2. bölüm · MARSEL
Kendimi Seçiyorum
Anneannemin kulaklarımı dolduran gür sesine uyandım yine. Gözlerim ne kadar açılmak istemese de kulaklarım aynı sesle dolmak istemediği için kalktım yerimden. Perihan Sultan her zamanki gibi erken uyanmış, temizliğe başlamıştı. Sabah rutinlerimi yapıp alt kata indim.
" Günaydın Perihan Sultan. Yine şaşırtmıyorsun beni "
Dedim.
Her sabah yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beni karşılayan anneannemin yine yüzünde güller açmıştı.
" Sana da günaydın sarı papatyam benim "
Dedi.
Anneannem bana sarı papatyam diye seslenir, ben de ona Perihan Sultan ya da Peri Sultan derdim. Bazen gerçekten bir peri ya da bir melek olduğundan şüphelenmiyor değilim. Annem beni bırakıp gittiğinde iki aylıkmışım ve anneannem beni tek başına büyütmüş. Annem hakkında konuşmayı sevmese de sevgisini benden hiç esirgemeden büyüttü beni. Hayatım öyle düşünüldüğü kadar dramatik geçmedi aslında. Perihan Sultan bana sadece anne babalık değil, arkadaşlık da etti. Okuma yazmayı beş yaşımda öğretti, onun sayesinde ilkokulu zorlanmadan bitirdim. Teyzemlerle yan yana oturduğumuz için en yakın arkadaşlarım tabii ki kuzenlerim. Köyde yaşadığımız için hepimiz aynı sınıfta, aynı okulda okuduk. Yaz aylarında dayımlar da geldiğinde kalabalık, kocaman bir aile oluyoruz. Annemin ve babamın yokluğunu küçükken hissetsem de büyüdükçe bu eksiklik azaldı.
" Ben bize kahvaltı hazırlayayım, sen de biraz otur dinlen Perihan Sultan. Ben devam eder… im… "
Dedim.
Elinde tepsilerle açık kapıdan içeri giren teyzem ve kuzenlerim sözümü böldü.
" Günaydınnn. Teyzesinin bir tanesi yorulmasın diye erkenden kalkıp hazırladım kahvaltıyı "
Dedi teyzem.
Ben bir " oooo " çekip teyzemin elindeki tepsiyi alırken kuzenim de teyzeme laf yetiştirmekle meşguldü.
" Hazırladık diyecektin sanırım anneciğim "
Dedi.
Onlar anne kız atışırken hep beraber dışarı çıktık. Elimizdeki börekleri ve kahvaltılıkları masaya yerleştirip güzel bir çay demledik. Teyzem elinin lezzetini kesinlikle anneannemden almıştı. Masaya sonradan Berkay Abi ve Onur'un da gelmesiyle tamamlanmıştık.
" Vay vay, sabah sabah mutfaktan gelen güzel kokuların sebebi belli oldu "
Dedi.
Berkay Abi annesine bakarak övgülerine devam ederken Onur da benim yanıma oturup sadece benim duyabileceğim şekilde " Selin yardım ettiyse kesin zehirleniriz " diyerek Selin'e ters bir bakış attı. Selin ve Onur ikiz oldukları için sürekli zıtlaşıp bazen de beni zor durumda bırakıyordu ama ikisini de çok seviyorum. Birbirlerine kahvaltı boyunca attıkları sert bakışlardan aralarının yine kötü olduğunu anlayıp sabır çekmeye başladım.
" Marsel, tekrar uyumayı düşünmüyorsun değil mi? "
Diyen Selin’e ilk anlamaz bakışlar atıp sonra hâlâ pijamalarımla olduğum aklıma geldi. Teyzem kafasını iki yana sallayıp " Aklınız nerede acaba? " diyerek Perihan Sultan’a döndü. " Genç onlar, bu yaşlarda siz de böyleydiniz " deyip bana bir gülümseme yolladı. Selin ve ben birbirimize bakıp gülerken Onur da " Ben yeni fark ettim pijamalarla olduğunu " deyip kahkahaların artmasına sebep oldu. Kahkahalarla yaptığımız kahvaltıyı toplama görevi Onur, Selin ve bana kalmıştı. Teyzem de evleri süpürme görevini aldı. Berkay Abi " Merkeze gideceğim " diyerek masadan ilk ayrılan olmuştu. Mutfakta fazla bir iş yoktu aslında ama Onur ve Selin'in didişmesi yüzünden iki saatte bitti.
" Kızım, seni alan yandı ben diyeyim "
Diye Onur, Selin'e saydırırken Selin de kırdığı bardağın parçalarını toplamakla uğraşıyordu. " Başımda bağırıp durma, yardım et ya da defol git " dedi. Onur elindeki tabakları dolaba yerleştirip " Benim işim bitti " dedi ve " sana kolay gelsin " anlamında omzuma iki kere dokunarak mutfaktan çıktı. Biz Selin'le mutfağı toparlayıp işi bitirince ben de odama çıkıp sonunda kıyafetlerimi giymeyi akıl ettim. Sarı papatya desenli elbisemi giyip sabah topladığım saçlarımı açık bıraktım ve biraz da makyaj yaptım. Cumartesi günleri köyün meydanında film gecesi yapıldığı için meydana inip hazırlıklarda yardım etmemiz, filmi seçmemiz gerekliydi. Köyün gençleri olarak bu fikri biz ortaya atmıştık, şimdi de bütün iş bize düşüyordu. Selin'in çığlıklarına dayanamayarak çantama telefonumu ve cüzdanımı atıp alt kata indim. Selin dışarıda bekliyor olacak ki ortalarda yoktu. Salona geçip teyzeme ve anneanneme bir öpücük kondurdum.
" Yine çok güzel olmuşsun sarı papatyam, nazar duası oku bol bol " diyerek kolumu sıvazlayan anneanneme dayanamayıp bir öpücük daha kondurdum. Teyzem gözleriyle sevgisini gösterirken bir an dolan gözleri sebebiyle aklından neler geçtiğini merak etsem de yine sorgulamadan vedalaşıp Selin'i bekletmemek için acele adımlarla uzaklaştım. Kapıdan çıkar çıkmaz avlu kapısında saatine bakarak sabırsızlanan Selin'e doğru koşmaya başladım.
" Sonunda " diyerek bana göz devirse de anında gülümseyerek iltifatlar yağdırmaya başlamıştı.
" Anneannem seni boşuna sarı papatyam diye sevmiyor. Bu elbise sana çok yakışıyor Marsel " dedi. Selin'in koluna sıkıca sarılıp " Sen de çok güzel olmuşsun, elbise fiziğine çok yakışmış. Bakanların gözü kalacak " dedim. Bana düşünceli bir bakış atıp yere bakarak güldü. Üzerindeki krem, vücuduna oturan boydan elbisenin kendine ne kadar yakıştığının farkında mıydı acaba? Sevdiği çocuk başka bir kızla çıkmaya başladığı için özgüven eksikliği yaşadığını düşünmeye başlamıştım ki
" Ben her halimle güzelim, yeni bir şey değil. Ama sen kendine nazar duası okurken bir de bana oku " diyerek kıkırdadı. Ben de gözlerimi devirip güldüm. Meydanda hazırlık fazla sürmezdi ama bu kadar erken gitmemizin sebebi bugün hep beraber eğlenmek istememizdi. Okulda son dönemimiz olacağı için beraber vakit geçirmek, eğlenmek istemiştik. Biz eğlenirken de on beş tatilini köyde geçiren küçüklerimiz de bizimle eğlensin istedik ve etkinlik düzenlemeye karar verdik. Ufak yarışmalar düzenledik ve bunu mecburen meydandaki büyük han gibi olan kapalı bir alanda yapacaktık. Havalar soğuktu ve kimse hastalansın istemedik. Bizden önce gidenler kaloriferi yakıp ortamın soğuğunu kırmıştı.
" Marsel, çaktırmadan etrafa baksana. Onlar da burada mı? " dedi Selin. Selin'e " yeter artık " bakışı atıp etrafı gözden geçirdim. En solda köşede gülüşen Fırat ve Efsun'u gördüm. " Soldalar " dedim. Yüzünü buruşturarak " Ne yapıyorlar? " dedi. " Tövbe tövbe, ne yapacaklar? Konuşuyorlar " dedim. Selin beni sağ tarafa çekiştirerek " Seninki de sana bakıyordu, birazdan gelir yanımıza " dedi. Kaşlarımı çatıp Selin'in kolunu çimdikledim. Acıyla mırıldanıp kolunu benden kurtardığında duyduğumuz sesle benim gözlerim büyürken o kahkaha attı.
" Naber kızlar? " dedi Kayra. Selin'in dalağı düşük olduğu için ben konuştum. " İyidir Kayra, senden? " dedim. Kayra'nın gözleri arada Selin'e kayıp durduğu için kendimi açıklama yaparken buldum. " Biz de kendi aramızda şakalaşıyorduk " dedim. Kayra'nın ben konuşurken gözlerimin içine bakarak beni dinlemesi Selin'in dediklerini doğruluyordu aslında. Ona bakarken ilk kez böyle bir şey geçirmiştim aklımdan. " Çok yakışmış elbise sana " dedi. Gülmesi sonunda duran Selin koluma girip beni kendine çekerek " Bak, kuzenimin başına bir şey gelirse senden bilirim Kayra, nazar etme " dedi. Selin'in cümlesine gülümseyip " Teşekkür ederim " demekle yetindim. Bir erkeğe " sen de güzel olmuşsun " diyemezdim, tuhaf gelirdi. " Yakışıklısın " dersem de yanlış anlaşılabilirdi. Ben " ne demem gerekir " çelişkisini yaşarken Onur da yanımıza geldi. " Yine çok güzel olmuşsun kuzen " deyip yan gözle de Selin'i süzdü. " Sen de idare edersin " dedi. Elini Kayra'nın omzuna atıp " Sen de yine göz kamaştırıyorsun kardeşim " diyerek Kayra'yı da es geçmedi. Bu kadar iltifatın tabii bir karşılığı olmalıydı. " Bütün kızların gözü yine sende Onur, aman yanımızdan ayrılma " diyerek ona takıldım. Selin memnuniyetsiz mırıltılar çıkararak sessiz kaldı. Kayra " Sen de yakıyorsun kardeşim " diyerek karşılık verdi. Biz sohbet ederken misafirhane de yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.
Bulunduğumuz bu han eskiden misafirhane olduğu için herkes buraya misafirhane demeye devam etti. Ama dört yıl önce etrafa açılan oteller yüzünden boşaltıldı. Boş durmasını istemediğimiz için burayı köyün gençleri olarak sandalyeler, masalar ve minderlerle dekore ettik. Gençlerin buluşma yeri haline getirdik. Aslında bir kafe yapmak istemiştik ama imkânımız olmadı ve böyle etkinlikler, festivaller için, sinema geceleri için ayarladık. Herkes bir masaya geçip hazırlıklara yavaş yavaş başladı. Kimileri süslemeleri, kimileri bayrakları ayarladı. Büyükler ve küçükler olarak iki takım olacaktı. Mavi ve kırmızı formalar ayarladık. Mavi takımda büyük maviler ve küçük maviler, kırmızı takımda da büyük kırmızılar ve küçük kırmızılar olacaktı. Büyükler kendi aralarında, küçükler de kendi aralarında yarışıp takımlarına puan getirecekti. Öğle saatinde başlayacak etkinliğin son hazırlıkları bittiğinde hem yorgunluk hem de heyecan vardı. Bir hafta sonra okullar açılacaktı ve mezun olacaktık. Lisenin son dönemini okuyor olmak hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu. Bu misafirhanede toplandığımız son zamanlarda aklıma hep " seneye ne olacak " düşüncesi gelip giderdi. Kimler gidecek, kimler kalacak, ben nereyi kazanacağım? Çok çalıştığım söylenemezdi ama çalışıyordum. Omzuma dokunan elle irkildim. " Korkutmak istemedim, kusura bakma " diyen Kayra'ya sorun yok anlamında başımı salladım. " Bir anda daldın, seslendim duymadın. Şimdi de biraz modun düştü gibi. Bir sorun mu var? " dedi. Kayra yine gözlerimin içine bakarak konuştu, sanki gözlerimden düşüncelerimi okumaya çalışır gibiydi. Bakışları benim de düşünmemi zorlaştırdığı için bir süre gözlerine baktım ve " Yoruldum biraz, ondan dalmışım " dedim. Gözlerini hiç ayırmadan gülümsedi. Yüzüme bir an içimde bir dalgalanma hissettim. Aramızdaki boy farkını da o an fark etmiştim. Bildiğim kadarıyla 1.80 boyu vardı. Aramızda on beş santim vardı.
" Ben de yoruldum. Misafirler gelene kadar oturup bir çay içelim mi? " dedi. O kadar güzel bir tonda teklif etti ki kırmak imkânsızdı. Bunca zaman arkadaştık, hiç bu kadar kendimi kasmamıştım onun yanında. Bu içimi saran his neyse beni onun yanında rahat hissettirmiyor. " İyi fikir ama çayları sen taşıyacaksın, elbiseme dökülsün istemem " dedim. Hissettiklerimi dışa yansıtmamak için rahat olmaya, rahatmışım gibi görünmeye çalıştım ve bence başarılı sayılırım. Birden olan bir durum değildi ama uzun zamandır inkâr ettiğim bir durumdu. İnsan duyguları her koşuldan etkilenmese ne kadar kolay olurdu hayat? Beni kafasını sallayıp gülerek onayladı. Kalabalık arttıkça sesler de çoğalmaya başlamıştı. Ben masada Kayra'nın çayları getirmesini beklerken gözlerimle Onur ve Selin'i aradım. Onur biriyle hararetli bir konuşma içindeyken Selin ortalarda görünmüyordu. Kayra'nın çayları masaya koymasıyla ben de odağımı değiştirdim. Karşıma oturup kendi çayını önüne aldığında aramızdaki sessizliğin saçmalığını fark ettim. " Teşekkür ederim " diyerek ben de çayımı önüme aldım. " Afiyet olsun Marsel " diyen Kayra'nın ağzından ismimi duymak bile o an farklı hissettirmişti. Bugün bir gariplik vardı. Biz neredeyse her gün beraberdik, okulda okul dışında, baş başa değil ama sonuçta aynı ortamdaydık. Sanki bakışları bugün daha farklı, konuşması daha farklıydı. Ben de farklıydım, kabullenir gibiydim. Selin'in " seninki " demesi bir sahipleniciliğe itti belki beni. Beni yine düşüncelerimden Kayra çıkardı. " Çok ciddiyim, bir sorun mu var? Çok dalıyorsun " dedi. Tek kaşı hafif havalandı ve yüzü ciddileşti. Ben bütün düşüncelerimden sıyrılıp sadece bakışlarına odaklandım. Garipti, şu an yaşanan her şey, garipti işte. Ben kafamdan mı kuruyordum yoksa mümkün müydü? Geriye doğru yaslandım. Onun ciddi ifadesine karşılık gülümsedim, sanki ateşle suyun karşılaşması gibiydi. Bakışları o kadar güven veriyordu ki benim için dünyayı ateşe verebileceğini hissettirdi. Hep gülüp eğlenirdik, çok nadir ciddiyken gördüm onu. Şimdi karşımda o kadar ciddi oturuyordu ki benim canımı sıkan her neyse bilmese de onun da canını sıkıyor gibiydi. Benim sorunuma değil de kendi sorununa bir çözüm arıyor sanki. Onu rahatlatmam gerektiğini hissettim o an, bu his ağır bastı. " Bir sorunum yok, gerçekten. Burada toplandığımız zamanlar mutlu oluyorum ve bu mutluluk hiç bitmesin istiyorum. Sanki... " dedim. Sözümün bitmesine fırsat vermeden söze girdi.
" Sona yaklaşıyoruz gibi mi? " dedi. Bakışları yine derinleşmişti. Duvarlarımı aşmak ister gibi bir hali vardı. Düşüncelerimi merak ediyordu. " Sanırım öyle. Bu günleri özleyecekmişiz gibi hissediyorum " dedim. Gözlerime bakıp gülümsedi. " İllaki buluşacağız. Burada bizler gidince bu misafirhane bizden sonrakilere kalacak, eğlenecekler ve biz de burada olduğumuz zamanlarda onlara katılacağız " dedi. O an içimde anlamsız bir kırgınlık oldu, sebebini anlamasam da içimde bir şeyler acıdı gibi. Sanki onun için benden ayrılıyor olmak diğer herkesten ayrılıyor olması gibi hissettirdi.
Gözlerimi onun gözlerine diktim. Gözlerinden onun içini okumak istedim, bir yerlerde bana olan sevgisini görmek istedim. Gözleri gözlerimde masaya doğru eğildi. " Belki biz vedalaşmak zorunda kalmayız Marsel " dedi. Gözlerine baktım, ben de öne doğru eğilip " Nasıl ya... " demeye kalmadan ne zaman geldiğini fark etmediğimiz Selin sözümü bölerek konuştu. " Ooooo gençler, ne kaynatıyorsunuz burada BAŞ BAŞA? " dedi. Ben Selin’in sesini duymamla hızla geriye yaslanırken Kayra da yavaş yavaş doğruldu. " Dinlenirken bir de çay içelim dedik, sen de alır mısın? " dedi Kayra her zamanki samimiyetini takınıp konuşurken. Selin benim önümdeki çaydan bir yudum almıştı bile. " Ay buz gibi olmuş bu çay. Neyse, çayı sonra içeriz. Misafirler geldi, gidip karşılayalım. Hem anneannem ve annem Marsel’i soruyor " dedi. Ben kafamı çevirip baktığımda misafirhanenin dolduğunu ve bir masa dolusu ikramlık geldiğini gördüm. Kayra ve ben ayağa kalkıp birbirimize müsaade ister gibi baktık. " Ben bizimkilere uğrayıp bir hoş geldin edeyim " dedim. Kayra tebessüm edip " Ben de bizimkilere bakayım. Görüşürüz kızlar " diyerek uzaklaştı. Selin koluma vurarak " Kız, siz ne konuşuyordunuz öyle? Birbirinizin içine girmiştiniz " dedi. " Dip dibeydiniz. İlanı aşk mı etti yoksa? Ben biliyordum zaten " dedi. " Demiştim sana, seni seviyooo. Ayyyy inanamıyorum. Çok güzel. Sen neden heyecanlı değilsin? Naz mı yapıyorsun yoksa? " dedi.
Selin'in çok konuşmak gibi bir kusuru olduğunu söylemiş miydim? " Mezuniyeti falan konuştuk, nasıl olur diye " dedim. Sonuçta mezuniyeti konuşmuştuk, yalan değildi. Selin itiraz edecek gibi olsa da anneannem ve teyzemin yanına geldiğimiz için sustu. " Hoş geldin Perihan Sultan, sen de hoş geldin teyzelerin gülü " deyip iki elimi omuzlarından attım ve yanaklarına öpücükler kondurdum. " Dünyanın en güzel karşılaması " diyen teyzeme Selin'den cevap gecikmedi. " Öyle mi anneciğim? Bana da aynısını demiştin " dedi. Teyzemle anneannem gülerken masamıza geçip oturduk. Berkay Abi ve Onur yine masaya gelen son kişilerdi. Selin'e baktığımda surat astığını fark ettim. Kimse duymasın diye kulağına eğilip elimi siper ettim ve " Suratını asıp durma artık " diye uyardım. Diline acı biber değmiş gibi irkilip bana döndü. Önce tebessüm etti, ben kaşlarımı çatınca kocaman gülümsedi. Ben de ona kocaman gülümsedim. Bu gülümsemenin altında " işte böyle " yatıyordu.
Biz teyzemlerin sohbetine müdahil olurken yarışacak kişiler de seçiliyordu. Ben katılmayı düşünmüyordum ama Selin'in zoruyla kabul ettim ve Onur'u da ikna edip üçümüz kırmızı takıma geçtik. Bizim takıma üç kişi daha seçildiğinde yerimizi aldık. İlk yarış halat çekmeydi. En önde Onur, onun arkasında ben, benim arkamda Selin ve Selin arkasında sırayla Nazlı, Cemal, Eren vardı. Hepimiz aynı sınıfta olduğumuz için birbirimizi tanıyıp cesaretlendirme konuşması yaptık. Bu sırada karşı takım da yerini almaya başladığında Kayra'nın da en önde durduğunu fark ettim. Kalbim yine hızlandı. Selin arkadan imalı imalı koluma vurmaya başlayınca kolumu söküp al diye önüne atasım geldi ama ben hiçbir şey belli etmemek adına yine tepkisiz ve sessiz kalmayı seçtim. Yarışma başladığında gayet iyiydik ama Selin Hanım eli acıdığı için halatı bıraktı. Onun bıraktığını gören Nazlı da kazandık sanarak halatı bırakıp kutlamaya başladı ve biz kaybettik.
" Sen aptal mısın kızım? Oynamayacaksan niye katılalım diye zorluyorsun? " diye Onur, Selin'e bağırırken Cemal de Nazlı'ya çıkışıyordu. " Sen niye gözlerin kapalı oynuyorsun? Hadi oynuyorsun, gözlerini açtığında neden etrafına bakmıyorsun? Kazansak biz de kutlarız " dedi. Ben bir köşeye geçip Selin'e ters ters bakarken Onur'a laf yetiştirmekle meşguldü. " Elim acıdı diyorum, anlamıyor musun? E-lim-a-cı-dı " dedi. Onur sinirle soluyarak " Ya sabır, bu kadar hassassan katılmasaydın yarışa " dedi.
" Oyun bu, kaybetmek de var kazanmak da. Durduk yere neden hırs yapıyorsun? " dedi Selin. Onur Selin'e ölümcül bakışlar atıp yanımızdan uzaklaşırken Cemal ve Nazlı sakinleşmişlerdi. Biz kenarda diğer oyunu konuşurken Onur Selin'le kavga etmemek için gelmedi. Bu sırada küçüklerin takımı hanemize bir puan getirdi ve eşitlendik. " Şu küçük cadıyı görüyor musun? Selin'le onu değiştirsek daha mantıklı " diye yanımda bitiveren Onur'a güldüm.
" Bu takım oyunu, burada bari kavga etmeyin " diyerek Onur'a ricada bulundum ama bildiğim bir şey vardı: Bu da imkânsızdı. Diğer turda takımdan iki kişi seçmemiz gerekti. Beş tane basket atan takım kazanacaktı ve iki kişi sırayla atacaktı. Biri atamadığında sıra diğerine geçecek şekilde beş basket olana kadar devam edecektik. Ben bu tarz oyunlarda iyi olmadığım için öne çıkmadım. Onur bir ara basketbol takımında olduğu için kendine güvenerek öne çıktı. Kimse bizler kendi aramızda " sen çık, sen çık " diye paslaşırken Selin'i çıkarma kararı aldık. Onur bu durumdan memnun olmasa da benimle göz göze gelerek sessiz kaldı. Karşı takımdan Kayra ve Hasan çıkmıştı. Gözlerimi Kayra'ya diktiğimde o da kısa bir an bana bakıp oyuna döndü. Kayra'nın " belki biz ayrılmayız " dediği aklıma gelince istemsiz içimde bir umut doğdu ve kendi kendime bunun nedenini sorgulamaya başladım. Bu yarış hızlı bitti çünkü Onur sadece bir kez ıskaladı ve onda da Selin basket atarak sadece bir kere ıskalamış oldular. Selin basket attığında Onur'la sarılıp önce kutladılar, sonra aydınlanma yaşayıp ayrıldılar. Biz takımca onların bu haline gülerken yine kavga etmeye başlamışlardı bile. Birkaç tur oynandıktan sonra son oyuna gelmiştik. Biz kazanırsak berabere bitecek, onlar kazanırsa birinci olacaklardı. Son oyunda ne kadar istemesem de ısrar ettikleri için katıldım. Çuval yarışıydı ve rakibim Zeynep'ti. Oyun sonunda kazanan ben oldum ve günü iki takım da berabere bitirdi.
" Eğer sen o ipi ' elim acıdı ' diye bırakmasan şu an birinciydik " dedi Onur. Selin'e hâlâ sinirli olsa da Selin asla umursamıyor ve tabii cevap vermekten de geri durmuyordu. " Asıl sen yumurtayı düşürmeseydin biz birinciydik " dedi. Kayra elindeki kaşığı Selin'in yüzüne yaklaştırıp " O kadar kaşığın içinde gidip en yamuk olanını seçmeseydin düşmezdi " dedi. Genel olarak çok nadir konuşan Eren bıkmış olacak ki " Hep böyleler mi? " diye sordu. " Aslında bazen iyi anlaşıyorlar " dedim. Eren şaşırmış gibi gözlerini büyütünce ben de kendime inanamayıp güldüm. Daha sonra herkes dağıldı ve dinlenmek için kendilerine bir köşe seçti. Yarışmayı izlemek için gelen misafirler de yavaş yavaş ayrıldılar. Büyükler genelde sinema gecesine katılmaz, katılacakları zamanda anlaşarak toplu gelir, gün evine çevirirlerdi. Misafirhanede sadece Kuyu Köyü gençleri kalmıştık. Ne zaman burada toplanacak olsak köyün kadınları kendi arasında anlaşır, börek, çörek, tatlı bir şeyler yapar getirirlerdi ve biz de onları ikramlık olarak hem gelenlere dağıtır hem kendimiz yerdik. Etrafta koşuşan çocuklar masaların üzerindeki ikramlıklardan kalan çöpleri toplar, oyunlar oynar, sinema izleneceği vakitte evlerine dağılırlardı. Kendi aramızda bir düzen kurmuştuk: En son sınıfa gelenler koordinasyondan, küçükler temizlikten sorumluydu. Yerlere çöp atanları tek tek çekinmeden uyarıyorlar ve gün sonunda misafirhane temiz kalıyordu. Çocuklar bu şekilde duyarlılık da kazandılar, hatta köyler arası en temiz ilkokul seçilip köyümüzü gururlandırdılar. Bazı günler korku filmi izlediğimiz için çocukları almazdık aramıza. Bazı günlerde onlarla animasyon izleyip eğlenirdik.
Boş bir masaya geçip etrafa göz gezdirmeye başladım. Herkes mutluydu, yüzünü asan kimse yoktu, tabii benim saftirik kuzenim dışında. Ne kadar umursamaz davransa da üzüldüğü belliydi. Gözlerinin arada Fırat ve Efsun'a kaydığını fark etsem de karışmak istemedim. Ben Selin'i düşünürken telefonuma gelen mesajla dikkatim dağıldı. Telefonu açtığımda mesajların Kayra'dan geldiğini gördüm.
" Konuşabilir miyiz? "
" Söğüt ağacının ordayım "
Mesajları okuduğumda kalbim yine o yabancı hisle doldu. Selin'e bir bahane uydurup çıkmazsam beni arayacağını bildiğim için mesaj attım.
" Ben eve ayakkabılarımı değiştirmeye gidiyorum. Filme yetişirim "
Yazarak misafirhaneden çıktım. Kalbim o kadar hızlı atmaya başlamıştı ki Selin'e söylediğim yalanı bile umursamamıştım. O an bir şey fark ettim: Bu sadece sevgi değildi çünkü ben sevdiğim kimseye karşı böyle değildim. Selin'in yanında kalbim hızlanmıyordu, anneannem bana baktığında heyecanlanmıyordum. Bu aşktı. Başıma gelen en güzel şey çünkü şu an kanatlarım var gibi, uçuyormuş gibi hissediyordum. Ben her adımda duygularımla yüzleşirken adrenalin tüm bedenimi etki altına aldı ve elimin titremesine, bacağımın uyuşmasına engel olamadım. Söğüt ağacına yaklaştığımda Kayra söğüt ağacının altındaki çardakta oturmuş beni bekliyordu. Hafifçe boğazımı temizleyerek geldiğimi belirttim. Kayra sesimi duyar duymaz ayağa kalkıp bana yine gözlerini gözlerime dikti. " Üşüdün mü? Yanakların kızarmış " diyerek üzerindeki montu çıkarıp omuzlarıma bıraktı. O an montumu giymeyi bile unuttuğumu fark ettim. " Teşekkür ederim " dedim. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilememek ne kadar kötü. O bana baktıkça koşarak oradan uzaklaşasım geliyordu. Aramızda yine saçma bir sessizlik vardı. Sanki o konuşmak için hazırlanıyor, ben de sessizliği bozamayacak kadar gergindim. " Ben sana bir şey söyleyeceğim Marsel " diyerek konuya girdi ve oturdu. Sanki o da ne yapacağını bilemiyormuş gibiydi. Ben de rahat hissetmesi için karşısına oturdum.
" Babam, ‘ Erkek adam duygularından eminse kaçmaz ve saklamaz ’ der. Ben de duygularımdan kaçmak ve saklanmak istemiyorum. Seni seviyorum Marsel ve bunu kabullenmem uzun sürdü. Kabullenince de arkadaşlığımız bozulsun istemedim. Beni sevip sevmemen önemli değil ama ben bunu senden saklayamazdım. Mezun olacağız ve her şey için geç olacak. Bana cevap vermek zorunda değilsin, sadece bil " dedi. Kayra gözlerini bir an bile gözlerimden çekmeden her kelimesi kalbime işleyecek şekilde konuştu. O konuştukça benim omzumdaki yükler hafifledi. Kalbim artık yerinden çıkacak gibiydi. Benim bir şeyler söylemem lazımdı ama bu kısma hiç çalışmamıştım. Benim kabullenişim yeniydi, onun gibi zamanım olmadı. Gözlerinden gözlerimi çeksem bana bir daha bakmaz gibi hissettim. Bu his kalbimin kasılmasına sebep oldu. Düşüncelerim birbirinden alakasız beynime ve kalbime saplandı. Hislerimi cümleye dökmem lazımdı, ne hissediyorsam söylemeliydim. Ben böyle zamanlarda her zaman kendimi ifade etmekte zorlanırdım.
°°°°°°°° 4 yıl önce
" Annesini seçerse ne olacak? "
" Gidecek "
Dedi anneannem. Ağlama sesini duydum. Onun üzülmesine asla dayanamazdım. Ben onu bırakıp asla gitmezdim ki.
" On dört yıl oldu. Bunca zaman neredeymiş? Bir mektupla annesini, kardeşlerini, kocasını, çocuğunu terk edip gitti. O kız iki aylıktı annesi ' ben kendimi seçiyorum ' deyip terk ettiğinde " dedi teyzem. Bu konuyu hiç sormadım. Hatta duyduğumu bile söylemedim. Bazen gözleri dolar bana bakarken hiç cesaret edip sebebini sormadım. Bir kadın yanıma gelip " Seni annene götürmemi ister misin? " dediğinde " On dört yıldır bana bakan anneannemi seçiyorum " dedim. Kadın dudaklarını büzdü. " Emin misin? " dedi. Kafamı salladım. " Peki o zaman, annene söylemek istediğin bir şey var mı? " dedi. Bir cümle kurmamı bekledi ama ben söylemek istediğim her şeyi yuttum ve sessiz kaldım. Ben sessiz kaldığım için o kadın vicdanı rahat bir şekilde hayatına devam etti.
°°°°°°°°° Günümüz
Benim kendimle olan savaşım bittiğinde benden cevap bekleyen Kayra ile yüzleştim. Hissettiğim her şey gerçekti: Bu sevgi, aşk, mutluluk, heyecan, gerginlik ve artık kaybetme korkusu. Kabullendiğim her duygu başka bir duygunun kilidini açıyordu sanki. Ben hazırdım birini sevmeye, güvenmeye ve bu duyguların bende yarattığı etkiye.
