XVIII. Bölüm: Ay ışığı

Vaveyla Yazarı: Rosean .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: XVIII. Bölüm: Ay ışığı

Ben: Eğer manolyan ölmediyse ve ölmezse (23.10)

Ben: Kalırım

*Görüldü

*Yazıyor…

*Görüldü

*Yazıyor…

Barkın: İyi (23.15)

Ben: İyi

Barkın: Hava soğudu üşüyeceksin mari

Ben: Sen üşümüyorsan bende üşümem

Barkın: Hasta olacaksın

Ben: Hasta olsam bakmaz mısın bana?

Barkın: İzin verir misin bilemiyorum

Ben: O vakit hâla buradayım

Ben: Ay ışığı tenine vuruyor yıldızları kıskandıracaksın (23.20)

*Görüldü

*Yazıyor…

Barkın: Böyle şeyler nasıl aklına geliyor?

Ben: Aklıma gelmiyor ki içimdekileri söylüyorum

Barkın: İçinde hep şiirler mi yazılı mari?

Barkın: Ama ben şiirden anlamam

Ben: Şiirleri çeviririm sana bayım

Ben: Yeter ki sen anlamak iste

Barkın: Derinden konuşuyorsun küçük hanım

Ben: Derinlerde yazılısın bayım o yüzden

Ben: Neyse

Ben: Gitmem gerek

Ben: Sonra geri geleceğim (23.22)

Telefonu kapatıp cebime koyduğumda ciğerlerimi ezip geçen nefesimi havaya üfledim.

Dönüp uçurum misali bakan gözlerin içinde kaybolmak isterdim ama yapamazdım.

Kırık sokak lambasını arkamda bırakıp yürümeye başladım.

Cebimden hiçbir zaman çıkarmadığım kulaklığımı telefonuma sonra kulağıma taktım.

Kablolu kulaklık bir bağımlılıktı bende.

Playlistemden rastgele bir şarkıya dokunduğumda en sevdiğim grubun şarkısı kulaklarıma doldu.

Geceler seni anlatır geceler diye başladı şarkı.

Sana dertlenir heceler
Gelsen ne fark eder
Gelmesen ne

İki sokak daha geçtiğimde artık sokak lambalarının dahi olmadığı sokağıma girmiştim.

Karanlık benim evimdi.

Şarkı son nakaratına girdiğinde şarkıya hafif kısık sesle eşlik ettim.

“Gelme bir daha gideceksen
Beni kendine gömeceksen
Yalandan güleceksen
Gelme zor olur”

Evimin önüne geldiğimde kulaklığımı çıkartıp montumun cebine tıkıştırdım.

Evim öyle şahşahalı bir ev değildi.
Küçük 2+1 müstakil bir evdi.

Minik bir bahçesi bir de girişte olan küçük bir yeşillik alanı vardı.

Anahtarı koyduğum biblonun altından alıp kapıyı yavaşça açtım.
Kapının gıcırtısını duyan mirket beni öfke saçan gözlerle karşıladı.

Elinde olsa dile gelip bana sövecek gibiydi.

Ve evet mirket benim kedim.
Bir hayvana neden hayvan ismi verdim bilmiyordum.
Sanırım mirketlere benzediği içindi.

İçeriye girip montumu minik kanepemin üstüne koyduğumda bakışlarım mirkette takılı kaldı.

Sanırım bu öfkesi onu kısırlaştırdığım içindi.

Mamasını ve suyunu kontrol ettikten sonra kaçış odama girdim.

Yerdeki bir sürü kalem yırtıp atılmış kağıtlar ve duvarlara dahi sıçramış boyalar karşıladı beni.

Burası benim kaçış yerimdi.
İnsanlıktan dünyadan kaçış yerim.

Ortada duran tuvalime ilerlediğimde bakışlarım donuklaştı.

Masmavi gökyüzünde kırık bir yıldıza uzanmaya çalışan arkası dönük simsiyaha bulanmış ama içinde grinin her tonunu barındıran bir adamdı çizdiğim resim.

Sandalyemi çekip tuvalin önüne oturdum.

Ne diye kalırım demiştim ki?
Eninde sonunda gidecektim ondan.

Hataydı.
En baştan ona gitmek hataydı.

“Kahretsin!”dedim avazım çıktığı kadar bağırarak.

Tabloyu devirmek için yeltenmiştim ki duraksadım.

Lanet olsun.
Yapamazdım ki.

Ayağa kalkıp tüm her şeyi yerle bir ettim.
Ne varsa duvarlara fırlattım,bağırdım çağırdım daha sonra bir köşeye kıvrılıp oturdum.

Ne yapacaktım ki ben?
Gitsem gidemem kalsam kalamam.

Ama gitmeliydim.
Hep sözünü çiğneyen o mu olacaktı?
Bu sefer benim de çiğnemem gerekecekti.

____________________________

:)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.