7. bölüm · MARSEL

KARAR

sude Sbskkfg

Sonunda beklenen gün geldi. Elimdeki kitapları çantama tıkıştırırken Selin'in sabırsız bağırışlarına da cevapsızdım. Hızlı başlayıp hızlı biten bu ara tatil bana, hızlı başlayıp hızlı biten bir ilişkiden başka bir şey katmamıştı. Tatilin son günleri düğün dernek derken yorsa da eğlenmiş, kafa dağıtmıştık.

"Nerede kaldın Marsel, hadi artık!" Selin'in sabırsızlıklarına oflayarak çantamı alıp aşağı indim.

"Bağırma artık aptal." Selin'e tahammülü kalmayan Onur da söylendiğinde yanlarında bitiverdim.

"Geldim, geldim!" Selin geldiğimi görüp Onur'a söyleyeceklerini yutup önden hızlı hızlı yürümeye başlamıştı bile. Onur gözlerini devirip "Bu ne okul merakı anlamadım." dediğinde biz de Selin'i takip etmeye başladık. "Teyzem de anneannemle gitmiş." Ben sessizliği bozup ortaya bir konu attım.
"Evet, yayla evinde kalacaklarmış iki üç gün."
Ben neden bu kadar az kaldıklarını merak ederken Selin de sohbete dahil olup merakımı giderdi:

"Erken dönecekleri için seninle vedalaşmadılar. Şu gizemli misafir gelecekmiş, o geleceği gün dönecekler. Annemin ağzını aradım ama yok, söylemedi."
Gizemli misafir her kimse belli ki pek sevilmiyordu. Onu eve almak yerine o kadının odasını hazırlatmıştı anneannem. Onur'un da ciddi bakışlarından bu konuyu bizim gibi merak ettiği belliydi. Yolun geri kalanında bu konu üzerinden konuşup fikir yürüttük.

Okulun önüne geldiğimizde öğrenciler sınıfa girmeye başlamıştı. Hızlı adımlarla kendi sıramıza geçip bekledik. En son sınıf olduğumuz için sıradan da en son bizdik. Geldiğimizi gören sınıf arkadaşlarımızla sessiz bir selamlaşmanın ardından sınıfımıza geçtik. Sınıfta herkes yerini aldığında biz de Selin'le en arkada yerimizi alıp oturduk. Önümüzde Onur ve Kayra vardı. Bayıldığım günden sonra hiç konuşmamıştık. Selin'e beni sormak için birkaç defa yazmıştı. En son yazdığında buluşmak istediğini söylese de ben yüzünü bile görmek istemediğimi söyleyip konuyu kapattım. Onur konulara çok hakim olmasa da bazılarını biliyordu. Kayra'ya en yakın arkadaşı olduğu için konudan bağımsız kaldı. Son durumları öğrendiğinde de bana nasıl davranmasını istersem öyle davranacağını söyledi. Kayra ile asla eskisi gibi olamazdık ama eskiden bir yakın arkadaşlığımız vardı. Bu yüzden onların arasındaki arkadaşlığa sebep olmak istemedim. Son zamanlar Onur ve Giray da baya yakındı. Giray ben bayıldıktan sonra birkaç defa bize gelip durumumu öğrendi. Bizimle oturup kaynaştı, Onur'la da iyi anlaşmaya başladılar. Selin ilk başlarda eski soğuk tavırlarından dolayı ön yargılı davransa da o da Giray'a ısındı. Bana da o kadın hakkında tekrar üstelemeyeceğini, hatta o konuyu kapattığını söyleyip özür diledi.

"Günaydın." diyen Giray'la daldığım düşüncelerden çıkıp gerçekliğe döndüm.

"Günaydın." Üçümüz de günaydın diyerek cevaplamıştık ama Kayra'dan ses çıkmamıştı. Giray da fark edip birkaç saniye düşündükten sonra yan tarafındaki sıraya oturdu. Son zamanlarda Kayra eskisi gibi değildi. Beni hastanede ziyaret etmemesi, Selin'e beni sorup üstüne düşmemesi ve şimdi de Giray'a olan tepkisi çok anlamsızdı. Ben konusunda anlamıştım ama Giray'la ne derdi olabilirdi?

"Kaşlarını düzelt, öldürecek gibi bakıyorsun." diyen Selin'e sessiz olması için dirsek attım.

"Aaa!" Onur arkasını dönüp sızlanan Selin'e gülerken ben bana doğru gelen Mete'ye döndüm. "Günaydın gençler." diyen Mete'ye Kayra'nın da cevap vermesine daha çok şaşırdım. Giray'la ne derdi olduğunu düşünürken Mete elini omzuma koyup "Bak Marsi, yine söylüyorum, bayılırken haber ver." deyip göz kırptı. Gülerek "Tamam." deyip yerine oturmasını izledim. Sınıfa gelen herkes Kayra dışında durumumu sorup yerine geçti. Kayra; Giray ve ben dışında herkesle selamlaşıp konuştu. Hoca ilk on beş dakika ders işleyip geriye kalan zamanda isteyen test çözsün, isteyen kitap okusun diyerek serbest bıraktı. Sabahki bütün derslerimiz bu şekilde geçti.

"Acıktım ben, siz de acıktınız mı?" diye soran Selin'e ilk cevap Onur'dan geldi. "Acıkmadık desek geçecek mi açlığın?" Selin gözlerini devirip "Ne alaka? Sen kendini her sorulana cevap vermek zorunda hissetme." Yine kendi aralarında tartışmaya başladıklarında kafamı iki yana sallayıp konuyu kapattım.
"Zilin çalmasına birkaç dakika var, ben hepimize yetecek kadar yemek getirdim." Yüzümdeki gülüş ve imalarım ikisini de meraklandırırken aklıma gelen şeyle Giray'a döndüm. "Öğlen bizimle yemek yiyeceksin, itiraz yok." deyip göz kırptım. Giray hiç beklemediğim bir şekilde bu durumdan çok mutlu olmuştu. "Seve seve eşlik ederim." dediğinde önüme döndüm.

Beni ziyarete geldiği bir gün anneannem börek yapmıştı. Giray o kadar sevdi ki börekleri, gidene kadar övüp anneanneme teşekkür etmişti. Bu sabah erken çıktıkları için karşılaşmamıştık ama bana börek yapıp büyük bir saklama kabında çantama koymuş. Perihan Sultan'ı o kadar iyi tanıyorum ki bu böreklerde Giray'ın da payı olduğu çok açık. Anneannemin bu ince düşüncesine içten içe mutlu olurken zil de çaldı.

"Okul bahçesindeki çardağa inelim." diyen Onur'a ayak uydurup hepimiz indik. Selin ve Giray börekleri görünce birbirlerine gözlerini kısıp keskin bakışlar atmaya başladı. Kayra sanki zorla tutuluyormuş gibi bir köşede durmuş, Onur da gülerek Selin ve Giray'ı izliyordu.
"Marsel, börekleri sen mi yaptın Perihan Teyze mi?" Giray'ın bu sorusuyla Onur ve Selin aynı anda gülmeye başladı. Ben kaşlarımı çatıp onlara baksam da ikisi de gülmeye devam etti.
"Anneannem yap..." Sözümü bitirmeden Onur beni bölüp gülmekten zor konuşarak "Bu ikisi makarna bile yapmaz." dediğinde Selin gülmeyi bırakıp Onur'a ters bir bakış yolladı. Onur hiç istifini bozmadan konuşmasına kaldığı yerden devam ederek "Marsel'in travması börek yapmak." deyip bana göz kırptı. Ben de yüzümdeki sahte ciddiliği bir kenara atıp gülümsedim. Giray merakla "Neden ki?" diye sorduğunda Kayra oturduğu yerden kalkıp "Ben sınıfta olacağım." diyerek uzaklaştı. Onun bu tavrına hepimiz şaşırmıştık. "Morali bir şeye bozuk gibi, bir iki güne düzelir." diyen Onur konuyu tekrar bana getirdi.

"Biz konumuza dönelim, sana Marsel'in nasıl börek yapamadığını anlatayım."

"Merak ettim şimdi." diyen Giray'a yalandan göz devirip güldüm. Onur her defasında aynı heyecanla anlatıp eğlenirdi. Ben Kayra'nın son zamanlardaki anlamsız tavırlarını düşünürken Onur da anlatmaya başladı.

"Bir gün annemler bahçeye gitti. Biz üçümüz de evde acıkınca bir şeyler yapalım dedik. Bu ikisi beni çıkardı mutfaktan, tutturdular börek yapacağız. Yumurta kırın diyorum, yok. İyi, ne yaparsanız yapın dedim. İçecek almak için bakkala gittim. Bir geldim, bahçede kedi ağzında bir şey var. Neyse, gittim mutfağa bir baktım, yere kıyma, un, tuz, her şey dökülmüş. Selin geçmiş köşeye ağlıyor, Marsel de söylene söylene temizliyor." Onur o görüntü gözünün önüne gelmiş gibi kahkaha atıp devam etti. "Neyse, ben kırdım bir yumurta yedim, bunlar da mutfağı temizledi. Sabah başladıkları börek akşama oldu. Onu da fırının ayarını bilmeden sadece üstünü kızartmışlar, altı çiğ kalmış." Selin o günü hatırlayıp yüzünü buruşturduğunda ben de elimi yüzüme siper edip utancımı gizledim.

"Annem altını pişirecekti ama akıllılar kıymayı kavurmadan böreğin içine koymuş. Yaptıkları iş hiçbir şeye benzemedi, üstüne kedi ziyafet üstüne ziyafet çekti." Onur ve Giray gülerken ben de Selin'e ters bir bakış atıp "Ben kavuralım dedim ama Selin Hanım 'Zaten pişecek, annem hep böyle yapıyor.' deyince vazgeçtim." dedim. Selin bana "Öyle mi?" bakışları atıp börek yemeye başlayınca Onur ve Giray da sırayla böreklerini alıp yemeye başladı. Öğle saatimiz bittiğinde dördümüz de doymuştuk. Onur ve Giray önden giderken Selin'le biz de peşlerinden takip ettik. Bu son birkaç haftada Giray'a karşı düşüncelerim değişmişti. Annem konusunu kapatmıştı ve bana da daha iyi davranmaya başlamıştı. Sınıfa geldiğimizde Kayra, Cemal'in yanına oturmuş sohbet ediyordu. Gözlerim kısa bir süreliğine ona kaydığında o da bana baktı. Gözlerinde kırgınlık vardı ama neden diye sordum kendi kendime. "Neden?" dedim sadece kendimin ve onun anlayabileceği bir şekilde. Gözlerime ona bakmayı yasaklayıp sırama geçtim. Bana "Ayrılmak yok." dediği gün kollarında güvenle uyuduğum o değilmiş gibi bir gün sonraki tavrını anımsadım.

"İyi misin?" Selin'in her şeyin farkında olması bana her zaman iyi gelirdi. Yüzüm ne zaman düşse anlar, ne zaman bir derdim olsa yanımda olurdu. Giray meselesinde beni hiç yalnız bırakmadı. Ayrılmaya karar verdiğimde o da benim gibi çok üzüldü. Gözlerim yine istemsiz Giray'a kaydığında sırtı bana dönük oturuyordu. Selin baktığım yöne bakıp benden cevap beklerken ben de "İyiyim." diyerek önüme döndüm. Onur yerinden kalkıp Kayra'nın yanına gittiğinde bir süre konuşup dışarı çıktılar. Selin de fark etmiş olacak ki bir süre birbirimize bakıp tam peşlerinden gitmek için kalktık ki hoca gelince yerimize geçmek zorunda kaldık. Derste yine etüt yaptık. Onur ve Kayra öğleden sonraki derslere katılmamışlardı. Eve gideceğimiz zaman Selin Onur'u bilmem kaçıncı defa arasa da yine açmadı.

"Bir sorun mu var kızlar?" diyen Giray'a
"Onur'a ulaşmaya çalışıyoruz." dedim. "Gidelim biz, açmıyor." diyen Selin'e ayak uydurup okuldan çıktık. "Benim meydanda işlerim var, yarın görüşürüz kızlar." diyerek uzaklaşan Giray'la vedalaşıp biz de evin yolunu tuttuk.

"Sence Onur biliyor mudur?" sorduğum soruya Selin'den cevap biraz geç geldi.

"Bilmiyorum ama sorduğumuz zaman bizden saklamaz."

"Kayra saklamasını isterse saklar."

"Neden istesin ki? Sonuçta senle buluşup konuşmak istedi. Havadan sudan konuşacak değil."

Kafamı sallayıp sessiz kalmayı tercih ettim. Bugün Kayra Giray'a da çok ayıp etti. Bir insanın karakteri bu kadar çabuk değişemezdi. Giray soğuktu ve eskiden bana pek arkadaşça yaklaşmasa da sebebini konuşup halletmiştik. Kayra'nın hiçbir problemi yoktu. Kafamda ne kadar anlamlandırmak istesem de yine başladığım yerde kaldım.

"Selin, benim bir işim var. Sen eve geç, ben iki saate gelirim." diyerek Selin'den ayrıldım. Arkamdan "Nereye? Alooo! Kime diyorum?" "Marsel! Nereye, ne işi?" diye bağırsa da ben hızlı adımlarla uzaklaştım. Kafamdaki soruların cevaplarını sadece bir kişi verebilirdi. Bayılma olayından sonra her ne kadar yüzünü görmek istemesem de şimdi işler değişti. Kayra'nın evine gitmek için meydandan geçmem gerekti. Meydan uzaktı ama zor taraflarda kaldığımız için meydandan geçerek gitmek daha kısa olurdu. Kafamda sadece Kayra'ya soracağım sorular vardı. Kayra'ların evine giden patikaya girmeden önce ağaçlık alanda Giray'ı gördüm. Gözlerimi kısıp ne yaptığını anlamak için yavaşlayıp baktığımda ağladığını ve biriyle konuştuğunu fark ettim. Yanına gidip gitmemek konusunda kararsızdım. Kiminle konuştuğunu ağaçlardan fark edemesem de yanına gitmeye karar verdim. Ona yaklaştığımda kulaklarımı o tanıdık ses kaplamıştı. Geldiğimi belli etmeden uzaklaşmak istesem de Giray beni görüp gözlerini silerek "Ma... Marsel." dediğinde çok geçti. O kadın olduğu yerden hareketlenip bana baktığında onunla aynı ortamda bulunuyor olmak gerilmeme sebep oldu. "Ağladığını görünce merak ettim." diyerek durumu izah ettim. "Biz de..." O kadının konuşmasına müsaade etmeden "Senin yanına daha sonra uğrarım Giray." deyip uzaklaştım. O kadın Giray'a ne demişti de ağlatmıştı? Aklım Giray'da kaldığı için arkamı dönüp baktım. Giray bıraktığım yerde kalmış, gözleri yaşlı bana çok farklı bir şekilde bakıyordu. Önüme döndüğümde çarptığım bedenle sendeleyip yükselen adrenalini bastırmak için nefeslendim. Kafamı kaldırıp baktığımda Onur'la göz göze geldik.

"Omzumu kırdın Onur."

"İyi misin?" Onur'un sinirle sorduğu soruya şaşkınlıkla sessiz kaldım. Birkaç saniye bakışmamızdan sonra çatılan kaşlarının sebebini merak edip:

"Sorun ne, bir şey mi oldu?" diye sordum. Gözleri arkamda bir yere kitlendi. "Senin ne işin var Giray'la orada, hem de Kayra'nın evine bu kadar yakın?" Ben Onur'un söylediklerini anlamlandıramazken o konuşmasına devam etti. "Marsel, bir şey mi var aranızda?"

"Ne diyorsun sen, kafayı mı yedin?" Onur elini başına götürüp "Buradan gidelim." dedi. Ben ona kırgın bakışlar atıp ters ters baksam da bir gariplik vardı. Elini yüzünden çektiğinde gözlerini kısarak yine aynı yere odaklandı.
"O kadının ne işi var orada, ne konuşuyor Giray'la?" Bakışları tekrar bana döndüğünde ben de dönüp onlara kısa bir bakış attım.
"Sana ne Onur, sana ne!" Onur'u arkamda bırakıp Kayra'nın evine gitmek için hareketlendiğimde Onur kolumdan tutup
"Marsel, ben seni kırmak istemedim. Kayra evde değil, biz de eve gidelim lütfen." Kolumu elinden kurtarıp kırgın bakışlarımı saklamadan gözlerinin içine baktım. "Selin olsa böyle bir soru sorar mıydın?" dediğimde rengi attı, gözleri titredi ve mahcubiyetle kafasını iki yana sallayarak konuştu. "Marsel, beni yanlış anladın. Selin'den seni asla ayırmam. Böyle bir durumda ona da sorardım, emin ol." Gözleri dolduğunda onu kırdığımı fark edip sinirimi bastırdım. Gözlerim eline kaydığında elinde kan olduğunu fark ettim. Elini alıp saklayamadığım endişeli bir sesle "Ne oldu eline?" diye sordum. Kafasını sallayıp
"Benim kanım değil." dedi. Kaşlarım çatıldığında soru sormamı istemediği için konuşmama fırsat vermeden tekrar konuştu. "Eve gidelim." diyerek önden yürümeye başladı. Ben de peşinden gittim. Yol boyunca hiçbir şey konuşmamıştık.

Onur'un Kayra ile nereye gittiği ve elindeki kanın kime ait olduğu konusunu gelene kadar düşünsem de mantıklı bir sebep bulamamıştım. Kavgacı birisi değildi. Sinirlendiği zaman patavatsız olduğunu bugün bir kez daha anlamıştım ama kavgacı değildi. Selin'le kendimi kıyasladığım için içten içe kendime kızsam da olan olmuştu. Kıskanç biri değilim ama o şekilde mi anlaşılmıştır diye kendi kendime yol boyu kızdım. Eve geldiğimizde normalde teyzemlerde kalacaktım ama bu kadar olayın üstüne kendi odamda kalmak istedim. Onur'u geçip evin kapısını açarak içeriyi işaret ettim.

"Öyle olsun." diyerek avluya yöneldiğinde gözlerimi ondan kaçırarak bekledim. O çardağa geçtiğinde ben de içeriden iki bardak su alıp tekrar yanına döndüm. Bir bardak onun önüne, bir bardak kendi önüme koyup konuşmasını bekledim. Konuşmak için acele etmedi. Önündeki bardağı bir süre inceleyip sonra bir yudum aldı. Gözlerini bana diktiğinde pişmanlığını gözlerimden okudum.

"Marsel, ben seni kırmak istemedim. Sana bu soruyu kendim böyle bir şeye ihtimal verdiğim için de sormadım."

"Sen ihtimal vermedin, başkası verdi. Sen de o başkasına uyup gelip bana sordun. Kim bu başkası?" Sesimdeki öfkeyi bastırmak için uğraşsam da olmadı.

"Uymadım Marsel, sadece sizi orada görünce yalnızsınız sandım, teyzemin orada olduğunu fark etmedim." Onur'a sert bakışlar atıp alayla cevap verdim.

"O kadın ne oldu da birden teyzen oldu?" Onur konu buraya nereden geldi der gibi bakarak "Sinirle o kadın dedim ama normalde teyze diyorum zaten Marsel, sen şimdi buna mı takıldın?"

"Buna takılmadım, o başkası kim ona takıldım." Onur kafasını eğip düşünceli düşünceli bardağa bakarken bende sabır kalmamıştı. "Onur, konuş artık bir şey de. Kim o başkası?" diye bağırdığımda benden öyle bir tepki beklemediği açıktı. Onur şaşkınlıkla yüzüme bakarken birden avlunun kapısı açılınca ikimizin de odağı değişti. Selin yüzünde korkuyla bize bakarken korku yerini şaşkınlık almıştı.

"Niye bağırıyorsunuz? Sesiniz dışarı geliyor, başka biri var sandım. Kavga mı ediyorsunuz siz?" Selin kapıyı kapatıp sorusuna cevap vermemizi bekleyerek yanımıza geldi. Gözleri bir Onur'un bir benim üzerimde ne olduğunu anlamaya çalışsa da kimseden ses çıkmadı. Bir süre öylece bekledikten sonra sessizliği ilk bozan Onur oldu.

"Kayra." deyip bir süre bekledi. Ben inanmayan gözlerle ona bakarken Selin de ne olduğunu öğrenmek adına sessizliğini koruyabildi. Onur devam etti:

"Konuşmak istedim. Son zamanlarda sana karşı değişen tavırlarının sebebi ayrıldığınız için olsa da ona 'Eğer bizimkiler dedi diye ayrıldıysan ve böyle davranıyorsan, Marsel'i tamamen kaybetmeden vazgeç.' dedim. 'Ayrılmak istiyorsan bile arkadaşlığınızı bozmanıza gerek yok.' dedim. Senin biraz sinirlendiğini ama kendini ifade ederse arkadaş kalabileceğinizi söyledim." Bir süre duraklayıp önündeki sudan bir yudum aldı.

"Kimse Kayra'ya bir şey dememiş. Sen uyuyunca sayıklamışsın, Giray'ın adını sayıklamışsın, resim falan demişsin." deyip bir yudum daha su alıp duraksadı. Ne diyeceğimi bilemeden Onur'un devam etmesini bekledim ama Selin benim yerime araya girdi.

"Kızın bilinci yerinde değil, ne demişse demiş. Marsel'e sorup öğrenebilirdi. Kız o gün neler yaşadı, bütün gün yanındaydı, şahit oldu her şeye. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabildi?" Onur kaşlarını çatarak masaya dikti bakışlarını.

"Bilmiyorum Selin. Daha sonrasında 'Marsel aldattı beni, şimdi de istediği oldu işte, arkadaş ayağına Giray'la yakınlaşıyor.' dedi."
Ben sadece kendimin duyabileceği bir "Ne?" derken Selin ayağa kalkıp "NE DEDİ? O kendini ne sanıyor, nasıl Marsel'e böyle bir yakıştırma yapabilir?" Selin yanıma oturup elimi tuttuğunda benden çok sinirlenmişti. Ben yine kırılmıştım hem de tam ortadan.

"Ben de ona yumruk attım." diyen Onur'a bu sefer Selin'le aynı anda "NE YAPTIN?" diye cırladık. Onur "Yumruk attım." diye tekrarladığında "Benim yüzümden en yakın arkadaşınla kavga ettin." diyebildim. Gözlerimden akan yaşları silmeye çalışırken Selin "İyi yapmışsın, ağzını burnunu kırsaydın." diyerek Onur'u tasdikledi. Onur "Konuştukça vurdum ama karşılık vermediği için bıraktım." dedi. Onur'un bu olay üstüne bir de Giray ve beni görmesi aklıma geldi. En yakın arkadaşıyla benim yüzümden kavga etmişti. Onur diğer yanıma geçip elini omzuma attığında ağlamam arttı.

"Marsel, benim en yakınım sizsiniz. Kayra eğer beni yakın arkadaşı olarak görse kardeşim hakkında düzgün konuşurdu." diyen Onur'a sarılıp gözyaşlarını bıraktım.
O gün Giray'la olan konuşma beni çok etkilemişti. Resimde de olsa o kadını ilk kez görmüştüm ve sevgiyle, aşkla bakıp gülmüştü. Onu meydanda gördüğümde de o resimden tanımıştım. O gün Kayra'nın omzuna kafamı koyup uyurken yaşadıklarım bin defa gözümün önünden geçti. Sorsaydı söylerdim ama o her konuda güven veren Kayra, konu güvenmeye gelince yapamış. Böyleydi işte, herkesin bir eksiği ve bir kusuru vardı mutlaka.

Ben Onur'un omzuna, Selin de benim omzuma uzanmış, dakikalarca o şekilde kaldık. En son ağlamam dindiğinde Selin daha fazla bu ortama dayanamamış olacak ki doğrulup beni de çekiştirerek dikleştirdi.

"Yeter ya, bu aralar sürekli dram."

"Tamam, ağlamak yok." dediğimde Selin de Onur da "Şükür." diyerek rahat bir nefes aldı. Aklıma onlara yapmam gereken bir açıklama olduğu geldiğinde aydınlanmış gibi heyecanla konuya girdim.

"Bir dakika, madem her şey açıklığa kavuştu. Ben de Giray konusunu açıklığa kavuşturayım. O gün ben Kayra'nın yanına gitmek için evden çıktığımda Giray da benimle konuşmaya geliyormuş. Bizim şu ilerdeki ağaçlık, yıkık duvarın oraya gidip konuştuk. O kadınla babasının fotoğrafını gösterdi. Taner Amca'yla o kadın gençken sevgiliymiş."

İkisi de aynı anda "NEEEE?" diyerek kaldı. Onlara bakıp gülmemek için kendimi tuttum. Ciddi bir konu olmasa yüz ifadelerine saatlerce gülebilirdim.

"Teyzem olduğunu nereden anlamış?" Onur üzerindeki şaşkınlığı ilk atan oldu.

"Resmin arkasında tarih ve isimler var. 'MELTEM ALAZ' yazıyordu."

"Eee, neden evlenmemişler, ne olmuş? Teyzem onu da mı terk etmiş?" Selin'den gelen yersiz soruya Onur asla kayıtsız kalmazdı.

"Cidden şu an merak ettiğin tek soru bu mu? Kızım sen cidden kuş beyinlisin." Selin'e bir cevap fırsatı vermeden bana dönüp konuşmasına devam eden Onur'a odaklandım. "O resmi nereden bulmuş ya da birimi vermiş ona? Bunca yıl olup bitmiş bir mesele, neden o resmi saklamışlar ki? Hem neden getirip sana gösteriyor?" Onur her soru sorduğunda bende bir ışık daha aydınlanır gibi olsa da Giray'la bu meseleyi kapattığımız için bu konuyu açıp bir şey soramazdım.

"Neden ayrıldıklarını bilmiyorum Selin, merak da etmiyorum. Senin soruna gelirsek Onur, Taner Amca evden gitmiş. Giray da babasının yerini o kadının bildiğini düşünerek bana gelmiş. Ben o kadın hakkında bir şey duymak ya da öğrenmek istemediğim için soru sormadım. Hakkında bir şey bilmediğim için de Giray'a yardımcı olamadım. Bugün de Kayra'ya giderken Giray'ı orada görünce merak ettim, yanına gittim ama o kadının orada olduğunu bilmiyordum. Giray ağlıyordu, ben gittiğimde gözlerini sildi ama ne konuştularsa bilmiyorum. Giray'la anlaştık, bir daha bu konuyu açmayacağız. O kadın ne dedi de Giray ağladı bilmiyorum ama belli ki Giray istediği bilgiyi bulamamış. Resimde Taner Amca'ya çok aşık bakmış. O gün kafamda dönüp durmuştu o görüntü. Rüyamda bunu görmüşüm. Handa da beni kötü görünce sağlık ocağına gidelim mi diye sordu ama zaten o an bayılmış gibiydim, sonrasında da bayıldım." Bütün olanları izah ettiğimde ikisi de şaşırdı. Öğrendikleri karşısında ne diyeceklerini bilemediler.

"İyi de sen neden anneme sormadın? Anneannem bu konularda katı, teyzem hakkında konuşmaz ama annem teyzemin kara kutusu gibi, hep beraberlermiş. Böyle bir durum varsa illaki bilir, sorduğunda da anlatır." Selin lafını bitirdiği an Onur kaşlarını kaldırıp ağzını 'O' yaparak
"Ooo, kardeşim gelişme gördüm şu an sende." dedi.

"İlk kez doğru bir şey söyledi. Merak ettiğin bir şey olduğunda anneme sor Marsel. Giray konusunda da bu konuyu bana açtığında ona yardımcı olmaya çalışırım." Onur Giray'ı sevmişti ve nedense bu beni mutlu etti. Giray'ın pek arkadaşı yoktu ve derdini anlatmayı seven bir çocuk da değildi. Haftalardır yanımızdaydı ama ben konuyu bilmeme rağmen hiç bir şey hissettirmemişti.

Bir süre bu konuları tartışıp en son Onur ve Selin'le onlara gitmeye karar verdim. Gece korku filmi izleyip yer yatağında yattık. Bir sonraki gün bizim için nasıl olacaktı belli değil. Kayra ve Onur'un aralarının bozulmasını asla istemesem de bozulmuştu. Son zamanlarda bir şeyler pek yolunda gitmese de Selin ve Onur bana ilaç gibi geldiler. Onlara anlattığım her şey benden bir yük eksiltti.