2. bölüm · Mardin’in Gizem’i

Mavi Kapının Ardında

BEYZANUR YILDIRIM

“Geç kalmışsın.”
Ses, kapının arkasından bir kez daha geldi.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Beni mi bekliyordunuz?”
Kapı yavaşça aralandı.
Karşımda yaşlı bir kadın duruyordu. Üzerinde açık renk, sade bir elbise vardı. Saçları tamamen beyazdı ama gözleri şaşırtıcı derecede canlıydı.
Bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Sonunda geldin.”
“Sanırım beni birisiyle karıştırdınız.”
“Hayır.”
“Emin misiniz?”
“İnsan bazen birini yüzünden değil, gözlerinden tanır.”
Kaşlarımı çattım.
“Ben sizi tanımıyorum.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse beni neden bekliyorsunuz?”
Kadın kapıyı biraz daha açtı.
“İçeri gir. Bu sıcakta kapının önünde geçmiş konuşulmaz.”
“Geçmiş mi?”
Kadın cevap vermedi.
İçeri girdim.
Avlu, dışarıdaki sıcağın aksine serindi. Ortasında küçük bir taş çeşme vardı. Suyun sesi, sokaktaki sessizliği bölüyordu. Duvarlarda eski fotoğraflar asılıydı.
Bir tanesinin önünde durdum.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Yanında da genç bir adam.
Kadın elimi omzuma koydu.
“Onları tanıyor musun?”
Fotoğrafa biraz daha yaklaştım.
“Hayır.”
“Bir daha bak.”
Baktım.
Sonra içimde garip bir şey oldu.
Kadının yüzü yabancıydı ama gülüşü…
“Bu kadın…” dedim yavaşça.
“Evet?”
“Bilmiyorum. Sanki…”
“Hatırlıyorsun.”
Başımı ona çevirdim.
“Ben bu insanları hiç görmedim.”
“Belki de gördün.”
“Ne demek istiyorsunuz?”
Kadın çeşmenin yanındaki tahta sandalyeye oturdu.
“Babanın adını biliyor musun?”
Sorusu karşısında donakaldım.
“Tabii ki biliyorum.”
“Peki sana Mardin hakkında hiç bir şey anlattı mı?”
“Hayır.”
“Hiç mi?”
“Hayır.”
Kadın gözlerini kaçırdı.
“Demek hâlâ anlatmamış.”
“Ne anlatmamış?”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra kadın cebinden küçük, eski bir anahtar çıkardı.
Avucumun içine bıraktı.
“Bunu sana vermemi istedi.”
Anahtara baktım.
“Kim?”
Kadın cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Baban.”
Kalbim hızlandı.
“Babamın burada ne işi var?”
Kadın gözlerimin içine baktı.
“Çünkü senin Mardin’e ilk gelişin bugün değil.”
“Ne?”
“Sen burada daha önce de bulundun.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır. Hatırlardım.”
“İnsan çocukken yaşadığı her şeyi hatırlamaz.”
“Ben çocukken buraya gelmedim.”
Kadın ayağa kalktı.
“Bunu sana kim söyledi?”
Cevap veremedim.
Elimdeki anahtara baktım.
Üzerinde küçücük bir harf vardı.
A.
“Bu anahtar neyin?”
Kadın avlunun sonundaki taş duvarı gösterdi.
“Onu bulduğunda anlayacaksın.”
“Duvarın arkasında ne var?”
Kadın gülümsedi.
“Senin geçmişin.”
Tam o anda dışarıdan ezan sesi yükseldi.
Kadın kapıya doğru yürüdü.
“Gitmem gerekiyor.”
“Bir dakika!”
Arkasından koştum.
“Bana en azından babamın buraya neden geldiğini söyleyin.”
Kadın durdu.
Başını çevirmeden konuştu.
“Baban buraya seni bulmak için gelmişti.”
“Neyi bulmak için?”
Bu kez yüzüme döndü.
“Hayır,” dedi.
“Ne?”
“Onu bulmaya değil.”
Kısa bir sessizlikten sonra gözlerini üzerime dikti.
“Seni korumak için.”
Kapı kapandı.
Ben avlunun ortasında, elimde eski bir anahtarla tek başıma kaldım.
Ve ilk kez, yıllardır bildiğimi sandığım hayatımın aslında bana anlatılmış eksik bir hikâyeden ibaret olabileceğini düşündüm.