4. bölüm / 10
Mafyanın polisiSusan Gece
Bölümler 10Şu an: Susan Gece
- 1 Baran Demiralp515 kelime
- 2 SIRADAN BİR CİNAYET1.014 kelime
- 3 Sessizliğin ardından295 kelime
- 4 Susan Gece682 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Ölümün Rengi878 kelime
- 6 Cesedin Kokusu793 kelime
- 7 Zihnin Mesaisi601 kelime
- 8 Geçmişten İntikam932 kelime
- 9 Kabulleniş570 kelime
- 10 Geç Kalmış ceza781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Olayın üzerinden üç gün geçmişti. Adli Tıp Uzmanı Mahir Soylu nihayet detaylı otopsi raporunu Baran’ın masasına bıraktı.
“Kurşun, doğrudan alnın ortasına, yaklaşık 70–80 cm mesafeden sıkılmış,” dedi Mahir. “Ama ilginç olan şu: kurşunun girdiği açı düz değil, hafif çapraz. Yani kurban ya oturuyordu ya da biriyle yüz yüze gelmişti ve geri çekilirken vuruldu.”
Baran gözlerini rapordan kaldırdı.
“Yani fail, kurbanla konuşmuş olabilir? Bir tartışma değil de… kısa, keskin bir an?”
Belki mutlu bir an, belki de, belki de,
Baran' ın kafasındaki belkiler artarken Mahir konusmaya devam etti.
“Muhtemelen. Ayrıca ilginç bir şey daha var: Kurbanın tırnaklarının altında minik bir kumaş parçası vardı. Siyah, yünlü bir mont kumaşı. Ve… hafif bir parfüm izi. Erkek kokusu ama alışıldık bir şey değil, niş bir marka.”
“Bu iş planlı,” dedi Baran. “Üstelik kimliğini gizlemek isteyen biri değil. Sadece iz bırakmamak isteyen biri.”
Görüşmeye giderken planını kusursuzca kafasında defalarca gerçekleştirmişti. Kaç defa öldürmenin hazzını hissetti iliklerinde
Komiser Hira o gece ofiste sabahladı. Tuncay’ın şifreli dosyalarını çözmek için bir yazılımcıdan yardım aldı ve sonunda içlerinden biri açıldı:
“M.A. – Hareketsiz Transferler”
Bu dosyada Mehmet Aksoy’un restoran zinciri üzerinden son altı ayda yapılan bazı şüpheli işlemler yer alıyordu. Fakat ilginç olan, işlemlerin Aksoy’un bilgisi olmadan yapılmış olmasıydı. Paralar, restoran çalışanlarından birinin adına açılan bir “hayalet şirket”e aktarılmıştı: Deniz Finansal Danışmanlık.
Ve şirketin kurucusu: Deniz Demirci
Uğur’un eşi.
Baran, Deniz Demirci’yi tekrardan ifadeye çağırdı. Kadın ilk başta sakin ve üzgün görünüyordu. Ancak Hira'nın hazırladığı belgeyi önüne koyduklarında yüzündeki ifade değişti.
“Bu ne demek?” diye sordu Baran. “Kocanız Mehmet Aksoy’u dolandırırken yakalandı ve bu yüzden mi öldü?” Aslında gerçek soru siz ne zamandan beri Mehmet Aksoy'la birliktesiniz. Birlikte mi planladınız onu öldürmeyi.
Aslında birlikte olduklarına dair bir ip ucu yoktu Baran sadece yem atmıştı.Deniz in gözlerinde üzüntüye dair bir his yoktu. Baran birini kaybetmenin acısını da hüznünü de çok iyi biliyordu. Deniz de o acı yoktu, daha çok kurtulmuş gibi rahattı. Omuzlarından yük kalkmıştı. Deniz' i takip etmesini istediği polis memuru onun alışverişe çıktığını mağaza mağaza gezdiğini rapor etmişti.
Başta yalanlama çabasına girsede sonunda kabul etmişti.
Deniz, gözyaşlarını silmeye çalıştı.
“Hayır… Hayır, ben onu öldürmedim. Evet, ben şirketi kurdum. Mehmet’le gizli bir ilişkim vardı, Uğur’la son yıllarda sadece ev arkadaşı gibiydik. Ama Uğur hiçbir şey bilmiyordu. Sonra öğrendi…”
Baran yaklaştı.
“Ve sizi tehdit etmeye başladı mı?”
Aslında onu aldatmış olmam hiç umurunda değildi. Onun para dışında hiç bir şey önemli değil
O akşam hiç konuşmadı. Gece yarısı odaya sarhoş geldi ve önce beni öldürmeye çalıştı daha sonra her şeyi anlatmamı istedi. Ne zamnadir beraber olduğumuzu her şeyi öğrendi sessizleşti. Beni anladığını söyledi.
Sorunuza geri dönersek;
“Hayır! Beni değil. Mehmet’i! Uğur onun şirketinden haberdar oldu. Mehmet’i çağırıp konuşmak istemişti. O gece evden çıktıktan sonra nereye gideceğini sormadım bile… Ama ben birini gördüm. Camdan baktım. Sokakta biri vardı. Uzun boylu, siyah montlu... Mehmet'e çok benziyordu ama emin olamadım.”
Baran’ın zihnindeki parçalar birleşmeye başlamıştı.Aslında kafasında çoktan davayı kapatmış katili yakalamış cezasını kesmişti bile
Komiser Yardımcısı Cem, delil torbalarından birini masaya bıraktı:
“Sokak kameralarından aldığımız yeni bir görüntüde bir adam cinayetin işlendiği saate yakın bir zaman diliminde sokağa giriyor. Yüzü görünmüyor ama… ayakkabılar çok belirgin. Parlak, rugan gibi. Kamera ışığında parlıyor.”
Baran hafifçe başını salladı.
“Çaycının dediği doğruymuş. Bu ayakkabılar sıradan değil.”
“İyi haber,” dedi Cem. “Bu model sadece üç mağazada satılıyor ve son altı ayda Kadıköy’de yalnızca beş kişi satın almış. Üçü kontrol edildi. Dördüncüsü yok. Beşincisi… Mehmet Aksoy.”
Baran, Mehmet’i bir kez daha çağırdı. Bu kez ofiste değil, sorgu odasında.
“Bak Mehmet,” dedi Baran, masaya görüntüleri, ayakkabı fotoğraflarını ve otopsi raporunu koyarak. “Tuncay seni fark etti. Şirketin içini, kara parayı, sevgilini. Hepsini biliyordu. Sessizce çözeceğini sandın ama korktun. Çünkü Uğur seni tehdit etmiyordu... seni bitiriyordu.”
Mehmet önce sessiz kaldı. Sonra iç çekti.
“İtiraf etmiyorum,” dedi, “ama bir şeyi itiraf edeyim: Sessizlik bazen en yüksek sestir. O gece konuşmadık bile. Sadece göz göze geldik. Ve ben... susturdum.”Bana acımayla bakan gözlerini, hakaret eden dudaklarını, her şekilde susturdum. Geçip karşısına ben konuştum. Onun duymamış olması benim cümle kurmadığım anlamına gelmiyordu.
Baran başını eğdi.
“Keşke gerçekten susturabilseydin. Ama bir insanı öldürmek, sadece nefesini kesmek değildir. Onu gömemezsin. Gerçek, toprağı delip çıkar.”
Katilinin adını avazı çıktığı kadar bağırır.
Bölüm etkileşimi
