5. bölüm · MASKENİN ARDINDA

Bölüm 5: Anka

Zerife Kalkan

"Varis başarısız olursa, Anka yükselecek."
Bu cümle ekranın üzerinde asılı kalmış gibiydi.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse nefes almıyordu.
Ben ise fotoğrafa bakıyordum.
Fotoğraftaki kişi bendim.
Ya da bana çok benzeyen biriydi.
Ama bir fark vardı.
Gözleri...
Tamamen altın rengiydi.
İçinde tek bir damla kahverengi kalmamıştı.
Bakışları soğuktu.
Sertti.
Sanki yıllardır savaşmış bir adamın gözleriydi.
Ve en korkutucu kısmı...
Fotoğraftaki kişi gülümsüyordu.
Ama o gülümsemede insanlık yoktu.
"Bu da ne?"
Sesimin titrediğini fark ettim.
Kimse cevap vermedi.
Aras'ın yüzü bembeyaz olmuştu.
Leyla dudaklarını sıkıyordu.
Konsey Başkanı ise sanki yıllardır kaçtığı bir kabusla yeniden karşılaşmış gibiydi.
Yukarıdaki platformda duran On Sekiz sessizce ekrana baktı.
Sonra fısıldadı.
"Demek sonunda ortaya çıktı."
Başımı kaldırdım.
"Nedir bu?"
On Sekiz bana baktı.
Uzun süre sustu.
Sonra Kuzey'in boynundaki bıçağı biraz geri çekti.
"Bizden sonraki aşama."
Hangar sessizliğe gömüldü.
"Ne demek istiyorsun?"
On Sekiz acı bir gülümsemeyle başını salladı.
"On yedi denek başarısız oldu."
Bir an durdu.
"Sonra bizi yarattılar."
Parmağıyla önce kendisini gösterdi.
Sonra beni.
"Biz de başarısız olursak..."
Bakışları yeniden ekrana döndü.
"...Anka devreye girecekti."
Kalbim sıkıştı.
"Anka kim?"
Bu kez cevap Konsey Başkanı'ndan geldi.
Sesi yorgundu.
Kırılmıştı.
"Anka bir kişi değil."
Herkes ona döndü.
Yaşlı adam bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
"Bir protokol."
Aras gözlerini kapattı.
Sanki devamını duymak istemiyordu.
Ama artık çok geçti.
Konsey Başkanı devam etti.
"Kartal Projesi'nin son sigortası."
"Neye karşı sigorta?"
Adam bana baktı.
Ve söylediği söz kanımı dondurdu.
"Sana karşı."
Hangarın içindeki herkes sustu.
Ben de.
"Bana karşı mı?"
"Eğer kontrolü kaybedersen..."
Boğazı düğümlendi.
"...Anka seni durdurmak için yaratıldı."
Bir an beynim bunu kabul edemedi.
Yıllarca peşimden koşan insanlar.
Saklanan sırlar.
Ölümler.
İhanetler.
Ve şimdi...
Beni durdurmak için hazırlanmış başka bir proje.
Başım dönmeye başladı.
Tam o sırada yukarıdaki platform sallandı.
Metal bir ses duyuldu.
Çat!
Herkes başını kaldırdı.
On Sekiz de.
Sonraki saniye büyük bir patlama oldu.
BOOOOM!
Platformun bir kısmı koptu.
On Sekiz dengesini kaybetti.
Kuzey'i tutan eli gevşedi.
"Kuzey!"
Kuzey kendini geriye attı.
Bıçaktan kurtuldu.
Ama platform çökmeye başlamıştı.
Metal parçalar aşağı düşüyordu.
On Sekiz hızla geri sıçradı.
Kuzey ise tutunacak yer arıyordu.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra boşluğa düştü.
"Kuzey!"
Hiç düşünmedim.
Koşmaya başladım.
Herkes bağırıyordu.
Ama duymuyordum.
Sadece Kuzey'i görüyordum.
Yıllardır yanımda olan kişiyi.
Beni koruyan kişiyi.
Boşluğa düşüyordu.
Ve o an...
İçimde bir şey kırıldı.
Göğsümdeki sıcaklık yeniden ortaya çıktı.
Damarlarımın içinden yayıldı.
Gözlerimin önünde altın ışıklar belirdi.
Zaman yavaşladı.
Gerçekten yavaşladı.
Düşen metal parçaları havada asılıymış gibi görünüyordu.
İnsanların hareketleri ağırlaşmıştı.
Kuzey'in düşüşü bile yavaşlamıştı.
Nefesimi tuttum.
Ve bilinçsizce elimi uzattım.
Tam o anda altın renkli bir parıltı avucumdan yayıldı.
Hangarın içindeki herkes donup kaldı.
Çünkü Kuzey'in düşen bedeni...
Havada durmuştu.
Yere çarpmamıştı.
Boşlukta asılı kalmıştı.
Ben dehşet içinde ona bakıyordum.
Bunu ben yapmamıştım.
Ya da yaptım mı?
Kuzey'in gözleri büyüdü.
Aras nefesini tuttu.
Leyla'nın dudakları aralandı.
Konsey Başkanı ise fısıldadı:
"Hayır..."
Sanki korktuğu şey gerçekleşmişti.
Ben ise elimin titrediğini hissediyordum.
Çünkü havada duran sadece Kuzey değildi.
Etrafımdaki yüzlerce metal parça da hareket etmiyordu.
Zaman durmuş gibiydi.
Ve zihnimin derinliklerinden bir ses yükseldi.
Soğuk.
Mekanik.
Tanıdık.
"Varis seviyesi yükseliyor."
"Eşik aşıldı."
"Anka Protokolü etkinleşiyor."
Kalbim duracak gibi oldu.
Sonra tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Bu kez yalnızca tek bir kelime vardı.
Kocaman harflerle.
UYANDI
Ve hangarın en derin noktasından gelen ağır ayak sesleri yankılanmaya başladı.
Tak...
Tak...
Tak...
Ama bu ses insan adımlarına benzemiyordu.
Daha ağırdı.
Daha güçlüydü.
Sanki dev bir şey karanlığın içinden bize doğru yürüyordu.
Aras'ın yüzündeki korku büyüdü.
On Sekiz bile ilk kez geriye doğru bir adım attı.
Ve karanlığın içinden gelen ilk silueti gördüğüm an...
Nefesim kesildi.
Çünkü karanlıktan çıkan kişi...
Fotoğraftaki bendim.

Karanlığın içinden çıkan siluet ağır adımlarla ilerliyordu.
Tak...
Tak...
Tak...
Hangarın içinde ölüm sessizliği vardı.
Kimse hareket etmiyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Ben ise gözlerimi o adamdan ayıramıyordum.
Çünkü yüzü...
Benim yüzümdü.
Daha olgun.
Daha sert.
Daha yorgun.
Ama bendim.
Ya da bana ait bir şeydi.
Adam kırmızı alarm ışıklarının altına çıktığında herkes onu net şekilde gördü.
Altın gözleri karanlıkta parlıyordu.
Üzerinde siyah bir zırh vardı.
Zırhın göğüs kısmında yanmış bir amblem görünüyordu.
Kanatlarını açmış bir anka kuşu.
Konsey Başkanı'nın dizleri titredi.
"İmkânsız..."
Aras'ın yüzü gerildi.
"Onu yok etmiştik."
Adam başını çevirdi.
Bakışları doğrudan Aras'a yöneldi.
Ve ilk kez konuştu.
"Hayır."
Sesi sakindi.
Ama içinde yılların ağırlığı vardı.
"Beni gömdünüz."
Kalbim hızlandı.
Adam yavaşça bana döndü.
Birbirimize bakıyorduk.
Sanki aynanın iki farklı tarafıydık.
"Sen..."
Kelime boğazımda düğümlendi.
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra cevap verdi.
"Ben Anka'yım."
Hangarın içinde uğultular yükseldi.
Kartal Birliği askerleri bile huzursuz görünüyordu.
On Sekiz platformun kenarında durmuş onu izliyordu.
Yüzündeki ifade ilk kez okunamıyordu.
Şaşkın mıydı?
Korkmuş muydu?
Bilmiyordum.
"Bu mümkün değil."
Aras öne çıktı.
"Sen sadece bir protokoldün."
Anka hafifçe gülümsedi.
Ama o gülümsemede sıcaklık yoktu.
"İnsanlar her zaman aynı hatayı yapıyor."
Bir adım attı.
"Kontrol edebileceklerini sandıkları şeylerden korkmuyorlar."
Bir adım daha.
"Sonra korkmaları gerektiğini öğreniyorlar."
Hangarın ekranları yeniden yanıp söndü.
Birbiri ardına dosyalar açılmaya başladı.
Gizli kayıtlar.
Deney raporları.
Fotoğraflar.
Ve bir tarih.
15 yıl önce.
Ekranda genç bir bilim insanı görünüyordu.
Yanında Aras.
Konsey Başkanı.
Ve başka insanlar vardı.
Kayıt çalışmaya başladı.
"Anka Protokolü başarıyla tamamlandı."
Genç bilim insanı kameraya bakıyordu.
"Denek A-01 stabil."
Benim nefesim kesildi.
Çünkü kameranın döndüğü yerde...
Cam bir kapsül vardı.
Ve içinde yatan kişi bendim.
Hayır.
Anka'ydı.
Aras gözlerini kapattı.
Sanki görmek istemiyordu.
Ama kayıt devam etti.
"Varis kontrolden çıkarsa devreye alınacak."
"Ya başarısız olursa?"
Bilim insanı cevap verdi.
"Başarısız olmaz."
Kamera kapsüldeki kişiye yaklaştı.
Ve son cümle duyuldu.
"Çünkü o insan değil."
Kayıt aniden kesildi.
Sessizlik.
Derin bir sessizlik.
Ben nefes almakta zorlanıyordum.
"İnsan değil mi?"
Anka gözlerini bana çevirdi.
"İnsanların verdiği isimler önemsizdir."
Sonra beklenmedik şekilde başını eğdi.
Bana.
"Derin."
Sesi ilk kez yumuşamıştı.
"Buradan gitmelisin."
Herkes şaşkınlıkla ona baktı.
On Sekiz kaşlarını çattı.
"Ne?"
Anka gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Geç kaldılar."
Kalbim hızlandı.
"Neye?"
Anka cevap vermedi.
Çünkü o anda hangarın en alt katlarından gelen korkunç bir ses duyuldu.
Önce derinden gelen bir uğultu.
Sonra...
Bir çığlık.
Ama insan çığlığı değildi.
Bütün hangarı titreten vahşi bir kükremeydi.
BOOOOOOOOMMM!
Zemin sallandı.
Duvarlar çatladı.
Kartal Birliği askerleri anında silahlarını doğrulttu.
Denek Bir'in yüzü bembeyaz olmuştu.
Konsey Başkanı ise neredeyse fısıldayarak konuştu.
"Hayır..."
Aras ona döndü.
"Neyi saklıyorsunuz?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Kükreme bir kez daha duyuldu.
Bu kez daha yakından.
Ve ardından bilgisayar sesi yankılandı:
"Son güvenlik kilidi kırıldı."
"Çekirdek serbest."
"Proje Kartal son aşamaya ulaştı."
Hangarda bulunan herkes dondu.
Ben dahil.
Çünkü o anda zihnimin içinde daha önce hiç duymadığım bir ses yükseldi.
Bir çocuk sesi.
Tanıdık.
Çok tanıdık.
"Derin... kaç."
Gözlerim büyüdü.
Bu ses...
Nehir'in kayıtlarındaki ses değildi.
On Sekiz'in sesi değildi.
Benim de değildi.
Ama bir şekilde tanıyordum.
Sonra karanlığın içinden ikinci bir ses geldi.
Bu kez gerçekti.
Hangarın derinliklerinden.
Ve sadece iki kelime söyledi:
"Varis bulundu."
Ardından onlarca altın göz aynı anda karanlıkta açıldı...

Altın gözler...
Karanlığın içinde onlarcası birden açılmıştı.
Sanki yerin altındaki uçsuz bucaksız boşlukta yüzlerce kişi bizi izliyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse nefes almıyordu.
Sonra...
Bir adım sesi duyuldu.
Tak...
Bir tane daha.
Tak...
Ve karanlığın içinden ilk siluet çıktı.
Bu kez ne Kartal Birliği askerlerine benziyordu ne de Denek Bir'e.
Daha gençti.
Daha küçüktü.
Yaklaşık on altı yaşlarında bir kız.
Altın gözleri karanlıkta parlıyordu.
Arkasından bir erkek çıktı.
Sonra bir kadın.
Sonra başka biri.
Ve başka biri.
Dakikalar içinde hangarın alt katları insanlarla doldu.
Yüzlerce kişi.
Hepsinin gözleri altın rengiydi.
Hepsi sessizdi.
Hepsi aynı yöne bakıyordu.
Bana.
Kalbim hızlandı.
"Kim bunlar?"
Fısıltıyla konuştum.
Bu kez cevap Denek Bir'den geldi.
Sesinde hüzün vardı.
"Bize benzeyenler."
"Ne?"
"Kaçabilenler."
Hangarın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Denek Bir gözlerini kapattı.
"Yirmi yıl boyunca yeraltında saklandılar."
Aras'ın yüzü gerildi.
Konsey Başkanı ise başını eğdi.
Çünkü gerçeği biliyorlardı.
Ve yıllardır saklıyorlardı.
Birden öndeki genç kız diz çöktü.
Ardından yanındaki erkek.
Sonra diğerleri.
Ve birkaç saniye içinde yüzlerce kişi önümde diz çökmüştü.
Ben nefes almayı unutmuştum.
Kuzey yavaşça yanıma geldi.
"Derin..."
Sesinde endişe vardı.
Ama gözlerini bu insanlardan ayıramıyordu.
Çünkü onların bakışlarında garip bir şey vardı.
Korku yoktu.
Öfke yoktu.
Yalnızca umut vardı.
Sanki yıllardır bekledikleri biri sonunda karşılarına çıkmıştı.
Tam o sırada öndeki kız konuştu.
"Sonunda geldin."
Boğazım kurudu.
"Ben sizi tanımıyorum."
Kız hafifçe gülümsedi.
Ama gözlerinde yaş vardı.
"Biz seni tanıyoruz."
Başımın içindeki ağrı yeniden başladı.
Bir görüntü...
Bir koridor...
Koşan çocuklar...
Altın gözlü küçük yüzler...
Kahkahalar...
Sonra alarm sesleri.
Çığlıklar.
Silah sesleri.
Ve karanlık.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Kuzey beni tuttu.
"Derin!"
Nefes nefeseydim.
Çünkü bu anılar bana ait değildi.
Ama aynı zamanda bana aitti.
Anka beni dikkatle izliyordu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Hatırlamaya başladın."
On Sekiz platformun üzerinden aşağı atladı.
Metal zemine sessizce indi.
"Hayır."
Sesinde ilk kez panik vardı.
"Henüz değil."
Anka gözlerini ona çevirdi.
Ve ilk kez yüzünde sert bir ifade oluştu.
"Yirmi yıldır kaçıyorsun."
On Sekiz'in yumrukları sıkıldı.
"Ben kaçmadım."
"Kaçtın."
Sessizlik.
Sonra Anka bir adım daha attı.
"Çünkü gerçeği öğrenmekten korktun."
On Sekiz'in yüzü değişti.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
Bir sır daha vardı.
Ve herkes onu biliyordu.
Herkes...
Benden başka.
Tam o anda tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Ama bu kez kimse dokunmamıştı.
Görüntü kendi kendine gelmişti.
Eski bir laboratuvar odası görünüyordu.
Tarih...
Yirmi yıl öncesi.
Kameranın önünde Nehir vardı.
Ama yalnız değildi.
Yanında iki bebek duruyordu.
Ben ve On Sekiz.
Görüntü ilerledi.
Nehir iki bebeği de kucağına aldı.
Sonra ağlayarak konuştu.
"Affedin beni."
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Kadın devam etti.
"Birinizi seçmek zorundayım."
Kalbim sıkıştı.
Hayır...
Hayır...
Bunu duymak istemiyordum.
Nehir gözlerini kapattı.
Sonra söyledi.
"Çünkü yalnızca biri yaşayabilir."
On Sekiz olduğu yerde dondu.
Ben de.
Kadın ağlıyordu.
"Proje tamamlandığında aynı genetik yapıya sahip iki çocuk kalamaz."
Aras başını eğdi.
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
Sanki bu sözleri ilk kez duymuyorlardı.
Sonra kayıt devam etti.
Ve Nehir'in son cümlesi bütün hangarı sessizliğe gömdü.
"Biriniz diğerinin ölüm anahtarı olarak yaratıldı."
Kalbim duracak gibi oldu.
Ben On Sekiz'e baktım.
On Sekiz bana baktı.
Ve ikimiz de aynı şeyi düşündük.
Hangarda bulunan yüzlerce kişi nefesini tutmuştu.
Çünkü ilk kez herkes aynı gerçeği anlamıştı.
Ben ve On Sekiz...
Sadece kardeş değildik.
Birbirimizin sonuyduk.
Tam o anda bilgisayar sesi yeniden duyuldu.
"Genetik eşleşme doğrulandı."
"Son protokol aktif ediliyor."
"İkiz denekler tespit edildi."
Anka'nın yüzü bir anda değişti.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
Sonra bana döndü.
Ve bağırdı:
"DERİN, SAKIN ONA DOKUNMA!"
Ama çok geçti.
Çünkü On Sekiz'in eli çoktan benim elime değmişti.
Ve o anda bütün hangar bembeyaz bir ışıkla kaplandı...

Beyaz ışık...
Gözlerimi açamıyordum.
Sanki bütün dünya yok olmuştu.
Sesler kaybolmuştu.
İnsanlar kaybolmuştu.
Hangar kaybolmuştu.
Sadece ben vardım.
Ve On Sekiz.
Elimiz hâlâ birbirine değiyordu.
Ama artık hangarda değildik.
Karanlık bir boşluğun ortasında duruyorduk.
Ayaklarımızın altında sonsuz gibi görünen siyah bir zemin uzanıyordu.
Gökyüzü yoktu.
Duvarlar yoktu.
Zaman yoktu.
"Bu da ne?"
Sesim yankılandı.
On Sekiz birkaç metre önümde duruyordu.
İlk kez öfkeli görünmüyordu.
İlk kez yalnız görünüyordu.
"Hatıra alanı."
Kaşlarımı çattım.
"Neresi?"
"Anılarımızın saklandığı yer."
Kalbim hızlandı.
Çünkü etrafımızdaki karanlık hareket etmeye başlamıştı.
Birer birer görüntüler oluşuyordu.
Çocuklar...
Laboratuvarlar...
Beyaz önlüklü insanlar...
Kartal Projesi...
Sonra görüntüler hızlandı.
Ben ve On Sekiz.
Koşuyoruz.
Gülüyoruz.
Saklanıyoruz.
Birlikte büyüyoruz.
Donup kaldım.
"Bu..."
On Sekiz başını eğdi.
"Evet."
Sesi kısılmıştı.
"Bir zamanlar kardeştik."
Boğazım düğümlendi.
Çünkü görüntüler yalan söylemiyordu.
Birlikte yaşamıştık.
Birlikte büyümüştük.
Birlikte korkmuştuk.
Ama ben hiçbirini hatırlamıyordum.
Sonra görüntüler değişti.
Alarm sesleri duyuldu.
Bilim insanları bağırıyordu.
Koşuyorlardı.
Nehir ağlıyordu.
Ve biri bağırıyordu:
"Karar verildi!"
Bir başka ses:
"Denek 17 kalacak!"
Sonra sessizlik.
On Sekiz gözlerini kapattı.
"İşte her şey burada başladı."
Görüntüde küçük bir çocuk vardı.
On Sekiz.
Onu götürüyorlardı.
Bağırıyordu.
Ağlıyordu.
Bana ulaşmaya çalışıyordu.
Ama ben başka bir odadaydım.
Camın arkasında.
Onu izliyordum.
Ve hiçbir şey yapamıyordum.
Kalbim sıkıştı.
Çünkü ilk kez onun acısını hissediyordum.
"Yirmi yıl..."
On Sekiz'in sesi titredi.
"Yirmi yıl boyunca bunun nedenini düşündüm."
Başını kaldırdı.
Gözlerinde yaş vardı.
"Ben neden seçilmedim?"
Cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum.
Ve o anda yeni bir görüntü ortaya çıktı.
Nehir.
Bu kez ağlamıyordu.
Kararlı görünüyordu.
Kameraya bakıyordu.
"Bu kayıt yalnızca çocuklar birlikte buraya ulaşırsa açılacak."
On Sekiz ve ben aynı anda ekrana döndük.
Nehir derin nefes aldı.
Sonra konuştu.
"Size söylemediğim son bir gerçek var."
Kalbim yeniden hızlandı.
"Derin ve On Sekiz."
Kadının gözleri doldu.
"Birbirinizin sonu değilsiniz."
Sessizlik.
On Sekiz dondu.
Ben de.
"Neden?"
Nehir cevap verdi.
"Çünkü siz iki ayrı kişi değilsiniz."
Dünya durdu.
Ne dediğini anlamadım.
Anlayamadım.
Kadın devam etti.
"Siz aynı bilincin iki yarısısınız."
Boğazım kurudu.
"Ne?"
"Sizi ayırdılar."
Gözlerinden yaş süzüldü.
"Çünkü birlikte kaldığınız sürece kontrol edilemiyordunuz."
On Sekiz bana döndü.
Ben ona baktım.
İkimiz de nefes alamıyorduk.
Nehir son kez konuştu.
"Gerçek Varis hiçbir zaman bir kişi olmadı."
Sessizlik.
Sonra...
"Gerçek Varis ikinizdiniz."
Bütün boşluk titredi.
Anılar parçalanmaya başladı.
Karanlık yarıldı.
Ve o anda zihnime yüzlerce görüntü hücum etti.
Hatırlıyordum.
Her şeyi.
Laboratuvarı.
Nehir'i.
Aras'ı.
On Sekiz'i.
Kayıp yılları.
Ve en korkuncunu...
Proje Anka'yı.
Çünkü Anka bizi durdurmak için yaratılmamıştı.
Bizi birleştirmek için yaratılmıştı.
Gözlerim büyüdü.
On Sekiz de aynı şeyi hatırlamıştı.
Bir adım attı.
Ben de.
Yıllardır ilk kez aramızda nefret yoktu.
Sadece gerçek vardı.
Tam ellerimiz yeniden birleşecekken...
Bir çığlık duyuldu.
Kuzey'in sesi.
"DERİN!"
Bir anda her şey parçalandı.
Boşluk yok oldu.
Anılar dağıldı.
Ve gözlerimi açtım.
Tekrar hangardaydım.
Yere düşmüştüm.
Etrafımda herkes vardı.
Kuzey.
Leyla.
Aras.
On Sekiz.
Anka.
Ama bir şey değişmişti.
Herkes yukarı bakıyordu.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Ve gördüğüm şey yüzünden kanım dondu.
Tavandaki bütün ekranlar aynı anda yanıyordu.
Her birinde aynı mesaj vardı:
VARİS BİRLEŞMESİ TESPİT EDİLDİ
Altında ikinci satır belirdi.
SON PROTOKOL BAŞLATILIYOR
Sonra üçüncü satır geldi.
Ve bu kez Aras'ın yüzündeki korku tarif edilemezdi.
Çünkü ekranda tek bir isim yazıyordu:
HEDEF: NEHİR
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
Ben nefes almayı unuttum.
Çünkü...
Nehir'in öldüğünü sanıyorduk.
Ama sistem öyle düşünmüyordu.
Ve bu yalnızca tek bir anlama gelebilirdi.
Nehir hayattaydı.

Bu düşünce zihnime çarptığı anda hangarın içindeki bütün sesler uzaklaştı.
Sanki biri dünyayı susturmuştu.
Sadece kalbimin atışını duyuyordum.
Gümb...
Gümb...
Gümb...
Ekrandaki yazı değişmedi.
HEDEF: NEHİR
Aras birkaç adım geri çekildi.
Yüzündeki korku gerçekti.
Yirmi yıl boyunca saklanan bir sırla yeniden karşılaşmış gibiydi.
"Bu imkânsız..."
Konsey Başkanı gözlerini ekrandan ayırmadı.
"Hayır."
Sesi titriyordu.
"İmkânsız değil."
Ben ona döndüm.
"Neler oluyor?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça başını kaldırdı.
Ve yıllardır içinde taşıdığı yükü bırakıyormuş gibi konuştu.
"Nehir ölmedi."
Hangarda bulunan herkes dondu.
Leyla gözlerini kapattı.
Kuzey bana baktı.
On Sekiz ise hiçbir şey söylemedi.
Sanki bunu zaten biliyormuş gibiydi.
Öfkeyle bir adım attım.
"Biliyordunuz."
Kimse cevap vermedi.
"Biliyordunuz!"
Sesim hangarın içinde yankılandı.
Aras başını eğdi.
Bu bana cevap vermekten daha kötü gelmişti.
Çünkü suskunluğu suçunu kabul ediyordu.
"Yirmi yıl..."
Boğazım düğümlendi.
"Yirmi yıl boyunca annemin yaşadığını biliyordunuz."
Aras gözlerini kapattı.
"Derin..."
"Konuşma!"
İlk kez ona bağırıyordum.
İlk kez gerçekten öfkeleniyordum.
"Babamı sakladınız."
Bir adım daha attım.
"On Sekiz'i sakladınız."
Bir adım daha.
"Şimdi de annemi sakladığınızı öğreniyorum."
Aras'ın gözlerinde yaş birikti.
Ama umurumda değildi.
Artık kimsenin gözyaşlarına inanmıyordum.
Çünkü herkes bana yalan söylemişti.
Tam o sırada tavandaki ekranlar yeniden titredi.
Görüntü değişti.
Yeni bir dosya açıldı.
Siyah ekranın ortasında beyaz harfler vardı.
LOKASYON BELİRLENDİ
Altında koordinatlar akmaya başladı.
Hangardaki bilgisayarlar birbiri ardına çalışmaya başladı.
Alarm sesleri yükseldi.
Ve mekanik ses tekrar konuştu.
"Anka Birliği harekete geçiriliyor."
Anka'nın yüzü değişti.
İlk kez gerçekten endişeli görünüyordu.
"Hayır."
On Sekiz ona döndü.
"Nedir?"
Anka yumruklarını sıktı.
"Onlar annene gidiyor."
Kanım çekildi.
"Kim?"
Bu kez cevap Konsey Başkanı'ndan geldi.
Sanki söylemek istemiyordu.
Ama artık saklayacak bir şeyi kalmamıştı.
"Anka Birliği."
Sessizlik.
"Proje Kartal'ın son ordusu."
Kalbim hızlandı.
Bir ordu.
Demek Kartal Birliği son değildi.
Demek ilk nesiller son değildi.
Demek yıllardır saklanan başka insanlar da vardı.
Konsey Başkanı konuşmaya devam etti.
"Biz Kartal Projesi'nin bittiğini sandık."
Başını eğdi.
"Ama bazı bilim insanları çalışmayı sürdürdü."
Aras'ın yüzü kasıldı.
"Onları durdurduğumuzu sanıyorduk."
"Sadece saklandılar."
Hangardaki ekranlardan biri yeniden değişti.
Bu kez eski bir fotoğraf görünüyordu.
Büyük bir tesis.
Karlarla kaplı dağların arasında gizlenmiş devasa bir kompleks.
Fotoğrafın altında tek bir isim vardı:
ANKA TESİSİ
On Sekiz ekrana baktı.
Sonra fısıldadı.
"Orası..."
Kuzey kaşlarını çattı.
"Ne var orada?"
On Sekiz'in sesi ilk kez zayıf çıkmıştı.
"Çocukluğum."
Herkes sustu.
Çünkü bu cevabı kimse beklemiyordu.
On Sekiz birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra devam etti.
"Beni yok etmediler."
Gözleri uzaklara dalmıştı.
"Beni oraya götürdüler."
İçimde kötü bir his oluştu.
"Neden?"
On Sekiz acı bir şekilde güldü.
"Çünkü beni öldürmek yerine kullanmaya karar verdiler."
Hangarın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
"Yıllarca üzerimde deney yaptılar."
Yumruklarını sıktı.
"Her gün."
Bir an sustu.
"Her gece."
Bakışları yere kaydı.
"Ve her başarısız denemeden sonra yeni bir çocuk getirdiler."
Boğazım düğümlendi.
Çünkü gözlerindeki acı gerçekti.
Ve ilk kez onu düşman gibi göremiyordum.
Yıllardır nefret ettiğim kişi...
Benim kadar kurbandı.
Belki benden daha fazla.
Tam o sırada bir çığlık sesi duyuldu.
Herkes irkildi.
Çığlık hangarın alt katlarından geliyordu.
Kartal Birliği askerlerinden biri koşarak içeri girdi.
Yüzü bembeyazdı.
"Lider!"
Denek Bir ona döndü.
"Ne oldu?"
Adam nefes nefeseydi.
"Alt seviyelerde hareket var."
Herkes gerildi.
Denek Bir kaşlarını çattı.
"Ne hareketi?"
Adam yutkundu.
Sonra söyledi.
"Birileri geliyor."
Sessizlik.
Derin bir sessizlik.
Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Anka Birliği.
Ama sonraki sözleri hepimizi şaşırttı.
"Onlar insan değil."
Kanım dondu.
"Ne demek insan değil?"
Adam cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.
Sanki gördüklerini anlatmak istemiyordu.
Sonunda konuştu.
"Gözleri yok."
Hangarda ürpertici bir sessizlik oluştu.
"Gözleri yok..."
Adam titriyordu.
"Ama bizi görüyorlar."
Tam o anda yer yeniden sarsıldı.
Bu kez daha şiddetli.
BOOOOM!
Tavanın bir kısmı çöktü.
Toz bulutları yükseldi.
Metal parçaları etrafa savruldu.
Ve hangarın en alt seviyelerinden gelen korkunç bir ses bütün yapıyı doldurdu.
Bir insan sesi değildi.
Bir hayvan sesi de değildi.
Sanki onlarca farklı ses aynı anda bağırıyordu.
Kuzey silahını kaldırdı.
"Bu da ne?"
Kimse cevap veremedi.
Çünkü kimse bilmiyordu.
Ama Aras biliyordu.
Yüzündeki korku bunu anlatıyordu.
Yavaşça bana döndü.
Ve hayatımı değiştirecek cümleyi söyledi:
"Derin..."
Sesi titriyordu.
"Anka Projesi hiçbir zaman seni durdurmak için kurulmadı."
Kalbim hızlandı.
"O zaman neden kuruldu?"
Aras gözlerini kapattı.
Sonra fısıldadı:
"Çünkü bir gün onların uyanacağını biliyorduk."
Sessizlik.
"Kimlerin?"
Aras başını kaldırdı.
Gözlerinde yalnızca korku vardı.
Sonra aşağıyı işaret etti.
Hangarın altındaki karanlığı.
Ve fısıldadı:
"İlk deneklerin."
Tam o anda zemin ortadan ikiye ayrıldı.
Ve karanlığın içinden yükselen devasa el hepimizi olduğu yerde dondurdu...

Devasa el karanlığın içinden yükseldiği anda hangardaki herkes olduğu yerde dondu.
Kimse nefes almıyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece metalin gıcırdayan sesi duyuluyordu.
Grrrr...
Çat...
Çat...
Yerin altındaki dev platform yavaşça yukarı çıkıyordu.
Alarm ışıkları kırmızı kırmızı yanıp sönüyordu.
Ben ise gözlerimi o karanlıktan ayıramıyordum.
Çünkü içimde kötü bir his vardı.
Hayatım boyunca hissettiğim bütün korkuların birleşimi gibi.
Platform biraz daha yükseldi.
Sonra biraz daha.
Ve sonunda içindekini gördük.
Hangarın içinden toplu bir nefes sesi yükseldi.
Çünkü platformun üzerinde duran şey insan değildi.
Ama tamamen makine de değildi.
Yaklaşık dört metre boyundaydı.
Vücudunun yarısı metal plakalarla kaplıydı.
Diğer yarısı ise canlı dokuydu.
Damarlar görünüyordu.
Kaslar görünüyordu.
Ama gözleri...
Gözleri tamamen altın rengiydi.
Ve doğrudan bana bakıyordu.
Konsey Başkanı'nın dudakları titredi.
"İmkânsız..."
Aras'ın yüzü kireç gibi olmuştu.
"Onu yok etmiştik."
Denek Bir birkaç adım geri çekildi.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
Ve bu durum benim içimi daha da ürpertti.
Çünkü Denek Bir'in korktuğu bir şey kolay kolay olamazdı.
Dev yaratık platformdan indi.
Her adımında zemin sallanıyordu.
Güm...
Güm...
Güm...
Sonra durdu.
Ve hiç beklemediğimiz bir şey yaptı.
Diz çöktü.
Devasa bedenini yere indirdi.
Başını eğdi.
Ve boğuk sesi hangarın içinde yankılandı.
"Varis."
Kalbim hızlandı.
Yine aynı kelime.
Yine aynı hitap.
Ama bu kez farklı hissediliyordu.
Çünkü sesinde korku yoktu.
Saygı vardı.
Dev yaratık başını kaldırdı.
"Sonunda uyandın."
Ben ise sadece ona bakıyordum.
"Sen kimsin?"
Yaratık birkaç saniye sustu.
Sonra cevap verdi.
"Denek Sıfır."
Hangarın içindeki herkes dondu.
Konsey Başkanı bastonunu düşürdü.
Aras gözlerini kapattı.
Leyla'nın yüzünden bütün renk çekildi.
Çünkü bu isim...
Efsaneydi.
Kartal Projesi'nin başlamasına sebep olan isimdi.
Dosyalarda bile sadece birkaç kez geçmişti.
Denek Sıfır.
İlk deney.
İlk hata.
İlk felaket.
Ve şimdi karşımızda duruyordu.
On Sekiz sessizce bana yaklaştı.
"Bu kötü."
"Neden?"
Çocuk gözlerini yaratığa dikti.
"Çünkü eğer Sıfır uyandıysa..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Tam o sırada hangarın diğer tarafında büyük bir patlama oldu.
BOOOOM!
Duvarlardan biri parçalandı.
Alevler yükseldi.
Metal parçaları havaya savruldu.
Ve enkazın içinden siyah üniformalı askerler çıkmaya başladı.
Onlarca kişi.
Belki yüzlerce.
Hepsinin kasklarında aynı sembol vardı.
Kanatlarını açmış bir anka kuşu.
Aras'ın yüzü değişti.
"Anka Birliği..."
Askerler düzenli şekilde ilerliyordu.
Mekanik gibi.
Sessiz.
Soğuk.
Ölümcül.
Ortadaki komutan birkaç adım öne çıktı.
Kaskını çıkardı.
Yaklaşık kırk yaşlarında görünüyordu.
Yüzünün sağ tarafı yanık izleriyle kaplıydı.
Ama asıl dikkat çeken gözleriydi.
Tamamen altın rengiydi.
Tıpkı benim gibi.
Adam bana baktı.
Sonra gülümsedi.
"Merhaba Derin."
İçime kötü bir his oturdu.
Çünkü beni tanıyordu.
Ama ben onu tanımıyordum.
"Sen kimsin?"
Adam başını hafifçe eğdi.
"Adım Selim."
Sessizlik.
Sonra ekledi.
"Ve seni yaratan kişilerden biriyim."
Dünya durdu.
Kuzey öne çıktı.
"Saçmalık."
Selim ona bakmadı bile.
Gözleri üzerimdeydi.
"Doğruyu öğrenme zamanın geldi."
Aras bağırdı.
"Yalan söylüyor!"
Selim kahkaha attı.
"Gerçekten mi?"
Sonra cebinden küçük bir cihaz çıkardı.
Düğmeye bastı.
Tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Yeni görüntüler belirdi.
Laboratuvarlar...
Dosyalar...
Kamera kayıtları...
Ve sonunda bir görüntü durdu.
Bir ameliyathane.
Camın arkasında insanlar vardı.
Masanın üzerinde ise yeni doğmuş bir bebek yatıyordu.
Ben.
Nefesim kesildi.
Çünkü görüntü gerçekti.
Ve Selim o görüntünün içindeydi.
Yirmi yıl daha genç haliyle.
Bilim insanı önlüğü giyiyordu.
Kameraya dönüp konuşuyordu.
"Denek 17 stabil."
Hangarın içinde sessizlik oluştu.
Kimse konuşamıyordu.
Selim ekrana baktı.
Sonra bana döndü.
"Şimdi anlıyor musun?"
Başımı salladım.
"Hayır."
Çünkü anlamıyordum.
Çünkü artık hangi gerçeğin gerçek olduğunu bilmiyordum.
Kartal Projesi.
Anka Projesi.
Nehir.
On Sekiz.
Aras.
Leyla.
Her şey birbirine karışmıştı.
Tam o sırada beynimde yine o korkunç ağrı başladı.
Başımı tuttum.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Yeni görüntüler geliyordu.
Bu kez daha net.
Daha gerçek.
Bir oda.
Karanlık bir oda.
Ortada biri duruyordu.
Yüzünü seçemiyordum.
Ama bana bakıyordu.
Sonra konuştu.
Tek bir cümle söyledi.
"Anka sensin."
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim.
Hangardaydım.
Ama içimde bir şey değişmişti.
Çünkü o sesi tanımıştım.
O ses bana aitti.
Ve tam o anda tavandaki bütün ekranlar aynı anda kırmızıya döndü.
Alarm sistemi yeniden devreye girdi.
Sonra bütün hangarda yankılanan mekanik ses duyuldu:
UYARI
UYARI
UYARI
ANKA PROTOKOLÜ TAMAMLANIYOR
Herkes dondu.
Ses devam etti.
BİRLEŞME ORANI YÜZDE DOKSAN ÜÇ
On Sekiz'in yüzü bembeyaz oldu.
Aras korkuyla bana baktı.
Leyla nefesini tuttu.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
Sonra son mesaj geldi.
Ve o mesaj hangardaki herkesin kanını dondurdu:
SON AŞAMA İÇİN GEREKLİ HEDEF BELİRLENDİ
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Ardından ekranda tek bir isim belirdi.
HEDEF: ON SEKİZ
Ve aynı anda hangarın bütün ışıkları söndü.
Karanlığın içinden duyulan çocuk kahkahası ise herkesin tüylerini diken diken etti...Hangarın içini karanlık yutmuştu.
Kimse hareket etmiyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece uzaktan gelen alarm sesleri duyuluyordu.
Biiip...
Biiip...
Biiip...
Ekranlarda son görünen yazı hâlâ zihnimde yankılanıyordu.
HEDEF: ON SEKİZ
Bu ne demekti?
Neden On Sekiz?
Neden şimdi?
Ve en önemlisi...
Anka Protokolü ne yapmaya çalışıyordu?
Tam o sırada karanlığın içinden bir ses geldi.
Bir çocuk kahkahası.
Ama normal bir kahkaha değildi.
İçinde yılların yalnızlığı vardı.
Yılların öfkesi vardı.
Sonra ışıklar yeniden yandı.
Herkes aynı anda gözlerini kırpıştırdı.
Ve On Sekiz'in durduğu yere baktı.
Ama çocuk artık orada değildi.
"On Sekiz!"
Ses bana ait çıkmıştı.
Cevap gelmedi.
Kuzey etrafına bakındı.
"Kayboldu."
Denek Bir yumruklarını sıktı.
"Hayır."
Yüzü gerilmişti.
"Saklanmıyor."
Kalbim hızlandı.
"Ne demek istiyorsun?"
Denek Bir yavaşça tavana baktı.
Ben de baktım.
Ve gördüğüm şey kanımı dondurdu.
On Sekiz hangarın en üst kısmındaki çelik kirişlerden birinin üzerinde duruyordu.
Ama bir şey farklıydı.
Gözleri.
Altın renkli gözleri artık parlamıyordu.
Alev gibi yanıyordu.
Sanki içlerinde güneş vardı.
Aras bir adım öne çıktı.
"On Sekiz."
Çocuk aşağı baktı.
Yüzünde hiçbir duygu yoktu.
Ne öfke.
Ne nefret.
Ne de korku.
Tamamen boştu.
"Geç kaldınız."
Sesi farklı çıkıyordu.
Daha derin.
Daha güçlü.
Sanki aynı anda iki kişi konuşuyordu.
Konsey Başkanı'nın yüzü soldu.
"Hayır..."
Leyla korkuyla geri çekildi.
"Başladı."
Ben öfkeyle döndüm.
"Neyin başladığını söyleyin artık!"
Bu kez cevap Aras'tan geldi.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Birleşme."
Hangar sessizleşti.
"Anka Protokolü bir silah değil."
Başını kaldırdı.
"Bir bilinci diğerine aktaran sistem."
Kanım çekildi.
"Ne?"
Aras gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır sakladığı sırrı açıklıyordu.
"Sen ve On Sekiz."
Kalbim hızlandı.
"İkiniz aynı yapının iki yarısısınız."
Bunu daha önce de duymuştum.
Ama devamı gelmemişti.
Aras derin nefes aldı.
"Anka Protokolü ikinizi tekrar tek kişi yapacak."
Dünya durdu.
Kuzey bana baktı.
Ben ona.
Sonra tekrar Aras'a döndüm.
"Tek kişi mi?"
"Evet."
Boğazım düğümlendi.
"Ya sonra?"
Kimse cevap vermedi.
Ve bu sessizlik cevaptan daha korkutucuydu.
"Ya sonra?"
Sesim yükseldi.
Aras sonunda konuştu.
"Diğeriniz yok olacak."
Kalbim durdu.
Hangarda ölüm sessizliği oluştu.
On Sekiz yukarıdan bizi izliyordu.
Ama yüzünde hâlâ hiçbir ifade yoktu.
Birkaç saniye boyunca kimse konuşamadı.
Sonra çocuk gülümsedi.
Ama bu mutlu bir gülümseme değildi.
Yorgun bir gülümsemeydi.
"Demek sonunda söylediniz."
Aras başını eğdi.
"Üzgünüm."
On Sekiz kahkaha attı.
Sessiz.
Acı dolu bir kahkaha.
"Yirmi yıl."
Başını kaldırdı.
"Yirmi yıl boyunca karanlıkta yaşadım."
Bir adım attı.
Kirişin üzerinde yürüyordu.
Aşağıda onlarca metre yükseklik vardı.
Ama düşmekten korkmuyordu.
"Sonra gerçeği öğrendim."
Gözleri bana döndü.
"Ve şimdi öğreniyorum ki yine birimiz ölecek."
Boğazım düğümlendi.
Çünkü ilk kez onu gerçekten anlıyordum.
İlk kez nefretinin nedenini hissediyordum.
Benim sahip olduğum her şey...
Onun kaybettikleriydi.
Aile.
Arkadaşlar.
Özgürlük.
Hayat.
Tam o sırada tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Bu kez görüntü vardı.
Bir laboratuvar.
Eski kayıt.
Tarih yirmi yıl öncesini gösteriyordu.
Nehir görünüyordu.
Ama yalnız değildi.
Yanında genç bir adam vardı.
Hangardaki herkes dondu.
Çünkü adamın yüzü bana benziyordu.
Ama ben değildim.
On Sekiz de değildi.
Aras'ın yüzü bembeyaz oldu.
Konsey Başkanı bastonunu sıktı.
"İmkânsız..."
Kayıttaki adam kameraya baktı.
Ve konuştu.
"Bu kaydı izliyorsanız başarısız olduk."
Kalbim hızlandı.
Çünkü sesini tanıyordum.
Daha önce bir yerde duymuştum.
Ama hatırlayamıyordum.
Adam devam etti.
"Ben Atlas."
Hangarın içinde uğultular yükseldi.
Kimse bu ismi bilmiyordu.
Ama Aras biliyordu.
Çünkü geri çekildi.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Sanki hayalet görmüştü.
Atlas kameraya yaklaştı.
"Proje Kartal'ın gerçek kurucusu benim."
Dünya yeniden durdu.
Bütün hikâye bir kez daha değişiyordu.
Adam devam etti.
"Eğer Derin ve On Sekiz bunu izliyorsa..."
Gözleri doldu.
"...demek ki çocuklarım hâlâ yaşıyor."
Kalbim sıkıştı.
Çocuklarım.
Hangardaki herkes dondu.
Nefesler tutuldu.
Atlas gözlerini kapattı.
Sonra son bombayı bıraktı.
"Ben sizin babanızım."
Sessizlik.
Mutlak sessizlik.
Artık neye inanacağımı bilmiyordum.
Aras'a baktım.
Yüzünde acı vardı.
Suçluluk vardı.
Ve korku vardı.
Çünkü o da bu gerçeği yeni öğrenmiş gibiydi.
Tam o sırada hangarın alt katlarından korkunç bir çığlık yükseldi.
Bir değil.
İki değil.
Onlarca.
Yüzlerce.
Çığlık.
İnsan çığlıkları.
Herkes irkildi.
Denek Bir anında döndü.
Kartal Birliği silahlarını kaldırdı.
Ve birkaç saniye sonra alt koridorlardan insanlar koşarak çıkmaya başladı.
Ama normal insanlar değillerdi.
Gözleri tamamen altın rengiydi.
Derileri griye dönmüştü.
Yüzlerinde hiçbir ifade yoktu.
Sanki bilinçlerini kaybetmişlerdi.
Anka Birliği komutanı Selim'in yüzü değişti.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
"Hayır..."
Konsey Başkanı ona döndü.
"Ne yaptınız?"
Selim cevap vermedi.
Çünkü cevabı herkes anlamıştı.
Anka Protokolü kontrolden çıkmıştı.
Ve yayılıyordu.
Bir salgın gibi.
Bir virüs gibi.
Bir kabus gibi.
Tam o sırada On Sekiz yukarıdan aşağı baktı.
Sonra ilk kez korkuyla fısıldadı:
"Derin..."
Gözleri büyümüştü.
Sanki bir şey görüyordu.
Ama biz göremiyorduk.
"Ne oldu?"
Çocuk bana baktı.
Yüzü bembeyazdı.
Sonra titreyen parmağıyla hangarın en büyük kapısını gösterdi.
Kapının arkasından ağır adımlar duyuluyordu.
GÜM...
GÜM...
GÜM...
Her adımda bütün yapı sallanıyordu.
Metal bükülüyordu.
Duvarlar çatlıyordu.
Ve birkaç saniye sonra kapının ortasında devasa bir yumruk izi oluştu.
ÇAT!
Sonra bir tane daha.
ÇAT!
Sonra bir tane daha.
Bu kez kapı içeri doğru eğildi.
Herkes silahını kaldırdı.
Kimse nefes almıyordu.
Ve üçüncü darbeden sonra kapı parçalanarak içeri uçtu.
Ortaya çıkan silueti gördüğüm anda ise kalbim duracak gibi oldu.
Çünkü gelen kişi...
Fotoğraflardaki Atlas'tı.
Ama yirmi yıl yaşlanmış haliyle değil.
Sanki hiç yaşlanmamış gibiydi.
Ve gözleri tamamen altın rengiydi.
Bize baktı.
Sonra dudakları aralandı.
Ve söylediği ilk cümle bütün hangarı sessizliğe gömdü:
"Çocuklarımı almaya geldim." 🔥📖
Atlas'ın sesi hangarın içinde yankılandı.
"Çocuklarımı almaya geldim."
Kimse konuşamadı.
Kimse hareket edemedi.
Çünkü karşımızda duran adam yirmi yıl önce çekilmiş kayıttaki adamla aynı görünüyordu.
Sanki zaman ona dokunmamıştı.
Sanki yaşlanmamıştı.
Sanki...
İnsan değildi.
Aras'ın eli titriyordu.
"Bu mümkün değil."
Atlas yavaşça ona baktı.
Bakışlarında öfke yoktu.
Ama yılların yorgunluğu vardı.
"Senin için mümkün olmayabilir."
Bir adım attı.
Zemin sallandı.
"Benim için oldu."
Kuzey silahını kaldırdı.
Ama ne yapacağını bilmiyordu.
Çünkü karşısındaki adam düşman gibi görünmüyordu.
Fakat dost da değildi.
Ben ise olduğu yerde donup kalmıştım.
Atlas.
Gerçek babam olduğunu söyleyen adam.
Birkaç dakika önce başka bir adamın babam olduğunu öğrenmiştim.
Şimdi başka biri çıkıyordu.
Artık gerçek ile yalan birbirine karışmıştı.
"Dur."
Sesim kısıktı.
Atlas bana döndü.
İlk kez yüzünde farklı bir ifade gördüm.
Özlem.
Derin bir özlem.
Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi bulmuş gibiydi.
"Sen kimsin?"
Sessizlik.
Sonra adam cevap verdi.
"Gerçekten bilmek istiyor musun?"
"Artık her şeyi bilmek istiyorum."
Atlas başını salladı.
"İşte bu yüzden seni seçtiler."
Kalbim hızlandı.
Yine aynı söz.
Yine aynı gizem.
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra konuşmaya başladı.
"Yirmi iki yıl önce Kartal Projesi başlandığında ben oradaydım."
Hangar sessizleşti.
"İlk amaç insan yaratmak değildi."
Konsey Başkanı gözlerini kapattı.
Sanki geçmiş geri dönüyordu.
"İlk amaç hafızayı taşımaktı."
Kaşlarımı çattım.
"Hafızayı mı?"
"Evet."
Atlas yavaşça yürümeye başladı.
"Bir insan öldüğünde bütün anıları da ölür."
Başını kaldırdı.
"Biz bunu değiştirmek istedik."
Hangardaki herkes onu dinliyordu.
"İnsanlığın bilgisini kaybetmemesini istedik."
Derin nefes aldı.
"Sonra biri daha fazlasını istedi."
"Kim?"
Atlas'ın gözleri Konsey Başkanı'na döndü.
Yaşlı adam başını eğdi.
Suçlu görünüyordu.
Çünkü cevabı biliyordu.
"Onlar ölümsüzlük istedi."
Hangarda sessizlik oluştu.
Atlas devam etti.
"Ve her şey o gün başladı."
Tam o sırada alt koridorlardan gelen yaratıklar yeniden ilerlemeye başladı.
Onlarca kişi.
Belki yüzlerce.
Altın gözlü.
Sessiz.
Boş bakışlı.
Ama bu kez farklı bir şey oldu.
Atlas onlara baktı.
Sadece baktı.
Ve bütün yaratıklar aynı anda durdu.
Herkes dondu.
Denek Bir bile.
Çünkü yaratıklar sanki emir almış gibi hareket etmeyi bırakmıştı.
Atlas gözlerini kapattı.
Sonra tek bir kelime söyledi.
"Bekleyin."
Ve yaratıklar bekledi.
Kalbim duracak gibi oldu.
Bu nasıl mümkündü?
Selim'in yüzü bembeyaz kesildi.
"Hayır."
İlk kez korkuyordu.
Gerçekten korkuyordu.
Atlas ona döndü.
"Piyonlarını geri çağır."
Selim geri çekildi.
"Hayır."
Atlas'ın yüzü karardı.
"Yirmi yıl geçti."
Bir adım attı.
"Ve sen hâlâ aynı hatayı yapıyorsun."
Tam o sırada On Sekiz yukarıdan aşağı atladı.
Herkes irkildi.
Çocuk yere kusursuz şekilde indi.
Sonra doğruldu.
Ve Atlas'a baktı.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirine baktılar.
Sanki görünmeyen bir konuşma yapıyorlardı.
Sonra Atlas yavaşça konuştu.
"Ne kadar büyümüşsün."
On Sekiz'in yüzü gerildi.
"Benim babam değilsin."
Sessizlik.
Atlas başını eğdi.
"Hayır."
Bu cevap herkesi şaşırttı.
"Değilim."
Kalbim sıkıştı.
On Sekiz de şaşırmıştı.
Atlas derin nefes aldı.
Sonra bana döndü.
Sonra On Sekiz'e.
Ve hayatımızı değiştirecek cümleyi söyledi.
"Sizin babanız hiçbir zaman ben olmadım."
Dünya yeniden durdu.
Aras dondu.
Leyla dondu.
Konsey Başkanı dondu.
Ben nefes almayı unuttum.
Atlas devam etti.
"Ben sizi yaratan kişiydim."
Boğazım düğümlendi.
"Ne?"
"Genetik mimarınız."
Sesi yankılandı.
"Fakat babanız değil."
On Sekiz yumruklarını sıktı.
"Yalan söylüyorsun."
Atlas başını salladı.
"Keşke."
Sonra cebinden küçük bir veri kartı çıkardı.
Kartı havaya kaldırdı.
Tavandaki ekranlar yeniden açıldı.
Yeni görüntüler belirdi.
Bu kez çok eskiydi.
Yirmi iki yıl öncesi.
Bir laboratuvar.
Bir kadın.
Nehir.
Bir adam.
Yüzünü görünce kalbim durdu.
Çünkü adamı tanıyordum.
Ama nereden tanıdığımı bilmiyordum.
Gözleri bana benziyordu.
On Sekiz'e benziyordu.
Ve yüzünde tanıdık bir gülümseme vardı.
Atlas görüntüyü durdurdu.
Sonra sessizce konuştu.
"İşte babanız."
Hangarın içinde ölüm sessizliği oluştu.
Adamın adı ekranda belirdi.
KAAN ERDEM
Bu isim kimseye bir şey ifade etmiyordu.
Ama nedense içimde bir şey kırıldı.
Sanki yıllardır unutulmuş bir anı hareket etmişti.
Başım ağrımaya başladı.
Görüntüler geri dönüyordu.
Bir ev.
Bir bahçe.
Bir adam beni omzuna alıyor.
Gülüyor.
Ben de gülüyorum.
Sonra görüntü kayboldu.
Nefes nefese kaldım.
Atlas bunu fark etti.
"Hatırlamaya başladın."
Tam o anda hangarın bütün ışıkları titredi.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Sonra bütün ekranlar siyaha döndü.
Alarm sesleri sustu.
Her yer sessizleşti.
Bu sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra mekanik bir ses duyuldu.
Ama bu daha önce duyduklarımızdan farklıydı.
Daha derin.
Daha eski.
Daha korkutucu.
ANA SİSTEM ÇEVRİMİÇİ
Herkes irkildi.
Konsey Başkanı'nın yüzü bembeyaz oldu.
"Hayır..."
Ses devam etti.
KURUCU YETKİSİ ALGILANDI
Atlas'ın gözleri büyüdü.
İlk kez.
Gerçekten şaşırmış görünüyordu.
KURUCU KİMLİĞİ DOĞRULANDI
Hangarın duvarları titremeye başladı.
Metal kapılar açıldı.
Yer sallandı.
Ve son mesaj duyuldu:
HOŞ GELDİNİZ KAAN ERDEM
Sessizlik.
Mutlak sessizlik.
Ben nefes almayı unuttum.
On Sekiz donup kalmıştı.
Çünkü sistem biraz önce ölü olduğu söylenen adamı tanımıştı.
Ve bu yalnızca tek bir anlama gelebilirdi.
Kaan Erdem yaşıyordu.
Ve o anda hangarın en uzak köşesinden yavaş bir alkış sesi duyuldu.
Tak...
Tak...
Tak...
Herkes döndü.
Karanlığın içinden uzun boylu bir adam çıktı.
Saçları beyazlamıştı.
Yüzünde derin izler vardı.
Ama gözleri...
Gözleri tıpkı benim gözlerim gibiydi.
Adam gülümsedi.
Ve fısıldadı:
"Sonunda beni buldunuz."Adam karanlığın içinden yavaşça yürümeye devam etti.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse nefes almıyordu.
Çünkü hangardaki herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Bu mümkün değildi.
Kaan Erdem ölmüştü.
Ya da en azından herkes öyle sanıyordu.
Adam ışığın altına geldiğinde yüzünü daha net görebildim.
Gözlerinin çevresinde derin çizgiler vardı.
Saçlarının büyük kısmı beyazlamıştı.
Ama bakışları...
Bakışları tanıdıktı.
İçimde bir yer onu tanıyordu.
Sanki yıllar önce unutulmuş bir anı yeniden canlanmaya çalışıyordu.
On Sekiz'in yüzündeki ifade değişmişti.
İlk kez öfke yerine şaşkınlık görünüyordu.
"Sen..."
Adam ona baktı.
Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.
"Merhaba oğlum."
Hangarın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
On Sekiz geri çekildi.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Sanki duyduğu şeye inanmak istemiyordu.
"Hayır."
Sesi çatladı.
"Hayır."
Kaan'ın gözleri doldu.
"Keşke daha farklı olsaydı."
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Adam sonunda bana döndü.
Ve göz göze geldik.
O an içimde tuhaf bir şey oldu.
Göğsümdeki ağrı yeniden ortaya çıktı.
Başım dönmeye başladı.
Kulaklarım uğulduyordu.
Birden zihnimde görüntüler belirdi.
Bir adam.
Bir ses.
Bir kahkaha.
Bir el.
Ve küçük bir çocuk.
Çocuk bana bakıyordu.
Sonra o adamın sesini duydum.
"Bir gün büyüyeceksin Derin."
Nefesim kesildi.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Kuzey hemen kolumu tuttu.
"Derin!"
Ama onu duymuyordum.
Çünkü görüntüler devam ediyordu.
Yağmurlu bir gün.
Küçük bir kulübe.
Bir adam bana kitap okuyordu.
Yüzünü seçemiyordum.
Ama sesini duyuyordum.
Aynı ses.
Kaan'ın sesi.
Gözlerimi açtığımda nefes nefeseydim.
Kaan bana bakıyordu.
Ve gözlerinde yıllardır taşıdığı bir acı vardı.
"Hatırladın mı?"
Cevap veremedim.
Çünkü gerçekten bir şeyler hatırlamıştım.
Ama parçalar eksikti.
Tam o sırada Atlas öne çıktı.
Bakışları sertleşmişti.
"Kaan."
Kaan ona döndü.
İkisi birbirine baktığında hangardaki hava değişti.
Sanki yıllardır süren bir savaş yeniden başlıyordu.
"Atlas."
Kaan'ın sesi sakindi.
Ama içinde öfke saklıydı.
"Yirmi yıl geçti."
Atlas'ın yüzü gerildi.
"Yeterince uzun değil."
Kaan acı bir şekilde güldü.
"Sen hiç değişmemişsin."
Aras araya girdi.
"Biriniz artık bize ne olduğunu açıklayacak mı?"
Kaan gözlerini kapattı.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Tamam."
Hangardaki herkes sustu.
"Gerçeği öğrenme zamanı geldi."
Kalbim hızlandı.
Çünkü bu sözleri çok kez duymuştum.
Ama hiçbir zaman gerçek gelmemişti.
Kaan yavaşça yürümeye başladı.
"Siz Kartal Projesi'nin ne olduğunu sanıyorsunuz?"
Kimse cevap vermedi.
"Bir deney?"
Başını salladı.
"Hayır."
"Bir silah?"
Yine başını salladı.
"Hayır."
Atlas gözlerini kapattı.
Çünkü cevabı biliyordu.
Kaan devam etti.
"Kartal Projesi aslında bir kaçış planıydı."
Hangarda uğultular yükseldi.
"Kaçış mı?"
Kuzey şaşkınlıkla konuştu.
Kaan başını salladı.
"Evet."
Sonra tavandaki ekranlara baktı.
Ve ekranlar yeniden çalışmaya başladı.
Bu kez eski görüntüler görünüyordu.
Gazete haberleri.
Bilimsel raporlar.
Uydu görüntüleri.
Tarihler yirmi beş yıl öncesini gösteriyordu.
Kaan işaret etti.
"Her şey burada başladı."
Ekranda devasa bir araştırma tesisi görünüyordu.
Yeraltına kurulmuş bir kompleks.
Görüntü değişti.
Bilim insanları koşuşturuyordu.
Panik vardı.
Korku vardı.
Sonra başka bir görüntü geldi.
Karanlık bir oda.
Ve cam bir kapsül.
Kapsülün içinde...
Bir insan vardı.
Hangardaki herkes sessizleşti.
Çünkü kapsülün içindeki kişi bana benziyordu.
Ama ben değildim.
On Sekiz'e de benziyordu.
Ama o da değildi.
Kaan'ın sesi yankılandı.
"İlk denek."
Denek Bir başını kaldırdı.
Yüzü gerilmişti.
"Hayır."
Kaan ona baktı.
"Hayır."
Sonra ekrana işaret etti.
"Bu senden önceydi."
Denek Bir'in yüzündeki renk çekildi.
Çünkü böyle bir şey olduğunu bilmiyordu.
Kimse bilmiyordu.
Ekrandaki kapsül açıldı.
İçindeki kişi gözlerini açtı.
Ve gözleri tamamen altın rengiydi.
Benim kalbim hızlandı.
Çünkü o gözlerde garip bir şey vardı.
İnsan gibi değildi.
Sanki başka bir şey bakıyordu.
Kaan derin bir nefes aldı.
Ve söylediği cümle herkesi susturdu.
"O kişi insan değildi."
Hangar sessizleşti.
"Ne demek istiyorsun?"
Bu kez Leyla konuşmuştu.
Kaan ekrana baktı.
Yüzündeki ifade karardı.
"Biz onu yarattığımızı düşündük."
Bir saniye sustu.
"Sonra onun bizi yarattığını öğrendik."
Kanım çekildi.
Ne demekti bu?
Kaan devam etti.
"İlk denek bir insan değildi."
"E o zaman neydi?"
Kaan'ın cevabı gecikmedi.
"Bir bilinç."
Kimse anlamamıştı.
Ama Atlas anlamıştı.
Çünkü yüzü bembeyaz olmuştu.
"Hayır."
Kaan ona döndü.
"Evet."
Sonra bana baktı.
Ve fısıldadı:
"İşte bu yüzden seni oluşturdular."
Göğsüm sıkıştı.
"Neden?"
Kaan'ın gözleri gözlerime kilitlendi.
"Çünkü sen onu durdurabilecek tek kişisin."
Tam o anda hangarın derinliklerinden korkunç bir ses yükseldi.
Bu kez patlama değildi.
Alarm değildi.
İnsan sesi de değildi.
Daha önce hiç duymadığım bir şeydi.
Sanki yüzlerce kişinin aynı anda fısıldaması gibiydi.
Ses duvarlardan geliyordu.
Tavandan geliyordu.
Zeminden geliyordu.
Her yerden.
Ve aynı cümleyi söylüyordu:
"Varis bulundu..."
Bir kez daha.
"Varis bulundu..."
Sonra tekrar.
"Varis bulundu..."
Kuzey silahını kaldırdı.
"Bu da ne?"
Kimse cevap veremedi.
Çünkü hangarın bütün duvarlarında altın renkli çizgiler belirmeye başlamıştı.
Metal yüzeylerin içinden ışık sızıyordu.
Sanki bütün tesis canlanıyordu.
Konsey Başkanı korkuyla geri çekildi.
"Hayır..."
Atlas'ın yüzü gerildi.
Kaan yumruklarını sıktı.
Ve ilk kez korktuğunu gördüm.
Gerçekten korkuyordu.
"Geç kaldık."
Kalbim hızlandı.
"Ne için?"
Kaan cevap vermeden önce bütün hangar bir kez daha sarsıldı.
GÜÜÜMM!
Bu kez çatlaklar yalnızca zeminde değildi.
Duvarlarda da oluşuyordu.
Tavanda da.
Bütün yapı kırılmaya başlıyordu.
Sonra duvarlardan biri içeri doğru çöktü.
Toz bulutu yükseldi.
Ve enkazın arkasında devasa bir kapı ortaya çıktı.
Kimsenin daha önce görmediği bir kapı.
Siyah.
Pürüzsüz.
Üzerinde tek bir sembol vardı.
Bir anka kuşu.
Alevlerin içinden yükselen bir anka.
Hangardaki herkes nefesini tuttu.
Çünkü kapının üzerinde altın harflerle yazılmış tek bir cümle vardı:
"SON EVRE BAŞLATILIYOR."
Ve birkaç saniye sonra kapının içinden bir ses duyuldu.
Sakin.
Soğuk.
Ama korkunç derecede tanıdık.
"Merhaba Derin."
Kanım çekildi.
Çünkü o ses...
Benim sesimdi. 🔥📖

Ama ben konuşmamıştım.
Hangarın içindeki herkes bana döndü.
Kuzey'in yüzü bembeyaz olmuştu.
Leyla nefesini tutmuştu.
Aras ise gözlerini kapatmıştı.
Sanki bu anın geleceğini yıllardır biliyordu.
Kapının arkasındaki ses yeniden konuştu.
"Yirmi iki yıl..."
Metal duvarlar titredi.
"Yirmi iki yıl boyunca bekledim."
Kalbim deli gibi atıyordu.
Çünkü duyduğum ses yalnızca bana benzemiyordu.
Tam anlamıyla benim sesimdi.
Aynı ton.
Aynı vurgu.
Aynı nefes.
Sanki gelecekteki halim konuşuyordu.
Kapının üzerindeki anka sembolü altın renkte parlamaya başladı.
Sonra ağır mekanizmalar çalıştı.
GÜÜÜMM...
GÜÜÜMM...
Dev kapı yavaşça açılmaya başladı.
Kimse hareket etmedi.
Çünkü herkes korkuyordu.
Ben de.
Kapının arkasından yoğun beyaz bir ışık yayıldı.
Gözlerimizi kısmak zorunda kaldık.
Sonra ışığın içinden bir siluet belirdi.
Uzun boylu bir adam.
Yavaş adımlarla yürüyordu.
Tak...
Tak...
Tak...
Işık azaldıkça yüzü görünmeye başladı.
Ve o an hangardaki herkes dondu.
Çünkü karşımızdaki kişi...
Bendim.
Ya da bana inanılmaz derecede benziyordu.
Saçları biraz daha uzundu.
Yüzü daha sertti.
Gözleri tamamen altın rengiydi.
Ama yüz hatları...
Birebir aynıydı.
Kuzey nefesini tuttu.
"Bu..."
Leyla geri çekildi.
"İmkânsız."
On Sekiz bile şaşkın görünüyordu.
Adam yürümeyi bıraktı.
Ve gözlerini bana dikti.
Sanki aynaya bakıyordum.
Sonra gülümsedi.
Ama o gülümseme beni ürpertti.
Çünkü içinde insan sıcaklığı yoktu.
"Merhaba Derin."
Boğazım düğümlendi.
"Kimsin sen?"
Adam başını hafifçe eğdi.
Sonra cevap verdi.
"Ben Anka."
Hangar sessizliğe gömüldü.
Atlas küfür etti.
Aras yumruklarını sıktı.
Konsey Başkanı ise sanki yıllardır gördüğü en büyük kabusla karşılaşmıştı.
Ben anlamıyordum.
"Anka ne demek?"
Adam bana baktı.
Gözlerinde garip bir hüzün vardı.
Sonra konuştu.
"Ben senin olabileceğin kişiyim."
Kalbim sıkıştı.
"Ne?"
"Yaşadığın her şeyi ben de yaşadım."
Bir adım attı.
"Kaybettiğin her şeyi ben de kaybettim."
Bir adım daha.
"Fakat ben farklı bir seçim yaptım."
Hangarın içinde ölüm sessizliği vardı.
Anka devam etti.
"Ve sonunda insan kalmadım."
Bu sözler duvarlarda yankılandı.
İnsan kalmadım.
Kuzey silahını kaldırdı.
"Bir adım daha atma."
Anka ona baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Bir anda Kuzey'in silahı elinden fırladı.
Kimse ne olduğunu anlayamadı.
Sanki görünmez bir güç silahı çekip almıştı.
Kuzey şaşkınlıkla geri çekildi.
Benim kalbim hızlandı.
Bu nasıl mümkündü?
Anka bana döndü.
"Onlar sana yalan söylediler."
Başımı kaldırdım.
"Herkes bunu söylüyor."
Anka gülümsedi.
"Bu kez doğru."
Sonra hangarın ortasına yürüdü.
Ve eliyle havaya dokundu.
Bir anda bütün ekranlar açıldı.
Yüzlerce görüntü.
Binlerce dosya.
Milyonlarca veri.
Her yer ışıkla doldu.
Hangardaki herkes şaşkınlıkla etrafa bakıyordu.
Çünkü ekranlarda yalnızca bir isim görünüyordu.
DERİN.
DERİN.
DERİN.
DERİN.
Sonra görüntüler değişti.
Yüzlerce farklı yüz ortaya çıktı.
Ama hepsi bana benziyordu.
Kimi çocuktu.
Kimi yaşlıydı.
Kimi kadın.
Kimi erkek.
Ama hepsinde ortak bir şey vardı.
Gözler.
Aynı gözler.
Benim gözlerim.
Nefesim kesildi.
"Bu da ne?"
Anka bana baktı.
Ve hayatımı değiştirecek cümleyi söyledi.
"Sen ilk değilsin."
Kanım çekildi.
Hangar sessizleşti.
Anka devam etti.
"Sen on yedinci de değilsin."
Aras gözlerini kapattı.
Çünkü bunu biliyordu.
"Denek 17 yalnızca bir isimdi."
Kalbim hızlandı.
"O zaman ben neyim?"
Anka'nın yüzü karardı.
Sonra fısıldadı:
"Sen elli ikinci deneksin."
Dünya durdu.
Kuzey bana baktı.
Leyla bana baktı.
On Sekiz bana baktı.
Ben ise hareket edemiyordum.
"Elli..."
Sesim çıkmıyordu.
"Elli iki mi?"
Anka başını salladı.
"Evet."
Sonra ekranlardan biri büyüdü.
Ve eski kayıtlar görünmeye başladı.
DENEK 01 - ÖLDÜ
DENEK 02 - ÖLDÜ
DENEK 03 - BAŞARISIZ
DENEK 04 - YOK EDİLDİ
...
DENEK 17 - BAŞARISIZ
...
DENEK 31 - KARARSIZ
...
DENEK 44 - ÇÖKTÜ
...
DENEK 51 - ANKA
...
DENEK 52 - DERİN
Kalbim durmuş gibiydi.
Hangarda kimse konuşamıyordu.
Çünkü her şey yeniden değişmişti.
On Sekiz öne çıktı.
Yüzü öfkeliydi.
"Yalan söylüyor."
Anka ona baktı.
"Keşke."
Sonra elini kaldırdı.
Bir görüntü belirdi.
Laboratuvar.
Cam bir oda.
İçeride küçük bir çocuk.
Ben.
Ama tarihe baktığım anda kanım dondu.
Çünkü tarih benim doğum tarihimden üç yıl önceyi gösteriyordu.
Bu imkânsızdı.
Anka'nın sesi yankılandı.
"Çünkü siz doğmadınız."
Başım dönmeye başladı.
"Yeter."
Sesi ben çıkarmıştım.
"Yeter artık!"
Bütün hangar bana döndü.
Nefes nefeseydim.
Öfkeliydim.
Korkuyordum.
Yorulmuştum.
"Gerçek ne?"
Sessizlik.
Uzun bir sessizlik.
Sonra Anka bana baktı.
Ve ilk kez yüzündeki bütün maskeler düştü.
Üzgün görünüyordu.
Gerçekten üzgün.
"Gerçek mi?"
Başını eğdi.
Sonra yavaşça kaldırdı.
"Gerçek şu ki..."
Tam konuşacağı sırada bütün tesis korkunç şekilde sarsıldı.
GÜÜÜÜMMM!
Duvarlar çatladı.
Tavan parçalandı.
Alarm sistemleri yeniden çalıştı.
Ama bu kez ekranda farklı bir yazı vardı.
KIRMIZI UYARI
ÇEKİRDEK UYANDI
ÇEKİRDEK UYANDI
ÇEKİRDEK UYANDI
Atlas'ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Kaan küfür etti.
Konsey Başkanı dizlerinin üzerine çöktü.
Leyla korkuyla geri çekildi.
Ben ise ilk kez hepsinin aynı şeyden korktuğunu gördüm.
"Çekirdek ne?"
Kimse cevap vermedi.
Sonra tesisin en derin kısmından gelen ses duyuldu.
Bir kalp atışı gibi.
GÜM.
Bir kez.
GÜM.
Bir kez daha.
GÜM.
Ve üçüncü atışla birlikte hangarın ortasındaki zemin ikiye ayrıldı.
Ortaya çıkan şey ise bütün sesleri susturdu.
Çünkü aşağıda...
Devasa bir kapsül vardı.
Ve kapsülün içinde...
Bir insan yatıyordu.
Ya da insan gibi görünen bir şey.
Ve yüzü...
Yüzü bana benziyordu.
Ama bu kez ne Anka'ya, ne On Sekiz'e, ne de bana.
Hepsinden daha eskiydi.
Sanki her şeyin başlangıcıydı.
Kapsülün üzerinde tek bir yazı vardı:
DENEK 00
Ve o anda kapsülün içindeki kişi gözlerini açtı.

Denek 00'un altın renkli gözleri doğrudan bana kilitlendi.
O an zaman durmuş gibiydi.
Nefes alamıyordum.
Kımıldayamıyordum.
Sanki görünmeyen bir güç bütün bedenimi ele geçirmişti.
Kapsülün içindeki kişi yavaşça doğruldu.
Yirmi yılı aşkın süredir uyuyan biri gibi görünmüyordu.
Aksine...
Sanki bizi bekliyordu.
Yavaşça elini kaldırdı.
Ve kapsülün camı tek bir çatlak sesiyle parçalandı.
ÇAT!
Cam parçaları etrafa saçıldı.
Hangardaki herkes geri çekildi.
Kuzey silahını kaldırdı.
Aras önümde durdu.
On Sekiz ise nefesini tutmuştu.
Çünkü hepimiz aynı şeyi hissediyorduk.
Bu kişi farklıydı.
Çok farklı.
Denek 00 kapsülden çıktı.
Ayakları zemine değdiği anda bütün tesis yeniden sarsıldı.
GÜÜÜMM!
Ekranlar titredi.
Işıklar söndü.
Alarm sistemleri sustu.
Ve ardından bütün hoparlörlerden tek bir ses yükseldi:
"Kurucu uyandı."
Denek 00 bana doğru baktı.
Sonra gülümsedi.
Ama bu gülümseme içimi buz gibi yaptı.
Çünkü yüzünde beni tanıyan bir ifade vardı.
Sanki yıllardır beni izliyormuş gibi.
Sonra dudakları aralandı.
Ve yalnızca bir cümle söyledi:
"Sonunda geldin."
Kalbim hızlandı.
"Neden bahsediyorsun?"
Denek 00 birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi:
"Çünkü bütün bu hikâye seninle başlamadı Derin."
Hangardaki herkes sessizleşti.
Adamın yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Seninle de bitmeyecek."
Bir adım attı.
Ardından ikinci adımı.
Ve son sözleri bütün hangarın kanını dondurdu:
"Çünkü gerçek Varis..."
Bir an durdu.
Sonra parmağını doğrudan bana uzattı.
"...sen değilsin."
Ve o anda tavandaki bütün ekranlar aynı anda açıldı.
Ekranlarda tek bir yüz belirdi.
Bir kız çocuğu.
Yaklaşık on yaşlarında.
Altın gözlü.
Ve yüzü bana korkutucu derecede tanıdık geliyordu.
Denek 00'un sesi yankılandı:
"Onu bulmadan hiçbiriniz gerçeği öğrenemeyeceksiniz."
Sonra bütün ekranlar karardı.
Ve hangar bir kez daha karanlığa gömüldü.
5. Bölüm Sonu
Yazarın Notu
Yazma
Kartal Projesi'nin ardındaki sırlar açığa çıktıkça Derin'in bildiği her şey parçalanıyor. On Sekiz'in gerçeği, Anka Protokolü ve şimdi de Denek 00'un ortaya çıkışıyla birlikte hikâye bambaşka bir boyuta taşındı. Ancak en büyük soru hâlâ cevapsız:
Ekranlarda görünen gizemli kız kim?
Gerçek Varis gerçekten kim?
Ve Denek 00 neden yirmi yıldan fazla bir süredir bu anı bekliyordu?
bölümde Derin ve arkadaşları, Kartal Projesi'nin başlangıcına uzanan en karanlık sırrın peşine düşecekler. Fakat bazı gerçekler öğrenildiğinde geri dönüş olmaz…