11. bölüm · MAFYANIN KÜÇÜK ESİRİ
Bölüm-11
Ben size yazmak bölüm, siz bana vermek beğeni🤝
İyi okumalaaaar🌾
"Neva ışık, bu kağıdın neden sende olduğunu merak edebilirsin ama merakını kendine sakla. Esas konuya gelirsek seni buradan çıkarmak için çalışıyoruz bu yüzden söylediklerimi harfiyen uygula. Sen suçlu değilsin, sadece o mafya seni de kaçırdı ve sen canın pahasına bu suçu üstlenmeyi kabul ettin.
Kağıdı yok etmeyi unutma.
-sigaracı-"
Kağıdı tuvaletin içine atarak imha ettikten sonra parmaklıkların karşısına geçtim.
"Gardiyan!"
"Gardiyaan!
Karşıma gelen gardiyan ile yine yüzüm gülmüştü.
"Yemek ikramımız yok dedim" dedi.
Hâlâ sorunun yemek olduğunu düşünüyor.
"Gerçekleri itiraf edeceğim"
....
Üçüncü kez aynı odaya girdiğim için canımı sıkan çok şey vardı. Fakat buraya neden geldiğimi asla unutturmuyordum kendime.
"Anlat" dedi yaşlı polis.
Genç polise döndüm.
"Sizin dün söylediğiniz sözleri düşündüm, gerçekten beni koruyabilir misiniz?"
Yaşlı polis, genç polise gururla bakarken konuştu.
"Koruyabiliriz, sizin güvenliğiniz bizim sorumluluğumuzdur"
Polisin konuşması hiç inandırıcı gelmese de devam ettim.
"Aslında İnci Beyaz kaçırılırken ben de oradaydım"
Beni merakla dinlemeye devam eden polislere göz gezdirerek devam ettim.
"O mafya beni de kaçırdı, kurtulmam için beni teslim olmakla tehdit etti"
"Neden seni de kaçırmak yerine bıraktı?" Dedi genç polis.
"Bilmiyorum" dedim. Başka cevabım yoktu.
"Peki kızın kaçırılacağını önceden nasıl biliyordun Neva Işık!" Yaşlı polisin bağırmasıyla korkuyla sıçradım yerimden. Geri yerime geçince cevap düşünmeye başladım. Bu adamlar da boşuna okumuyormuş yani ne bileyim ben bunun cevabını.
"O mafya" dedim. Kaldım.
Ne diyebilirdim ki?
"Devam et!" Derken odaya giren bir polis nefessiz kalmış gibiydi.
"Efendim" dedi soluklanırken.
"Adli tıp sonuçları çıktı" diye devam ederken bir nefes daha aldı.
"Parmak izleri Sarp Beyaz'a ait" dediği an tüm sesler susmuştu. Hayır bana birşey olmuyordu gerçekten kimse konuşamaz olmuştu. Bir yandan da şaşkınlıkla kalakalmıştı herkes.
"Arama kararı çıkartın, hemen bulun onu!" Diye emir verdi yaşlı adam.
Sonra kendisi de hızla ayağa kalkarak gitti.
Genç polis benimle kalmıştı.
"Ne yapacağım" dedim.
Boş boş bakmakla yetindi.
"Ne yapayım diyorum, geri mi dönüyorum o mahzene"
"Bahçeye çıkmak ister misin?" Diyen genç polisi dinlemiş ve bahçeye çıkmıştık. Burası geniş bir yerdi ve kaçmamam için hiçbir önlem yoktu. Suçluların buraya çıkması yasaktı ama benim kararım kesin olmadığı için çıkabiliyordum.
"Doğruları mı söyledin" dedi polis.
"Neden yalan söyleyeyim ki" dedim.
"O gün bana verdiğin cevap farklıydı çünkü"
"Evet o gün öyle düşünüyordum, bu gün ise böyle"
"Sorunun ne" dedi.
"Sorunum mu? Benim ailem yok polis bey. Bırakmış beni ailem, yalnızlığa bırakmış. Daha kendimi bilmezken bırakmışlar. Bir de sorun mu diyorsunuz? En büyük sorun bu zaten!" Diye içimi döküyordum insanlara bağırarak.
"Kaç yaşındayken bırakıldın?"
Sanane.
"Beş yaşıma yeni girmişken"
Polis başka soru sormamıştı. Biraz daha ilerilere doğru gezinmeye başlamıştık. Geldiğimiz yerde neredeyse hiç polis veya insan yoktu. Yalnızdık.
"Söylediklerin doğru mu? Başka birşeyler mi var? Sorunu bana söylemelisin" dedi genç polis.
O an karşıdan gelen polisi birine benzetiyordum amaa.... Kim?
"Neden soruyorsun? Bilgi almak için mi?"
Karşıdaki polis daha da yakınlaştığında tanımıştım onu.
Enver Demir?
Polis kılığına girmiş olan Enver Demir karşımda durdu.
"Neva ışık, sizi korumak için görevlendirildim" dedi Enver.
"Ben onu korurum, korumaya gerek yok" diyen genç polise delici bakışlar atan Enver onun üzerine yürüdü.
"Sen kimsin de Neva'yı koruyorsun!" Diyerek boğazına yapıştı adamın.
Ben ayağa kalkıp Enver'i engellemeye çalışırken o durmak bilmiyordu.
"Sigaracı!" Diye bağırdım herşeyi bırakıp. İşte o anda durdu Enver Demir.
Polis soluklanırken zorla konuşmaya çalıştı.
"Emir Işık ben, tanıştığıma memnun oldum diyemem kardeşim" diyen genç polis sanki yabancı dil konuşuyormuş gibi onu anlamıyordum.
"Ne demek?" Diye sordum.
Ne diyordu bu?
"Biz kardeşiz, ben de yurda bırakıldım. Aynı yurttaydım fakat ben başka bir yurda gönderilmiştim. Hatırlamıyor musun? Çok ağlamıştın" diye gülüyordu polisin yüzü. Ben ise beynimi zorluyordum öyle bir şeyin olup olmadığını düşünmek için.
O an beynime gelen bir anı beni sanki bu dünyadan koparmıştı.
16 YIL ÖNCE
"Emiir Emiir kafası demirrr"
"Emiirr Emiiiiir kafası demir"
"Nevaaaa döverim bakkk seni"
"Emir Emir kafası demirrrr"
Emir, Neva'ya çok kızmıştı bu dalga konusu ettiği büyük kafası yüzünden. Neva ise başka şaka bulamaz gibi her gün bunu söylerdi. Fakat Emir ne kadar sinirlense ve Neva'yı yakalasa da onu dövmezdi. Dövemezdi değil "dövmezdi".
Neva, Emir'in küçük kardeşiydi ve her zaman birliktelerdi. Ne zaman canları sıkılırdı işte o zaman düşman olurlardı. Yusttaki bakıcılar bile bıkmıştı bu durumdan. İşte bir gün de ayırmışlardı onları bu sebepten. İki kardeşin arası o zaman açılmıştı. Zamanla Neva o anları unutsa bile Emir unutamadı. Emir'in kafasında hep küçük kız kardeşinin bir yeri vardı.
Kitap gittikçe uzuyor ve nedense yazdıkça sıkılmadığım aksine daha da heyecanlandığım bir kitap olmaya devam ediyorr, umarım size göre de böyledir.
FİKİRLERİNİZİ YORUMLARDA BELİRTMEYİ UNUTMAYINIZZ
