4. bölüm · MASKENİN ARDINDA
4. Bölüm: Yaşayan Son Parça
"Sen Kartal Projesi'nin yaşayan son parçasısın."
Adamın sözleri hangarın içinde yankılandı.
Bir anlığına kimse konuşmadı.
Sanki zaman durmuştu.
Kalbim göğsüme sığmıyordu.
"Ne dedin sen?"
Sesim titriyordu.
Maskeli lider bana bakmayı sürdürdü.
"Gerçeği."
Kuzey öne çıktı.
"Yeter artık."
Adam başını hafifçe eğdi.
"Babaların yaptığı hataların bedelini ödüyorsunuz."
"Ne saçmalıyorsun?"
Adam derin bir nefes aldı.
Sonra cebinden eski bir dosya çıkardı.
Dosyanın kapağında büyük harflerle yazılmış bir ifade vardı:
PROJE KARTAL - DENEK 17
Kanım çekildi.
Çünkü biraz önce gördüğüm fotoğrafta da aynı ifade vardı.
Denek 17.
Ben.
"Bu yalan."
Maskeli lider dosyayı havaya kaldırdı.
"Keşke öyle olsaydı."
Siyah montlu adam bu kez sessizliğini bozdu.
"Dosyayı kapat."
Maskeli lider ona döndü.
"Yıllarca sustunuz."
Bir adım daha attı.
"Şimdi gerçekler konuşacak."
Kuzey'in eli yumruk olmuştu.
Ben ise nefes almakta zorlanıyordum.
Çünkü içimde korkunç bir his büyüyordu.
Ya söyledikleri doğruysa?
Ya ben gerçekten bilmediğim bir şeyin parçasıysam?
Maskeli lider dosyayı açtı.
İlk sayfayı bana doğru çevirdi.
Sayfanın üst kısmında doğum tarihim yazıyordu.
Altında ise tek cümle vardı:
"Varis başarıyla dünyaya geldi."
Bacaklarımın bağı çözüldü.
Kuzey beni tutmasaydı düşecektim.
"Hayır..."
Maskeli lider devam etti.
"Proje Kartal bir örgüt değildi."
"Yalan."
"Bir deneydi."
Hangarın içindeki herkes sustu.
Adamın sesi soğuktu.
"Yıllar boyunca kurulan bütün konseyler, bütün sırlar ve bütün ölümler tek bir şey için yaşandı."
Gözleri üzerime kilitlendi.
"Senin için."
Tam o sırada dışarıdan silah sesleri yükseldi.
Ardından büyük bir patlama duyuldu.
Hangarın duvarları sarsıldı.
Maskeli adamlar anında pozisyon aldı.
Birisi içeri koştu.
Yüzü bembeyazdı.
"Liderim!"
"Neler oluyor?"
Adam nefes nefeseydi.
"Dış çevre yarıldı!"
Maskeli liderin yüzü gerildi.
"Kim yaptı?"
Adamın cevabı herkesi susturdu.
"Konsey Başkanı."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Siyah montlu adam küfür etti.
İlk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
Çünkü bu isimden herkes korkuyordu.
Ayak sesleri duyuldu.
Yavaş.
Sakin.
Ama ölüm kadar ağır.
Tak...
Tak...
Tak...
Sonra hangarın büyük kapıları açıldı.
İçeri tek bir kişi girdi.
Yaşlı bir adam.
Elinde baston vardı.
Beyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Ama gözleri...
Gözleri doğrudan bana bakıyordu.
Sanki yıllardır beni arıyormuş gibi.
Adam durdu.
Etrafındaki onlarca silahlı kişiye rağmen korkusuz görünüyordu.
Sonra dudakları aralandı.
Ve yalnızca bir cümle söyledi:
"Yirmi yıl bekledim."
Kalbim hızlandı.
Adam bastonunu yere vurdu.
"Artık vakit geldi."
"Neyin vakti?" diye bağırdım.
Yaşlı adam bana baktı.
Gözlerinde hem acı hem özlem vardı.
Sonra cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı havaya kaldırdı.
Fotoğrafta Leyla vardı.
Beni büyüten adam vardı.
Ve...
Bir bebek.
Ben.
Fotoğrafın arkasında ise tek bir cümle yazıyordu:
"Varis uyandığında dünya değişecek."
Ve o anda hangarın bütün ışıkları birden söndü.
Karanlık her yeri yuttu.
Ardından duyulan çığlıklar, silah sesleri ve koşuşturmalar arasında biri kulağıma yaklaştı.
Ve fısıldadı:
"Derin... gerçek baban yaşıyor."
Sözler kulağımda yankılandı.
Bir an nefes almayı unuttum.
Karanlık hâlâ hangarın içini yutmuştu.
Etraftan bağırışlar yükseliyordu.
Silah sesleri...
Koşuşturan insanlar...
Kırılan camların sesi...
Ama ben hiçbirini duymuyordum.
Çünkü zihnim tek bir cümlede takılı kalmıştı.
Gerçek baban yaşıyor.
Aniden biri kolumu tuttu.
Refleksle geri çekildim.
"Kuzey!"
"Benim!"
Sesini duyunca rahatladım.
Karanlığın içinde elimi buldu.
"Buradan çıkmalıyız."
Tam hareket edecekken hangarın ışıkları yeniden yandı.
Ve gördüğüm manzara nefesimi kesti.
Birkaç dakika önce birbirine silah doğrultan insanlar durmuştu.
Herkes aynı yöne bakıyordu.
Konsey Başkanı'nın bulunduğu yere.
Yaşlı adam bastonuna dayanmıştı.
Ama yüzündeki ifade değişmişti.
Biraz önceki sakin adam gitmişti.
Yerine öfkeli biri gelmişti.
Çünkü maskeli lider yere düşmüştü.
Omzundan vurulmuştu.
Kan zemine damlıyordu.
Ama onu vuran Konsey Başkanı değildi.
Silahı tutan kişi...
Leyla'ydı.
"Anne..."
Dudaklarımdan istemsizce döküldü.
Hangardaki herkes ona bakıyordu.
Leyla'nın elindeki silah titremiyordu.
Bakışları ise maskeli liderin üzerindeydi.
"Bir adım daha atarsan bu kez ıskalamam."
Maskeli lider acıyla güldü.
"Yirmi yıl sonra bile aynı."
Leyla'nın gözleri buz gibiydi.
"Ben senin gibi olmadım."
Bir şeyler eksikti.
Bu insanlar birbirini tanıyordu.
Hem de çok iyi.
Konsey Başkanı bastonunu yere vurdu.
"Yeter!"
Ses hangarın içinde yankılandı.
Herkes sustu.
Yaşlı adam bana döndü.
"Derin."
Bu kez sesinde sertlik yoktu.
Yorgunluk vardı.
"Artık bilmen gereken şeyler var."
Öfkeyle başımı kaldırdım.
"Herkes aynı şeyi söylüyor."
Bir adım attım.
"Kimse de gerçeği anlatmıyor."
Leyla gözlerini kapattı.
Sanki bu anın geleceğini biliyormuş gibiydi.
"Çünkü gerçek seni kıracak."
"Zaten kırıldım."
Sesim çatladı.
"Bir günde iki kez babamı kaybettim."
Hangar sessizleşti.
"Önce beni büyüten adamın gerçek babam olmadığını öğrendim."
Gözlerim doldu.
"Şimdi de gerçek babamın yaşadığını söylüyorsunuz."
Leyla başını eğdi.
Konsey Başkanı derin bir nefes aldı.
Sonra cebinden eski bir zarf çıkardı.
Zarf sararmıştı.
Kenarları yıpranmıştı.
Bana uzattı.
"Bu sana ait."
Titreyen ellerimle aldım.
Arkasında tek bir tarih vardı.
19 yıl önce.
Kalbim hızlandı.
Zarfı açtım.
İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.
Ve bir fotoğraf.
Fotoğrafı gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü.
Çünkü fotoğraftaki adam...
Son günlerde gördüğüm o yabancıya benzemiyordu.
Kemal Kartal değildi.
Cihan değildi.
Siyah montlu adam değildi.
Ama yüz hatlarımın çoğu ondan gelmiş gibiydi.
Aynı gözler.
Aynı kaşlar.
Aynı bakış.
Fotoğrafın arkasında tek bir isim yazıyordu.
Aras Kartal
Boğazım düğümlendi.
"Bu..."
Leyla cevap verdi.
"Senin baban."
Dünya yeniden durdu.
İçimde yıllardır boş kalan bir yer vardı.
Şimdi adı vardı.
Bir yüzü vardı.
Ama hâlâ eksikti.
Çünkü...
"Nerede?"
Kimse cevap vermedi.
"Nerede o?"
Leyla gözlerini kaçırdı.
Konsey Başkanı sessiz kaldı.
Ve bu sessizlik bana cevaptan daha çok şey anlattı.
"Hayır."
Kalbim hızlandı.
"Hayır."
Bir adım geri çekildim.
"Biriniz biraz önce yaşadığını söyledi."
Leyla'nın gözlerinden yaş süzüldü.
Ve ilk kez korktuğunu gördüm.
"Yaşıyor."
"Öyleyse nerede?"
Kadın dudaklarını araladı.
Ama söylemek istemiyordu.
Konsey Başkanı onun yerine konuştu.
"Çünkü onu yirmi yıldır saklıyoruz."
Hangarın içindeki herkes dondu.
Ben de.
"Ne?"
"Aras Kartal ölmedi."
Kalbim deli gibi çarpıyordu.
"Yirmi yıl önce öldüğü ilan edildi."
Yaşlı adam bastonunu sıktı.
"Ama aslında kaçırıldı."
Kuzey şaşkınlıkla bana baktı.
Ben ise nefes almakta zorlanıyordum.
"Kim tarafından?"
Bu kez Leyla cevap verdi.
Sesi fısıltı gibiydi.
"Konsey tarafından."
Sessizlik.
Derin bir sessizlik.
Sonra öfke.
Bütün bedenimi dolduran korkunç bir öfke.
"Yirmi yıl mı?"
Kimse konuşmadı.
"Yirmi yıl boyunca yaşadığını biliyordunuz?"
Leyla ağlıyordu.
Ama umurumda değildi.
"Ben onsuz büyüdüm."
Sesim yükseldi.
"Hayatım boyunca cevap aradım."
Bir adım daha attım.
"Ve siz sustunuz."
Tam o sırada hangarın arka tarafındaki büyük metal kapıdan bir alarm sesi yükseldi.
Biiip.
Biiip.
Biiip.
Herkes irkildi.
Konsey Başkanı'nın yüzü değişti.
"Hayır..."
Kemal Kartal ilk kez korkuyla başını kaldırdı.
"İmkânsız."
Alarm daha da hızlandı.
Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.
Kuzey kaşlarını çattı.
"Ne oluyor?"
Kimse cevap vermedi.
Sonra hangarın derinliklerinden mekanik bir ses duyuldu.
Sanki yıllardır açılmayan dev bir kapı hareket ediyordu.
Güm...
Güm...
Güm...
Yavaşça açılan metal kapının arkasından soğuk hava yayıldı.
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
"Olmaması gerekiyordu."
"Ne?"
Yaşlı adam gözlerini kapıya dikti.
Ve fısıldadı:
"Aras uyandı."
Hangarın içindeki herkes donup kaldı.
Benim kalbim ise sanki durdu.
Çünkü yıllardır ölü sandığım...
Hiç tanımadığım...
Gerçek babam...
Kapının açılma sesi hangarın duvarlarında yankılanıyordu.
Güm...
Güm...
Güm...
Kimse hareket etmiyordu.
Kimse nefes almıyordu.
Ben ise gözlerimi o karanlık açıklıktan ayıramıyordum.
Yirmi yıldır saklanan adam.
Babam.
Aras Kartal.
Soğuk hava yüzüme çarpıyordu.
Sonunda kapı tamamen açıldı.
İçerisi beklediğim gibi bir hücre değildi.
Daha çok gizli bir araştırma merkezi gibiydi.
Duvarlarda kablolar uzanıyor, tavandan sarkan lambalar titreşiyordu.
Ve tam ortada...
Bir sandalye vardı.
Boş bir sandalye.
Kalbim sıkıştı.
"Yok..."
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz kesildi.
"Bu mümkün değil."
Kemal Kartal küfür ederek ayağa kalktı.
"Kaçmış."
Hangarda uğultular yükseldi.
Ama ben sadece o boş sandalyeye bakıyordum.
Yirmi yıl.
Bir insan yirmi yıl boyunca burada tutulmuştu.
Kuzey sessizce yanıma geldi.
"Derin..."
Sesinde endişe vardı.
Fakat tam o sırada içeriden bir ses duyuldu.
Bir ayak sesi.
Sonra bir tane daha.
Tak...
Tak...
Tak...
Herkes silahlarına sarıldı.
Koridorun sonundaki gölge hareket etti.
Ve karanlığın içinden biri çıktı.
Uzun boylu bir adamdı.
Saçlarının arasında beyazlar vardı.
Yüzünde yılların izleri okunuyordu.
Ama gözleri...
O gözleri görünce dünya durdu.
Çünkü aynaya bakıyor gibiydim.
Aynı gözler.
Aynı bakış.
Aynı ifade.
Adam beni gördüğü an olduğu yerde kaldı.
Ben de.
Aramızda onlarca metre vardı.
Ama o an sanki hangarda yalnızca ikimiz vardık.
Adamın dudakları titredi.
"Derin..."
Adımı söyledi.
İlk kez.
Bir yabancı gibi değil.
Bir baba gibi.
Dizlerim titredi.
Ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Öfkeliydim.
Kırgındım.
Şaşkındım.
Ama en çok da boşlukta hissediyordum.
Aras Kartal yavaşça bana doğru yürüdü.
Kimse onu durdurmadı.
Kimse cesaret edemedi.
Çünkü hangardaki herkes onun öldüğünü sanıyordu.
Adam önümde durdu.
Gözleri dolmuştu.
Titreyen eli yüzüme uzandı.
Bir an geri çekilmeyi düşündüm.
Ama yapamadım.
Parmakları yanağıma dokundu.
Ve fısıldadı:
"Annenin gözlerini almışsın."
Leyla hıçkırarak ağlamaya başladı.
Ben ise donup kalmıştım.
Yirmi yıllık boşluk tek bir cümleyle dolamazdı.
Bir adım geri çekildim.
"Neredeydin?"
Adamın yüzü düştü.
"Neredeydim biliyor musun?"
Sesim yükseldi.
"Ben büyürken neredeydin?"
Hangar sessizleşti.
"İlk kez bisiklete bindiğim gün neredeydin?"
Gözlerim doluyordu.
"Korktuğum gecelerde neredeydin?"
Aras cevap vermedi.
"Babam öldüğünde neredeydin?"
Adam başını eğdi.
Omuzları titriyordu.
Sonunda konuştu.
"Buradaydım."
Sesi kırılmıştı.
"Her gün çıkmaya çalıştım."
Bir adım attı.
"Her gün seni düşünerek yaşadım."
Gözlerinden yaş süzüldü.
"Ama izin vermediler."
Tam o anda silah sesi duyuldu.
Pat!
Kurşun Aras'ın omzunu sıyırdı.
Herkes döndü.
Silahı tutan kişi maskeli liderdi.
Yaralı olmasına rağmen ayağa kalkmıştı.
Yüzündeki nefret korkunç görünüyordu.
"Ne kadar duygusal."
Silahını yeniden kaldırdı.
"Ne yazık ki hikâyenin sonu böyle bitmeyecek."
Kuzey anında önümüze geçti.
Kemal Kartal da silahını çekti.
Hangar bir kez daha savaş alanına dönmüştü.
Maskeli lider gülümsedi.
Ama bu kez yüzünde deliliğe benzeyen bir ifade vardı.
"Yirmi yıldır beklediğim gün geldi."
Konsey Başkanı bağırdı:
"Silahı indir!"
Adam kahkaha attı.
"Hayır."
Sonra gözlerini bana çevirdi.
Ve söylediği söz bütün kanımı dondurdu.
"Çünkü gerçek Varis hâlâ uyanmadı."
Hangar sessizliğe gömüldü.
"Ne demek istiyorsun?"
Maskeli lider cebinden küçük bir kumanda çıkardı.
Konsey Başkanı'nın yüzü anında değişti.
"Hayır..."
Adam gülümsedi.
"Evet."
Parmağını düğmenin üzerine koydu.
Ve fısıldadı:
"Şimdi Kartal Projesi'nin son aşaması başlayacak."
Tam o anda hangarın altında korkunç bir sarsıntı meydana geldi.
Zemin çatladı.
Duvarlar titredi.
Alarm sesleri yeniden yükseldi.
Ve tavandaki ekranların hepsi aynı anda açıldı.
Ekranlarda yalnızca tek bir kelime yazıyordu:
AKTİVASYON BAŞLATILDI
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken Aras Kartal'ın yüzü bembeyaz kesildi.
Çünkü ekranda beliren ikinci cümleyi yalnızca o anlamış gibiydi.
Adam dehşet içinde bana baktı.
Ve bağırdı:
"DERİN, KAÇ!"
Babamın sesi hangarın içinde yankılandı.
Ama artık çok geçti.
Maskeli lider düğmeye basmıştı.
Klik.
Bir anlığına hiçbir şey olmadı.
Sonra yer yeniden sarsıldı.
Bu kez çok daha şiddetli.
Çat!
Zeminin bazı bölümleri yarılmaya başladı.
Tavandaki metal parçalar kopup aşağı düşüyordu.
İnsanlar panikle kaçışmaya başladı.
Alarm sesi kulakları sağır edecek kadar yüksekti.
UYARI!
AKTİVASYON TAMAMLANIYOR.
UYARI!
VARİS PROTOKOLÜ BAŞLATILDI.
Kalbim hızlandı.
Varis.
Yine o kelime.
Herkesin benden sakladığı şey.
Kuzey kolumu tuttu.
"Gitmemiz lazım!"
Ama tam hareket edecekken göğsümde keskin bir acı hissettim.
Sanki içimde bir şey yanıyordu.
Dizlerimin üzerine düştüm.
"Derin!"
Leyla çığlık attı.
Nefes almakta zorlanıyordum.
Damarlarımın içinde ateş dolaşıyor gibiydi.
Gözlerimin önündeki görüntüler bulanıklaştı.
Sonra...
Bir görüntü belirdi.
Bir laboratuvar.
Beyaz önlüklü insanlar.
Cam bir odanın içinde küçük bir çocuk.
Ben.
Sesler duyuyordum.
Parça parça.
"...başarılı..."
"...genetik uyum yüzde doksan dokuz..."
"...Varis stabil..."
Başımı tuttum.
"Bunlar ne?"
Aras önümde diz çöktü.
Yüzünde korku vardı.
Gerçek korku.
"Hayır."
"Ne oluyor bana?"
Adam gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır korktuğu şey gerçekleşiyordu.
"Hatırlıyorsun."
Hangar yeniden sallandı.
Ama artık etrafımdaki sesler uzaklaşıyordu.
Yeni görüntüler geliyordu.
Karanlık bir oda.
Bir adam.
Yüzünü seçemiyordum.
Bana doğru eğiliyordu.
Ve aynı cümleyi söylüyordu.
"Bir gün uyanacaksın."
Nefesim kesildi.
Bir anda gözlerimi açtım.
Hangardaydım.
Ama herkes bana bakıyordu.
Kuzey.
Leyla.
Aras.
Kemal.
Konsey Başkanı.
Hepsi.
Sanki bende değişen bir şey görmüşlerdi.
"Kuzey..."
Sesim garip çıkmıştı.
Kuzey'in yüzü soldu.
"Derin?"
"Ne oldu?"
Cevap vermedi.
Gözleri gözlerimdeydi.
Sonra fısıldadı:
"Gözlerin."
Elimi yüzüme götürdüm.
Bir şey anlamadım.
Yakındaki kırık metal parçasına baktım.
Yansımamı gördüğüm anda nefesim durdu.
Gözlerimin rengi değişmişti.
Kahverengi gözlerimin içinde altın sarısı halkalar oluşmuştu.
Maskeli lider kahkaha attı.
"İşte bu."
Aras öfkeyle ona döndü.
"Sus!"
Ama adam susmadı.
Yıllardır beklediği an gelmiş gibiydi.
"Artık saklayamazsınız."
Silahını bana doğrulttu.
"Çünkü Kartal Projesi tamamlandı."
Birden bütün ekranlar karardı.
Sonra tek bir görüntü belirdi.
Eski bir kayıt.
Yaklaşık yirmi yıl öncesine ait.
Ekranda genç bir adam vardı.
Aras Kartal.
Ama yanında biri daha duruyordu.
Konsey Başkanı.
Ve üçüncü kişi...
Maskeli liderdi.
Genç haliyle.
Hangarda uğultular yükseldi.
Herkes şaşkınlık içindeydi.
Çünkü bu üç adam yıllar önce birlikte çalışıyordu.
Kayıttaki Aras konuşmaya başladı:
"Bu kayıt yalnızca acil durumda açılacak."
Konuşurken doğrudan kameraya bakıyordu.
"Ben Aras Kartal."
Yanındaki iki kişiyi gösterdi.
"Ve bugün insanlık tarihinin en büyük hatasını yapmak üzereyiz."
Hangar sessizliğe gömüldü.
Kimse kıpırdamıyordu.
Aras'ın kayıt devam etti:
"Eğer bu görüntüyü izliyorsanız, proje başarısız olmuştur."
Kalbim sıkıştı.
Başarısız mı?
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
Sanki devamını biliyordu.
Ve korkuyordu.
Ekrandaki genç Aras derin bir nefes aldı.
Sonra söylediği cümle her şeyi değiştirdi:
"Derin bizim kızımız değil."
Dünya durdu.
Nefesim kesildi.
Leyla'nın yüzü bembeyaz oldu.
Kuzey donup kaldı.
Ben ise hareket edemiyordum.
Ekrandaki adam devam etti:
"Derin, Proje Kartal'ın ilk sonucu değil."
Boğazım düğümlendi.
"Son sonucu."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Ve kayıttaki Aras son cümlesini söyledi:
"Çünkü Derin doğmadı..."
Bir an görüntü bozuldu.
Parazitler ekranı kapladı.
Sonra ses geri geldi.
"...üretildi."
Ve o anda hangarın bütün ışıkları yeniden söndü.
Bu kez karanlığın içinden gelen ses bana aitti.
Ama ben konuşmamıştım.
Ses her yerden yankılandı:
"Protokol kabul edildi."
Ardından derinlerden bir yerden devasa metal kapıların açılma sesi duyuldu.
Ve Konsey Başkanı'nın korku dolu fısıltısı karanlığı yardı:
"Tanrım..."
“Onlar da uyandı. “Hangar karanlığa gömülmüş haldeydi.
Sadece alarm ışıklarının kırmızı parıltısı etrafı aydınlatıyordu.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Kulaklarımda tek bir cümle yankılanıyordu.
"Derin doğmadı... üretildi."
Hayatım boyunca öğrendiğim her şey yıkılıyordu.
Kim olduğumu bilmiyordum.
Neye dönüşmekte olduğumu bilmiyordum.
Ve en kötüsü...
Kime güveneceğimi bilmiyordum.
Bir anda hangarın derinliklerinden metal sürtünme sesleri yükseldi.
Gıııırrr...
Güm...
Güm...
Güm...
Sanki onlarca ağır kapı aynı anda açılıyordu.
Kemal Kartal yüzünü buruşturdu.
"Hayır..."
Maskeli lider ilk kez gerçekten huzursuz görünüyordu.
"O kadar erken olmaması gerekiyordu."
Kuzey hemen önümde durdu.
Beni korumaya çalışıyordu.
Her zamanki gibi.
Ama yüzündeki korkuyu görebiliyordum.
Çünkü ilk kez neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyordu.
Sonra...
Karanlığın içinden ayak sesleri duyuldu.
Bir kişi değildi.
İki kişi değildi.
Daha fazlası vardı.
Tak...
Tak...
Tak...
Tak...
Sesler aynı ritimde ilerliyordu.
Mekanik.
Düzenli.
İnsandan çok makineyi andıran bir ritim.
Hangardaki herkes silahlarını doğrulttu.
Nefesler tutuldu.
Ve sonunda gölgeler ortaya çıktı.
İlk gördüğüm şey gözler oldu.
Parlayan altın renkli gözler.
Benim gözlerim gibi.
Sonra yüzleri seçebildim.
İnsanlardı.
Ama aynı zamanda değillerdi.
Yüzlerinde duygu yoktu.
Hareketleri kusursuzdu.
Sanki yaşayan varlıklar değil de programlanmış askerlerdi.
Tam sekiz kişi.
Sekizi de aynı siyah kıyafetleri giyiyordu.
Ve hepsi bana bakıyordu.
Bir tanesi öne çıktı.
Yaklaşık otuz yaşlarında görünüyordu.
Yüzünde tek bir yara izi vardı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Sonra başını eğdi.
Diğerleri de aynısını yaptı.
Hangardaki herkes şaşkınlıkla onları izliyordu.
Adamın sesi yankılandı.
"Varis bulundu."
Ardından diğerleri aynı anda konuştu.
"Varis bulundu."
Tüylerim diken diken oldu.
Çünkü sesleri neredeyse aynıydı.
Sanki tek bir zihnin parçalarıydılar.
Kuzey silahını kaldırdı.
"Yaklaşmayın."
Adam ona bakmadı bile.
Gözleri yalnızca bendeydi.
Sonra tekrar konuştu.
"Emirlerinizi bekliyoruz."
"Ne?"
Söz ağzımdan istemsizce çıktı.
Adam başını kaldırdı.
"Yirmi yıl boyunca sizi bekledik."
Leyla'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
Aras ise yumruklarını sıkıyordu.
"Bunu yapmışlar..."
Konsey Başkanı başını eğdi.
Sanki yıllardır taşıdığı bir suç omuzlarına çökmüştü.
Ben ise cevap arıyordum.
"Siz kimsiniz?"
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra şu cevabı verdi:
"Biz Kartal Birliği'yiz."
Hangarda sessizlik oluştu.
"Kartal Projesi'nin koruyucuları."
Maskeli lider kahkaha attı.
Ama bu kahkahada zafer yoktu.
Delilik vardı.
"Koruyucular mı?"
Adam bu kez ona döndü.
İlk kez yüzünde duygu belirmişti.
Nefret.
Saf nefret.
"Sen ihanet ettin."
Maskeli lider geri adım attı.
Bir anlığına korktuğunu gördüm.
Ve işte o an anladım.
Bu insanlar tehlikeliydi.
Hem de çok.
Bir anda silah sesleri patladı.
Pat!
Pat!
Pat!
Maskeli lider ateş etmişti.
Kurşunlar öndeki adama isabet etti.
Ama adam düşmedi.
Sadece birkaç adım geriledi.
Sonra yeniden doğruldu.
Sanki acı hissetmiyordu.
Hangarın içindeki herkes donup kaldı.
"İmkânsız..."
Kemal Kartal'ın sesi kısıldı.
Adam göğsündeki kanlı deliğe baktı.
Sonra maskeli lidere döndü.
Ve tek bir cümle söyledi:
"Tehdit algılandı."
Bir saniye sonra hareket etti.
Kimse onu takip edemedi.
Bir gölge gibi ilerledi.
Maskeli lider silahını yeniden kaldırmaya fırsat bulamadan adam karşısına ulaştı.
Ve tek bir darbeyle onu yere savurdu.
Güm!
Adam metrelerce sürüklendi.
Kan tükürdü.
Hangardaki herkes şok içindeydi.
Ama olaylar bitmemişti.
Çünkü tavandaki ekranlar yeniden açılmıştı.
Bu kez görüntü yoktu.
Sadece yazılar vardı.
Eski kayıtlar.
Deney sonuçları.
Proje raporları.
Ve bir isim.
Defalarca.
Defalarca.
Defalarca.
DENEK 17
DENEK 17
DENEK 17
Sonra yazılar değişti.
Ve bütün hangarın kanını donduran gerçek ortaya çıktı.
DENEK 01 - BAŞARISIZ
DENEK 02 - ÖLDÜ
DENEK 03 - ÖLDÜ
...
DENEK 16 - BAŞARISIZ
...
DENEK 17 - BAŞARILI
Nefesim kesildi.
Hayır.
Hayır...
Bu mümkün değildi.
Ekranlarda onlarca isim akıyordu.
Onlarca çocuk.
Onlarca hayat.
Onlarca ölüm.
Ve en sonunda ben.
Kuzey bana baktı.
Gözlerinde acı vardı.
Ben ise yalnızca boşluğa bakıyordum.
Çünkü ilk kez şunu anlıyordum:
Ben bu hikâyenin kurbanı değildim.
Merkezindeydim.
Kartal Projesi benim için yapılmamıştı.
Ben Kartal Projesi'ydim.
Tam o anda hangarın en üst katından büyük bir patlama duyuldu.
BOOOOM!
Tavanın bir bölümü çöktü.
Alevler yükselmeye başladı.
İnsanlar kaçışıyordu.
Alarm sistemi çıldırmış gibiydi.
Aras kolumu tuttu.
"Derin!"
Ama gözlerim başka bir noktaya takılmıştı.
Ekranlardan biri değişmişti.
Tek bir görüntü vardı.
Eski bir güvenlik kamerası kaydı.
Tarih yirmi yıl öncesini gösteriyordu.
Bir laboratuvar odası.
Camın arkasında bir bebek.
Ben.
Ve o bebeğin yanında duran kişi...
Beni büyüten adamdı.
Babam dediğim adam.
Ama yalnız değildi.
Yanında bir kadın vardı.
Yüzünü görünce kalbim durdu.
Çünkü o kadın Leyla değildi.
Ve yüzü...
Yüzü bana çok tanıdık geliyordu.
Sanki yıllardır unutulmuş bir anı zihnimin derinliklerinden çıkmaya çalışıyordu.
Tam görüntü netleşecekken ekran bir anda karardı.
Sonra bilinmeyen bir ses bütün hangarda yankılandı.
Soğuk.
Metalik.
Ve korkutucu.
"Birinci aşama tamamlandı."
Herkes dondu.
Ses devam etti.
"Varis uyandı."
Sonra ikinci cümle geldi.
Ve bu kez Aras Kartal'ın yüzündeki korku tarif edilemezdi.
"İkinci aşama başlatılıyor."
Ben nefesimi tuttum.
Aras başını kaldırdı.
Ve hayatımda ilk kez bir adamın bu kadar korktuğunu gördüm.
Çünkü üçüncü cümleyi hepimiz duyduk:
"Anne protokolü aktif edildi."
Ve o anda Leyla acıyla çığlık attı.Leyla'nın çığlığı hangarın içinde yankılandı.
Bir insanın acı çektiğini duyabilirsiniz.
Bir insanın korktuğunu da.
Ama Leyla'nın sesi ikisinden de farklıydı.
Sanki yıllardır sakladığı bir sır zorla ortaya çıkarılıyordu.
Kadın dizlerinin üzerine düştü.
Başını iki eli arasına aldı.
"Hayır..."
Aras bir anda ona doğru koştu.
"Leyla!"
Ama Leyla onu duymuyordu.
Gözbebekleri büyümüştü.
Nefesi düzensizleşmişti.
Sanki görünmeyen biriyle mücadele ediyordu.
Ben olduğum yerde kalmıştım.
Ne olduğunu anlamıyordum.
Kuzey de anlamıyordu.
Kimse anlamıyordu.
Sonra Leyla başını kaldırdı.
Ve ben hayatımda ilk kez gerçekten korktum.
Çünkü bana bakan gözler Leyla'nın gözleri değildi.
İçlerinde hiçbir duygu yoktu.
Ne sevgi.
Ne korku.
Ne acı.
Hiçbir şey.
Boştu.
Tamamen boş.
Konsey Başkanı bastonunu düşürdü.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
"Bu olamaz."
Kemal Kartal geri çekildi.
"Onu da mı kullandınız?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Leyla yavaşça ayağa kalktı.
Hareketleri mekanikti.
Tıpkı biraz önce ortaya çıkan Kartal Birliği askerleri gibi.
Sonra dudakları aralandı.
Ama çıkan ses ona ait değildi.
Kadın sesi değildi.
İnsan sesi de değildi.
Metalik bir tınıyla konuştu.
"Anne Protokolü aktif."
Hangardaki herkes dondu.
Benim kalbim ise göğsümü parçalayacak gibiydi.
"Anne..."
Fısıltı halinde konuştum.
Leyla bana baktı.
Ama beni tanımıyordu.
Bunu hissedebiliyordum.
Sonra o yabancı ses tekrar konuştu.
"Varis doğrulandı."
Bir adım attı.
"Genetik eşleşme yüzde yüz."
Bir adım daha.
"Koruma aşaması başlatılıyor."
Aras aniden önümde durdu.
"Leyla!"
Kadın ona baktı.
Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi.
"Kimlik doğrulandı."
Aras'ın gözleri doldu.
"Benim..."
Sesi titredi.
"Ben Aras."
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Ve sonra...
Leyla'nın yüzünde küçük bir değişim oldu.
Sanki derinlerde bir yerde gerçek benliği mücadele ediyordu.
Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü.
"Ar..."
Kelime yarım kaldı.
Çünkü bir anda bütün hangar yeniden sarsıldı.
BOOOOM!
Bu kez patlama çok yakından gelmişti.
Duvarlardan biri çöktü.
Toz bulutu her yeri kapladı.
İnsanlar bağırmaya başladı.
Kartal Birliği askerleri anında pozisyon aldı.
Silahlarını çöken duvara çevirdiler.
Ve enkazın içinden bir gölge çıktı.
Sonra ikinci.
Sonra üçüncü.
Ardından onlarcası.
Hangarda herkes sessizleşti.
Çünkü gelenler insan değildi.
Ya da artık değillerdi.
Üzerlerinde yırtılmış deney kıyafetleri vardı.
Yüzleri yaralarla kaplıydı.
Gözleri tamamen altın rengiydi.
Ve hepsi aynı anda bana bakıyordu.
Kartal Birliği'nin lideri fısıldadı:
"İlk nesiller..."
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır korktuğu kabus karşısındaydı.
"Onları yok ettiğimizi sanıyorduk."
Maskeli lider kanlar içinde yerde yatıyordu.
Ama gülmeye başlamıştı.
Sessizce.
Sonra daha yüksek.
Daha yüksek.
En sonunda kahkahaları bütün hangarı doldurdu.
"İşte gerçek Kartal Projesi!"
Kimse onu dinlemiyordu.
Çünkü yaratıklar ilerlemeye başlamıştı.
Bir tanesi öne çıktı.
Yüzü neredeyse tamamen yanmıştı.
Ama gözlerini benden ayırmıyordu.
Sonra beklenmedik bir şey yaptı.
Diz çöktü.
Ardından diğerleri.
Onlar da çöktü.
Birkaç saniye içinde onlarca kişi önümde diz çökmüştü.
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Yaralı adam bana bakıyordu.
Sonra çatlak sesiyle konuştu.
"Varis..."
Sesinde özlem vardı.
Acı vardı.
Ve yılların yalnızlığı.
"Sonunda geldin."
Tüylerim diken diken oldu.
"Sen kimsin?"
Adam gülümsedi.
Ama o gülümseme hüzünlüydü.
"Denek Bir."
Hangardaki herkes nefesini tuttu.
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz oldu.
Çünkü bu isim efsane gibiydi.
Projenin ilk deneği.
İlk başarısızlığı.
İlk kaybı.
Öldüğü san---DEVAM EDECEK—---n kişi.
Ama karşımda duruyordu.
Yirmi yıl sonra bile hayattaydı.
Denek Bir yavaşça ayağa kalktı.
Sonra bana yaklaştı.
Kimse onu durdurmadı.
Çünkü herkes donmuştu.
Adam tam önümde durdu.
Gözlerinde tuhaf bir huzur vardı.
Ve fısıldadı:
"Biz senin için yaratıldık."
Kanım çekildi.
Adam devam etti.
"Biz başarısız olduk."
Bir eliyle göğsünü gösterdi.
"Sonra başkaları geldi."
Diğerlerini gösterdi.
"Onlar da başarısız oldu."
Sonra parmağını bana doğrulttu.
"Ve sonra sen doğdun."
Başımı salladım.
Hayır.
Bunu kabul etmek istemiyordum.
Ama içimde bir yerde parçalar birleşmeye başlamıştı.
Eksik anılar.
Gördüğüm görüntüler.
Laboratuvar.
Dosyalar.
Denek 17.
Hepsi aynı yere çıkıyordu.
Tam o sırada beynimin içinde korkunç bir ağrı hissettim.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Çığlık atmamak için kendimi zor tuttum.
Görüntüler yeniden geliyordu.
Bu kez çok daha net.
Bir laboratuvar.
Cam odalar.
Çocuklar.
Onlarca çocuk.
Ve içlerinden biri bana bakıyordu.
Yaklaşık sekiz yaşlarında.
Siyah saçlı.
Altın gözlü.
Tanıyordum onu.
Çünkü bendim.
Ama aynı zamanda değildim.
Çocuk gülümsedi.
Sonra dudakları hareket etti.
Ve söylediği sözler bütün dünyamı yıktı:
"Biz on yedi kişi değildik."
Nefesim kesildi.
Çocuk bir adım daha attı.
"Biz on sekizdik."
Görüntü aniden kesildi.
Gözlerimi açtım.
Hangardaydım.
Ama herkes bana korkuyla bakıyordu.
Kuzey bile.
"Derin..."
Sesi titriyordu.
"Az önce..."
"Ne?"
Kimse cevap vermedi.
Sonunda Aras konuştu.
Yüzü bembeyazdı.
"Az önce sen konuşmadın."
Kalbim hızlandı.
"Ne demek istiyorsun?"
Aras'ın sesi fısıltıya dönüştü.
"Senin ağzından başka biri konuştu."
Ve tam o anda hangarın en uzak köşesinden çocuk sesi duyuldu:
"Sonunda beni hatırladın."
Herkes döndü.
Karanlığın içinde küçük bir siluet duruyordu.
Sekiz yaşlarında bir çocuk.
Altın gözlü.
Ve yüzü...
Yüzü birebir bana benziyordu.Hangarın içindeki herkes aynı noktaya bakıyordu.
Karanlığın içinde duran o çocuğa.
Sekiz yaşlarında görünüyordu.
Siyah saçları alnına düşüyordu.
Altın renkli gözleri kırmızı alarm ışıkları altında parlıyordu.
Ama asıl korkutucu olan bu değildi.
Yüzü.
Yüzü benim yüzümdü.
Sanki çocukluğum karanlığın içinden çıkıp karşıma dikilmişti.
Kalbim göğsüme vuruyordu.
Bu mümkün değildi.
Olmamalıydı.
Çocuk yavaşça gülümsedi.
Sanki korkumdan keyif alıyordu.
"Merhaba Derin."
Sesindeki sakinlik ürkütücüydü.
Ben cevap veremedim.
Kuzey hemen önümde durdu.
Silahını kaldırdı.
"Yerinde kal."
Çocuk ona baktı.
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
"Tıpkı eskisi gibi."
Kuzey'in yüzü değişti.
"Ne?"
Çocuk gülümsedi.
"Aynı bakış."
Bir adım attı.
"Her zaman önce beni korumaya çalışırdın."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Kuzey kaşlarını çattı.
"Ben seni tanımıyorum."
"Tanımıyorsun."
Çocuk başını salladı.
"Çünkü hafızanı sildiler."
Kanım çekildi.
Aras aniden öne çıktı.
"Yeter."
Sesinde öfke vardı.
Gerçek öfke.
Çocuk ona döndü.
Ve ilk kez yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Merhaba Aras."
Babamın yüzü gerildi.
"Sen öldün."
Çocuk birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra fısıldadı.
"Hepiniz öyle sandınız."
Denek Bir birkaç adım geri çekildi.
Yüzünde korkuya benzeyen bir ifade vardı.
İlk kez.
Çünkü o da çocuğu tanıyordu.
Konsey Başkanı bastonuna tutundu.
Ellerinin titrediğini görebiliyordum.
"On Sekiz..."
Çocuk başını çevirdi.
Ve yaşlı adama baktı.
"Sonunda hatırladın."
Kalbim sıkıştı.
On Sekiz.
Az önce gördüğüm anıda duyduğum isim.
On yedi değil.
On sekiz.
Demek ki Kartal Projesi'nin son sırrı buydu.
Konsey Başkanı'nın sesi çatladı.
"Sen yok edilmiştin."
Çocuk kahkaha attı.
Ama bu çocuk kahkahası değildi.
İçinde yılların kini vardı.
"Yok etmeye çalıştınız."
Sonra bana döndü.
Gözleri gözlerime kilitlendi.
Bir anda başımın içinde korkunç bir ağrı başladı.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Görüntüler.
Yüzler.
Sesler.
Hepsi aynı anda zihnime hücum etti.
Bir laboratuvar.
Cam odalar.
Koşan insanlar.
Alarm sesleri.
Ve küçük bir çocuk.
Ben.
Hayır.
O.
On Sekiz.
Yan yana duruyorduk.
Aynı yüz.
Aynı gözler.
Aynı beden.
Ama farklı bakışlar.
Birimiz gülümsüyorduk.
Diğerimiz ağlıyordu.
Sonra görüntü değişti.
Bir bilim insanı konuşuyordu.
"İkiz denekler kararsızlık yaratıyor."
Başka biri cevap verdi.
"Birini seçmeliyiz."
"Hangisini?"
Sessizlik.
Sonra duyduğum cümle kanımı dondurdu.
"Denek 17 yaşayacak."
Bir başka ses.
"Peki ya 18?"
Sessizlik.
Ardından cevap geldi.
"Yok edin."
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim.
Hangar hâlâ karşımdaydı.
Ama artık biliyordum.
On Sekiz bana bakıyordu.
Ve gözlerinde yirmi yıllık nefret vardı.
"Beni seçmediler."
Sesi yankılandı.
"Onun yerine seni seçtiler."
Kimse konuşamadı.
Çünkü herkes gerçeği anlamıştı.
On Sekiz benim kardeşim değildi.
Benim diğer yarımdı.
Kartal Projesi aynı genetik yapıdan iki çocuk oluşturmuştu.
Birini kurtarmışlardı.
Birini feda etmişlerdi.
Ve o çocuk şimdi karşımda duruyordu.
On Sekiz'in gözleri doldu.
Ama ağlamıyordu.
Ağlamayı unutmuş gibiydi.
"Yirmi yıl boyunca karanlıkta yaşadım."
Bir adım attı.
"Yirmi yıl boyunca neden ben değil diye düşündüm."
Bir adım daha.
"Yirmi yıl boyunca senden nefret ettim."
Hangarın içindeki hava ağırlaştı.
Kuzey silahını daha sıkı kavradı.
Ama On Sekiz onu umursamıyordu.
Sadece bana bakıyordu.
"Seni öldürmek istedim."
Kalbim sıkıştı.
"Ama sonra gerçeği öğrendim."
"Ne gerçeğini?"
Çocuk ilk kez üzgün göründü.
"Sen de kurbandın."
Sessizlik.
Derin bir sessizlik.
Sonra cebinden küçük bir metal parça çıkardı.
Eski bir veri kartı.
Bana uzattı.
"Bunu izle."
Aras bağırdı.
"Hayır!"
Ama çok geçti.
Kart bana dokunduğu anda başımın içinde yeni görüntüler patladı.
Bu kez çok daha netti.
Bir kadın.
Yüzünü seçebiliyordum.
Beni büyüten adamın yanında duruyordu.
Leyla değildi.
Ama bana çok benziyordu.
Kadın ağlıyordu.
Kollarında bir bebek vardı.
Bendim.
Sonra kamera döndü.
Ve ikinci bebeği gösterdi.
On Sekiz.
Kadın iki çocuğu da öpüyordu.
Sonra ağlayarak fısıldadı:
"İkinizi de koruyamadım."
Gözlerim açıldı.
Nefes alamıyordum.
Çünkü o kadını tanımıştım.
Fotoğraflarda gördüğüm kadın.
Laboratuvar kayıtlarında gördüğüm kadın.
Ve bir anda hatırladım.
Adını hatırladım.
"Nehir..."
Kelime dudaklarımdan döküldü.
Hangardaki herkes dondu.
Leyla'nın gözleri büyüdü.
Aras başını kaldırdı.
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
On Sekiz ise acı bir gülümsemeyle bana baktı.
"Evet."
Sesinde hüzün vardı.
"Gerçek annemiz."
Ve o anda hangarın en üst kısmındaki dev ekran kendi kendine açıldı.
Kimse dokunmamıştı.
Kimse çalıştırmamıştı.
Ekranda eski bir kayıt belirdi.
Tarih yirmi yıl öncesini gösteriyordu.
Görüntüde bir kadın vardı.
Nehir.
Gözleri yaşlıydı.
Ama kameraya bakarken gülümsüyordu.
Sonra konuştu:
"Eğer bu kaydı izliyorsanız..."
Sesi titredi.
"...demek ki çocuklarım gerçeği öğrenmiş."
Kalbim duracak gibi oldu.
Çocuklarım.
İkimizden bahsediyordu.
Ben ve On Sekiz.
Nehir derin bir nefes aldı.
Sonra söylediği cümle bütün hangarı sessizliğe gömdü:
"Size söyledikleri her şey yalan."
Ve kayıt devam ederken Aras Kartal'ın yüzündeki korku daha önce hiç görmediğim kadar büyüdü...Hangardaki herkes nefesini tutmuştu.
Dev ekranda Nehir'in görüntüsü vardı.
Yirmi yıl öncesinden gelen bir hayalet gibi.
Ama gözlerindeki kararlılık hâlâ canlıydı.
"Size söyledikleri her şey yalan."
Sözleri hangarın içinde yankılandı.
Ben, On Sekiz, Kuzey, Leyla, Aras...
Herkes ekrana bakıyordu.
Nehir devam etti:
"Kartal Projesi insanlığı geliştirmek için kurulmadı."
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
Sanki devamını ezbere biliyordu.
"Bir silah yaratmak için kuruldu."
Kalbim sıkıştı.
"Eğer bu kaydı izliyorsanız, proje kontrolden çıkmış demektir."
Görüntü birkaç saniye bozuldu.
Sonra geri geldi.
Nehir'in gözleri dolmuştu.
"Derin..."
Adımı duyunca irkildim.
"Ve On Sekiz..."
Bu kez yanımdaki çocuk da dondu.
"Beni dinleyin."
Kadın derin bir nefes aldı.
"İkiniz de deney sonucu değilsiniz."
Hangarda sessizlik oluştu.
Aras başını kaldırdı.
Konsey Başkanı şaşkınlıkla ekrana baktı.
Nehir devam etti:
"İkiniz de benim çocuklarımsınız."
On Sekiz'in gözleri büyüdü.
Benim de.
"Fakat doğduğunuz gün bir şey keşfettiler."
Kadın ağlamaya başladı.
"İkinizin genetik yapısında açıklayamadıkları bir farklılık vardı."
Görüntüde dosyalar belirdi.
Bilim insanları.
Laboratuvar kayıtları.
Panik içindeki insanlar.
"Onlar sizi incelemek istedi."
Sesi titredi.
"Ben ise sizi korumak istedim."
Ardından kamera biraz daha yaklaştı.
Ve söylediği söz her şeyi değiştirdi.
"Bu yüzden dosyaları değiştirdim."
Kalbim hızlandı.
"Ne?"
Nehir gözlerini kapattı.
"Gerçek Varis hiçbir zaman Derin olmadı."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Başımı kaldırdım.
Ekrana baktım.
Nefes alamıyordum.
Çünkü cevabı hissediyordum.
Ama duymak istemiyordum.
Nehir gözlerini açtı.
Ve söyledi:
"Gerçek Varis..."
Başını çevirdi.
"...On Sekiz."
Sanki dünya durdu.
Kimse konuşamadı.
Kimse hareket edemedi.
On Sekiz bile.
Çocuk bir adım geri çekildi.
Yüzündeki öfke kaybolmuştu.
Yerine şaşkınlık gelmişti.
"Hayır..."
Nehir ağlıyordu.
"Seni kurtarmak için Derin'i ön plana çıkardım."
Kalbim sıkıştı.
Bütün hayatım boyunca peşimde olan insanlar...
Bütün sırlar...
Bütün ölümler...
Aslında benim yüzümden değil miydi?
On Sekiz'in yüzünden miydi?
Tam o anda kayıt bozuldu.
Ekran karardı.
Sonra son kez açıldı.
Nehir korku içindeydi.
Arkasından silah sesleri geliyordu.
Bağırışlar duyuluyordu.
Kadın kameraya yaklaştı.
"Çocuklar..."
Sesi titredi.
"Eğer hâlâ hayattaysanız..."
Arkasına baktı.
Sanki biri yaklaşıyordu.
"Kimseye güvenmeyin."
Sonra son cümlesini söyledi:
"Özellikle de—"
Görüntü kesildi.
Kapandı.
Tam o sırada hangarın bütün ışıkları söndü.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Sonra acil durum lambaları yandı.
Ama bir şey değişmişti.
On Sekiz kaybolmuştu.
Az önce yanımda duran çocuk yoktu.
"On Sekiz?"
Sessizlik.
Bir anda yukarıdan metal sesi geldi.
Tak...
Tak...
Tak...
Herkes başını kaldırdı.
Hangarın en üst katındaki yürüyüş platformunda bir siluet duruyordu.
On Sekiz.
Ama yalnız değildi.
Birini tutuyordu.
Kalbim duracak gibi oldu.
Çünkü tuttuğu kişi Kuzey'di.
Kuzey'in boynuna bıçak dayanmıştı.
"Kuzey!"
Bağırdım.
On Sekiz aşağı baktı.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Tekrar soğuklaşmıştı.
Tekrar karanlıklaşmıştı.
"Gerçek ortaya çıktı."
Sesi yankılandı.
"Artık seçim zamanı."
"Onu bırak."
On Sekiz başını salladı.
"Hayır."
Bir adım geri çekildi.
Kuzey'i platformun kenarına sürükledi.
Aşağıda onlarca metre yükseklik vardı.
Leyla çığlık attı.
Aras silahını kaldırdı.
Ama ateş edemedi.
Çünkü Kuzey'i vurabilirdi.
On Sekiz gözlerini bana dikti.
"Bir seçim yapacaksın Derin."
Kalbim deli gibi atıyordu.
"Neyin seçimi?"
Çocuk acı bir şekilde gülümsedi.
"Benimle gelip gerçeğin geri kalanını öğreneceksin."
Kuzey'in boğazındaki bıçak biraz daha bastırıldı.
"Ya da burada kalacaksın."
Kan damladı.
"Ve en yakın arkadaşını kaybedeceksin."
"Kuzey..."
Kuzey bana baktı.
Gözlerinde korku yoktu.
Sadece güven vardı.
Her zamanki gibi.
"Derin..."
Sesi kısıktı.
"Onu dinleme."
On Sekiz gülümsedi.
Ama tam o anda hangarın derinliklerinden korkunç bir patlama sesi yükseldi.
BOOOOM!
Zemin sarsıldı.
Metal kolonlar çatladı.
Alarm sistemleri yeniden devreye girdi.
Ve tavandaki bütün ekranlarda aynı görüntü belirdi.
Eski bir dosya.
Daha önce hiç görülmemiş bir dosya.
Dosyanın adı sadece tek kelimeydi:
PROJE ANKA
Hangardaki herkes dondu.
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz oldu.
Aras Kartal'ın eli titremeye başladı.
Leyla nefesini tuttu.
Çünkü hepsi bu ismi biliyordu.
Ama ben bilmiyordum.
Ve tam o anda dosya kendi kendine açıldı.
İlk sayfada tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafa baktığım an kalbim durdu.
Çünkü fotoğraftaki kişi...
Bendim.
Ama daha yaşlıydım.
Ve gözlerim tamamen altın rengiydi.
Altında ise yalnızca şu cümle yazıyordu:
"Varis başarısız olursa, Anka yükselecek."
4. Bölüm Sonu
Yazarın Notu
Kartal Projesi'nin sırları açığa çıktı, fakat her cevap beraberinde yeni sorular getirdi. Derin sonunda geçmişine dair gerçekleri öğrenmeye başladı, ancak görünen o ki hikâye henüz bitmedi. Önümüzdeki bölümde "Proje Anka"nın ne olduğu, On Sekiz'in gerçek amacı ve Derin'in kaderi ortaya çıkmaya başlayacak.
