2. bölüm · MASKEDEKİ MELODİ
İLK KIVILCIM
2. BÖLÜM: İlk Kıvılcım
Mikrofona doğru fısıldadığım her kelime, odanın soğuk duvarlarına çarpıp içimdeki intikam ateşini körüklüyordu. Şarkı bittiğinde, ses kaydını durdurdum ve derin bir nefes aldım. Yüzümdeki maskeyi yavaşça çıkarıp masanın üzerine bıraktım. Bilgisayar ekranındaki dalga boyutlarına bakarken, bu gecenin sıradan bir gece olmayacağını biliyordum. Artık sadece şarkı söylemek yetmeyecekti; Aras’ın hayatına, o dokunulmaz çemberin tam kalbine sızma zamanı gelmişti.
Ertesi sabah, kolejin kapısından içeri adım attığımda gökyüzü de içimdeki ruh hali gibi kurşun rengiydi. Sırtımdaki eski çantamın ağırlığı, bu sefer omuzlarımı çökertmiyor, aksine beni daha da hırslandırıyordu. Koridorda ilerlerken gözlerim her zamanki gibi yerdeki karolarda değil, etraftaki ufak detaylardaydı. Kusursuz bir gözlemci olmanın en büyük avantajı buyurdu; hiç kimse bir hayaletin neyi izlediğini umursamazdı.
Sınıfa girip o en arka köşedeki, varlığımın bile unutulduğu sırama geçtim. Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı sertçe açıldı ve içeriye o tanıdık kibir kokan hava yayıldı. Aras ve peşindeki çetesi, sınıftaki tüm dengeleri altüst ederek yerlerine geçtiler. Aras, hemen iki sıra önümde, pencerelerin ışığı altında o rahat, her şeye yukarıdan bakan tavrıyla oturdu.
Ancak bu sefer farklı bir şey vardı. Aras’ın her zamanki umursamaz yüz ifadesinde garip bir gerginlik, gözlerinde ise uykusuzluğun getirdiği koyu halkalar vardı. Masasının üzerine bıraktığı telefonuna gelen bildirimleri sürekli kontrol ediyor, parmaklarıyla sıranın üzerine ritim tutuyordu. Tuttuğu ritmi hemen tanıdım: Dün gece internete yüklediğim yeni şarkımın giriş melodisiydi. Tuzağa düşmüştü. Ruhunu besleyen o sesin, aslında tam arkasında oturan ve yüzüne bile bakmadığı kıza ait olduğundan habersiz, o sese bağımlı hale geliyordu.
Öğle arasına doğru, öğretmenler odasının önündeki boş koridorda yürürken adımlarımı yavaşlattım. Amacım okulun idari panosundaki bazı evrakları incelemek gibi görünse de, asıl hedefim Aras’ın biraz ileride çete üyeleriyle yaptığı gergin konuşmaydı. Duvarın gölgesine sığınarak bir gölge gibi beklemeye başladım.
"Dün geceki şarkıyı dinlediniz mi?" diyordu Aras, sesi her zamankinden daha boğuk ve hırslı çıkıyordu. "O kız... Maskeli olan. Şarkının sözlerinde babamın eski şirket bağlantılarına, geçmişteki o tasfiye dönemine ait net ifadeler var. Bu sadece bir tesadüf olamaz. O kız bizim hakkımızda, ailemiz hakkında kimsenin bilmediği şeyleri biliyor."
Çetenin diğer üyeleri birbirine bakarken, içimden buz gibi bir zafer çığlığı yükseldi. Sancaktar ailesinin geçmişteki kirli oyunlarını, babamı nasıl yok ettiklerini adım adım deşifre ediyordum ve Aras bunun farkına varmıştı.
"Kim olduğunu bulmamız lazım," diye devam etti Aras, yumruğunu duvara hafifçe vurarak. "İnternetteki izini sürün. O maskenin arkasında kim varsa, babamın kulağına gitmeden önce onu bulup karşıma getireceksiniz."
Konuşma biter bitmez arkamı dönüp hızla koridorun diğer ucuna doğru ilerledim. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi çarpıyordu ama bu korkudan değil, heyecandandı. Beni arıyordu. Av, avcının kokusunu almıştı ama avcının kim olduğundan tamamen habersizdi.
Sınıfa geri döndüğümde, sıramın üzerinde duran defterimi açtım ve sayfaların arasına sakladığım, üzerinde babamın eski el yazısıyla yazılmış o küçük piyano notasını çıkardım. Sancaktar krallığını yıkacak olan o büyük yangının ilk kıvılcımı tam şu an parlamıştı. Aras beni ararken, ben onun en zayıf anını kollayacak ve hayatına hiç beklemediği bir anda, en büyük darbeyi vurmak için sızacaktım.
Adaleti kendi tırnaklarımla kazıyarak alacaktım ve bu senfoninin son notasını ben basacaktım.
