti. Yanıma çöken bedeni ve yüzümü tutan elleri hissediyordum.

"Ay bana küsmüş," fısıltım boğuktu, gülerken bu sözleri söylemem onu hüsrana uğratmış gibiydi.

"Ay küsmez." Tabii, gezegen nasıl küserdi ki? Ona göre gezegen olan Ay, bana göre yoldaştı.

"İyi değilsin." Dedi teşhis koymuş gibi, gülümsememin ardından suratım asıldı.

İyiyim ben... hiç olmadığım kadar yalnız da olsam, belki daha iyi olacağım. İyiyim(!)
İyi gibiyim, hayır iyiyim. İyi olmalı mıyım? İyiyim ki neden iyi olayım? İyi ne demekti, bir durumun olduğu gibi ilerlemesi iyi sayılır mıydı? Bence sayılırdı, o zaman ben iyiydim. Peki durum olduğu gibi ilerliyor muydu? Hayır, kötü müydüm? İyiydim, ben iyiydim. Durumum kötüydü, şu anki bulunduğum konum kötüydü. Soluduğum her nefes, o içtiğimin tek biri, yaşadığım süre boyunca kötüyüm ben...

"Hep kötü kalır mıyım?" Diye sordum ona karşı, koyu ela hareleri hareketlendi. Hızla beni kucaklayıp koğuştan çıkarmıştı. Derin bir nefes alırken gözlerim gitgide kapanıyordu.

🔐

6.52

Tanrı ölümü gerçekleştirdiğinde buna dur diyemezdin, çünkü o bir insanın ömrünü bilirdi. Nasıl yaşaması gerektiğini, ne zaman, nerede, hangi şekilde ölmesinin gerektiğini o bilirdi.

Ama insan da hissederdi, ne zaman öleceğini, ne zaman hangi yerde bulunmak istediğini bilirdi.

Eğer sana kötü davranılıyorsa oradan uzaklaşılması gerekildiğini bilirdin. Hisseder, bunun yanlış veya kötü olduğunu bilirdin.

Hissediyorum, kendimi yapayalnız bıraktığımı hissediyorum. Hiç bulunmamam gereken yerde bulunduğumu, belki de en tehlikeli kollardaydım şimdi? Belki de en yalnız kalmamam gereken yerde yalnızdım, belki de en güvenli yerde kendimi huzursuz hissediyordum çünkü ben huzur nedir bilmiyordum, belki de bunu tattığımdandı? Hayır, en olunmaması gereken yerdeydim. Bunu beynim algılıyordu, biliyordum... hiç, o huzur benim için hiç gelmeyecekti.

Hiçlik peki? Nedir ki, insana basit gibi gelir değil mi? Değil, hiç değil. Beni anlayana hiç de kolay değil. Ailem yok benim, olsada varlıklarını hissedemiyorum çünkü hissettirmiyorlar. Ne yapmalıyım bilmiyorum. Kayra'nın yanında dört tur dönerken benim yanımda sinek avlamazlar. Ben de onların kızıydım ama nafile. Kayra sevilir, sayılırdı. Kıskançtım belki de, belki de fazlaca hırçınım yada saldırgandım. Ama her insan sevgiyi hak eder. Her insanın sevgiye ihtiyacı vardır.

Gözlerimi hafifçe açtığımda birinin kollarındaydım. Gözlerimi hafifçe yüzüne doğru çevirdim, dışarda bir bankta oturmuş tam karşısına bakıyordu. Benim için kötü olan iki sebep vardı; birincisi burada olduğum içindi, ikincisi de bu adamın kollarının arasında olduğum için. Muhtemelen beni temiz havayla uyandırmayı tercih etmişti. Hızla doğruldum, kolları çok gevşekti zaten. Kucağındayken yana kaydım ve banka yerleştim. Konuşmak istemiyordum, az daha uyumak istiyordum. Üzerimdeki kaban beni ısıtıyordu, dışarıda kar yağıyor, o beyazlıklarını yere seriyordu.

O güzelim kara, insanlar kirli ayakkabılarıyla basacaktı. Ve kar da onlar gibi kirlenecekti, hiçbir zaman aklanamayacak öyle kalacaktı. Kendini suçlu hissedecek, ağlayacaktı. Bunun çözümü olmayacaktı, ta ki başka bir bulut gelip o kirli yerleri bembeyaz temiz karla örtene kadar. Peki o karlar örtününce her şey geçecek miyidi? Mümkünatı yoktu ancak dindirirdi, o kirliliği az çok silerdi.

"Uyuşturucu, seni bu hâle getirirken sen içmeye devam edecek misin?" Kulağıma ilişen, mesafeli ve sert sesi hissettim.

Başımı iki yana salladım, "içmiyorum. İki aydır psikolojik destek görüyorum. Bir işe yaramıyor ama içmiyorum, yine nüks ediyor ama ona yaklaşmıyorum." Kendimi açıkladığım için kalbim daha rahattı. Sanki bunu hep yapmak istemiştim ve bunu şimdi yapıyordum.

Ona başımı döndüğümde aramızda mesafeler yoktu ancak mesafelerden daha da fazlaca uzağını hissettim. Beni anlamayacaktı. Çene hattı öyle keskindi ki dişlerini sıktığını anladım, stres olmuşçasına ayağımı sallarken kendimi anlatamamanın verdiği kaygı çok kötü bir durumdu. Her kaygılandığımda midem bulanır, karnıma ağrılar girerdi. Şiddetli bir şekilde ağlamaya başladım, karnıma öyle sert kramplar geçiyordu ki midem bozulmuş gibiydi. Anksiyetem vardı, bu durumu önceden panik atak zannederdim ancak anksiyeteydi.

Ellerimi karnımda bağdaştırmış bir ileri bir geri hareket ediyordum, uzaktan gören biri bağırsaklarımın bozulduğunu zannederdi ancak anksiyete atağıydı.

"Kendini zorlama ve serbest bırak." Her fısıldamada ağzından duman çıkar gibi oluyordu, bunu hava durumundan kaynaklı zannetmiştim ama değildi, sigaraydı.

"Beni suçluyorsun ama sen de kömür içiyorsun. Ben senden daha hızlı geberirim bu doğru ancak sen de-" hızlıca yeşil üstü karla kaplı çalılıklara doğru koştum. Yanı başımızdaydı, iki adımlık yere çömelip elimle ağız kısmımı kapattım ve kusmaya başladım.

Can çekişiyormuş gibi görünüyordum. İçimdeki çocuğun tek isteği annesine sarılmaktı, sanki o çocuğa sarılıp hadi uyu derse her şey geçecekti. Başımı kaldırıp baktım, meğersem kusmuyormuşum. Her şey gibi kusmayı da beceremiyordum, bir de bunun için ağlayacaktım şimdi. Başımı kaldırarak Ay'a baktım. Hafif mavi gökyüzünde o da vardı.

"Küsmemiş sahiden." Dedim geriye doğru, sonra yaptığımı fark edip ona doğru dönmüşken yine ağaca döndüm.

"Miden bulanmıştır şimdi senin, şey kusura bakma. Böyle oluyor, anksiyete bozukluğundan. Sen git istersen yada su var mı, suyla gider bu. Kusmadım gerçi, şey miden bulanmasın şimdi. Ama ne diyeceğim ki!? Miden bulandıysa konuşmuyum, git sen." Ellerimi hızla ceplerime soktum. "Ellerimden miden bulanmasın diye soktum, salyalarım bulaşmıştır da. Şey, kimin bu? Kirlenirse- tamam, senin mi? Özür dilerim çünkü ellerim içlerinde." Sonlara doğru gülümsemiştim.

Başı bana döndü yavaşça, gözlerinin içi kırmızıydı. Gülümseyerek başımı eğdim, ayakta olduğumdan ona üstten bakıyordum. Gözleri ilk defa çaresiz gibiydi.

"Yıkarım! Ben yıkarım yani, üzüldün mü? Yıkanır bu, şey..." Ne diyeceğimi bilemiyordum. Kabanı kirlendi diye ağlamazdı biri değil mi?

"Üzülmedim." Omuz silkince yerinden kalktı, gözlerim merakla ve şaşkınca onu takip ediyordu. Karşıma geçtiğinde ne olduğunu anlamadım. Parmak uçlarını başımın tepesine koydu, sonra yavaşça aşağıya indirdi hafifçe. Parmaklarını hissetmemiştim bile, sorgulayan yüz ifademi görünce duraksadı. Elini çekip siyah kapşonlu hırkasının içine koydu.

"Saçın dağılmış. Benim," dedi gözleri kabanı bulurken. "Midem de bulanmaz benim, biliyorsun narkotik jandarmayım." Haklıydı, daha üstün olaylar gördüğü kesindi.

"Peki. Ay küsmemiş!" Sesim istemeden olduğundan daha heyecanlı ve yüksek çıkmıştı. "Pardon." Gözlerim ışıkdan dolayı kamaşıyordu. Yana kayarak bunu önlediğinde, kaşlarım çatık tebessüm etmiştim. "Teşekkürler." Anlamaz gözlerle bana baktığında ben de ona aynı şekilde bakıyordum.

"İznin olursa geçeceğim." Dediğinde neden yana kaydığını şimdi anlıyordum, kabanla beraber kapının yarısını kaplamıştım.

"Of, ne salağım değil mi?" Dedim kendi kendime konuşurken, "şey buyur." Yolundan çekilirken o da yanımdan geçti. Muhtemelen temastan hoşlanmıyordu ya da bana temas etmek istememişti. Başka biri olsa geçerdi çünkü.

Banka oturarak başımı geriye attım. Güneş yoktu ancak gün doğuyordu. Ay yavaş yavaş silinirken akşamın tekrardan gelmesini diliyordum.

Elimi banka sabitledikten sonrasında başımı yavaşça elimin üzerine yasladım. Banka doğru ayaklarımı uzatırken sırt üstü yatmış konumdaydım.

Uyuklarken kaç saat geçmişti bilmiyordum. Ayaklanarak içeriye doğru yürüdüm, kadın polis bana bakarak gel işareti yaptı. Yanına doğru yürüdüm, "buyrun?" Dedim sorarcasına.

"Şu dosyaları iki koridor soldaki ve sonuncu odaya bırakır mısın?" Dediğinde kaşlarımı çatmıştım, en fazla ne olabilir ki diye düşünüp kadının elinden dosyayı aldım.

"Teşekkürler." Kadının dediği yöne doğru ilerliyordum. Koridorlar karanlıktı, sadece birkaç koridorda ışık vardı. Gri duvarlardan sola, sonra sağa ve yine sola doğru döndüm. Ok işaretleri olduğundan yönümü karştırmıyordum. Karanlık koridorun sonunda depo isimli tek bir oda vardı. Işığı kapalıydı. Derin bir nefes alarak karşıya doğru yürüdüm. Adımlarım çok yavaştı, geriye dönmek istercesine hem de.

İç sesim bunun yanlış olduğunu dile getiriyordu. Benim ne yapmam gerekiyordu?

Geri dön, iyi şeyler olmayacak.

Yürüyen bacaklarım ona zor düşüncedeydi. Kafamı dimdik tutmuş ilerliyordum ancak bacaklarım ve ellerim hem meraktan hem de heyecandan titriyordu.

Ben seni uyardım. Sen dinlemedin.

"Hissettirdiğin bu iğrençlikten nefret ediyorum." Diye fısıldadım odaya doğru ilerlerken.

En sonunda tam kapının önünde durdum, tam açacaktım ki açılarak biri beni içeriye çekti. Çığlık atmamam için eli ağzımdaydı, kapıyı ayağıyla savurdu ve kapı kapandı. Loş ışıktaki gözlere bakınca kim olduğunu anlamıştım zaten.

Ayak ucuyla ayak ucum ayakkabılardan bile hissediliyordu, çok yakındı. Başımı kaldırarak koyu kahve gözlerine baktım.

"Süsen."

Elinin altından böbürlenmiş, elini ısırmaya çalışıyordum çünkü nefes alamıyordum. Hızla elini çekince sağ tarafa kapıya doğru hızla karşısından çekildim. Duvarla yüz göz olmuştu, yavaşça yanıma gelerek çömeldiğim yere o da çömeldi.

"Niye geldin?" Diye sormuştum ki seslerimiz bir çıkmıştı.

"İyi misin?" Diye sormuştu. Kafamı olumlu yönde salladım.

"Neden burdasın?" Sorgulayan yüz ifademde gözleri gezindi. Gözlerimde yalan aramak istemiyordu. Ama ben söyleyecektim, doğruları söylememeliydim. Kimseye doğruları söylememeliydim. Doğrular söylenmezdi, sır olarak kendine saklanırdı çünkü doğruları söyleyen dokuz köyden kovulurdu.

"Senin için. Günlerdir yoksun," elleri yanaklarımı bulunca suratına öylece baktım. Kahve harelere, az da olsa kahve sakalları çıkmıştı. O normalde sakal bırakmazdı. Sert çene hattı gerildi, ellerini çekerek başını sağa yöneltti.
Alaylı tebessüm ettiğimde bu hareketi yapardı, ellerim dudaklarıma gitti. Gülümsemiyordum, o görmeden hızla elimi çektim. Suratı hüzünlüydü, gözleri dolmuştu. Yüzü yeniden bana doğru dönerken ellerini çekmişti, derin bir nefes alarak rahatladım. Temastan hoşlanmıyordum.

"Seni kaybetmekten... çok korktum Süsen. İki gün doldu, yoktun. Baban, annen çılgına döndüler. En son-" sözünü keserek aklımda kalmasını istemediğim soruyu sordum.

"Anneni kaybettiğin gibi beni de kaybetmekten mi korktun yoksa başka bir hayatım olmasından mı?" Kaşlarını sertçe çatınca sorumun cevabını almıştım.

"Kaybetmekten korkarım ama hayatından çıkmam." Dediğinde alayla gülümsedim.

"O zaman sana kolaylıklar diliyorum, çünkü ben toksik bir hayatın içerisinde kalamam, Mahlaz Demir." Soyadına vurgu yapmıştım. O soyadının benim olmasını aklımdan bile geçirmemiştim ve bence kendi soyadımda buna dahil olmak gerekirse, kimse kendi seçmediği ismi veya soy ismi taşımamalıydı.

"Kimse ne seni benim hayatımdan çıkarır Karsu, ne de beni senin hayatından." Göz devirdim bu söylenimlere.

"Gitmek istediğimde ne yapacaksın?"

"Yanımda olmak için ne istersin?" Soruma karşılık bunu beklemiyordum. Buna da bir cevabım vardı elbette.

"Ya hiçbir şey istemiyorsam ve sadece yanından gitmek istiyorsam?" Bir kaşım havalanırken gözlerinin gözlerime saplandığını hissettim. Gözlerindeki fevri hareketleri ve o ateşi görebiliyordum.

"Kimse bir neden yokken uzaklaşmaz Süsen." Cevabı netti. Haklıydı.

"Haklısın ancak benim yok bir nedenim." Dedim, kapıyı açmak için yönelmişken eli kolumu sıkıca tuttu. "Bırak!" Sesim sandığımdan da sert çıkmıştı.

"Bırakamam."

"Neden ya, niye?" Gözleri daha da harlanmış biçimdeydi.

"Baban böyle emretti." Cümlesini duyar duymaz duvardaki yangın alarmına bastım. O ne olduğunu anlayana kadar ben odana çıkmıştım bile. Karanlık koridorda hızla koşarken biri yolumu kesti, hayır sadece bir kişi değildi. Beş kişi daha vardı. Şaşkınca gözlerim oynaştı ancak karanlıkta hiçbir şey göremiyordum ve bu beş kişinin yüzünde maske vardı. Koridorun çaprazına o bomboş karanlığa doğru koştuğumda başıma neler geleceğinden habersizdim.

🔐

Bölüm bitti canısıı🩷

Tahminlerin neler?🫣

Görüşmek üzere(⁠✿⁠ ⁠♡⁠‿⁠♡⁠)

Kendine iyi bak şapşall🙃🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 36beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18