4. bölüm · love for the cameras
yalanın en saf hâli
Elimdeki o kağıt parçası, sadece bir gazete küpürü değildi; sanki çıplak ellerimle tuttuğum bir kor ateşti. Harfler birbirine karışıyor, "tedavi masrafları", "kullanmak" ve "büyük oyun" kelimeleri beynimin içinde devasa birer çekiç gibi zonkluyordu. Birkaç dakika önce hissettiğim o huzur, o korunaklı liman hissi, yerini her zamanki o tanıdık ve soğuk boşluğa bırakmıştı.
"Sienna," dedi Asher, sesi bir fısıltıdan farksızdı ama odadaki sessizlikte bir gök gürültüsü kadar etkiliydi. "Lütfen, o kağıda bakmayı bırak."
Yavaşça başımı kaldırdım. Merdivenlerin başında, onun bir gecelik dünyasında, üzerimde onun tişörtüyle ne kadar eğreti durduğumu o an fark ettim. Aşağıda, salonun ortasında duran Mia—kız kardeşi—bana suçluluk dolu gözlerle bakıyordu. Mia, gazeteyi tutan ellerini arkasına saklamaya çalıştı ama nafileydi. Gerçek, o darmadağın salonun ortasında, kusulmuş bir gerçeklik gibi duruyordu.
"Doğru mu?" diye sordum. Sesim, kendi kulaklarıma bile ruhsuz, bir makineden çıkmışçasına düz geliyordu. "Bütün o kavgalar, o korumacı tavırların, dün geceki o... o itiraf... Hepsi Mia’nın hastane faturaları için miydi?"
Asher basamakları ikişer ikişer tırmanıp yanıma geldi. Elimi tutmaya çalıştı ama geri çekildim. "Dokunma bana. Sadece cevap ver Asher. Bu bir iş anlaşması mıydı, yoksa bir kurtarma operasyonu mu?"
"Sienna, her şey o kadar basit değil," dedi Asher, gözlerinde biriken o karanlık hüsranla. "Mia... Mia’nın durumu ağırdı. Marcus ve Sarah bir teklifle geldiler. Seninle yapılacak bir PR çalışmasının getirisi, Mia’nın ameliyatı için gereken parayı fazlasıyla karşılıyordu. Evet, başlangıçta... başlangıçta sadece buydu."
"Sadece buydu," diye tekrar ettim acıyla. "Benim hayatım, benim duygularım, senin için sadece birer banknot serisinden ibaretti. Annem beni bir yatırım olarak görüyordu, sen ise bir hayır kurumu olarak. Kimse... kimse beni sadece Sienna olarak görmedi mi?"
"Sienna, bak bana!" Asher omuzlarımdan tuttu, bu sefer kaçmama izin vermedi.
"Başlangıçta sadece paraydı, yalan söylemeyeceğim. Ama o gece, galada... seni o herifin elinden aldığımda ya da otoyolda bana o kadar sıkı sarıldığında... o parayı çoktan unutmuştum. Ben senin o camdan kulelerini yıkmak istedim çünkü içinde boğuluyordun!"
"Sen de o kulelerin üzerine kendi enkazını inşa ettin Asher," dedim, yaşların yanaklarımdan süzülmesine izin vererek.
"Annemden ne farkın kaldı? O beni şöhret için satıyordu, sen ise vicdanın için. Sonuç aynı. Ben yine satılan taraftayım."
"Ben kimseyi satmadım!" diye bağırdı Mia aşağıdan. Sesi titriyordu. "Asher bunu benim için yaptı ama seni tanıdıktan sonra... Sienna, o her gece senin şarkılarını dinliyor. Gazetelerin yazdığı o iğrenç şeylerin hiçbirini o düşünmedi. O sadece... o sadece çaresizdi."
"Çaresizlik, bir başkasının kalbini oyun hamuru gibi kullanma hakkı vermez Mia," dedim, bakışlarımı ona çevirerek. "Ben senin için üzgünüm, gerçekten. Ama bu, abinin bana yaptığı ihaneti temizlemiyor."
Asher’ın elleri omuzlarımdan yavaşça düştü. Yüzündeki o her şeyi kontrol edebileceğine dair inançlı ifade, yerini derin bir kabullenişe bırakmıştı. "Şimdi ne yapacaksın?" diye sordu. "Medyaya gidip her şeyi anlatacak mısın? 'Asher Reed beni kullandı' mı diyeceksin?"
"Hayır," dedim, tişörtünün kollarını çekiştirerek. "Ben senin gibi değilim Asher. Ben kimsenin hayatını, hele ki bir çocuğun hayatını mahvetmem. Ameliyat parasını aldın mı?"
"Yarısı yattı," dedi, sesi boğuklaşmıştı.
"Güzel. Diğer yarısını da ben ödeyeceğim. Ama bir şartla."
Asher kaşlarını çattı. "Ne şartı?"
"Bu oyunu sonuna kadar oynayacağız. Ama bu sefer kuralları ben koyacağım. Marcus’a, anneme ve o iğrenç gazetelere istedikleri aşk hikayesini vereceğiz. Ama ışıklar söndüğünde, bu evden çıktığımızda... sen benim için sadece bir yabancı olacaksın. Mia iyileşene kadar bu sahtekarlığı sürdüreceğiz. Sonra... sonra birbirimizi hiç tanımamış gibi yapacağız."
Asher bir adım geri gitti. Gözlerinde saf bir acı vardı; sanki ona yumruk atmamı, bağırmamı tercih ederdi. Bu soğuk anlaşma, onu dün geceki kavgalardan daha çok yaralamıştı.
"Bunu istiyor musun gerçekten?" diye sordu. "Böyle bir buzun içinde yaşamayı?"
"Ben zaten yıllardır o buzun içinde yaşıyorum Asher," dedim, merdivenlerden aşağı inmeye başlayarak. "Sadece bu sefer, içine kimi alacağımı ben seçtim. Mia, geçmiş olsun. Asher... git ve hazırlan. Marcus birazdan burayı basar. Yeni 'mutlu' hayatımıza başlamamız lazım."
Salona indiğimde telefonum tekrar çalmaya başladı. Arayan Marcus’tu. Ama bu sefer açtığımda sesim titremiyordu.
"Marcus," dedim, telefonu kulağıma götürerek. "Asher’ın evindeyim. Evet, her şey yolunda. Hayır, ayrılmıyoruz. Aksine... yarın sabah için bir özel röportaj ayarla. Hollywood’un en büyük aşkının, nasıl her türlü iftiraya karşı dimdik durduğunu anlatacağız."
Telefonu kapattım ve koltuğa oturdum. Mia çekinerek yanıma geldi, elini dizime koymak istedi ama sonra vazgeçti. Asher ise merdivenlerde, o karanlık gölgelerin arasında öylece duruyordu.
Dışarıdaki rüzgar şiddetini artırmıştı. Hollywood tepeleri, altımızda bir ışık denizi gibi uzanıyordu ama ben ilk kez o ışıkların ne kadar soğuk olduğunu hissediyordum.
"Sienna," dedi Asher, merdivenlerden inip tam karşımdaki berjer koltuğa otururken. Gözleri kan çanağı gibiydi. "Eğer bu bir savaşsa... ve sen general olmak istiyorsan, tamam. Ama bilmeni isterim ki; ben Mia için değil, senin o buzdan kalbinde bir sığınak bulduğuma inandığım için o kapıyı tekmeleyip içeri girdim."
"Sığınaklar yalanlar üzerine inşa edilmez Asher," dedim, gözlerimi camdan ayırmadan. "Şimdi söyle bana; o röportajda hangi yalanı söyleyeceğiz? İlk nerede tanıştık? İlk görüşte mi aşık olduk? Yoksa benim 'saf' kişiliğin mi seni büyüledi?"
Asher bir sigara çıkardı, yakmak üzereyken bana baktı ve vazgeçip masaya bıraktı. "Gerçeği söyleyeceğiz," dedi.
"Gerçek mi?" Acı bir kahkaha attım. "Hangi gerçek Asher?"
"Nefretin nasıl aşka dönüştüğünü. İnsanlar buna bayılır. Önce birbirimize dayanamadığımızı, sonra senin o 'sıkıcı' prenses maskenin altındaki kırılgan kadını gördüğümde nasıl darmadağın olduğumu anlatacağım. Ve sen de... sen de benim o serseri ruhumun altında, sadece sevilmek isteyen bir çocuk olduğunu gördüğünü söyleyeceksin."
"Harika bir senaryo," dedim, ayağa kalkıp camın önüne giderek. "Oscar'ı şimdiden hazırlasınlar. Ama unutma Asher; röportaj bittiğinde, o çocukla beraber bu evde yalnız kalacaksın. Ve ben o kapıdan çıktığımda, arkamda sadece senin için ödenmiş bir fatura bırakacağım."
Tam o sırada bahçede bir hareketlilik oldu. Güvenlik kameralarının ekranı, evin önünde biriken basın araçlarının ışıklarıyla doldu. Marcus’un arabası, o siyah SUV, kapının hemen önünde durdu.
"Geldiler," dedi Mia, pencereden bakarak. "Asher, ne yapacağız?"
Asher ayağa kalktı. Gömleğinin düğmelerini ilikledi, saçlarını geriye attı ve yanıma geldi. Elini belime koyduğunda, vücudumun her hücresi "kaç" diye bağırıyordu ama ben durdum. Bir heykel gibi.
"Gülümse Sienna," dedi Asher, kulağıma eğilerek. O nefesi yine tenimi yaktı ama bu sefer içimde kelebekler değil, cam kırıkları havalandı. "Dünyanın en aşık kadını olman için sana on milyon dolar harcadım. Paranın hakkını ver."
Kapı açıldı ve Marcus fırtına gibi içeri girdi. Arkasında Sarah ve iki koruma vardı. "İnanılmaz!" diye bağırdı Marcus. "O video... o itiraf... Twitter çöküyor! Sienna, anneni ikna ettim. Eğer bu işi kıvırırsanız, yılın çifti değil, on yılın ikonu olursunuz!"
"Kıvıracağız Marcus," dedim, Asher’ın koluna girerek. "Biz bu işin uzmanıyız, değil mi sevgilim?"
Asher bana baktı. O an gözlerinde öyle bir ifade vardı ki; öfke, arzu ve derin bir keder birbirine karışmıştı. "Evet," dedi, sesi her zamanki o pürüzlü tınısıyla. "Biz yalan söylemekte dünyanın en iyileriyiz."
Ertesi Sabah: Stüdyo Işıkları Altında
Ertesi sabah, kendimi Los Angeles’ın en prestijli sabah programının kulisinde buldum. Karşımda Julian—stilistim—yine o hummalı çalışmasını yürütüyordu. Ama bu sefer kıyafetim kırmızı değil, bembeyazdı. Saf, masum ve yenilenmiş…
"Bu elbise," dedi Julian, kumaşı düzelterek. "İnsanlara 'Ben her şeye rağmen temizim' mesajı verecek. Asher’ın o koyu mavi smokiniyle yan yana geldiğinizde, resmen bir modern zaman masalı gibi duracaksınız."
"Masallar her zaman mutlu biter Julian," dedim, aynadaki yabancıya bakarak. "Ama bizimkinde sadece 'son' var. Mutluluk kurguya dahil değil."
Kulisin kapısı açıldı ve Asher içeri girdi. Üzerindeki o koyu mavi smokin, onu her zamankinden daha asil ve bir o kadar da tehlikeli gösteriyordu. Gözlerindeki yorgunluk, ustaca yapılmış bir makyajla gizlenmişti.
"Hazır mısın?" diye sordu. Sesi kulisteki diğer herkesi dışarı çıkaran bir otoriteye sahipti.
Julian ve asistanlar çıktığında, odada sadece biz ve aynadaki yansımalarımız kaldık.
"Bunu yapabilir misin Sienna?" diye sordu Asher, yanıma gelip arkamda durarak. "Kameralar açıldığında, gözlerimin içine bakıp beni sevdiğini söyleyebilir misin?"
"Ben profesyonelim Asher," dedim, rujumu tazelerken. "Senin Mia için yaptığın şeyi, ben kariyerim için yapacağım. Sadece... elimi çok sıkma. Ellerinin sıcaklığını hissetmek odaklanmamı zorlaştırıyor."
Asher hafifçe gülümsedi ama bu seferki gülüşünde bir zafer yoktu. "Merak etme. Seni sadece gerektiği kadar tutacağım."
Stüdyoya girdiğimizde, alkış tufanı ve ışıkların sıcaklığı bizi karşıladı. Sunucu, Hollywood’un en dişli kadınlarından biri olan Diane’di. Gözleri, avını bekleyen bir şahin gibi üzerimizdeydi.
"Ve işte," dedi Diane, kameralara dönerek. "Son 48 saattir dünyanın konuştuğu tek çift. Sienna Knight ve Asher Reed. Hoş geldiniz."
Oturtulduk. Asher, her zamanki o sahiplenici tavrıyla elimi tuttu ve parmaklarımızı birbirine kenetledi. Diane doğrudan konuya girdi.
"Asher, o bar kavgası... ve o videodaki itirafın. Herkes şunu merak ediyor: Bu sadece bir 'koruma içgüdüsü' müydü, yoksa Sienna Knight senin hayatının merkezi mi oldu?"
Asher bir an duraksadı. Bana baktı. O an stüdyodaki tüm ışıklar onun kehribar gözlerinde toplandı. "Diane," dedi, sesi titremeyen ama derin bir duyguyla yüklüydü.
"Ben hayatım boyunca hep yanlış taraflarda yürüdüm. Ama Sienna... o podyumda, o sahnede gördüğünüz o kusursuz kadının ötesinde... o benim hiç sahip olmadığım o dürüstlüğü ve saflığı temsil ediyor. O gece o yumruğu sadece Sienna için değil, kendimde kalan son insanlık kırıntısı için attım. Çünkü birinin onun o güzel ruhunu kirletmesine izin veremezdim."
Diane, etkilenmiş bir halde bana döndü. "Peki sen Sienna? Annenin ayrılık açıklamasından sonra Asher’ın yanına, evine gittin. Bu bir isyan mıydı, yoksa aşkın çağrısı mı?"
Boğazım düğümlendi. Asher’ın elinin sıcaklığı, tenimi bir mühür gibi yakıyordu.
"Bu..." dedim, sesimi en etkileyici tınısına getirerek. "Bu bir keşifti Diane. Asher’ın o dışarıdaki 'kötü çocuk' imajının altında, dünyanın en büyük kalplerinden birinin yattığını keşfettim. O gece anneme 'hayır' derken, aslında kendime 'evet' dedim. İlk kez ne istediğime ben karar verdim. Ve ben... ben Asher’ın yanında olmayı, onun o fırtınalı dünyasında kaybolmayı seçtim."
Stüdyoda bir "ooh" sesi yükseldi. Diane neredeyse ağlayacaktı. Röportaj bu şekilde devam etti; her soruya bir yalan, her yalana bir tutam duygu ekledik. Program bittiğinde, alkışlar arasında stüdyodan çıkarken Marcus’un zafer sarhoşu yüzünü gördüm.
Kulis koridoruna girdiğimizde, Asher elimi hala bırakmamıştı.
"Bırakabilirsin artık," dedim, sesimdeki buzun geri dönmesine izin vererek. "Röportaj bitti."
Asher durdu. Beni duvara doğru hafifçe itti ve iki kolunun arasına aldı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, gözbebeklerinin titrediğini görebiliyordum.
"Sienna," dedi, sesi boğuklaşmıştı. "O röportajda söylediklerin... o 'fırtınalı dünyada kaybolma' kısmı... o da mı senaryoydu?"
"Öyle olması gerekiyordu, değil mi?" dedim, bakışlarımı kaçırmaya çalışarak.
"Senaryoda o kelimeler yoktu Sienna. O senin kendi eklemendi." Asher elini yanağıma koydu. "Neden bu kadar korkuyorsun? Gerçekten hissetmekten neden bu kadar ödün kopuyor?"
"Çünkü hissettiğim her seferinde bir bedel ödedim Asher!" diye bağırdım sonunda. Koridorda sesim yankılandı. "Annemi sevdim, beni bir ürüne dönüştürdü. Müziği sevdim, beni bir köleye dönüştürdü. Ve şimdi... şimdi seni..."
Duraksadım. Kelimeler ağzımdan kaçmak üzereydi.
"Beni ne?" diye sordu Asher, bir umut kırıntısıyla.
"Seni... senin beni kullanmana izin verdim," dedim, kendimi toparlayarak. "Daha fazla bedel ödemeyeceğim. Şimdi çekil yolumdan. Akşamki gala için hazırlanmam lazım."
Asher geri çekildi. Kapıyı açtı ve geçmem için yol verdi. "Akşam görüşürüz, Kraliçe. Ama unutma; sahnede söylediğin yalanlar bazen senin gerçeğin olur. Ve o gün geldiğinde, kaçacak bir sığınağın olmayacak."
Kulisinden çıktım ve hızlı adımlarla uzaklaştım. Ama kalbimdeki o ritim, Asher’ın fısıltısının yankısıyla birleşmişti: Sahnede söylediğin yalanlar gerçeğin olur.
Akşamki gala, hayatımın en büyük sınavı olacaktı. Çünkü o galada sadece basın değil, annem ve onun "yeni planları" da bizi bekliyor olacaktı. Ve Asher’ın Mia için sakladığı son sırrın, o gece patlamaya hazır bir bomba gibi cebinde olduğunu henüz bilmiyordum.
