3. bölüm · love for the cameras

kusursuz enkaz

berna

Salondaki hava o kadar yoğundu ki, nefes almak sanki ciğerlerime cam kırıkları doldurmak gibiydi. Asher kapının önünde, bir eli hala kapı kolunda, göğsü aldığı sert nefeslerle inip kalkarken dikiliyordu. Kaşının üzerindeki o taze yara, beyaz gömleğine sızan kan... O an, otoyoldaki o özgüvenli adam gitmiş, yerine köşeye sıkışmış ama pes etmeye niyeti olmayan bir kurt gelmişti.

"Asher, buraya bu şekilde giremezsin!" Marcus öne atıldı, sesi her zamanki otoriter tonundaydı ama ellerinin hafifçe titrediğini görebiliyordum. "Sienna’nın annesi açıklamayı yaptı bile. Seninle işimiz bitti. Güvenliği çağır—"

"Güvenliği çağırırsan," dedi Asher, sesini yükseltmeden ama her kelimesini bir tehdit gibi vurgulayarak, "Dışarıdaki o elli tane kameraya, bu sahte ilişkinin bütün detaylarını, Marcus’un imzalattığı o iğrenç sözleşmeyi ve senin Sienna’yı nasıl bir piyon gibi kullandığını anlatırım. Denemek ister misin?"

Marcus donup kaldı. Asher’ın bakışları yavaşça bana döndü. O an, dünyadaki tüm sesler sustu. Sadece onun o koyu, fırtınalı gözleri ve benim durmak bilmeyen kalp atışlarım kaldı.

"Sienna," dedi, sesi bu sefer daha kısıktı. "O videodaki... o son kısmı duydun, değil mi?"

"Duydum," diye fısıldadım. Sesim kendi kulaklarıma bile yabancı geliyordu. "Asher, ne yapmaya çalışıyorsun? Bu da mı yeni bir taktik? 'Aşık adamı oyna, sempati kazan' mı dediler sana?"

Asher acı bir kahkaha attı. Birkaç adımda yanıma geldi. Marcus araya girmeye çalıştı ama Asher onu tek eliyle savuşturup tam önümde durdu. O ağır, isli ve kan kokan parfümü genzimi yaktı.

"Bana bak Sienna," dedi, ellerini omuzlarıma koyarak. Dokunuşu o kadar sertti ki, parmaklarının izi deri ceketimin üzerinden bile hissediliyordu. "Sence ben, o karanlık otoparkta, kimsenin izlemediğini sandığım bir anda, sırf senin 'imajın' düzelsin diye kendi kendime mi konuşuyorum? Ben bir oyuncuyum ama o kadar iyi değilim."

"Annem..." dedim, boğazımdaki düğümü yutmaya çalışarak. "Annem ayrılık açıklamasını gönderdi. Benim kariyerim... senin yüzünden şu an uçurumun kenarında."

"Kariyerin batsın Sienna!" diye bağırdı Asher. Omuzlarımı sarstı. "Senin o kutsal kariyerin, senin bir insan olduğunu unutturmuş sana! O adam sana 'fahişe' derken, senin sadece bir bilet satış rakamı olduğunu söylerken ben oradaydım. Ve o an... o an senin kariyerini değil, senin o piyanoda çaldığın o hüzünlü notaları düşündüm. Anlıyor musun?"

Gözyaşlarım sonunda barajı yıktı. "Anlamıyorum! Biz birbirimizden nefret ediyoruz Asher. Sen bir felaketsin, ben ise... ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum."

"O zaman gel beraber batallım," dedi Asher. Bakışları yumuşadı, elleri omuzlarımdan yavaşça yanaklarıma tırmandı. Başparmağıyla gözyaşımı sildi. "Eğer bitti dersek, o yılanlar seni yiyecek. Ama eğer 'bu kavga Sienna’yı korumak içindi' dersek ve bu gece beraber bir açıklama yaparsak... kimse bizi yıkamaz."

"Açıklama mı?" Marcus araya girdi, gözlerinde bir ışık parladı. "Halk kahramanları sever. Asher, eğer Sienna’yı savunduğun için kavga ettiğini ve ona gerçekten... yani 'gerçekten' aşık olduğunu söylersen..."

"Ben ne söyleyeceğimi biliyorum Marcus," dedi Asher, gözlerini benden ayırmadan. "Sienna, bana güveniyor musun?"

Güvenmek mi? Bu hayatta en son yapacağım şeydi. Ama Asher’ın gözlerinde o an gördüğüm şey, ne bir senaryoydu ne de bir oyun. O saf, çıplak ve korkutucu bir dürüstlüktü.

Tam o sırada evin önünde büyük bir kargaşa koptu. Siyah bir SUV kapıya yanaştı. Annem araçtan indiğinde, paparazzilerin flaşları geceyi gündüze çevirdi.

"Annem geldi," dedim panikle. "Asher, gitmen lazım. Eğer seni burada görürse..."

"Görsün," dedi Asher, elimi sıkıca kavrayarak. Parmaklarını parmaklarımın arasına kenetledi. "Bırak görsün. Artık senin için kararları o vermeyecek. Bu gece, bu hikayenin sonunu biz yazacağız."

"Yayın bitti!" diye bağırdı Marcus, sesi titriyordu. "Kesin şunu! Çabuk!"

Işıklar söndü ama salondaki yangın yeni başlıyordu. Annem, bir heykel gibi kaskatı kesilmişti. Yüzündeki o asil maske paramparça olmuş, yerini saf bir nefret almıştı. Adımlarını sertçe yere vurarak yanımıza geldi.

"Sen..." dedi annem, parmağını Asher’a doğrultarak. "Sen benim kızımı, benim yatırımımı ne hakla böyle bir rezilliğin içine çekersin? Sienna, derhal yukarı çık ve eşyalarını topla. Bu gece New York’a gidiyorsun. Bu pisliği temizleyene kadar ortalıkta görünmeyeceksin."

"Hayır," dedim. Kendi sesim bile beni şaşırttı. İlk kez anneme karşı bu kadar net, bu kadar tavizsiz bir "hayır" çıkmıştı ağzımdan.

"Ne dedin sen?" Annemin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.

"Hayır diyorum anne. Gitmiyorum. Kaçmıyorum. Ve artık senin o 'kusursuz' senaryolarında oynamıyorum." Asher’ın elini daha sıkı tuttum. "Bu gece ne olduysa, hepsi gerçekti. Ve ben ilk kez bir gerçeğin arkasında durmak istiyorum."

"Sen bitmişsin," dedi annem, sesi artık bir fısıltı kadar soğuktu. "Sabah olduğunda ne sponsorun kalacak ne de o sahte hayranların. Kendi ellerinle kendini yok ettin."

"Bırak yok olayım," dedim, yaşlı gözlerle ona bakarak. "Zaten var olduğumu hiç hissetmemiştim."

Asher, elimi bırakmadan beni kendine doğru çekti. "Gidiyoruz," dedi, anneme o meşhur, meydan okuyan bakışını atarak. "Ve sakın arkamızdan adamlarını göndermeye kalkma Eleanor. Eğer yaparsan, o çok korktuğun skandalların en büyüğünü bizzat ben yaratırım."

Beni sürükleyerek dışarı çıkardı. Kapının önündeki paparazziler birer kurt sürüsü gibi üzerimize atıldı ama Asher onları yarıp geçti. Motoruna binmedik bu sefer; garajdaki o eski, mat siyah Mustang’ine bindik. Gaza bastığı an, malikanenin o boğucu havası, annemin çığlıkları ve patlayan flaşlar dikiz aynasında küçülerek kayboldu.

Los Angeles’ın ışıkları altımızda akıp giderken arabanın içinde ağır bir sessizlik vardı. Asher direksiyonu sıkıca kavramıştı, eklemleri beyazlamıştı. Ben ise camdan dışarı bakıyor, az önce ne yaptığımı anlamaya çalışıyordum. Hayatımı, kariyerimi, ailemi bir dakikalık bir öpücük için fırlatıp atmıştım.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum sonunda, sesim bitkin çıkıyordu.

"Benim evime," dedi Asher, bakışlarını yoldan ayırmadan. "Oraya kimse giremez. Ne annen, ne Marcus, ne de o parazit paparazziler. Bu gece sadece dinlenmen lazım Sienna."

Asher’ın evi, Hollywood tepelerinin kuytusunda, cam ve betonun modern ama soğuk bir birleşimiydi. İçeri girdiğimizde, ev tıpkı sahibi gibiydi; darmadağın, karanlık ve gizemli. Her yerde senaryo taslakları, boş viski şişeleri ve eski plaklar vardı.

Asher ceketini koltuğa fırlattı ve mutfağa yöneldi. İki bardak su doldurup birini bana uzattı. "İç şunu. Rengin kireç gibi."

Suyu aldım ama içmedim. Masaya bıraktım ve tam karşısında durdum. "Neden yaptın Asher?"

"Neyi?" dedi, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

"O öpücük... O itiraf... Neden? Marcus mu söyledi? Yeni bir 'kurtarma operasyonu' muydu bu?"

Asher bardağını masaya sertçe bıraktı. Üzerime doğru bir adım attı, aramızdaki mesafe yine o mutfaktaki gibi tehlikeli bir seviyeye indi.

"Hala mı Marcus diyorsun Sienna? Hala mı kurgu diyorsun?" Elini kaldırıp saçlarımı yüzümden çekti. "O an... o kameralar umurumda bile değildi. O adamın senin hakkında söyledikleri, annenin seni bir eşya gibi satmaya çalışması... Ben sadece seni o enkazın içinden çekip çıkarmak istedim."

"Ama neden?" diye üsteledim. "Biz birbirimizden nefret ediyoruz, hatırlıyor musun? Sen benim hayatımı mahveden adamsın."

Asher’ın yüzünde hüzünlü, çarpık bir gülümseme belirdi. "Belki de hayatını mahvetmek, seni kurtarmanın tek yoluydu Sienna. Çünkü o hayat, senin değildi."

Bana daha da yaklaştı. Elini yanağıma koydu, başparmağı dudaklarımın üzerinde gezindi. "Sana nefret ettiğimi söylerken yalan söylemiyordum. Senden nefret ediyordum çünkü sen, benim asla sahip olamayacağım kadar temiz ve ulaşılmaz görünüyordun. Ama o piyanoda çaldığın o hüzünlü parçayı duyduğum gün... senin de en az benim kadar kırık olduğunu anladım."

Kalbim boğazımda atıyordu. "Asher..."

"Sus," dedi fısıltıyla. "Bu gece hiçbir şey düşünme. Sadece... burada olduğunu hisset."

Dudakları tekrar dudaklarıma kapandığında, bu sefer kameralar yoktu. Flaşlar patlamıyordu. Sadece dışarıdaki rüzgarın sesi ve içimizdeki o dizginlenemez kaos vardı. Bu öpücük, az öncekinden daha derin, daha yakıcıydı. İçinde bir sığınak arayan iki yaralı ruhun çaresizliği vardı.

Ertesi sabah uyandığımda, kendimi Asher’ın devasa yatağında, onun tişörtlerinden birinin içinde buldum. Güneş ışığı odanın içine sızarken, kendimi tuhaf bir şekilde huzurlu hissediyordum. Ama bu huzur uzun sürmedi.

Aşağıdan gelen seslerle yataktan fırladım. Asher biriyle tartışıyordu. Merdivenlerin başına gelip aşağı baktığımda donup kaldım.

Salonda Asher’ın karşısında duran kişi annem ya da Marcus değildi.

Karşısındaki, Asher’ın yıllardır sakladığı, basından gizlediği ve uğruna hapse girmeyi bile göze aldığı tek kişiydi: Kız kardeşi, Mia. Ve Mia’nın elinde bir gazete vardı.

Manşet: "ASHER REED'İN BÜYÜK OYUNU: SIENNA KNIGHT'I KULLANARAK KIZ KARDEŞİNİN TEDAVİ MASRAFLARINI MI KARŞILIYOR?"

Asher bana baktı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir korku vardı.

"Sienna," dedi sesi titreyerek. "Açıklayabilirim."

Ama açıklamasına gerek yoktu. Bir kez daha, bir yalanın tam kalbine düştüğümü anlamıştım.

Merhaba. Bu bölüm diğer iki bölüme göre daha kısa bunun farkındayım. Sağlıksal açıdan pek iyi bir dönemden geçmiyorum ve okulla ilgilenmem gerekiyor bir noktada.
Kurgumun belli bir kitlesi oluştuktan sonra wattpadde de yayımlamayı planlıyorum.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın. Keyifli okumalar efendim...