10. bölüm · MASKEDEKİ MELODİ

SINIRLAR ÖTESİ KIYAMET

Henya.qx 💫

10. BÖLÜM: Sınırlar Ötesi Kıyamet
Londra’nın durmak bilmeyen, gri ve kasvetli yağmuru lüks malikanenin devasa camlarına vururken, odadaki tek ışık kaynağı bilgisayar ekranından sızan soluk mavi aydınlıktı. Aras Sancaktar, Selim Sancaktar’ın onu hapsettiği bu altın kafeste bir haftadır adeta zincirlenmiş bir kurt gibi dönüp duruyordu. Buradaki her saniye, Türkiye’de tek başına, o kurtlar sofrasında bıraktığı Lara’nın düşüncesiyle bir işkenceye dönüşüyordu.
Tam o sırada, masanın üzerinde duran telefonun ekranı keskin bir titremeyle aydınlandı. Bilinmeyen bir numaradan gelen tek bir medya bildirimiydi bu.
Aras, umursamaz bir tavırla telefonu eline alıp ekranı kaydırdı. Ancak karşısına çıkan fotoğrafla birlikte odadaki hava bir anda buz kesti; damarlarındaki kanın donduğunu hissetti.
Fotoğraf, etüt sınıfının şeffaf camının arkasından sinsi bir açıyla çekilmişti. Ortada Lara vardı... Yüzünde o her zamanki dik, kimseye boyun eğmeyen asil duruşuyla bilgisayarının başındaydı. Ama tam yanında, Aras'ın her zaman oturduğu o koltukta yabancı bir adam oturuyordu. Siyah kapüşonlu, kollarında karmaşık siber dövmeler olan darmadağınık saçlı bir piç... Ve en önemlisi, o adamın elleri Lara’nın klavyedeki ellerinin hemen üzerindeydi. Birbirlerine nefes kadar yakın duruyorlardı. Fotoğrafın altında ise Irmak’ın o zehirli notu yazılıydı:
"Bak siber prenses kendine yeni bir koruyucu melek bulmuş bile. Sen orada sosyetik kızlarla gününü gün ederken, Lara burada çoktan yeni müttefikiyle çok özel kodlar yazmaya başladı, Aras."
Aras’ın parmakları telefonun kenarlarını öyle bir sıktı ki, cihazın ekranı neredeyse basınçtan çatlayacaktı. İçindeki o karanlık, sahiplenici volkan tek bir saniyede patladı. Gözleri öfkeden kararmış, nefesi hızlanmıştı. Londra'daki o lüks oda, bir anda Aras’ın öfkesiyle daralmaya başladı. Masanın üzerindeki kristal bardağı tek bir hamleyle duvara fırlattı; bardak binlerce parçaya ayrılarak yere saçıldı.
"Kim ulan bu?!" diye kükredi oda duvarlarına karşı. "Kim elini onun ellerinin üzerine koyma cesaretini gösteriyor?!"
Daha fazla dayanamadı. Parmakları ekranda hızla hareket etti. Aras Sancaktar, hayatı boyunca kimseye hesap sormamış, kimsenin karşısında kontrolünü kaybetmemişti. Ama söz konusu Lara Aktaş olduğunda, tüm kuralları küle dönüyordu.
Lara'nın telefonuna, kilometrelerce uzaktan, İngiltere'nin o soğuk sürgününden gelen, kelimeleri adeta öfkeyle bilenmiş o sert mesaj düştü:
"LARA! O sıradaki adam kim? O herifin elleri neden senin ellerinin üzerinde? Sana beni beklemeni, o koridorlarda benden başkasına bakmamanı söylemiştim. O bilgisayarı da, o yanındaki herifi de hemen şimdi oradan yok et. Yoksa yemin ederim babamın o sürgün duvarlarını kendi ellerimle yıkar, o şehri o adamın başına geçiririm. Cevap ver!"
Etüt sınıfının sessizliğinde, telefonumun ekranında beliren o öfke dolu satırları gördüğümde nefesim kesildi. Aras, kilometrelerce uzaktan bile üzerimdeki o baskıcı gölgesini hissettiriyordu. Kaan, klavyedeki parmaklarını yavaşlatıp göz ucuyla mesajı okudu. Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde yukarı kıvrıldı. Sınıftaki herkes kendi dünyasındaydı ama benim dünyam, telefonumdaki o mesajla birlikte yerle bir oluyordu. Kaan, mesajı okurken gözlerindeki o karanlık parıltı daha da belirginleşti.
"Demek uzaktaki Sancaktar prensi zincirlerini kırmaya çalışıyor," diye fısıldadı Kaan, sesi pürüzsüz ve meydan okuyan bir tondaydı. "Ama buradaki kuralların artık değiştiğini ona birinin öğretmesi lazım."
Daha ne olduğunu anlayamadan, Kaan ani bir hamleyle telefonumu masadan kaptı. "Kaan, ne yapıyorsun? Ver şunu!" diye tısladım. Elimle ona uzandım ama o, uzun parmaklarıyla klavyede hızla gezinmeye başladı ve Aras’ın canını yakacak o cevabı gönderdi:
"Lara şu an benimle birlikte, Sancaktar Holding’i başınıza yıkacak o kodları yazıyor. O yüzden buraları merak etme, prens. Sen orada babanın sürgün duvarlarının arkasında güvenle oturmaya devam et. Lara’nın elleri de, bilgisayarı da bundan sonra bana emanet. Bir daha onu emirlerinle rahatsız etme."
Kaan, mesajı gönderip hiç tereddüt etmeden telefonu önüme bıraktı. Gözlerimin içine baktığında, içimdeki o korku yerini garip bir heyecana bırakmıştı. İlk defa birisi benim için bir Sancaktar'a kafa tutuyordu.
"Ona kim olduğunu ve artık burada yalnız olmadığını hatırlatmak gerekiyordu, Siyah İnci," dedi Kaan, sesindeki o sarsılmaz netlikle.
Mesaj gitmişti. Artık dönüşü yoktu. Aras'ın okyanusun ötesinde ne yapacağını düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyordu ama Kaan'ın yanındaki o güven hissi, korkumdan daha baskındı.

DEVAM EDECEKK...