~ MÂTEM ~ kitap kapağı

4. bölüm / 5

~ MÂTEM ~

DELİL

Vaveyla Yazarı: Karayae R

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: DELİL

SELAMLARR❤️

Yıldıza basmayı ve yorum yapmayı unutmayalımmm😻

Sulu yanaklarınızdann öptümm

🔐



"Deli gösterilmek için delil gerekir."

2037

ANKARA...

İçten içe kendimi yiyip bitiriyordum. Hayat kısaydı, hayatım hiç bu kadar aksiyonlu olmamıştı. Buna aksiyon mu denirdi yoksa koca bir saçmalık mı derseniz, cevabım şu olurdu; bunu ben de bilmiyorum. Çünkü bilmiyordum.

Kardeşimi özlüyordum. Ailemden önemsediğim tek varlıktı, benim canımın içiydi. Çünkü ailemden bir tek o beni severdi ya da o sevgisini gösterirdi.

Bağlı olduğum bu yatakta ruhum da benimle beraber yavaş yavaş bedenimden ayrılıyordu. Hissediyordum, insan hissederdi. Psikolojim hiçbir zaman iyi olmamıştı ancak ben deli de değildim. Deli olabilmem için delil gerekirdi öyle değil mi?

Hemşirenin de dediği gibi insan öldürmezdim. İnsanlara zarar vermezdim. Ben sadece görevimi yerine getiren bir vatandaştım. Ama babam yüzünden insanlar beni de sevmezlerdi.
Babam gibi cani, insanları önemsemeyen biri olduğumu düşünüyorlardı, ki haklılardı. Düşünsenize, bir milletvekili var, insanların beyanlarını bırakın onları bile önemsemiyor, siz ne düşünürdünüz ki? Ben de ondan çıkmıştım sonuçta, kızıydım.

Kızıydım ama ondan değildim, olmak da istemiyordum.

"İyi misin?" Açılan kapı ve konuşulan ses ile bedenim gerildi. Başımı kelepçeyebilseler onu bile yaparlardı.

"İyiyim." Katiyen yalandı, ağza dolanmış bir sözcükten ibaretti. İyi değildim, ruhum uçurumun kenarına bırakılmış gibi yapayalnızdı. Bedenim denize atılmış bağlı bir poşetin içindeydi sanki ve ben hareket edemiyor, nefes alamıyordum çünkü; bunlar bana çok uzaktaymış, hiç ulaşılamayacakmış gibi geliyordu. Oysaki soluk alabilir veya verebilir ya da -hareketlerim kısıtlı olsa da- hareket edebilirdim.

"Dünya'nın kuralı ne sence?" Başımı çevirdiğimde bir kadınla göz göze geldim. Siyah düz saçları doğal ya da boya mıydı ayırt edilemiyordu lakin gözleri koyu maviydi.

"Yaşamayı öğrenebilmek mi?" Kafasını salladığında yüzü çok az da olsa kırıştı. Otuzlarına yeni girmiş olmalıydı.

"Pekâlâ, bana bakınca ilk ne görüyorsun?" Mavi gözlerinde denizi görüyordum. En berrak hâliyle o Denizi andırıyor, dalgaları korkutucu boyutlara ulaşıyordu ve Ay gibi saçları gecenin o zifiri karanlığında tatlı bir uyku kaçamağı gibiydi.

"Ay'ı ve denizi." Diye fısıldadım kurumuş dudaklarımı yalarken.

"Hiç bir insanın kanının tadına bakmak istedin mi?" Bu soruyu sormadan önce kafa sallıyordu, şimdi ise kaşları zarifçe kalkmıştı.

"Hayır, neden ki?" Büyümüş gözlerimin tek hedef noktası bu kadındı. Bana neden böyle sorular soruyordu, diye düşünmüyordum bile. Bir hastalığın tanısını koymak istiyordu. Psikolog doktoru olduğu taktığı siyah gözlükten belliydi.

"Su ister misin yada bu kelepçelerden çözülmek?" Diye sorunca hızlıca kafa salladım, kaşları aniden çatıldı. Elindeki not kağıdına siyah kalemiyle not alıyordu. Kafa sallayışımla siyah kaşları büküldü.

"Uyuşturucu kullandığın için burada olduğunu biliyor muydun?" Ondan gelen sesle birlikte kulağım çınladı. O yapmıştı, hemşire de babanızın yaptığını söyledim demişti. O yapmıştı, Mizaç... O uyuşturucu içtiğim için beni buraya tıkmıştı. Sol yanağımdan bir gözyaşı aktı. Kalbimin kırılış sesi göğüs kafesimin ta içinden kulağıma ilişmişti. Hayalkırıklığı değildi bu, tüm insanlar bunu düşünüyordu... deli olduğumu. Ben babam yüzünden bu hâle geldim diyemiyordum.

"Sizi kıracak bir şey mi söyledim?" Diye sorduğunda gözlerimi kırpıştırarak olumsuzca baş salladım.
"Ne için gözyaşı döktünüz o zaman?"

"Bir varsayımdan dolayı buradayım." Diyerek gözlerimi mavi gözlerinden alıp başımı sol tarafa çevirerek yumdum.

"Yani uyuşturucu kullanmıyor musun?"

"Onu kullandığım için burada olduğumu biliyorum," gözlerimi ve başımı ona çevirerek devam ettim,"ve beni buraya kimin soktuğunu da."

"Kim sokmuş?" Dedi bilmiyormuş gibi, iyi bir manipülasyoncuydu ama asla beni kandıramazdı, babam denen adam öyle kurnazdı ki insanların ne istediklerini anlayabiliyordum. Bu kadında bir şey vardı, tanıdık bir sima.

"Tahminimi size söylemem ne kadar doğru? Hem ben bir deliyim değil mi?" diye sorarken başımı geriye attım az gülümserken, "o yüzden bana inanmamalısınız, aklı beş karış havada bir insan olduğum kesin öyle değil mi? Deliyim, insan öldürebilirim falan," kafamı sallarken devam ettim arasıra gülüyordum. "Ne de olsa deliyim, yaparım öyle değil mi? Deli miyim? Bir tanı koyabildin mi? Beni buraya yatıran kişiye söyleyin. Ben Süsen Mehri, adımı daha çok duyacak, haber programlarında, hukuki katologlarda, adliyede, belki yüzümü bir mahkeme salonunda bile görebilir. Söyleyin ona, söyleyin ki deli değilim ben, o hemşirenin dediklerini yapamayacak kadar-" nefesimin tükendiğini ve susmam gerektiğini anlayınca hiç konuşmadım.

"Evet, devam edin lütfen." Not kağıdına ayazdığı hiçbir sözü bilememenin vebali çullandı üzerime.

"Su verebilir misiniz?" Diye sordum ancak bu fikirden hemen vazgeçtim, içerisinde ilaç olabilirdi. Hayır içemezdim, deli değilsem bile deli ederlerdi bu insanlar beni.

"I şey, gerek kalmadı." Dediğimde bana inanmayan gözlerle baktı. Ayaklandığı yere geri oturarak bana biraz daha yaklaştı.

"Kalbin kırıldığında genellikle ne yaparsın?" Bu sorunun cevabı basitti.
Genellikle düşerdim, elimi tutan birileri olmazdı. Çocukken çok düşermişim ve beni annem tutarmış, bu ne kadar doğru orasını bilemeyeceğim. Sessizce ağlar, ölümü diler sonra korkar, özür dilerim Allah' ım, der sadece uykum geldiği için uyurdum. Uyku benim için ölümün yarısı demekti. Uykuda hazırlıksızdın, kıskıvrak avlanabilirdin. Kafamı olumsuzca sallayarak kadının o gözalıcı mavi gözlerine çevirdim.

"Neden bunu sordunuz? Öfkelenince veya üzülünce insan öldürmüyorum meraklanmayın." Dediğimde alayla gülümsedi.

"İntihara teşebbüs de bir insanın canına kastetmek demektir, siz de bir cansınız kendi canınıza kıyamazsınız öyle değil mi?" Başımı salladım. Dudaklarım büzüldü, burada bağlı olmak, nefes almak o kadar zordu ki...

"Çözer misin beni? Lütfen, yemin ederim nefes alamıyorum. Birine zarar verecek olursam öldür beni, uyut. Ama ben kimseye bir şey etmem, bırak beni." İnandırıcılığımla onun gözlerinin derinlerine baktım. İnanmasını istiyordum, masum rolü mü oynuyordum yoksa gerçekten masum muydum?

"Süsen senin kendine zarar vermen bile bir cinayete teşebbüstür." Aynı şeyleri duymaktan bezmiştim.

"Siz benim neler yaşadığımı biliyor musunuz? Çocukken nelere maruz kaldığımı, hangi birini biliyorsunuz? Belki de hayattan sıkılmışımdır. Şimdi ölmek istesem atlarım buradan, bu zincirlerle kendimi keserim. Kimse de önemsemez beni, siz de çok takıyormuş gibi yapmayın da çok göze batmayayım. Rahat bırakın beni, git. Git de bu girdabın içinden çıkayım, körfeze sokmasın beni, git." Bu söylediklerimle beraber kadının kaşlarının çatılışı bir olurken dişlerini sıktığını gördüm.

"Pekâlâ, bu seans iyi geçmedi diyorum. Bir daha ki sefere daha iyi geçeceğinden eminim Süsen Hanım." Apaçık bir tehditti bu. İyi seanslar mı?

"Söyleyin seanslarımın parasını ben ödeyebilirim. Ona kalmadık şükür." Kâhkahamı atarken kadın birden bana döndü, sinirden kırışmış yüzüyle bir bakış atıp kapıdan çıktı.

"Demek bana kalmadın, küçük Süsen Çiçeği." Gözlerimi yummuşken duyduğum sesle birden gözlerimi açtım. O burada mıydı, üstelik sandalyeye oturmuştu.

"Biliyordum, senin bunu yaptığını biliyordum." Kafamı sallarken emin cümlelerimin ardında duruyordum.

"Bunu nerenden uydurdun?" Bir kaşı sorgularcasına havadaydı, dudakları kıvrılırken yanağı içe çöküyordu.

"Uydurmadım, gerçek bu. Sen bana... iğne vurdun, niye vurdun? Başka çözümü yok muydu, keşke vurmasaydın." Sonlara doğru dudaklarım büzülürken sesim titrek çıkmıştı.

İnsanlar anlayamıyordu ya da anlamak istemiyorlardı. Neden bir başkasını anlamaya çalışmak yere suçlardın ki, niye anlamak yerine dışlardın ki, neden sorgulamak yerine hiç sormazdın ve kendi fikrini kabullenirdin ki?

"İğne vurduğum seni buraya getirmiş olduğumu göstermez, öyle değil mi savcı?" Gözlerine bakarken güneşin batışını izlermiş gibiydim. Hemen kafamı olumsuzca salladım, dudağı bu yaptığımı fark etmiş gibi yanlara doğru kıvrıldı. Çene gamzesi, yanak ve göz gamzesi silik şekilde belirdi. Dört tane vardı, dört gamze, iki yanağında silik şekilde, sol dudak altında bir, sağ göz altında bir. Tam tamına dört.

"Soruma bir cevap verecek misin yoksa beni incelemen için sana özel bir yer ayırıyım mı?" Bu yaptığımdan hoşnut olmuş gibi sinirli değil de alaylı bakıyordu. Gülünce gözlerinin kısıldığını o an farketmiştim. Gözlerim saçlarına doğru kaydı, bal rengi ve kahvenin birleşimi onun dağınık saçlarındaydı.
Gün batımını andıran harelere bakınca gözlerini gözlerime diktiğini o an fark edebilmiştim.

"Soruma bir cevap alabilir miyim?" Sorusu neden bu kadar önemliydi ki?
O sorunun cevabını verdiğim an tüm taşların yerine oturacağını, kurtulacağımı zannettim ancak hangi birini doğru sayacaktı?

"Haklısın, göstermez jandarma." Diye çemkirerek konuştum. Bu cevap hoşuna gitsin diyeydi. Beni bıraksın diye, gideyim diye, burada kalmak istemediğimdendi o cevap. Hoşnut olmamış gibi cıkladı. Kaşlarım hızla çatılırken gözlerimi kısarak ona baktım.

"Ne yani beğenmedin mi, tam da kabulleneceğin bir cevap söylemiştim." Dedim alaylı.

"Ama senin cevabın değildi. Sırf seni bırakmam içindi, öyle değil mi savcı? Şimdi bana gerçekleri söyle. Sana bir iğne vurduğum için seni buraya tıkmış olamam öyle değil mi?" kulağıma doğru eğilerek nefeslendi, "öyle değil mi Güneş Güzeli?" Apaçık manipületifti bu, beni manüpile ediyordu. Başımı sola doğru kaydırınca ve ona bakınca onu koltuğuna yaslı hâlde bulduğum için içim rahatlamıştı.

"Hayır öyle değil, sen beni aptal mı zannediyorsun? Manipülasyonlarına kanacak biri gibi mi görünüyorum? Tabi ki de getirmiş olabilirsin. Hatta senin o iğneyi vurma amacın bile beni bayıltıp buraya getirmekti." Tiksintiyle suratına baktım. Bundan hoşnut olmamış gibi sertçe yutkundu. Yaslandığı yerden kendini düzleyerek oturdu, streslenmiş miydi ya da öfkesini mi kontrol ediyordu, bilemedim ancak umrumda da olmazdı zaten.

Gözlerim sallanan bacağına kaydı, cidden streslenmişti. Alayla gülümsüyerek ona baktım.

"Bir tür atak mı geçiriyorsun?" Diye sorduğumda kendini hızla durdurdu. Kaşlarım çatılarak gözlerine tırmandım.

"Hayır, sorun yok. Sadece, neden böyle olduğunu bilmiyorum." Atak mı geçiriyordu, o zaman ne yapacaktım? Elim kolum bağlıydı, hem olmasa ne yapacaktım ki?

"Mizaç? Bu bir atak mı?" Beni dinlemiyormuş gibiydi, gözleri kızarmıştı ve düz duvara bakıyordu.

"Mizaç! Bana bak!"

"Efendim?" Gözleri hızla bana döndü, "benim gitmem gerekiyor, birini yönlendireceğim." diyerek oturduğu koltuktan ayaklandı. Gözlerim şaşkınca kapıdaki bedene döndü. Kendini durdurarak yavaşça sol omzundan bana baktı. "Özür dilerim Süsen Çiçeği." Benim onu bu hâlde görmemi istemiyordu, neden? Geçmişe dayalı bir iz miydi bu atak?

Yirmi dakika sonunda bu odadan içeriye üç kişi girdi, tanıdığım, bildiğim, simalarının aynı olduğu üç kişi. Annem, babam ve Kayra, kardeşim.

"Kızım," annem gözleri dolu dolu yanıma geldi ve her bir zincirin kilidini elindeki anahtarla çözdü.

Özgürlüğe kavuşmuş gibi hissettim, özgür bir mahkûm gibiydim, kuş gibiydim, kafesten özgürlüğe doğru kanat çırpan bir kuşa dönüşmüştüm. Kalbim buruktu, kanatlarım kırılmıştı ama özgürdüm işte, daha ne isterdim ki?

"Annecim benim." Kolları boynuma sıpsıkı sarılırken nefes alamıyordum. O kuş yeniden yakalandı, başka biri tarafından o paslı kafese geri koyuldu, kuş kanat çırpamadı, özgür olamadı, kanadındaki acı kalbine inince yaşama son verdi. Ama bilmediği bir şey vardı, ölü gibi gösterilmekle gerçekten ölü olmak çok farklıydı; o ölmedi, kendini ölü gösterdi. Kuş canı alındı zannetti ancak canı alınmamıştı, kuş öldüğünü hissetmişti ancak ölmemişti. Kuş artık yaşama dair her şeyi unutmuştu, öldüğünü biliyordu, kuş kafesin sahibi tarafından öldürülmüştü...

En acısı da buydu, sevildiğin kişi tarafından liğme liğme diretilmek.

Annem hâlâ boğazıma yapışıkken gözlerim babama çevrildi, sanki hiçbir şeyim yokmuş gibi bakıyordu. Tiksinerek, iğrenerek. İnsan hiç kızından tiksinir miydi? Tiksinmişti, o beni sevmiyordu ki, o beni hiç sevmemişti ki...

"Anne," dedim ondan geriye çekilirken.
Doğrulup karşımda durduğunda sinirli bakışlarını sezdim.

"Neden o telefon yanında değil, öldüm korkudan." Ellerimi tutarkenki endişesini görebiliyordum. "Süsen başına bir şey gelse ben yaşaşayamam." Bu söylediklerine karşın sadece başımı sallamakla yetindim. Yalandı, bensiz yaşayabilirdi. En fazla iki gün üzülür sonra unuturlardı beni.

"Evet korktuk," babamdan çıkmış bu cümleler annemin tembihlemeleriyle olmuşa benziyordu, benim için korkmazdı. Kafamı salladım.

"Anne çekil de ablamı göreyim!" Annemi itiştiren Kayra' ya bakarak gülümsedim. Ayağa kalkınca o bana sıkıca sarılırken ben de ona aynı şekilde sarıldım.

"Abla çok özlemişim seni. Annem haklı, o telefon yanında olmalı." Diyerek geriye çekildi, suratında o hınzır gülümseme vardı. "Mahlaz yanına gelmiş, babam göndermişti." Diyerek kıkırdadı.
"Değil mi baba?" Diye geriye doğru başını çevirince babam zoraki şekilde gülümseyerek baş salladı.

"Tamam Kayra, çekil ablanın yanından." Annemin huzursuz sesi Kayra'nın hevesini kırmaya yetmişti bile.

"Bırak, hem ben özledim kardeşimi." Derken elimi anneme uzattım gitmesi için. Annem inanmaz gözlerle ikimizi süzünce az da olsa gülümsedim. İyi anlaşabilen iki kardeş gibi olamamıştık hiç ama kavga da etmezdik.

Bahçeye indiğimizde hastanenin önünde durdum ve tabelaya odaklandım, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hastanesi, yazıyordu.
O tabelaya bakınca gülesim geldi. Telefonum çalınca ailemden birazcık uzaklaşıp aramayı açtım.

"Buyrun Lida Hanım?" Uyuşturucuyu bırakmak için gittiğim psikoloğumdu, çok iyi ilerlememiştim ancak o da bunu benden beklemiyordu. Geçmişe göre kendimi daha iyi hissediyordum, eskiden hastanenin köşelerinde sürünüyordum bu iğrenç şey yüzünden fakat şimdi eskisine göre bayağı düzelmişti.

"Önceki seanstan sonra bir daha gelmek için randevu almamışsınız, ne yapmaya karar verdiniz?" Kafam allak bullak olduğu için çok sık uğrayamıyordum ve savcılık görevimi yerine getirmeliydim. Geçen hafta üç adliye raporu almıştım, hepsine katıldığımdan dolayı biraz daha geç gitmiştim.

"Ben bugün uğrayabilirim aslında, müsait misiniz?" Ailem köşede durmuş beni bekliyorlardı, babamın kaşları çoktan çatılmıştı.

"Tabii ki, saat kaça ayarlayalım?"

"Üç gibi olabilir." Dediğimde, pekâlâ, cevabını almıştım ve telefonu kapatmıştım.

Ailemin yanına seri adımlarla yürüyordum. Bugün yağmurun toprağa değdiği gibi çıkardığı o mis kokunun günüydü. Bu koku bana geçmişi hatırlatıyordu, altı şubata az kalmıştı. Her yıl altı şubatta küçük bir pasta alır keserdim, alışkanlıktı ancak neye dayalı olduğunu ben de bilmiyordum. Özellikle çikolatalı almaya dikkat ederdim, hem rengi hem de tadı çok güzeldi.

Regliyken de iyi gitmiyor değil şimdi.

İç sesimin bana bir garezi vardı. Bazı şeyleri yüzüme vura vura fısıldıyordu, kulaklarım onu duymak istemiyordu ancak olmuyordu işte.

"Ben gelemeyeceğim, psikiyatristimin yanına gideceğim. Şemsiyeniz var mı?" Diye sordum anneme bakarak.

"Arabada olacak, hadi çok beklemeyelim bu yağmurda ıslanacağız. Yol üstü bırakırız seni." Dediğinde başımı olumsuzca salladım ve teşekkür eder gibi gülümsedim.

"Gerek yok, hem buraya çok yakın hem de evin yoluna ters düşecek." Diyerek reddedince annem beni kırmayıp şemsiyeyi verdi.

Onlar arabaya binerken ben de şemsiyeyi açıp kaldırımda yürümeye başladım. Arabanın uzaklaşma sesini duyduğum an o hastanenin girişine geri girdim. Onu bulmalıydım.

Bahçedeyken gözlerim tek bir bedeni arıyordu. Hızla merdivenlere doğru yürüdüm. Girişteki güvenliğin yanına doğru yürüyerek tam karşısında belirdim. O geçen gördüğüm kara çocuk değil miydi?

"Sen kara çocuk değil misin?" Diye sordum öne eğilirken sessizce.

"Yok abla o kim?"

"Ne demek o kim, sensin. İkizin varsa orası ayrı iş de, sensin işte. Kara çocuksun." Bilmiyormuş gibi kara gözleriyle bana bakarken göz devirdim.

"Yok abla ben bilmem o kimdir?" Sahi bilmiyormuş gibiydi.

"Ay abla diyip diyip durma moralim bozuluyor. Yirmi sekiz yaşında genç bir insanım ben, ne ablası?" Adam gözlerini belertmiş bana bakarken kafa salladım.

"İyi kardeş, görüş-"

"Süsen Çiçeği?" Arkamdan duyduğum sesle gözlerim büsbüyük açıldı. Yavaş yavaş arkama doğru dönüp gülümsedim.
Adımları olduğunca sakin ve yavaştı. Bana doğru gelirken nefesimi tutmuştum, kendimi suç işlemiş gibi hissediyordum.

"Ben de seni arıyordum." İkimizin ağzından bu cümlele aynı anda çıkınca kaşlarımı çattım.

"Sence de bu o kara çocuğa benzemiyor mu?" Diye elimi uzatarak güvenliği işaret ettim.

"Kara çocuk?" Bilmeyen gözlerle bana bakınca illallah ettim. "Ya o kara çocuk, o beşlinin arasındaki." Diye az çok tarif etmeye çalıştım.

"Diyorsun?" Kafa salladım hemen. "Kâhran'dan bahsediyorsun?" Diye sorunca kaşlarım çatıldı, dudak büzdüm.
"O zaten," dediğinde ağzım açılarak güvenlik sandığım kişiye döndüm.

"E bu bana abla dedi." İspiyonlar gibi baktım.

"Öyle demeli," Dediğinde derin bir soluk aldım. Sorgulayan bakışlarımı görünce alayla gülümsedi.

"Yirmi altı yaşında." Bu kara benden daha mı küçüktü yani? Kafam karışık ikisini süzdüm. Kara çocuğa bakarken gülmemek için kendini sıktığını fark ettim.

"Seninle konuşmam gerekiyor." Dedim Mizaç' a karşı. Kafasını salladı, "özel." Dedim hızla.

Yürümeye başladığında onun arkasından yürüdüm. İki üç koridor geçtik. Karanlık koridorlardan ürkmüştüm çünkü karanlıktan korkardım. Adımları yavaştı. Kabanım olduğu için üşümüyordum. Birdenbire durdum. Merak ettiğim bir sürü soru vardı. Yürümeye devam edecektim ki onun karşımda durduğunu fark ettim. Kafamı çok kısa süreliğine iki yana salladım ve boş alana soluna geçmeye çalıştım. Önümü keserek karşımda durdu. Bu sefer de sağ yaptım, yine karşımdaydı.

"E burada mı konuşacağız?" Gözleri karanlıkta daha koyu oluyordu. Gözbebekleri olduğundan çok daha büyüktü.

"Burası yeterli değil mi?" Diye sorduğunda baş salladım, yeter de artardı.

"Birkaç sorum var. Özel bir soru, seninle ilgili..." konuşmamı devam ettirecektim ki ağzını açtı, iç çekerken "sor." dedi.

"Atak mı geçiriyordun, bir tür atak mıydı?" Bu soruyu biliyormuş gibi soludu.

"Geçmişe dayalı, oluyor bazen." Dediğinde alayla gülümsedim.

"Psikoloğa gitmelisin." Dedim bir öneri olarak. Ciddi değildim, alay konusu olarak bahsetmiştim. Samimiyetsiz şekilde şen bir kahkaha tufanı yarattı, sesi koridor boyu yankılandı. Korkmadım çünkü sesi melodi gibiydi.
"Benim yattığım veya bağlandığım yerde artık sen yatmalısın." Dedim, bunu her şeyden çok istiyordum. Bana yaşattığını yaşamadan gitmeyecekti.

"Deli değilim ama..." Kaşlarım çatıldı.

"Deli değilim ama delin olabilirim." Dedi gözlerimin içine bakarken. Yavaşça kafa salladı sil bunu dercesine. "Delin değilim fakat delilin olabilirim." Bu sözleriyle kafam bir hâyli karışmıştı. Ben sadece öylece bakıyordum.

"Bir kitapta okumuştum. Adam sevdiği kadın ölürken bu cümleleri sayıklıyordu." Şaşkınlığım sona ermişti.

"Beni tımarhaneye sokan kimdi Mizaç?"
Gözlerinin içine bakıyordum. En dibe, sadece berraklık istiyordum. Bana gerçeği söylemeliydi. Babam yapmamışsa o yapmış olabilirdi.

"Söyle..." Sessizliğini koruyan çehresi bana her şeyi açıklıyordu ancak benim gerçekleri gözlerinden okumam, dudağından duymam gerekiyordu.

.
.
.

🔐

Bir bölüm daha bitttiiiii🤍🫶🏻

•Nasıl hissediyorsun?

Yıldıza basmayı unutma⭐

•Bölüm hakkındaki düşünceni alabilir miyimm?

•Sizce yeni bölümde neler olacakk?

Şimdilik görüşürüzzzz🤍🫶🏻🩷😍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18