2. bölüm · Manolya
1. Bölüm
Hayalet okuyuculık yapmak yerine kitabımı beğenirseniz sevinirim…
“Çocukluğunun baharında solmaya mahkûm bırakılan tüm manolyalara ve sevdiklerini unutmak zorunda olsa da unutamayan herkese…”
20 yıl önce: 2006, Ankara
5 yaşındaki küçük kız elinde sözde kendi yaptığı kurabiyeleri bahçeye götürdü.Bahçede biricik dostu, asla yanından ayrılmadığı, adeta sülük gibi bacağına yapıştığı, kendinden 4 yaş büyük olmasına rağmen kendini onunla aynı yaşta sandığı kişiyi gördü...Toprağı.
Veya onun dilinde Topyağı.
Karşılıklı müstakil evlerde oturuyordu bu iki arkadaş.Leyla toprağı çoğu zaman sinirlendirirdi.Ancak bu sinirlenmesi çok kısa sürer, sonra tekrar anlaşmaya çalışsalarda illaki kavga ederlerdi.
“Topyak bak ben kurabik yaptım.”
Toprak elindeki küçük basketbol topunu bıraktı.Severdi basketbol oynamayı.Veya daha çok oynayamamayı.
“Kurabik değil o manolya.Kurabiye.Ayrıca benim adımda Toprak.”
“Niye tekrar ediyorsun topyak?Bende aynılarını söyledim.”
Toprak Leyla’nın elindeki tabaktan bir kurabiye aldı.Kurabiyenin tadına baktı.Oldukça lezzetliydi.Ancak buna onu söylemeyecekti.
Kurabiyeyi yer yemez yüzünü buruşturdu yalandan.
“Bu ne manolya?Çok kötü olmuş.”
Leyla’nın hemen yüzü düştü.Dudaklarını büktü.Gözyaşlarını akıtmaya başladı.Bunu beklemeyen toprak hemen kızı sakinleştirmeye çalıştı.Çünkü eğer ağladığı duyulursa babası yine ona kızacaktı.
“Tamam manolya güzel olmuş.Gerçekten çok lezzetli ve güzel.”
Leyla hemen gözyaşlarını sildi.Zaten sahteydi gözyaşları.Ancak her seferinde ona kıyamayan toprak o gözyaşlarına kanıyordu.
“Yaa güzel mi gerçekten?Aynı benim gibi mi güzel?”
Leyla sarı saçlarını savurdu.Büyük açık mavi gözlerini kırptı.
Toprak göz devirdi onun bu haline.Nasıl bir egoydu bu böyle?
“Aynen senin gibi manolya.”
Yere koyduğu basketbol topunu aldı.Bunu gören Leyla illaki toprağın bacağına yapışmak zorunda olduğu için tabağı yere koyup toprağın peşinden gitti.Üzerindeki kirazlı elbiseyi sallaya sallaya toprağın yanına doğru yürüdü.
“Ben de oynayabilir miyim topyak?”
“Sen nasıl oynayacaksın manolya?”
“Noğlur topyak ya, oynamak istiyorum.”
“Hayır dedim.”
İstediği cevabı alamayan Leyla hemen toprağın elindeki basketbol topunu aldı.Gelişi güzel bir yere doğru attı ki bir tabak sesi gelene kadar.Sesin geldiği yöne doğru baktıklarında ikisi de yerdeki kurabiyeler ile bakıştılar.
Leyla’nın elindeki top yerdeki kurabiyeleri devirmişti.
“Off manolya!O manolya kokulu saçlarını yolacağım en sonunda.”
Bu yüzden ‘manolya’ diyordu leylaya.Saçları manolya gibi ferahlatıcı ve hafif kokuyordu.Tatlı bir kızdı Leyla.Onun dilinde manolya.Ancak biraz yapışkan, huysuz ve oldukça egolu bir bireydi.Bu özellikleri Toprağı çıldırtmaya yetiyordu.
Her seferinde toprak manolyaya böyle diyordu.Her yaramazlığında ‘saçlarını yolacağım.’ veya ‘seni annene söyleyeceğim.’ ama her ikisini de yapmıyordu.Yapamıyordu.Kıyamıyordu.Manolyanın bebekliğini görmüştü.Onunla oynamıştı.Bir sürü anıları vardı.Onunla ilgilenmişti.Hatta belkide Leyla’nın annesinden daha çok ilgilenmişti.
“Yol bir bakalım babam seni ne yapacak topyak.”
Doğru.Eğer saçlarını yolsaydı Leyla’nın babası Serdar onu mahvederdi.
Yerdeki kurabiyeleri birlikte toplamaya başladılar.Toprak topladığı kurabiyeleri tabağa koyarken, Leyla’ya baktı.Yerden aldığı her bir kurabiyeyi özenle üflüyor öyle tabağa koyuyordu.
“Manolya.”
“Hı.”dedi Leyla küçük bir bakış atarak.
“Bunları diğerlerine ikram etmeyi veya kendin yemeyi düşünmüyorsun değil mi?”
Leyla kafasını kaldırdı.Sonra çok rahat bir ifade ile konuştu.
“Yoo düşünüyoyum.”
Toprak kafasını sağa sola salladı.Bu onun ‘sen iflah olmazsın.’ anlamına gelen hareketiydi.
“Sen mi yaptın bunları?”
“Evet.”
“Yalancı.”
“Ben yalancı değilim.”
“Yalancısın.Bu benim ablamın kurabiyesi.O yapmış sen getirmişsin.”
“Hayır bir kere!”
“Öyle.”
“Değil.”
“Öyle.”
“Değil.”
Bu tartışmalarını bölen Leyla’nın annesi Zümrüttü.
“Leyla!Doğru eve.”
Leyla elindeki kurabiye tabağı ile annesine baktı.
“Ama ann-“
“Leyla dedim!”
Zümrüt sesini daha sert çıkartmıştı bu sefer.
Leyla itiraz etmeden gitmek zorunda kalmıştı.Hep böyle oluyordu.Leyla Toprak ile ne zaman mutlu olsa sonradan annesinin bağırması ile eve çağırılıyordu.Sevmezdi Leyla annesini.Ancak yine de kollarını cimciklemesin diye dediği herşeyi yapardı.
Toprakta sevmezdi Zümrütü.Leylaya kötü davrandığını kaç kez görmüştü.Hem Leylaya hem de Leyla’nın daha iki yaşındaki kardeşi Atlas’a kötü davrandığına çok kez şahit olmuştu.
İlgisiz bir anneydi zümrüt.Sevmezdi çocuklarını.
Üzülüyordu Toprak.Leylanın onun yanında kalmasını isterdi ancak o da tırsıyordu zümrütten.
Toprak Leyla’nın gidişini izledi.Hemde sadece birkaç gün sonra tamamen gidişini izleyeceğini bilmeden.
🌺
Toprak elindeki misket poşetini alarak Leylaların evine doğru ilerledi.İstediği masmavi renkli misketi almıştı.Hemen ona bunu gösterecek, sonrada onunla oynayacaklardı.Koşa koşa gittiğinde orada bulunan bir kamyon ve köşede oturmuş ağlayan Leylayı gördü.Onun manolyası neden ağlıyordu?
Hemen yanına gitti toprak.Önünde çömeldi.Baş parmakları ile göz yaşlarını sildi.
“Manolya neden ağlıyorsun?”
Leyla akan burnunu koluna sildi.Burnunu çekti.Kocaman gözlerini kırpıştırıp konuştu.
“Annem gitti Topyak.Babama sordum annesinin yanına gitmiş.Bir daha gelmeyecekmiş.Bizde buradan bu yüzden gideceğiz.”
Toprağın kaşları çatıldı.Zümrüt nereye gitmişti?
“Gidecek misiniz?Tamamen mi?Bir daha dönmeyecek misiniz?”
Leyla iki yana başını salladı.Bir daha dönmeyeceklerdi buraya.
Toprağın gözleri doldu istemeden.Gidiyor muydu manolyası?Nasıl dayanacaktı onsuzluğa?
Elindeki misket poşetini ona uzattı.
“Hepsi senin olsun manolya.Biliyor musun mavi olan misketi aldım.Hepsi senin.”
Leyla bir an donakaldı.Toprak misketlerini asla kimseyle paylaşmazdı.Onlar toprak için çok önemli ve özellerdi.
Leyla eline misket poşetini aldı.Sonra hemen boyu yetişmese de toprağa sarıldı.Beline kollarını doladı.Toprakta hemen ona sarıldı.
Toprak ve Leyla’nın gözünden birkaç damla yaş düştü.İkisi de ağlıyordu.
Leyla ve Toprağın aileleri de sarıldı.Leylanın babası Serdar hepsi ile helalleşti.Toprağın babası Murat bey ile vedalaşmaları biraz zor olmuştu ancak zorundalardı.
Zümrüt o gün kızını, oğlunu ve kocasını terk etmişti.Başka bir adam için terk etmişti.O 5 yalındaki kızını, 2 yaşındaki oğlunu hiç düşünmeden terk etmişti.
“Leyla kızım hadi gel.”
Toprak Leyla’nın duyabileceği bir şekilde konuştu.
“Görüşürüz, görüşeceğiz.Aynı gökyüzünün altında.”
Leyla ağlayarak toprağa baktı.Serdar Leyla’nın elini tuttu.Birlikte arabalarına doğru ilerlediler.Ancak Leyla susmuyordu.
“Topyak, topyak sende gel.Lüften sende gel.”
Toprak gözyaşlarını sildi.El salladı manolyasının ardından.
Gitmek zorundalardı.Serdarın ailesinin yanına gideceklerdi, memleketleri Bodrum’a.Gitmezlerse Serdar henüz küçücük olan çocuklarına nasıl bakardı?Yetebilir miydi her ikisinede?
Arabaya bindiler.Leyla yanındaki kardeşine sarıldı.Sımsıkı.Bundan sonra kardeşinin hem annesi, hem ablasıydı.
Sonuçta annesi annesinin yanına gitmişti.Kerdeşine kim bakardı o da bakmazsa?
Arabada ağlıyordu Leyla.İstemeden, farkında olmadan.
O gün Leyla umursanmamanın, sevilmemenin tadına bakmıştı.Evet annesine gittiğini sanıyordu annesinin.Ancak zamanla anlayacaktı.Annesinin neden ve kim için gittiğini.
Fakat şuanda tek isteği, mahallesini ve toprağı unutmaktı.Eğer ki onları unutmazsa geri önüne bakamazdı.
Onlardan kalan son anı ise Toprağın ablası Derya’nın onların haberi olmadan çektiği bir fotoğraftı.
