4. bölüm · Mardin’in Gizem’i
Babanın Mesajı
Kağıt elimden düşürdüm.Aras hemen eğilip aldı.“Bu… gerçekten babanın yazısı mı?”“Evet.”“Emin misin?”“Çocukluğumdan beri onun el yazısını görüyorum. Eminim.”Aras kâğıda tekrar baktı.“Bu çok kötü.”“Bana artık kötü kelimesini kullanma. Ne olduğunu anlat.”Aras sustu.“Aras!”“Baban sana hiçbir şey anlatmadı mı?”“Hayır.”“Annen?”“Hayır.”“Peki çocukluğundan kalan garip bir anı var mı?”Bir süre düşündüm.“Bir kapı…”Aras hemen başını kaldırdı.“Ne kapısı?”“Hatırlamıyorum. Sadece çok küçükken bir yerde kapının önünde durduğumu hatırlıyorum.”“Başka?”“Babam yanımdaydı. Bana sürekli ‘sakın arkanı dönme’ diyordu.”Aras’ın yüzü gerildi.“Bunu daha önce neden söylemedin?”“Çünkü bir rüya olduğunu sanıyordum.”“Rüya değildi.”“Sen nereden biliyorsun?”“Çünkü ben de oradaydım.”Kalbim hızlandı.“Sen?”“Evet.”“Ben dört yaşındaydım. Sen ise altı yaşında olmalısın.”“Yedi.”“Yedi yaşındaki bir çocuk bütün bunları nasıl hatırlayabilir?”Aras gözlerini kaçırdı.“Bazı geceler insanın hafızasında diğerlerinden daha fazla yer eder.”“Bana her şeyi anlat.”“Henüz değil.”“Yine mi ‘henüz değil’?”“Çünkü bilmen gereken bir şey daha var.”“Ne?”Aras cebinden telefonunu çıkardı.Ekranı bana çevirdi.Bir fotoğraf vardı.Mardin’in dar sokaklarından birinde çekilmişti.Fotoğrafta ben vardım.Az önce.Mavi kapının önünde.Arkamda ise siyah giyinmiş bir adam duruyordu.Fotoğrafa birkaç saniye baktım.“Bu ne zaman çekildi?”“On dakika önce.”“Beni kim çekti?”Aras başını kaldırdı.“Bilmiyorum.”“Peki o adam kim?”“Onu da bilmiyorum.”“Bana yalan söyleme.”“Yalan söylemiyorum.”“Öyleyse neden beni takip ediyor?”Aras telefonu cebine koydu.“Çünkü anahtarı aldığını biliyor.”Bir anda dışarıdan ayak sesleri geldi.İkimiz de sustuk.Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.Aras fısıldadı:“Buradan çıkmamız lazım.”“Nereye?”“Çatıya.”“Çatıya mı?”“Evet.”“Normal insanlar böyle durumlarda kapıdan çıkar.”“Normal insanlar bu hikâyenin içinde değil.”Kapıya doğru yürüdük.Tam kapıyı açacakken dışarıdan bir erkek sesi duyuldu.“İçeride olduğunu biliyorum.”Aras bana baktı.“Geç kaldık.”“Ne yapacağız?”“Bana güven.”“Az önce sana güvenmememi söylemiştin.”“Fikrimi değiştirdim.”Kapı kolu aşağı doğru indi.Aras elimi tuttu.“Koş.”“Aras—”“Şimdi!”Arka tarafa doğru koştuk. Taş merdivenlerden yukarı çıkarken arkamızdan kapının açılma sesi geldi.“Durun!”Çatıya çıktığımızda güneş yüzüme vurdu.Aras bir anda durdu.“Ne oldu?”Karşı binanın çatısında aynı adam duruyordu.Siyah kıyafetli adam.Bize bakıyordu.Elinde ise küçük, eski bir fotoğraf vardı.Adam fotoğrafı havaya kaldırdı.“Babanızın sakladığı şey artık sizin.”Aras’ın yüzü bembeyaz oldu.“Sen kimsin?”Adam gülümsedi.“Babanın eski bir dostu.”Sonra gözlerini bana çevirdi.“Ve senin ailen hakkında, senin bildiğinden çok daha fazlasını biliyorum.”Bir adım attım.“Babam nerede?”Adamın gülümsemesi kayboldu.“Bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?”“Evet.”“Öyleyse bu gece, eski manastıra gel.”Ardından arkasını döndü ve gözden kayboldu.Aras bana baktı.“Gitmeyeceksin.”“Gideceğim.”“Bu bir tuzak.”“Biliyorum.”“Öyleyse neden?”Elimdeki anahtara baktım.“Çünkü babamın nerede olduğunu öğrenmenin tek yolu bu.”Aras başını iki yana salladı.“Sen gerçekten ona benziyorsun.”“Kim?”Aras bir an sustu.Sonra fısıldadı:“Baban.”Ve o anda uzaktan çalan saat sesi, Mardin’in taş sokaklarında yankılanmaya başladı.Geceye yalnızca birkaç saat kalmıştı.
