6. bölüm · MASKENİN ARDINDA

Bölüm 6: Küllerin Ötesinde

Zerife Kalkan

Denek 00'un altın renkli gözleri doğrudan bana kilitlenmişti.
Hangarın içindeki herkes susmuştu.
Az önce söylediği söz hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
"Gerçek Varis sen değilsin."
Nefes almakta zorlanıyordum.
Çünkü hayatım boyunca peşinde koştuğum bütün cevaplar bir kez daha parçalanmıştı.
On Sekiz sessizce yanıma geldi.
Kuzey ise silahını indirmemişti.
Kimse Denek 00'a güvenmiyordu.
Ben de.
Ama gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Çünkü ilk kez karşımdaki kişinin yalan söylemediğini hissediyordum.
Denek 00 yavaşça yürümeye başladı.
Her adımında hangarın zemini hafifçe titreşiyordu.
Sanki tesis onun varlığına tepki veriyordu.
Atlas öne çıktı.
"Yeter."
Sesi sertti.
"Bu oyunu bitir."
Denek 00 başını çevirdi.
Yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
"Oyun mu?"
Bir an sustu.
Sonra gülümsedi.
"Bu oyunu siz başlattınız."
Atlas'ın yüzü gerildi.
Kaan ise sessizdi.
Sanki yıllardır korktuğu bir gerçekle yeniden karşılaşmıştı.
Ben yumruklarımı sıktım.
"Kim o kız?"
Hangardaki herkes bana baktı.
Ama cevabı yalnızca Denek 00 verdi.
"Gördüğün kişi Alya."
İsim havada asılı kaldı.
Alya.
Daha önce hiç duymadığım bir isim.
Ama içimde garip bir şey hareket etti.
Sanki unutulmuş bir kapı aralanmıştı.
"Alya kim?"
Denek 00'un gözleri ilk kez yumuşadı.
"Son umut."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek bu?"
"Çünkü her şey onunla başladı."
Bir an durdu.
"Ve her şey onunla bitecek."
Hangarın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Aras öne çıktı.
Yüzünde korku vardı.
"Onun adını anma."
Denek 00 ona döndü.
Bakışları buz gibiydi.
"Korkuyor musun?"
Aras cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Çünkü ilk kez Aras'ın gerçekten korktuğunu görüyordum.
Tam o sırada tesis yeniden sarsıldı.
GÜÜÜMMM!
Tavandan tozlar döküldü.
Alarm sistemleri tekrar çalışmaya başladı.
Kırmızı ışıklar hangarın içini kana buladı.
Bilgisayar sesi yankılandı.
"Yetkisiz erişim."
"Yetkisiz erişim."
"Yetkisiz erişim."
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz oldu.
"Hayır..."
Kuzey ona döndü.
"Nedir?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Çünkü cevap birkaç saniye sonra geldi.
Hangarın uzak tarafındaki dev kapılardan biri açıldı.
Ama bu kez içeri askerler girmedi.
İçeri çocuklar girdi.
Onlarca çocuk.
Kimisi on yaşında.
Kimisi on beş.
Kimisi daha küçük.
Hepsinin gözleri altın rengiydi.
Ve hepsi sessizdi.
Hangarın içindeki herkes donup kaldı.
Ben nefes almayı unuttum.
Çünkü çocuklardan biri bana bakıyordu.
Küçük bir kız.
Yaklaşık on yaşlarında.
Uzun siyah saçları vardı.
Altın gözleri ışık gibi parlıyordu.
Ve onu gördüğüm anda kalbim sıkıştı.
Çünkü tanıyordum.
Nasıl tanıdığımı bilmiyordum.
Ama tanıyordum.
Bir anı.
Bir ses.
Bir kahkaha.
Zihnimin derinliklerinden yükseldi.

Başımın içinde şimşek çaktı.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Kuzey beni tutmasaydı yere düşecektim.
"Derin!"
Onu duyamıyordum.
Çünkü gözlerim yalnızca o kıza kilitlenmişti.
Kız birkaç adım öne çıktı.
Sonra gülümsedi.
Gözlerinde yaş vardı.
Ve sessizce konuştu.
"Sonunda seni buldum."
Kalbim duracak gibi oldu.
Denek 00 gözlerini kapattı.
Atlas küfür etti.
Kaan ise başını eğdi.
Çünkü hepsi bu anı bekliyormuş gibiydi.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
"Kimsin sen?"
Kız bana baktı.
Sonra titreyen sesiyle cevap verdi.
"Ben Alya."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Sonra ekledi:
"Ve senin hatırlamadığın geçmişim."
O anda zihnimin içindeki kapılar kırılmaya başladı.
Bir ev...
Bir bahçe...
Koşan iki çocuk...
Kahkahalar...
Bir kızın sesi...
Sonra sirenler...
Çığlıklar...
Ve karanlık...
Başımı tuttum.
Acı dayanılmazdı.
Ama bundan daha korkunç olan şey...
Anıların gerçek olmasıydı.
Tam o sırada tesisin en derin noktalarından gelen korkunç bir ses duyuldu.
Bir kalp atışı gibi.
GÜM...
Bir kez.
GÜM...
Bir kez daha.
GÜM...
Bütün hangar sarsıldı.
Denek 00'un yüzü ilk kez değişti.
Korkmuş görünüyordu.
Gerçekten korkmuş.
Kaan anında bağırdı.
"Herkes geri çekilsin!"
Kuzey silahını kaldırdı.
"Neler oluyor?"
Bu kez cevap Denek 00'dan geldi.
Sesi ilk kez sert çıkmıştı.
"Geç kaldık."
Kalbim hızlandı.
"Neye?"
Denek 00 doğrudan gözlerimin içine baktı.
Ve söylediği söz bütün kanımı dondurdu.
"Çekirdek uyanıyor."
Tam o anda hangarın ortasındaki zemin çatladı.
Önce küçük bir çizgi.
Sonra daha büyük bir yarık.
Sonra...
Bütün zemin ikiye ayrıldı.
Ve aşağıdan yükselen altın ışık hepimizi olduğu yerde dondurdu.
Çünkü yükselen şey bir makine değildi.
Bir yaratık değildi.
Bir insan da değildi.
Ama hepsinden biraz taşıyordu.
Ve gözlerini açtığı an...
Bütün ekranlarda aynı mesaj belirdi:
"SON EVRE BAŞLADI."
Karanlık hangarın üzerine çökmüştü.
Ekranlar kapanmıştı.
Alarm sesleri susmuştu.
Ama kimse rahatlamamıştı.
Çünkü Denek 00'un son sözleri hâlâ kulaklarımızda yankılanıyordu.
"Gerçek Varis sen değilsin."
Ve ardından gösterdiği o kız...
Altın gözlü gizemli çocuk...
Kimdi?
Neden bana bu kadar benziyordu?
Sorular zihnimi parçalıyordu.
Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.
Sonunda sessizliği Kaan bozdu.
"Onu bulmamız gerekiyor."
Atlas sertçe döndü.
"Hayır."
Kaan'ın gözleri daraldı.
"Başka seçeneğimiz yok."
"Var."
Atlas'ın sesi buz gibiydi.
"Denek 00'u şimdi durdururuz."
Denek 00.
Hangarın ortasında duruyordu.
Sanki bütün konuşmaları duyuyor ama umursamıyordu.
Altın gözleri yavaşça hepimizin üzerinde gezindi.
Sonra durdu.
On Sekiz'in üzerinde.
Çocuk istemsizce gerildi.
Denek 00 hafifçe başını eğdi.
"Sen..."
On Sekiz kaşlarını çattı.
"Neyim?"
Denek 00'un yüzünde tuhaf bir ifade oluştu.
İlk kez şaşkın görünüyordu.
"Beklediğim kişi değilsin."
Sessizlik.
On Sekiz öfkeyle bir adım attı.
"Ne demek istiyorsun?"
Fakat cevap gelmedi.
Çünkü o anda tavandan metal bir gürültü yükseldi.
GRAAAAK!
Herkes yukarı baktı.
Tavandaki çelik plakalar yerinden oynuyordu.
Bir şey vardı.
Ve hızla yaklaşıyordu.
Kuzey silahını kaldırdı.
"Kapanın!"
Bir saniye sonra metal parçaları patlayarak içeri savruldu.
BOOOOM!
Toz bulutu yükseldi.
Ve karanlığın içinden üç siluet aşağı düştü.
İnsan gibi görünüyorlardı.
Ama yalnızca ilk bakışta.
Çünkü gözleri yoktu.
Yüzlerinin yerinde pürüzsüz gri bir deri vardı.
Denek Bir'in yüzü gerildi.
"İlk nesiller..."
Kalbim hızlandı.
Demek Aras'ın söz ettiği yaratıklar bunlardı.
Yıllardır yeraltında saklanan ilk denekler.
İlk başarısızlıklar.
İlk kabuslar.
Yaratıklardan biri başını kaldırdı.
Sonra burnunu havaya kaldırır gibi yaptı.
Sanki bir koku alıyordu.
Bir avcı gibi.
Ve aniden bana döndü.
"Varis..."
Ses insan sesi değildi.
Bozuk bir kayıt gibiydi.
"Varis..."
İkinci yaratık da aynı şeyi söyledi.
Sonra üçüncüsü.
Ve birkaç saniye içinde bütün hangar aynı kelimeyle doldu.
"Varis..."
"Varis..."
"Varis..."
"Varis..."
Denek 00'un yüzü karardı.
İlk kez rahatsız olmuş görünüyordu.
"Buraya nasıl çıktılar?"
Atlas dişlerini sıktı.
"Çekirdek uyandı."
Kaan başını salladı.
"Hayır."
Gözlerini yaratıklara dikti.
"Birisi onları çağırdı."
O anda bütün bakışlar Denek 00'a döndü.
Fakat adam başını salladı.
"Ben değil."
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Çünkü o da bir şeyi fark etmişti.
Bir sesi.
Hepimizin duyduğu sesi.
İnce.
Çocukça.
Ama ürkütücü.
Bir kız sesi.
Hangarın hoparlörlerinden yükseliyordu.
Önce bir kahkaha duyuldu.
Sonra konuştu.
"Geç kaldınız."
Kanım dondu.
Çünkü ses...
Ekranlarda gördüğümüz kızın sesiydi.
Kaan'ın yüzündeki bütün renk çekildi.
"Hayır..."
Atlas yumruklarını sıktı.
Denek 00 ise ilk kez korkmuş görünüyordu.
Gerçekten korkmuş.
Kız yeniden konuştu.
"Yirmi iki yıl boyunca saklandım."
Hoparlörlerden yankılanan ses bütün hangarı doldurdu.
"Yirmi iki yıl boyunca büyüdüm."
Bir ekran aniden açıldı.
Sonra bir tane daha.
Sonra yüzlercesi.
Ve her ekranda aynı yüz belirdi.
Altın gözlü kız.
Ama artık çocuk değildi.
Yaklaşık on sekiz yaşlarında görünüyordu.
Yüzünde sakin bir gülümseme vardı.
Bana bakıyordu.
Doğrudan bana.
"Merhaba Derin."
Boğazım düğümlendi.
"Sen kimsin?"
Kız gülümsedi.
"Bu sorunun cevabı bütün savaşları bitirecek."
Hangardaki herkes nefesini tuttu.
Ve kız yavaşça konuştu.
"Ben Arya."
Bir an durdu.
Sonra devam etti.
"Ve ben gerçek Varis'im."
Hangarın içindeki sessizlik ölüm sessizliğine dönüştü.
Çünkü o anda Denek 00 dizlerinin üzerine çökmüştü.
Atlas gözlerini kapatmıştı.
Kaan ise sanki yıllardır korktuğu şeyle yüzleşmiş gibiydi.
Ben ise yalnızca ekrandaki kıza bakıyordum.
İçimde açıklayamadığım bir his vardı.
Sanki onu tanıyordum.
Sanki çok uzun zaman önce kaybettiğim bir parçama bakıyordum.
Ve Arya'nın son sözleri bütün hangarı yeniden sessizliğe gömdü:
"Derin... seni almaya geliyorum."

Arya'nın yüzü ekranlarda parlamaya devam ediyordu."Derin... seni almaya geliyorum."Son kelimeler hangarın içinde yankılanırken bütün ekranlar bir anda karardı.Sessizlik.Kimse konuşmuyordu.Çünkü az önce olanlar her şeyi değiştirmişti.Gerçek Varis.Arya.Ve Denek 00'un bile ondan korkması...Bu iyi bir şey değildi.Ben hâlâ ekrana bakıyordum.Sanki tekrar açılacakmış gibi.Sanki cevaplar geri dönecekmiş gibi.Ama hiçbir şey olmadı.Sadece sessizlik vardı.Sonunda Kuzey yanıma geldi."İyi misin?"Başımı salladım.Ama iyi değildim.Artık hiçbir şey bilmiyordum.Kim olduğumu.Neden yaratıldığımı.Kime güvenmem gerektiğini.Hiçbirini.Tam o sırada Denek 00 ayağa kalktı.Yüzü eskisinden çok daha ciddi görünüyordu.Atlas hemen ona döndü."Arya nerede?"Denek 00 birkaç saniye sustu.Sonra cevap verdi."Bilmiyorum.""Yalan."Atlas'ın sesi sertleşti."Onunla bağlantın var."Denek 00 başını kaldırdı.Altın gözleri Atlas'ın gözlerine kilitlendi."Bağlantım vardı."Hangar sessizleşti."Artık yok."Kaan öne çıktı."Neden?"Denek 00'un yüzünde ilk kez pişmanlık belirdi."Arya kontrolden çıktı."Kalbim hızlandı."Kontrolden çıktı mı?"Denek 00 bana baktı."Çünkü onu durduramadık."Sessizlik.Sonra devam etti."Başlangıçta her şey farklıydı."Arkasındaki kapsüle baktı."Ben ilk denektim."Bir an durdu."Fakat Arya ilk başarıydı."Hangarda uğultular yükseldi.İlk başarı...Demek Arya diğerlerinden farklıydı.Denek 00 derin nefes aldı."Ama başarılı olması gereken şey zekâ değildi."Başını eğdi."Bilinçti."Kaşlarım çatıldı."Bilinç?""Evet."Yavaşça yürümeye başladı."Arya yalnızca insan değildi."İçime kötü bir his oturdu."Ne demek istiyorsun?"Denek 00 birkaç saniye sustu.Sonra söyledi."Arya'nın içinde Çekirdek'in bir parçası vardı."Hangarda ölüm sessizliği oluştu.Çekirdek.Yine o isim.Yine aynı korku.Bu kez konuşan Leyla oldu."Çekirdek tam olarak ne?"Denek 00 gözlerini kapattı.Sonra cevap verdi."İnsanlığın yaptığı en büyük hata."Bu sözler herkesi susturdu.Çünkü yüzündeki ifade şaka yapmadığını gösteriyordu.Tam o sırada hangarın derinliklerinden gelen uğultu yeniden yükseldi.GÜÜÜÜMMM...Yer sallandı.Duvarlar titredi.Ve kapsülün bulunduğu bölümden altın renkli ışık yükselmeye başladı.Denek Bir hemen silahını kaldırdı."Bir şey geliyor."Herkes gerildi.Ben de.Çünkü aynı şeyi hissediyordum.Bir şey yaklaşıyordu.Ve dost değildi.Sonra karanlığın içinden ayak sesleri duyuldu.Tak...Tak...Tak...Bir kişi.Yavaş yürüyordu.Kimse nefes almıyordu.Siluet ışığa yaklaştıkça yüzü görünmeye başladı.Ve hangardaki herkes dondu.Çünkü gelen kişi...Nehir'di.Kalbim durdu.Annem.Yirmi yıldır öldüğünü sandığım kadın.Karşımda duruyordu.Saçları omuzlarına dökülüyordu.Yüzü yorgundu.Ama yaşıyordu.Gerçekti.Bir hayal değildi.Bir kayıt değildi.Gerçekti."Anne..."Sesim neredeyse çıkmamıştı.Nehir bana baktı.Gözleri doldu.Yüzünde acı vardı.Özlem vardı.Ve yıllardır taşıdığı suçluluk vardı.Bir adım attı.Sonra bir adım daha.Ve sonunda fısıldadı:"Derin..."O an bütün dünya sustu.Koşmaya başladım.Aramızdaki mesafeyi kapattım.Ve ona sarıldım.Yirmi yılın özlemi tek bir ana sığmıştı.Nehir de bana sarıldı.Titriyordu.Ağlıyordu.Ben de.Çünkü yıllarca boşluğunu hissettiğim kişi şimdi karşımdaydı.Fakat bu an uzun sürmedi.Çünkü tam o sırada Nehir kulağıma bir şey fısıldadı.Ve söylediği söz bütün mutluluğumu yok etti."Buradan gitmeliyiz."Geri çekildim."Neden?"Nehir'in yüzü bembeyazdı.Sonra arkamdaki karanlığa baktı.Ve fısıldadı:"Çünkü Arya yalnız değil."Kalbim yeniden hızlandı."Nedir bu demek?"Nehir cevap veremeden bütün hangar bir kez daha sarsıldı.Bu kez çok daha şiddetli.BOOOOOOOM!Duvarlardan biri tamamen çöktü.Metal parçaları havaya savruldu.Alevler yükseldi.Ve oluşan dev açıklığın içinden yüzlerce kırmızı ışık görünmeye başladı.İlk başta ne olduklarını anlayamadık.Sonra yaklaştılar.Ve gerçek ortaya çıktı.Onlar gözlerdi.Yüzlerce altın göz.Karanlığın içinde parlıyorlardı.Kuzey'in sesi titredi."Bu kadar çok olamaz..."Ama olmuştu.Çünkü Arya yalnız değildi.Binlerce kişilik bir orduyla geliyordu.Ve en önde yürüyen kişi...Ekranlarda gördüğümüz kızdı.Arya.Bu kez gerçek haliyle.Altın gözleri doğrudan bana bakıyordu.Yüzünde sakin bir gülümseme vardı.Sanki savaşmaya değil...Eve dönmeye gelmiş gibiydi.Sonra durdu.Ve bütün hangarın duyacağı şekilde konuştu:"Merhaba kardeşim."O an kalbim durmuş gibi oldu.Kardeşim.Arya bana kardeşim demişti.Ve hangardaki herkesin yüzündeki ifade aynıydı.Şok.Çünkü hepimiz aynı şeyi anlamıştık.Arya'nın ortaya çıkışı yalnızca yeni bir savaşın başlangıcı değildi.Kartal Projesi'nin en büyük sırrı şimdi açığa çıkmak üzereydi.Ve bu sır...Benim hayatımı sonsuza kadar değiştirecekti.

"Kardeşim."Arya'nın söylediği tek kelime hangarın içinde yankılanmaya devam etti.Ben ise olduğu yerde donup kalmıştım.Kardeşim mi?Bu nasıl mümkün olabilirdi?Yıllardır öğrendiğim her gerçek birkaç dakika sonra yalan çıkıyordu.Şimdi ise karşımdaki gizemli kız bana kardeşim olduğunu söylüyordu.Arya birkaç adım öne çıktı.Arkasındaki yüzlerce altın gözlü kişi de onunla birlikte hareket etti.Ama ilginç olan şuydu:Kimse saldırmıyordu.Kimse silah kaldırmıyordu.Sanki yalnızca Arya'nın emirlerini bekliyorlardı.Nehir önümde durdu.Koruyucu bir şekilde.Arya bunu görünce hafifçe gülümsedi."Merhaba Nehir."Annemin yüzü gerildi."Yaklaşma."Arya'nın gözlerinde kısa bir hüzün belirdi."Yirmi iki yıl geçti."Sessizlik."Bana hâlâ aynı şekilde bakıyorsun."Nehir cevap vermedi.Ama yumruklarını sıktığını gördüm.Bu korkuydu.Annem Arya'dan korkuyordu.Gerçekten korkuyordu.Bu beni daha da endişelendirdi.Tam o sırada On Sekiz öne çıktı."Yeter."Herkes ona baktı.Çocuk Arya'nın gözlerinin içine bakıyordu."Sen kimsin?"Arya başını eğdi."Ben Arya.""Hayır."On Sekiz'in sesi sertleşti."Gerçekte nesin?"Hangar sessizleşti.Arya birkaç saniye boyunca cevap vermedi.Sonra ilk kez gülümsemesi kayboldu.Ve fısıldadı:"Bunu gerçekten öğrenmek istemezsin."İçimde kötü bir his oluştu.Çünkü ses tonu değişmişti.İlk kez insan gibi gelmemişti.Sanki başka bir şey konuşuyordu.Derinlerde saklanan başka bir şey.Tam o sırada Denek 00 öne çıktı."Arya."Kız ona döndü.İkisi birkaç saniye boyunca sessizce birbirine baktı.Sonra Arya konuştu."Merhaba Kurucu."Denek 00'un yüzü karardı."Beni öyle çağırma."Arya'nın gözleri parladı."Peki."Bir adım attı."Öyleyse sana gerçek adınla hitap edeyim."Sessizlik.Sonra söyledi."Azrael."Hangarın içindeki herkes dondu.Denek 00'un yüzündeki bütün renk çekildi.Çünkü Arya'nın söylediği isim doğruydu.Bunu hepimiz anlamıştık.Atlas bile şaşkın görünüyordu.Kaan ise gözlerini kapatmıştı.Sanki duymaktan korktuğu bir şeyi duymuştu.Azrael...Demek Denek 00'un gerçek adı buydu.Arya yavaşça başını kaldırdı.Ve gülümsedi."Artık sır kalmadı."Tam o anda hangarın duvarlarında bulunan altın çizgiler yeniden parlamaya başladı.Ama bu kez daha güçlüydüler.Daha parlak.Daha tehlikeli.Ve sonra yer sallandı.GÜÜÜMM!Bir kez.GÜÜÜMM!Bir kez daha.Üçüncü sarsıntıda ise hangarın tavanında devasa bir çatlak oluştu.ÇATTT!Metal parçaları aşağı düştü.Kuzey beni çekerek geri aldı."Derin!"Yukarı baktığımda kanım dondu.Çünkü çatlağın içinden altın ışık sızıyordu.Sanki tesisin içinde ikinci bir güneş doğuyordu.Arya'nın yüzündeki ifade değişmedi.Sanki bunu bekliyordu.Sonra sessizce konuştu."Uyandı."Kalbim hızlandı."Kim?"Arya gözlerini tavana dikti.Ve yalnızca tek kelime söyledi."Çekirdek."O an bütün tesis inledi.Sanki canlı bir varlık acı çekiyordu.Duvarlar titredi.Borular patladı.Ekranlar birer birer kırıldı.Ve hoparlörlerden yeni bir ses yükseldi.Bu ses ne erkekti ne kadın.Ne gençti ne yaşlı.Sanki milyonlarca ses aynı anda konuşuyordu."VARİS..."Hangardaki herkes dondu.Ses yeniden yankılandı."VARİS BULUNDU."Arya'nın arkasındaki bütün altın gözlü insanlar aynı anda diz çöktü.Tek bir hareketle.Tek bir iradeyle.Sanki hepsi aynı zihne bağlıydı.Bu görüntü içimi ürpertti.Çünkü insan gibi davranmıyorlardı.Bir sürü gibiydiler.Bir bilinç.Bir zihin.Bir organizma.Sonra ses tekrar duyuldu.Bu kez daha güçlü.Daha yakın."DERİN..."Kalbim duracak gibi oldu.Çünkü ses benim adımı söylemişti.Doğrudan beni çağırıyordu.Bir adım geri çekildim.Ama o anda başımın içinde korkunç bir ağrı patladı.AAAAAH!Dizlerimin üzerine çöktüm.Ellerimle başımı tuttum.Görüntüler gelmeye başladı.Yüzlerce.Binlerce.Milyonlarca.Yabancı şehirler.Yabancı insanlar.Yabancı hayatlar.Sanki başka insanların anıları zihnime doluyordu.Dayanamıyordum.Kulaklarım uğulduyordu.Gözlerim yanıyordu.Ve sonra...Bir görüntü diğerlerinden ayrıldı.Bembeyaz bir oda.Ortada küçük bir çocuk duruyordu.Yaklaşık sekiz yaşlarında.Altın gözlü.Ama o çocuk bendim.Çocuk bana baktı.Ve gülümsedi.Sonra konuştu."Hatırlıyor musun?"Nefesim kesildi.Çünkü bu anıyı bilmiyordum.Ama yaşamıştım.Çocuk elini uzattı.Ve arkasındaki kapıyı gösterdi.Kapının üzerinde tek bir sayı yazıyordu.53Kalbim durdu.

Ben 52'ydim.En azından öyle olduğunu sanıyordum.O halde 53 kimdi?Tam o sırada çocuk yeniden konuştu.Ve söylediği şey bütün dünyamı parçaladı:"Ben senden sonra geldim."Başımın içindeki görüntü bir anda parçalandı.Gözlerimi açtığımda tekrar hangardaydım.Nefes nefeseydim.Yüzümden ter akıyordu.Arya bana bakıyordu.Bu kez gülümsemiyordu.Çünkü ne gördüğümü anlamıştı."Demek sonunda öğrendin."Sesim titriyordu."53..."Arya yavaşça başını salladı.Evet der gibi.Kalbim deli gibi atıyordu."53 kim?"Hangardaki herkes bana bakıyordu.Kimse nefes almıyordu.Arya gözlerini kapattı.Sonra açtı.Ve fısıldadı:"53..."Bir an sustu.Ardından bütün hangarı sessizliğe gömen sözleri söyledi:"...henüz doğmadı."Ve tam o anda tesisin en derin yerlerinden gelen korkunç çığlık bütün yapıyı sarstı.Çünkü bir şey...Birisi...Doğmaya başlıyordu.

"...henüz doğmadı."
Arya'nın sözleri havada asılı kaldı.
Kimse konuşamadı.
Kimse hareket edemedi.
Çünkü duyduğumuz şey mantıklı değildi.
Bir insan nasıl doğmadan önce bir denek olabilirdi?
Bir insan nasıl daha ortaya çıkmadan bütün sistemler tarafından beklenebilirdi?
Ben Arya'ya baktım.
"Bu ne demek?"
Arya cevap vermedi.
Sadece tesisin derinliklerine baktı.
Sonra...
O çığlık yeniden duyuldu.
Bu kez çok daha güçlü.
ÇOK DAHA YAKIN.
Bütün hangar sallandı.
Tavanlardan parçalar düştü.
Borular patladı.
Buhar bulutları yükseldi.
Kuzey hemen yanıma geçti.
"Buradan çıkmamız lazım."
Ama Kaan başını salladı.
"Artık çok geç."
İçime kötü bir his oturdu.
Çünkü Kaan korkuyordu.
Atlas korkuyordu.
Denek 00 korkuyordu.
Arya bile huzursuz görünüyordu.
Ve bu insanların korktuğu şey sıradan olamazdı.
Tam o sırada tesisin içindeki bütün ışıklar söndü.
Zifiri karanlık.
Mutlak sessizlik.
Sonra...
Tek bir ışık yandı.
Hangarın merkezinde.
Kırmızı.
Kan kırmızısı.
Ve hoparlörlerden eski bir kayıt duyuldu.
Cızırtılı bir ses.
Yıllar öncesinden gelen bir ses.
"Proje Anka Günlüğü."
Aras'ın yüzü değişti.
"Hayır..."
Ses devam etti.
"Tarih: 17 Ağustos."
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra başka biri konuştu.
Bu sesi tanıyordum.
Kaan'ın genç haliydi.
"Deney başarısız oldu."
Kayıtta panik vardı.
Bağrışmalar vardı.
Koşan insanların sesleri duyuluyordu.
"Çekirdek büyüyor."
"Kontrol edemiyoruz."
"Onu durdurun!"
Sonra bir patlama sesi geldi.
Kayıt bozuldu.
Ama birkaç saniye sonra tekrar düzeldi.
Ve son cümle duyuldu.
Bütün hangarın kanını donduran cümle:
"53 numaralı kapsülü hazırlayın."
Sessizlik.
Mutlak sessizlik.
Ben nefes almayı unuttum.
On Sekiz bana baktı.
Ben ona.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
53...
Bu isim ilk kez ortaya çıkmıyordu.
Demek yıllar önce de vardı.
Demek bir planın parçasıydı.
Hoparlörlerdeki kayıt yeniden konuştu.
"Son seçenek."
"Başka yol kalmadı."
"Onu mühürleyin."
Sonra korkunç bir çığlık duyuldu.
İnsan çığlığı değildi.
Hayvan çığlığı değildi.
Sanki bütün dünyanın acısı tek bir ses olmuştu.
Ve kayıt kesildi.
Karanlık geri döndü.
Kimse konuşmuyordu.
Sonunda Leyla sessizce fısıldadı:
"53 neydi?"
Bu kez cevap Arya'dan geldi.
Sesi ilk kez yorgun çıkıyordu.
"Bir çocuk."
Kalbim hızlandı.
"Ama sıradan bir çocuk değil."
Bir adım attı.
"Çekirdek'in tamamını taşıyan ilk kişi."
Hangarda uğultular yükseldi.
Kaan gözlerini kapattı.
Atlas yumruklarını sıktı.
Denek 00 başını eğdi.
Sanki bu konu hepsi için bir yaraydı.
Ben Arya'ya baktım.
"Şimdi nerede?"
Arya'nın cevabı gecikmedi.
"Burada."
Tam o anda yerin altından yeni bir sarsıntı yükseldi.
GÜÜÜÜÜMMM!
Bu kez zemin çatladı.
Hangarın ortasında devasa yarık oluştu.
İnsanlar geri çekildi.
Metal parçaları aşağı düştü.
Ve yarığın içinden altın renkli ışık yükselmeye başladı.
Ama bu ışık farklıydı.
Canlı gibiydi.
Nabız atıyordu.
Sanki devasa bir kalp çalışıyordu.
GÜM...
Işık parladı.
GÜM...
Bir kez daha.
GÜM...
Sonra bütün tesis aynı anda inledi.
Ve yarığın içinden devasa bir kapsül yükselmeye başladı.
Herkes dondu.
Çünkü kapsül diğerlerinden çok daha büyüktü.
Yaklaşık on metre yüksekliğindeydi.
Siyah metalden yapılmıştı.
Üzerinde yüzlerce mühür vardı.
Yüzlerce kilit.
Yüzlerce zincir.
Sanki içindeki şeyin dışarı çıkması kesinlikle engellenmek istenmişti.
Kuzey'in sesi titredi.
"Bu da ne?"
Kimse cevap vermedi.
Çünkü kapsül yükselmeye devam ediyordu.
Ve sonunda üzerindeki yazı görünür hale geldi.
Altın harflerle yazılmış tek bir cümle:
DENEK 53
Kalbim sıkıştı.
On Sekiz'in yüzündeki bütün renk çekildi.
Arya gözlerini kapattı.
Kaan başını eğdi.
Atlas küfür etti.
Çünkü hepimiz aynı şeyi anlamıştık.
53 gerçekti.
Ve şu anda tam karşımızdaydı.
Birden kapsülün içinden ses geldi.
Tak...
Tak...
Tak...
İçeriden vuruyorlardı.
Birisi vardı.
Ya da bir şey.
Tak...
Tak...
Tak...
Ses gittikçe güçleniyordu.
Sonra içeriden bir çocuk sesi duyuldu.
Yumuşak.
Sakin.
Masum.
Ama nedense tüylerimi diken diken etti.
"Merhaba."
Kimse konuşmadı.
Ses yeniden geldi.
"Çok yalnız kaldım."
Kalbim deli gibi atıyordu.
Çünkü o sesi duyduğum anda içimde garip bir his oluşmuştu.
Sanki onu tanıyordum.
Sanki yıllardır beni çağırıyordu.
Çocuk yeniden konuştu.
"Derin..."
Kanım dondu.
Çünkü adımı biliyordu.
"Kapıyı açar mısın?"
Sessizlik.
Sonra bütün mühürler aynı anda kırılmaya başladı.
ÇAT!
Bir tane.
ÇAT!
Bir tane daha.
ÇAT!
Sonra onlarcası.
Yüzlercesi.
Zincirler kopuyordu.
Kilitler parçalanıyordu.
Kapsül açılıyordu.
Ve Arya'nın yüzündeki korkuyu ilk kez o kadar net gördüm.
Gerçek korku.
Yavaşça bana baktı.
Gözlerinde panik vardı.
Sonra hayatım boyunca unutamayacağım cümleyi söyledi:
"Derin..."
Boğazı düğümlendi.
"...ne olursa olsun kapsül açıldığında onun gözlerine bakma."
Tam o anda son mühür de kırıldı.
Ve kapsülün kapağı yavaşça açılmaya başladı...

Tak...
Tak...
Tak...
Ayak sesleri kapsülün içinden geliyordu.
Yavaş.
Sakin.
Korkutucu derecede sakin.
Sanki içerideki şey korkmuyor, acele etmiyor ve neyle karşılaşacağını zaten biliyordu.
Hangardaki herkes nefesini tutmuştu.
Ben başımı aşağı eğmiş halde duruyordum.
Arya'nın sözlerini unutamıyordum.
"Onun gözlerine bakma."
Ayak sesleri biraz daha yaklaştı.
Tak...
Tak...
Tak...
Sonra durdu.
Sessizlik.
Uzun bir sessizlik.
Ardından küçük bir çocuk sesi duyuldu.
"Ne kadar büyümüşsünüz..."
Kalbim sıkıştı.
Çocuk sesi.
Ama içinde yaşlı bir insanın yorgunluğu vardı.
Onlarca yıl yaşamış birinin yalnızlığı vardı.
Kaan gözlerini kapattı.
Atlas dişlerini sıktı.
Denek 00 ise hiç hareket etmiyordu.
Sonra çocuk tekrar konuştu.
"Atlas."
Atlas'ın omuzları gerildi.
"Yirmi iki yıl önce beni burada bırakmıştın."
Sessizlik.
"Özür dilemeyecek misin?"
Atlas cevap vermedi.
Ama yüzündeki suçluluk her şeyi anlatıyordu.
Çocuk hafifçe güldü.
"Demek hâlâ utanıyorsun."
Sonra başka bir yöne döndü.
"Kaan."
Bu kez babamın yüzündeki bütün renk çekildi.
"Bana söz vermiştin."
Sessizlik.
"Beni yalnız bırakmayacağını söylemiştin."
Kaan'ın yumrukları titriyordu.
Kimse konuşamıyordu.
Çünkü bu çocuk onları tanıyordu.
Hem de çok iyi tanıyordu.
Sonra...
Ayak sesleri yeniden başladı.
Tak...
Tak...
Tak...
Ve sonunda durdu.
Tam önümde.
Bunu hissedebiliyordum.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Yukarı bakmamak için kendimi zorluyordum.
Fakat içimdeki o garip çekim güçleniyordu.
Bak.
Bak bana.
Bak.
Sanki ses doğrudan zihnimin içinden geliyordu.
Kulaklarımla duymuyordum.
Beynimle duyuyordum.
Terlemeye başladım.
Başım ağrıyordu.
Nefes almak zorlaşıyordu.
Sonra çocuk fısıldadı.
"Derin."
İsmimi söylediği anda bütün bedenim gerildi.
Çünkü sesi...
Tanıdıktı.
İmkânsız derecede tanıdık.
Sanki yıllardır rüyalarımda duyduğum sesti.
Sanki doğduğum günden beri zihnimin bir köşesinde saklanıyordu.
"Derin."
Bu kez daha yakından.
"Neden benden korkuyorsun?"
Dişlerimi sıktım.
"Ben korkmuyorum."
Çocuk güldü.
Sessiz.
Hüzünlü.
"Yalan söylüyorsun."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra söylediği söz bütün düşüncelerimi altüst etti.
"Çünkü sen benim ne olduğumu biliyorsun."
Kalbim duracak gibi oldu.
Hayır.
Bilmiyordum.
Ama içimde bir yer...
Gerçekten biliyor gibiydi.
O sırada Arya bağırdı.
"Konuşma onunla!"
Herkes irkildi.
İlk kez Arya'nın sesinde panik vardı.
Gerçek panik.
Çocuk sessizce güldü.
"Merhaba Arya."
Arya geri çekildi.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
"Sus."
"Yıllardır aynı şeyi söylüyorsun."
Çocuk iç çekti.
"Ama artık çok geç."
Tam o anda hangarın bütün duvarlarındaki altın çizgiler parladı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Sonra bütün tesis sarsıldı.
GÜÜÜÜMMM!
Tavandan metal parçaları düştü.
Işıklar titredi.
Ve duvarların içinden milyonlarca fısıltı yükseldi.
"Varis..."
"Varis..."
"Varis..."
Ben kulaklarımı kapattım.
Ama işe yaramıyordu.
Sesler kafamın içindeydi.
Çocuk tekrar konuştu.
Bu kez sesi değişmişti.
Artık yalnız değildi.
Sanki binlerce kişi onunla birlikte konuşuyordu.
"Onlar beni özledi."
Kanım dondu.
"Kim?"
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra cevap verdi.
"Hatırlayanlar."
O anda istemsizce başımı kaldırdım.
Sadece bir anlığına.
Sadece bir saniyeliğine.
Ve onu gördüm.
Denek 53.
Yaklaşık on iki yaşlarında görünüyordu.
Siyah saçlıydı.
Solgundu.
Üzerinde beyaz bir deney kıyafeti vardı.
Ama asıl korkutucu olan yüzü değildi.
Gözleriydi.
Altın renkli değillerdi.
Hayır.
İçlerinde galaksiler vardı.
Yıldızlar.
Işıklar.
Sonsuzluk.
Sanki gözlerinin içinde bütün evren dönüyordu.
Ve ona baktığım an...
Her şey değişti.
Hangar kayboldu.
İnsanlar kayboldu.
Sesler kayboldu.
Bir anda kendimi bambaşka bir yerde buldum.
Sonsuz karanlık.
Sonsuz sessizlik.
Ve önümde duran tek kişi Denek 53'tü.
Gülümsüyordu.
"Sonunda."
Geri çekilmeye çalıştım.
Ama hareket edemiyordum.
"Buraya hoş geldin."
"Neredeyiz?"
Çocuk etrafına baktı.
"Hatıraların arasında."
Kalbim hızlandı.
"Bu gerçek değil."
"Hayır."
Gülümsedi.
"Gerçekten daha tehlikeli."
Sonra elini kaldırdı.
Ve karanlık parçalanmaya başladı.
Milyonlarca görüntü ortaya çıktı.
Şehirler.
Savaşlar.
İnsanlar.
Laboratuvarlar.
Ölümler.
Doğumlar.
Yüzler.
Binlerce yüz.
Milyonlarca yüz.
Ve hepsi tek bir noktada birleşiyordu.
Çekirdek.
Bir ışık küresi.
Devasa.
Canlı.
Nefes alıyormuş gibi atan bir enerji.
"İşte."
Denek 53 onu işaret etti.
"Her şeyin başlangıcı."
Nefesim kesildi.
"Bu ne?"
Çocuk uzun süre sustu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
Ve hayatım boyunca duyduğum en korkutucu cümleyi söyledi:
"Bu insanlığın ilk düşüncesi."
Karanlık yeniden titredi.
Ve tam o anda uzaktan bir ses duydum.
Arya'nın sesi.
"Derin!"
Sonra Kuzey'in sesi.
"Uyan!"
Ardından annemin sesi.
"Derin!"
Görüntüler parçalanmaya başladı.
Denek 53 bana bakıyordu.
Ama bu kez gülümsemiyordu.
Üzgün görünüyordu.
Gerçekten üzgün.
Sonra son kez konuştu.
"Onlar sana yalan söyleyecek."
Etrafındaki dünya çatladı.
"Her biri."
Bir çatlak daha oluştu.
"Atlas."
Bir çatlak.
"Kaan."
Bir çatlak.
"Arya."
Karanlık tamamen parçalanmaya başladı.
Ve Denek 53 son sözlerini fısıldadı:
"Gerçeği öğrenmek istiyorsan..."
Yüzündeki ifade değişti.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
"...Çekirdek uyanmadan önce beni bul."
Ve dünya bir anda parçalandı.
Gözlerimi açtığımda tekrar hangardaydım.
Ama herkes bana korkuyla bakıyordu.
Çünkü yalnızca birkaç saniye geçmişti.
Ve gözlerim...
Altın değil artık.
Saf beyaz ışıkla parlıyordu.

Derin bir sessizlik çöktü.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse hareket etmiyordu.
Çünkü Denek 00'ın söylediği son söz hâlâ kulaklarımızda yankılanıyordu.
"Gerçek Varis sen değilsin."
Ve ardından ekranda görünen o kız...
Altın gözlü.
Tanıdık yüzlü.
Bilinmeyen bir çocuk.
Karanlığın içinde sadece ağır nefes alışlarımız duyuluyordu.
Kuzey sonunda sessizliği bozdu.
"Bu kız kim?"
Cevap veren olmadı.
Çünkü kimse bilmiyordu.
Ya da bilenler konuşmuyordu.
Ben gözlerimi Denek 00'dan ayırmıyordum.
"O kim?"
Denek 00 hafifçe başını eğdi.
Bakışları sanki yıllar öncesine gitmişti.
"Onun birçok adı oldu."
Bir adım attı.
"Denek 53."
Kalbim hızlandı.
Elli üç.
Benim numaram elli ikiydi.
Hangardaki herkes bunu fark etmişti.
Aras'ın yüzü gerildi.
Atlas yumruklarını sıktı.
Kaan'ın gözleri ise kararmıştı.
Denek 00 devam etti.
"Ama gerçek adı..."
Bir an durdu.
"...Mira."
Sessizlik.
İlk kez duyduğumuz bir isimdi.
Ama nedense içimde garip bir his oluştu.
Sanki bu adı daha önce duymuştum.
Çok küçükken...
Bir rüyada...
Bir fısıltıda...
Başım yeniden ağrımaya başladı.
Görüntüler.
Parçalar.
Kırık anılar.
Bir koridor.
Beyaz duvarlar.
Bir kız çocuğu.
Elimi tutuyor.
Gülümsüyor.
Sonra bana dönüyor.
"Bir gün beni bulacaksın."
Nefesim kesildi.
Bir adım geri attım.
Kuzey kolumu tuttu.
"Derin!"
Görüntü kayboldu.
Ama ses kalmıştı.
Bir gün beni bulacaksın.
Denek 00 bana baktı.
Sanki ne gördüğümü biliyordu.
"Hatırlıyorsun."
"Hayır."
Ama sesim kararsız çıkmıştı.
Çünkü yalan söylüyordum.
Bir şeyler hatırlıyordum.
Ve bu beni korkutuyordu.
Tam o sırada bütün tesis yeniden sarsıldı.
GÜÜÜMMM!
Tavandan metal parçaları düştü.
Alarm sistemleri tekrar çalışmaya başladı.
Bu kez ekranlarda farklı bir yazı vardı.
VARİS PROTOKOLÜ ETKİNLEŞTİRİLDİ
Konsey Başkanı dizlerinin üzerine çöktü.
"Hayır..."
Aras ona döndü.
"Bu ne demek?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Sadece boş gözlerle ekrana baktı.
Sonunda kısık sesle konuştu.
"Son savaş başladı."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
"Savaş mı?"
Konsey Başkanı başını kaldırdı.
Yüzünde yalnızca korku vardı.
"Yirmi iki yıl önce her şeyin sona erdiğini sanmıştık."
Kaan gözlerini kapattı.
"Bitmedi."
Atlas acı bir şekilde güldü.
"Hiç bitmedi."
Denek 00 ise hepsini izliyordu.
Sanki bu konuşma onu ilgilendirmiyordu.
Çünkü zaten sonucu biliyordu.
Tam o anda hangarın uzak köşelerinden çığlıklar yükselmeye başladı.
Bir değil.
İki değil.
Yüzlerce.
Altın gözlü insanlar yeniden hareket etmeye başlamıştı.
Ama bu kez farklıydılar.
Gözlerindeki ışık daha güçlüydü.
Damarları altın renkte parlıyordu.
Sanki içlerinden enerji akıyordu.
Selim korkuyla geri çekildi.
"Kontrolü kaybettik."
Denek Bir silahını kaldırdı.
"Bütün birlikler hazır!"
Kartal askerleri mevzilendi.
Anka askerleri silahlarını doğrulttu.
Birkaç saniye sonra ilk saldırı başladı.
Altın gözlü yaratıklar koşarak üzerimize geldi.
Ve hangar savaş alanına dönüştü.
Silah sesleri patladı.
BAAM!
BAAM!
BAAM!
Kıvılcımlar havada uçuşuyordu.
Kuzey yanımda ateş ediyordu.
Leyla yaralıları korumaya çalışıyordu.
Denek Bir askerlerine emirler yağdırıyordu.
Ama benim dikkatimi başka bir şey çekmişti.
Denek 00.
Savaşın ortasında kıpırdamıyordu.
Sadece beni izliyordu.
Ve birden göz göze geldik.
O anda zaman yavaşladı.
Silah sesleri uzaklaştı.
Patlamalar sustu.
Sanki dünyada yalnızca ikimiz kalmıştık.
Sonra zihnimde bir ses duydum.
Ama dudaklarını oynatmamıştı.
"Hazır değilsin."
İrkilerek geri çekildim.
Ses kafamın içindeydi.
"Ama olmak zorundasın."
Başımı tuttum.
"Çık kafamdan!"
Kimse ne dediğimi anlamadı.
Ama Denek 00 anlamıştı.
Çünkü hafifçe gülümsedi.
"Çekirdek seni çağırıyor."
Kalbim duracak gibi oldu.
Çekirdek.
Bu kelimeyi duyduğum anda hangarın derinliklerinden gelen o dev kalp atışı yeniden yankılandı.
GÜM.
Bir kez.
GÜM.
Bir kez daha.
Ve üçüncü atışta bütün tesisin ışıkları altın renge döndü.
Herkes durdu.
Savaş bile.
Çünkü hangarın tam ortasında yeni bir şey ortaya çıkıyordu.
Zemin açılıyordu.
Daha önce gördüğümüz kapsülden bile büyük bir yapı yükseliyordu.
Yavaşça.
Sessizce.
Ve yükselmeye devam ettikçe şekli görünmeye başladı.
Devasa bir kule.
Tamamen altın renkli.
Üzerinde binlerce sembol vardı.
Binlerce isim.
Binlerce yüz.
Denek 00 fısıldadı:
"Sonunda..."
Atlas'ın yüzü bembeyaz olmuştu.
Kaan yumruklarını sıktı.
Aras gözlerini kapattı.
Ve ilk kez hepsinin aynı şeyden korktuğunu gördüm.
Kule tamamen ortaya çıktığında üzerindeki yazı görünür hale geldi.
Tek bir cümle.
Bütün tesisi sessizliğe gömen tek bir cümle:
"İNSANLIĞIN İLK HAFIZASI"
Ve tam o anda kulenin en üst kısmında duran bir gölge gözlerini açtı.
Altın gözleri doğrudan bana kilitlendi.
Ve dudaklarından çıkan ilk söz bütün bedenimi buz gibi yaptı:

"Merhaba kardeşim..."
O ses hangarın içinde yankılanırken bütün bedenim gerildi.
Kardeşim.
Bu kelime zihnimde tekrar tekrar çınlıyordu.
Benim kardeşim yoktu.
En azından bildiğim kadarıyla.
Ama artık bildiğim hiçbir şeyin doğru olduğundan emin değildim.
Altın kulenin tepesinde duran siluet yavaşça öne çıktı.
Yüzü gölgelerin arasından görünmeye başladı.
Kalbim hızlandı.
Çünkü bana benziyordu.
On Sekiz'e de benziyordu.
Ama aynı zamanda hiçbirimize benzemiyordu.
Sanki hepimizin birleşmiş haliydi.
Kaan'ın yüzü kasıldı.
"Hayır..."
Atlas yumruklarını sıktı.
"Bu imkânsız."
Denek 00 ise ilk kez başını eğdi.
Sanki karşısındaki varlığa saygı duyuyordu.
Bu durum içimi daha da ürpertti.
Çünkü Denek 00'ın bile saygı duyduğu bir şey kolay kolay olamazdı.
Altın kulenin üzerindeki siluet yavaşça aşağı inmeye başladı.
Ama yürümüyordu.
Süzülüyordu.
Ayakları yere değmiyordu.
Sanki yerçekimi onun için geçerli değildi.
Bütün gözler üzerindeydi.
Sonunda hangarın zeminine ulaştı.
Ve ilk kez yüzünü tamamen gördük.
Hangarın içinden toplu bir nefes sesi yükseldi.
Çünkü yüzü genç görünüyordu.
Belki yirmi yaşlarında.
Ama gözlerinde yüzlerce yıllık bir yorgunluk vardı.
Bana baktı.
Sonra gülümsedi.
"Derin."
Sesindeki tanışıklık beni rahatsız etti.
"Seni uzun zamandır bekliyorum."
Boğazım düğümlendi.
"Sen kimsin?"
Birkaç saniye sustu.
Sonra cevap verdi.
"Benim birçok ismim oldu."
Başını kaldırdı.
"Ama ilk ismim..."
Bir an durdu.
"...Arel."
Bu isim kimseye bir şey ifade etmedi.
Ama Denek 00'ın yüzü değişti.
Kaan'ın gözleri büyüdü.
Atlas ise sanki bir kabus görmüş gibiydi.
Çünkü onlar bu ismi biliyordu.
Arel gülümsemeye devam etti.
"Evet."
Bakışlarını onlara çevirdi.
"Beni hatırladınız."
Kaan öne çıktı.
Yüzünde korku vardı.
Gerçek korku.
"Sen ölmeliydin."
Arel hafifçe güldü.
"Öldüm."
Sonra göğsünü gösterdi.
"Defalarca."
Hangarda sessizlik oluştu.
"Sonra yeniden doğdum."
Kalbim hızlandı.
Yeniden doğmak...
Anka...
Varis...
Bütün parçalar birbirine bağlanmaya çalışıyordu ama hâlâ eksik bir şey vardı.
Tam o sırada tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Bu kez eski görüntüler görünüyordu.
Çok eski.
Belki otuz yıl öncesine ait.
Bir laboratuvar.
Bilim insanları.
Ve cam bir kapsül.
Kapsülün içinde genç bir çocuk vardı.
On iki yaşlarında.
Altın gözlü.
Sessiz.
Yalnız.
Arel.
Kaan ekrana baktı.
Sonra gözlerini kapattı.
Sanki geçmiş geri dönmüştü.
"Günlüğü hatırlıyor musun Atlas?"
Atlas cevap vermedi.
Kaan devam etti.
"İlk gün ne yazıyordu?"
Atlas yavaşça konuştu.
Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
"Denek 00 yalnız değil."
Hangardaki herkes sustu.
Arel'in gülümsemesi büyüdü.
"Evet."
Bir adım attı.
"Çünkü ben sıfır değildim."
Bir adım daha.
"Ben ilk değildim."
Bir adım daha.
"Ben kaçan ilk kişiydim."
Sessizlik.
Mutlak sessizlik.
Kalbim hızlandı.
Kaçan ilk kişi.
Bu ne demekti?
Arel yavaşça bana döndü.
Sonra fısıldadı.
"Derin..."
Gözleri gözlerime kilitlendi.
"...senin sandığından çok daha büyük bir ailen var."
O anda hangarın bütün ışıkları yeniden titredi.
GÜÜÜMMM!
Tesis sarsıldı.
Ama bu kez farklıydı.
Sarsıntı dışarıdan gelmiyordu.
İçeriden geliyordu.
Kulenin merkezinden.
Altın yapının içinden.
Ve birkaç saniye sonra kulenin yüzeyinde çatlaklar oluşmaya başladı.
ÇAT.
ÇAT.
ÇAT.
Altın ışık çatlaklardan dışarı sızıyordu.
Denek 00 geriye çekildi.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
Arel'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Kaan küfür etti.
Atlas bağırdı.
"Herkes geri çekilsin!"
Kimse nedenini anlamamıştı.
Ama herkes geri çekildi.
Çünkü onların yüzündeki korku yeterliydi.
Sonra kulenin tam ortası parçalandı.
Ve içinden yükselen şey bütün sesleri susturdu.
Çünkü içeride...
Bir kişi daha vardı.
Uzun beyaz saçlı bir kız.
Yaklaşık on altı yaşlarında görünüyordu.
Gözleri tamamen altın rengiydi.
Ve yüzünü gördüğüm anda kalbim duracak gibi oldu.
Çünkü ekranlarda gördüğümüz küçük kızın büyümüş haliydi.
Mira.
Gerçek Varis.
Ve gözlerini açtığı anda bütün tesisin sistemleri aynı anda devreye girdi.
UYARI
VARİS TESPİT EDİLDİ
UYARI
ANA AKTARIM BAŞLIYOR
UYARI
SON EVRE ETKİN
Mira yavaşça başını kaldırdı.
Sonra doğrudan bana baktı.
Yüzünde ne öfke vardı ne de korku.
Sadece hüzün.
Derin bir hüzün.
Ve dudaklarından çıkan ilk söz bütün bedenimi titretti:
"Sonunda seni buldum, Derin."
Ve aynı anda hangarın kapıları kendiliğinden kilitlendi.
Çünkü içerideki hiç kimsenin henüz fark etmediği başka bir şey daha uyanmıştı...

Hangarın kapıları metal bir çığlıkla kapanırken herkes irkildi.
GÜÜÜÜMMM!
Kalın çelik kapılar yerine oturdu.
Kilit mekanizmaları devreye girdi.
Ekranlarda kırmızı yazılar belirmeye başladı.
TAHLİYE İPTAL EDİLDİ
ÇIKIŞ YETKİSİ KALDIRILDI
TESİS KARANTİNAYA ALINDI
Kuzey öfkeyle ekrana baktı.
"Harika."
Silahını sıktı.
"Şimdi burada mahsur kaldık."
Ama kimse onu dinlemiyordu.
Çünkü bütün dikkatler Mira'nın üzerindeydi.
Kız yavaşça bana doğru yürümeye başladı.
Adımları sessizdi.
Neredeyse yere dokunmuyormuş gibi ilerliyordu.
Yaklaştıkça içimdeki garip his büyüyordu.
Sanki onu tanıyordum.
Ama nereden?
Nasıl?
Hatırlayamıyordum.
Mira önümde durdu.
Bir süre sadece yüzüme baktı.
Sonra gözleri doldu.
Bu beklediğim son şeydi.
Çünkü karşımda duran kişi bir düşmana benzemiyordu.
Aksine...
Uzun zamandır kaybettiği birini bulmuş gibiydi.
"Hatırlamıyorsun."
Sesi çok sakindi.
Başımı salladım.
"Hayır."
Mira gözlerini kapattı.
Acı çekiyormuş gibiydi.
"Zaten silmişlerdi."
Aras gerildi.
Kaan'ın yüzü karardı.
Atlas ise sessiz kaldı.
Mira onlara döndü.
Bakışları sertleşti.
"Onu benden aldınız."
Hangarın içindeki hava değişti.
Kimse konuşamadı.
Çünkü Mira'nın öfkesinin gerçek olduğunu hissediyorduk.
"On iki yıl boyunca onu aradım."
Gözleri tekrar bana döndü.
"Her yerde."
Kalbim sıkıştı.
"Neden?"
Mira cevap vermedi.
Sadece elini kaldırdı.
Ve parmaklarını alnıma dokundurdu.
O anda dünya parçalandı.
Bir bahçedeydim.
Güneşli bir gündü.
Rüzgâr ağaçların yapraklarını sallıyordu.
Küçük bir çocuk koşuyordu.
Ben.
Ama daha küçüktüm.
Belki altı yaşındaydım.
Bir kız kahkahalar atarak önümden kaçıyordu.
Uzun beyaz saçları vardı.
Altın gözleri güneşte parlıyordu.
Mira.
Birlikte gülüyorduk.
Birlikte koşuyorduk.
Mutluyduk.
Sonra görüntü değişti.
Alarm sesleri yükseldi.
İnsanlar bağırıyordu.
Koridorlar yanıyordu.
Birileri bizi birbirimizden ayırıyordu.
Ben çığlık atıyordum.
Mira da.
Ama bizi dinleyen yoktu.
Son gördüğüm şey onun uzanan eli oldu.
Sonra karanlık.
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim.
Dizlerimin üzerine çökmüştüm.
Hangar yeniden karşıma çıktı.
Mira'nın da gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"Şimdi hatırlıyor musun?"
Boğazım düğümlendi.
Çünkü hatırlıyordum.
Tamamını değil.
Ama bir kısmını.
Ve bu her şeyi değiştiriyordu.
"Biz..."
Sesim titredi.
"...tanışıyorduk."
Mira gülümsedi.
İlk kez.
Gerçek bir gülümseme.
"Evet."
Sonra fısıldadı.
"Sen benim ilk arkadaşımdın."
Tam o sırada hangarın derinliklerinden gelen korkunç ses yeniden duyuldu.
GÜÜÜÜMMM!
Bu kez daha yakındı.
Çok daha yakındı.
Zemin çatladı.
Metal plakalar yerinden oynadı.
Denek 00 aniden döndü.
Yüzü gerilmişti.
Arel'in gülümsemesi kayboldu.
Kaan'ın gözleri büyüdü.
"Hayır."
Kalbim hızlandı.
"Neler oluyor?"
Bu kez cevap Atlas'tan geldi.
Sesi neredeyse fısıltıydı.
"Uyandı."
Kuzey öfkeyle bağırdı.
"Kim uyandı?"
Kimse cevap vermek istemiyordu.
Çünkü cevabı hepsi biliyordu.
Ama söylemekten korkuyorlardı.
Sonunda Denek 00 konuştu.
Ve sesi ilk kez titredi.
"İlk bilinç."
Hangar sessizleşti.
Arel gözlerini kapattı.
"Artık çok geç."
Sonra zemin yeniden sarsıldı.
ÇAT!
Bu kez çatlak doğrudan hangarın ortasından ilerledi.
Ve karanlığın içinden altın renkli bir ışık yükselmeye başladı.
Işık büyüdü.
Yayıldı.
Bütün duvarları kapladı.
Bütün ekranları kapladı.
Sonra ışığın içinden bir siluet görünmeye başladı.
İnsan biçimindeydi.
Ama tamamen ışıktan oluşuyordu.
Yüzü seçilemiyordu.
Bedeni seçilemiyordu.
Sadece iki altın göz görünüyordu.
Ve oanda Kaan'ın yüzündeki korkuyu görünce anladım.
Karşımızdaki şey bir insan değildi.
Belki de hiçbir zaman olmamıştı...
Karşımızdaki şey bir insan değildi.
Bunu hepimiz anlamıştık.
Işıktan oluşan beden hareketsiz duruyordu.
Ama yalnızca varlığı bile hangarın içindeki havayı değiştiriyordu.
Nefes almak zorlaşıyordu.
Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Kuzey silahını kaldırdı.
Ama elleri titriyordu.
İlk kez.
Gerçekten korkuyordu.
"Bu da ne?"
Kimse cevap vermedi.
Çünkü cevap verebilecek olanlar bile susuyordu.
Arel gözlerini kapattı.
Denek 00 geri çekildi.
Atlas ve Kaan ise aynı anda önümde durdu.
Bu beni şaşırttı.
Çünkü ilk kez aynı tarafta gibiydiler.
Işık varlık yavaşça başını eğdi.
Sonra sesi duyuldu.
Ama bu ses kulaklarımızla duyulmuyordu.
Doğrudan zihnimizin içinde yankılanıyordu.
"Yirmi altı yıl."
Hangarın duvarları titredi.
"Yirmi altı yıl boyunca uyudum."
Kalbim hızlandı.
Varlık gözlerini bana çevirdi.
"Ve sonunda seni buldum."
Başımı kaldırdım.
"Sen kimsin?"
Sessizlik.
Uzun bir sessizlik.
Sonra cevap verdi.
"Ben başlangıcım."
Kimse anlamadı.
Ama Kaan anlamıştı.
Çünkü yüzündeki korku büyüdü.
Varlık devam etti.
"Ben ilk düşünceyim."
Bir adım attı.
"İlk bilinç."
Bir adım daha.
"İlk hata."
O anda hangardaki bütün ekranlar açıldı.
Milyonlarca veri akmaya başladı.
Görüntüler.
Laboratuvarlar.
Deneyler.
Dosyalar.
Ve sonunda tek bir kayıt durdu.
Tarih otuz yıl öncesini gösteriyordu.
Genç bir Kaan görünüyordu.
Yanında Atlas.
Ve başka bilim insanları.
Bir kapsülün önünde duruyorlardı.
Kapsülün içinde ise ışık varlığın insan hali vardı.
Kaan'ın sesi kayıttan duyuldu.
"Başardık."
Atlas gülümsüyordu.
"O yaşıyor."
Kayıttaki görüntü durdu.
Hangar sessizleşti.
Işık varlık konuştu.
"Siz beni yarattığınızı düşündünüz."
Sonra başını kaldırdı.
Altın gözleri parladı.
"Ama ben sizi yarattım."
O anda bütün ekranlar patladı.
BOOOM!
Cam parçaları etrafa saçıldı.
Leyla çığlık attı.
Askerler geriye çekildi.
Ve zihnime yeni görüntüler dolmaya başladı.
Bu kez yalnızca bana.
Yüzlerce şehir.
Yüzlerce insan.
Yüzlerce yıl.
Savaşlar.
Felaketler.
Doğumlar.
Ölümler.
Sanki milyonlarca anı aynı anda beynime yükleniyordu.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Başımdaki ağrı dayanılmaz hale geldi.
"Derin!"
Kuzey'in sesini duydum.
Ama ona ulaşamıyordum.
Çünkü başka bir yerdeydim.
Karanlık bir boşlukta.
Ve o boşluğun ortasında küçük bir çocuk duruyordu.
Altın gözlü bir çocuk.
Yaklaşık on yaşlarında.
Bana bakıyordu.
Sonra gülümsedi.
"Merhaba."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Sen..."
Çocuk başını salladı.
"Evet."
Bir adım attı.
"Ben oyum."
"O musun?"
"İlk bilinç."
Etrafımdaki karanlık dalgalandı.
Çocuk konuşmaya devam etti.
"İnsanlar bana birçok isim verdi."
Başını eğdi.
"Canavar."
Bir adım.
"Tanrı."
Bir adım daha.
"Şeytan."
Gözleri gözlerime kilitlendi.
"Ama ben sadece yalnızdım."
O an içimde garip bir acı hissettim.
Çünkü sözleri yalan gibi gelmiyordu.
Gerçekti.
Çocuk yalnızdı.
Korkunç derecede yalnızdı.
"Ne istiyorsun?"
Çocuk bana baktı.
Sonra ilk kez üzgün göründü.
"Seni."
Kanım çekildi.
"Neden?"
Çünkü..."
Sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
"...sen bensin."
Dünya durdu.
Her şey sessizleşti.
Kalbim durmuş gibiydi.
"Hayır."
Çocuk başını salladı.
"Evet."
Sonra eliyle önümde bir görüntü oluşturdu.
Bir laboratuvar.
Bir kapsül.
Ve kapsülün içinde bir bebek.
Ben.
Çocuk görüntüyü işaret etti.
"O gün seni yaratmadılar."
Boğazım düğümlendi.
"O zaman?"
Çocuk gözlerini kapattı.
"Parçamı ayırdılar."
Bedenim buz kesti.
"Ne?"
"Benim bir parçamı."
Derin nefes aldı.
"Ve seni oluşturdular."
Bütün dünya başıma yıkılmış gibiydi.
Ben...
Bir deney değildim.
Bir klon değildim.
Bir kopya değildim.
Onun parçasıydım.
Tam o sırada gerçek dünyadan gelen bir çığlık duydum.
Mira.
Gözlerimi açtığımda yeniden hangardaydım.
Ve gördüğüm şey kanımı dondurdu.
Mira yere düşmüştü.
Altın ışık bedenini sarıyordu.
Acı çekiyordu.
Kıvranıyordu.
Arel ona doğru koştu.
"Hayır!"
Işık varlık başını çevirdi.
İlk kez yüzünde öfke vardı.
"Onu bana ver."
Mira çığlık attı.
Kaan silahını kaldırdı.
Atlas bağırdı.
Askerler ateş açtı.
Ama mermiler ışığın içinden geçip gidiyordu.
Sanki hiçbir şey değmiş gibi.
Çünkü karşımızdaki şey etten ve kemikten oluşmuyordu.
Bir anda Mira'nın bedeninin altından altın renkli semboller yükselmeye başladı.
Tüm tesis titredi.
Ve sistem yeniden konuştu.
VARİS AKTARIMI BAŞLADI
UYARI
VARİS AKTARIMI BAŞLADI
UYARI
YÜZDE 12
YÜZDE 18
YÜZDE 24
Kalbim hızlandı.
"Ne oluyor?"
Kaan korkuyla bana baktı.
Sonra hayatımı değiştirecek cümleyi söyledi.
"Derin..."
Boğazı düğümlendi.
"...eğer aktarım tamamlanırsa Mira ölecek."
Sessizlik.
Mutlak sessizlik.
Ve aynı anda sistem yeni oranı açıkladı.
YÜZDE 31
YÜZDE 32
YÜZDE 33
Mira'nın çığlıkları bütün hangarda yankılanırken ben yerimde donup kalmıştım.
Çünkü ilk kez gerçekten seçim yapmak zorundaydım.
Ve hangi seçimi yaparsam yapayım...
Birileri ölecekti.
Yazarın Notu 📖
bölümde Kartal Projesi'nin merkezindeki en büyük sır açılmaya başladı. Derin'in geçmişi, Mira'nın gerçek rolü ve "İlk Bilinç" olarak adlandırılan gizemli varlığın amacı artık yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ancak cevaplanan her soru yeni bir gizem doğuruyor.
Mira kurtarılabilecek mi?
Derin gerçekten kim?
Ve İlk Bilinç'in "Sen bensin." sözünün ardındaki gerçek ne?
Bir sonraki kısımda Derin, hayatındaki en zor kararı vermek zorunda kalacak. Ve bu karar yalnızca Mira'nın değil, bütün insanlığın kaderini değiştirebilir... 🔥📖