23. bölüm / 24
Mariana (Texting+Tamamlandı)Final Sokaklar Darmadağın
Bölümler 24Şu an: Final Sokaklar Darmadağın
- 1 Karakter Tanıtım Kartları26 kelime
- 2 Ⅰ. Bölüm: Can kırıkları262 kelime
- 3 Ⅱ. Bölüm: Yüzüstü duygular350 kelime
- 4 Ⅲ. Bölüm: Acı yaş386 kelime
- 5 Ⅳ. Bölüm: Yalancı Bahar363 kelime
- 6 Ⅴ. Bölüm: Düşlerin kaburgası337 kelime
- 7 Ⅵ. Bölüm: Yakın yabancı409 kelime
- 8 Ⅶ. Bölüm: Islak Gökyüzü434 kelime
- 9 Ⅷ. Bölüm: Gökyüzü tuvali381 kelime
- 10 Ⅸ. Bölüm: Kayalı Kıyı384 kelime
- 11 Ⅹ. Bölüm: Kasvetli Acı388 kelime
- 12 Ⅺ. Bölüm: Kalbin Buğusu689 kelime
- 13 Ⅻ. Bölüm: Kırık sokak lambası380 kelime
- 14 ⅫⅠ. Bölüm: Sönük Lamba429 kelime
- 15 XIV. Bölüm: Kayıp yollar430 kelime
- 16 XV. Bölüm: Güneş kaçağı467 kelime
- 17 XVI. Bölüm: Düşünceler şarapnel parçası411 kelime
- 18 XVII. Bölüm: Düş çıkmazı339 kelime
- 19 XVIII. Bölüm: Ay ışığı441 kelime
- 20 XIX. Bölüm: Aitsiz Yıldız355 kelime
- 21 XX. Bölüm: Müptela301 kelime
- 22 XXI. Bölüm: Düşlerin düşüşü381 kelime
- 23 Final Sokaklar Darmadağın1.752 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Özel Bölüm Manolya çiçeği647 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm şarkıları;
•Bağzıları-Gitme soğukta
•Zemin kat-Çok mutsuzum ama iyiyim
“Çünkü aşk bir suçlamadır,
Sonuna kadar yaşanmamışsa.”
–Turgut uyar
_____________________________
[Mariana'dan]
Ağlamak keşke bir şeylere çare olsaydı belki ruh bu kadar kasvete ev sahipliği yapmazdı.
Mirketin yanıma geldiğini görünce gözlerim yine istemsiz doldu.
Açık olan valizin içine hiç umursamadan üstüne oturup yattığında yemyeşil gözleri beni buldu.
Halsizce onu hafifçe ittirdim. Gücüm kendime bile yetmeyeceğini bildiğim halde itekledim ama nafileydi.
“Kalk mirket gideceğiz…Valizi kapatmam lazım"dedim ağlamaklı bir sesle.
Ama bu onun umrunda değildi.
Adeta gitmemek için bana engel koyuyordu.
Onu kucağıma alacağım sırada öyle bir cırlayıp kolumu çizdi ki kolumun acısından mı yoksa içimde ki yaradan mı yandı canım bilemedim.
Evin içine doğru kaçtığında arkasından baka kaldım.
Bir hıçkırak daha genzimi yakıp geçerken kendime zor hakim olup valizimi kapattım.
Adamların verdiği iş teklifini kabul etmiştim.
Fransaya 4 yıllık bir sözleşme imzalamaya gidiyordum.
Bu 4 yılın sonunda kalıcı oturum alıp orada kendi işimi de yapabilecektim.
Yurdu yuvası belli olmayan Mariana yine kaçıyordu.
Kendime bile gidemezken yine ondan gidiyordum.
“Gülümse Mariana"dedim kendi kendime “Amacın bu değil miydi oldu işte gülümse”
Ama olmadı.
Gözlerimden bir damla yaş daha akın etti, tenimi kazıyıp geçti. Akmadı kan ama yüreğimden oluk oluk kan kaybettim.
Sebeplerim vardı.
Sebepler can yakardı bilmesindi.
Yanmasındı canı.
Ayağa kalkıp valizi kapının dışına sürükledim.
Koskoca evde sadece tek bir bavul eşya aldım yanıma. Hiçbir şeye ait olamamıştım ki neyi nasıl toplayıp alacaktım yanıma?
Sadece o vardı bana ait olsun istediğim ona da artık ne ulaşabilir ne görebilirdim. Kendi ellerimle ittiğim teninin yokluğundan şikayetçi olamam ama yokluğu tarumar ediyordu bedenimi en çok yüreğimi.
Yavaş adımlarla adeta ayaklarımı sürüklercesine son bir umutla kaçış odama doğru adımladım. Kapının kulpunu tutup yavaşça açtığımda gördüğüm boşluk yüreğimi daha da dağladı. Dönüp nefes alabileceğim tek bir yer dahi bırakmamıştım arkamda.
Resimlerimi önceden kargolamıştım Fransaya. Resimlerimi ayıklarken elim onun resmini atmaya varmadı. Kıyamadım yapamadım.
Bende kalırsa her vakit yakardı beni.
O onundu onda kalmalıydı.
Odadan çıktığımda arkamda koca bir enkaz bıraktığımın farkındaydım. Enkazın tozu toprağı yoktu etrafta enkaz benim içimdeydi. Ayıklanamayacak enkaz benim yüreğimdeydi.
Ayağıma sürtünen Mirkete göz ucuyla baktığımda sanki buradan gitmek istemezcesine bakıyordu ama mecburiyetin o da farkına varmış gibiydi. Bana zorluk çıkarmadı. Çantasına koyduğumda mırıltılarıyla sanki beni sakinleştirmek istiyordu.
Evindeyken evsiz kalan mari yine evsiz kaldı.
Çok güzel.
Mirketin çantasını sırt çantası tarzında olduğu için onu sırtıma astım. Elime aldığım valizimi de sürükleyerek arkamda bıraktım evi. Her adım attığımda sanki içimde ki boşluk daha da büyüdü. Büyüdü beni de her şeyi de içine aldı sanki.
Mariana çukurunun içinde nefes almaya çalışan bir kuru bedenden geriye ne kalabilirse sadece o kaldı benden.
Otobüs durağına artık yaklaşmış neredeyse iki sokak kalmıştı. Gitmeliydim adımlarımı hızlandırmalı onu da kendimi de geride bırakmalıydım.
Ama yapamadım.
Adımlarım yol ayrımında çakılı kaldı.
Etrafımdan geçip giden insanlar put kesmiş gibi kalan bana kınayan gözlerle bakıyordu.
Bu durum umrumda dahi değildi.
Hem beni tanımıyordu ki sokağından geçsem ne yazardı?
Hem sokaklar onun muydu sanki.
Son bir kez geçer gider o sokak lambasının altında her şeyi bırakır giderdim. Adımlarım oraya döndüğünde köşeyi geçtiğim an görüş açıma giren sokak lambası ile buruk bir gülümseme yer edindi dudağımda.
"Işığı en parlak lamba burası marin,ışık ay yüzlü tenine değince daha güzel görünüyor her şey, hep burada kalalım" diyen bir ses doluştu kulağıma.
Ardından ona daha neşesi kaybolmamış kadının cevap veren sesi doluyor kulağıma.
"Sen varken bu ışığa ne hacet, güneş kadar parlak adam"
Sonra cevap veriyor adam "Işığım sensin marin o yüzdendir parlaklığım"
O lamba patladı sende söndün.
Karanlıkta kalan ben oldum.
Adımlarımı yavaşlattım. Adeta kendimi zorla sürüklercesine iteliyordum. Koca bir enkazdan geçip gitmek ne kadar zormuş bir daha anlamıştım.
Bakışlarım onun evine döndüğünde boş olan balkonuna acıyla gülümsedim.
Yine anılar zihnime akın etti.
Kadın neşeyle zıplayarak balkon demirlerine yaslanırken adeta şakıyarak "Buraya yüzlerce çiçek nasıl da güzel yakışır ama" diyor ve adam gülüyor.
"Yüzlerce çiçeğe bedel bir çiçeğim var zaten ne gerek var gerisine"
Çiçekler kurudu bende soldum be Barkın.
Gözlerim manolyayı aradı ama bulamadı. Belki de atmıştı bir köşeye ya da bir çöpe.
Demek ki beni gerçekten silmişti.
Ne mutlu ona o zaman.
Bakışlarım yavaşca önüme döndü.
Derin bir nefes alıp yoluma devam edecektim ki arkamdan gelen yerimde mıh gibi çakılmama sebep olan bir ses duydum.
Ruhumun sesini.
“Nereye kadar kaçacaksın mariana?”
Öyle bir nefessiz kaldım ki beynim durmuş kalbim ölürcesine çarpıyordu.
Daha da yaklaştığını adımlarından anladım. Kokusu burnuma doluşmuş yakınlığı kalbimi tarumar ediyordu.
“Ben sözlerimi tutmam mariana bunu bilmeliydin"dedi beni kaskatı kesen sesiyle.
Haklıydı.
Bilmeliydim.
Ne yapacaktım şimdi?
İçimde ki ses adeta bağırdı.
Kaç.
Kaç Mariana.
Kaçmazsan yıkılacak her şey yok olacağız kaç mariana arkana bakmadan kaç.
Hızla ilerlemeye yeltenmiştim ki aniden kolumu tutup gidişimi engelledi. Nefesimi tuttum olacak olan şeyden kaçmak istedim ama kaçmama fırsat vermedi.
“Arkanı dönüp gitmene izin vermem demiştim"dedikten sonra aniden dönmeme sebep olduğunda ikimiz de kaskatı kesildik.
Kahretsin.
Şimdi ne yapacaktım ben?
Allahım nolur korktuğum başıma gelmesin.
Nolur.
Her şeyimi benden al ama onu benden bir kez daha alma.
Uçurum misali bakan gözleri beni bulduğunda sertçe yutkundu.
“Sen…”dedi yedirmeye çalışıyordu gördüğü sûreti.
Hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladığında kolumu elinden kurtardım.
“Yalancısın Barkın…”dedim gözümden bir damla yaş akarken “En büyük yalancı sensin”
Yalanlarınla ikimizi de mahvettin. Bizden bir biz bırakmadın silip attın.
Yüzümün her milimine göz attı inanamaz gibi. Ya da inanmak istemiyor gibiydi. Belki beklemiyordu ya da beklemek istemiyordu.
“Sen…Sen o kadınsın"dedi tane tane kendini de inandırmaya çalışır gibi.
Kafamı salladım onaylarcasına. Artık kaçış yoktu yalanda.
“Benim"dedim tek kelimeyle.
Kafası karışmıştı ne diyeceğini bilemiyordu sanki.
“Nasıl,neden?”dedi gözlerime bakarken.
Burnumu seslice çekip göz yaşlarımı hızla elimin tersiyle sildim.
“Neden mi istiyorsun!?”dedim yüksek sesle “Tamam anlatacağım sana sebeplerimi iyi dinle!”
İp kopmuştu.
Bundan sonrası uçurumdu.
Artık kaçamazdım kaçacak yerim kalmamıştı. Kendi yaptığım şeyle kendimi köşeye sıkıştırmıştım önemi de yoktu zaten artık.
Ne olacaksa olsundu.
“Unuttun!”diye avazım çıktığı kadar bağırdım.
Yüreğimi bağrımdan delip atmak istercesine bağırdım. Gökler ağlasın yıldızlar beni sarmalamasını istercesine bağırdım.
Bakışları donuklaştı.
Beklemiyordu.
“Sen,beni,unuttun"dedim her kelimenin üstüne basa basa.
Sertçe yutkundu.
Belki de bir kabullenişti bu.
Kabullensin istedim. Gözümle yüzümle sözümle bağırıp çağırdım. Beni duysun anlasın istedim.
“Nasıl?”dedi zoraki bir şekilde.
Yutkundum.
Belkiler,keşkeler,neyseler…
Hepsi canımı yakmaya başlamıştı şimdiden.
“Kaza yapmıştın bir şey öğrenmiştim ve onun hırsıyla beni hiçe sayıp gidip kaza yaptın!”dedim boğazımı yırtıp atarcasına.
Tam bir şey diyecek oldu sözünü hızla kestim.
“Sözümü kesme! Hep sen konuştun hep sen suçladın şimdi konuşma sırası bende!”dedim
Bir sayfa çevirdim geçmişten, geçmişte kalmayan her şey boğazıma kenetlendi.
“4 yıl önceydi seni tanıdığımda ve sana inandığım zaman tam 4 yıldı.Ve sen o 4 yılı hiçe sayıp silip attın! Hem de bir hiç uğruna!”dedim kan ağlayan yüreğimin sesini kısmadan.
Zehir zıkkım olan derdimi dökmeye devam ettim.
“Sana o gün neden babanı dinle dedim biliyor musun? Çünkü o adam seni atan kişi değildi!”
Bu bilginin altında ezildiğini biliyordum.
Ben çok ezilmiştim şimdi sıra ondaydı.
Her ezilen ben olmamalıydım altında kalan bir kez de olsun o olmalıydı.
Yaktım gemileri içinde ki her birini.
“Bunu öğrenince delirdin tutamadım seni. Onunla tekrar konuşmaya gidecekken kahrolasıca öfkene sahip çıkamadın ve her şeyi mahvettin!”
Elimle kalbine iki kez vurdum. Söküp atmak istercesine değilde orda olup biteni göstermek istercesine vurdum.
“Sen bana kalpsiz diyorsun ama kendini hiç görmüyorsun Barkın. Asıl kalpsiz sensin"dedim hiç acımadan.
Hiç bir tepki vermedi. Versin istedim ne saçmalıyorsun demesini yalan bunlar deyip inkar etmesini istedim. Ama o sadece sustu. Sanki bunlar ona ağır gelmişcesine altından kalkmaya çabalıyordu sadece.
“Aylarca başında bekledim. Komadan uyandığına sevinmem sadece iki saniye sürdü çünkü hiçbir tepki vermiyordun. Felç kaldın sandım ama değildi dilini yutmuş gibiydin. Ama senden vazgeçirecek kadar büyük bir dert değildi yine bekledim aylarca sana baktım küçük bir çocuk gibi,hiçbir şey yemiyor içmiyordun zorla yediriyordum sana…”
Yemin ederim zoruma giden asla hiçbir zaman bu olmadı. Yine olsa yine aynı şeyleri yapardım. El bebek gül bebek yaşatırdım onu. Beni deşip geçen şey başkaydı bambaşka.
Derin bir nefes aldım ciğerlerimi söndürmek istercesine ama hiçbir faydası olmadı. İçimde ki yangına rağmen devam ettim.
“Sonra baban geldi engel olmadım seni görmesine ilk pişmanlığım bu oldu keşke izin vermeseydim. Onu görünce kriz geçirdin ilk çaresizliğim de bu andı hiçbir şey yapamadım..”
Gözlerim doldu ama engel oldum.
Yutkundum çaresizce. Geçsin gitsin istedim arkasında bıraksın beni daha fazla ilerlememe sebep olmasın istedim ama yapmadı.
“İki hafta sonra uyandın…Ve ilk cümlen ne oldu biliyor musun?”dedim yana yana.
Yandı ciğerlerim en derinden.
“Bana sen kimsin dedin…Bu da yakmadı canımı olsun dedim sadece yaşasın ama sonra…Bakıcıya ihtiyacım yok deyip kovdun beni en çok canımı bu yaktı"dedim artık gözyaşlarıma engel olamazken.
Bir bakıcı muamelesi görmek canımı yakmıştı. Yemin olsun ki kovulmam değilde bir bakıcı parçası gibi bana bakması canımı çok yakmıştı. Unutamadım silemedim o bakışı zihnimin kuyusundan hiç çekilmedi o an hiçbir zaman.
“Hani demiştim ya bir evden kovuldum diye o sendin Barkın beni kovan çocuk sendin"dedim acıyla.
Bakışlarından binlerce duygu akın etti ilk kez onları anlamak istemedim. Görmek duymak bilmek istemedim onun hiçbir şeyini.
Sessizlik çığ gibi büyürken o kesti sessizliği.
“Neden…Neden gelmedin bana?”dedi çaresizlikle.
Yutkundum.
“Doktor geçmiş ona zarar veriyor dedi tek geçmişin bendim bir daha karşına çıkamadım korkudan her uzaktan seni seyredişimde geçmişten bir parça görüp yine başa döneceksin diye canımı verdim. Ama sonra dayanamadım"dedim gözyaşlarımın arasından.
“Beni terk ettin"dedi
“Ne?”
Bana doğru bir adım attı ama aramızda ki uçurumun mesafesini kısaltamadı.
“Sen, beni, terk ettin"dedi sözlerini yinelerken.
“Bak her şeyi öğrendim ama bir halt olmadı! Hâla karşındayım ve hâla sağlamım!”diye bağırdı.
Yutkundum.
Haklıydı.
Babasını yine gördüğünde bu sefer kriz geçirmemişti.
Ama yine karşısına geçememiştim. Korkmuştum işte onu değilde beni görürse mahvolur diye geçemedim karşısına.
Anlamalıydı beni işte.
Yaralamayayım diye yara aldım görmeli bilmeliydi.
“Sen korkağın tekisin Mariana! Bu korkaklığın yüzünden bizi mahvettin!”dedi öfkesine karışık acısıyla.
Acıyla karışık gülümsedim. Bizi sen mahvettin diyemedim. Benim tek amacım onu korumaktı ama yine ben suçlu olmuştum.
Tek suçum vardı kabul. Onu sevmekti. Misliyle çekmiştim cezasını yeterdi artık.
Deşilecek yerim, yaram kalmadı.
“Her şeyi öğrendin artık gitmeliyim"dedim adımlarımı artık geriye doğru kaçırırken.
Gitme desin istedim ama demedi.
Gitmek istedim ama gidemedim.
Öylece baktık birbirimize.
Kırgınca,öfkece ama en çok hasretle.
O hatırlamıyordu belki hiç hatırlamayacaktı.
Yine o sokak lambasının altında iki yabancı kalmıştık.
Birbirini tanıyan iki yabancı.
“Gideceksin?”dedi
“Gideceğim"dedim
“Kalacak yerin yok?”dedi
“Evim yok” dedim
“Dönüşün acı olur” dedi
“Dönmeyeceğim” dedim
Acılar düğüm olup boğazıma sarıldı.
İki yandan kuşatılan acı bu sefer ikimizi de yaktı.
Bana doğru biraz daha yaklaştı.
Buna izin verdim.
“Soruma doğru dürüst bir cevap alamamıştım o yüzden bir daha soracağım…”derin bir nefes aldı.
“Elimi uzatsam,tutar mısın?”
Elini bana doğru uzattı.
Bakışlarıma ağır bir hüznün ağıdı çöktü.
Elini yavaşça tutup kalbimin üstüne koyduğumda cevabımın hiçbir şekilde değişmeyeceğini ona karşı olan her şeyimin besbelli olduğunu göstermek istedim. Gördü de.
Bu onun için yeterli bir cevaptı.
Ne fazla ne eksikti.
Acı acıda kalırdı.
Ne tenden çıkar ne de kalırdı.
Hatalar dönülmezdi.
Ama hikayeler baştan yazılabilirdi.
-SON-
Bölüm etkileşimi
