5. bölüm · love for the cameras

altın kafesteki son vals

berna

Gala gecesinin soğuk parıltısı, Los Angeles semalarını bir kılıç gibi yarıyordu. Bu kez üzerimde bembeyaz bir masumiyet değil, gece mavisi ve gümüş işlemelerle zırhlanmış, adeta bir savaşçıyı andıran ağır bir saten elbise vardı. Marcus, bu elbisenin "güç ve sadakat" temsil ettiğini söylemişti. Benim içinse bu, sadece dışarıdaki fırtınaya karşı ördüğüm son duvardı.

Aynadaki yansımama son kez baktım. Gözlerimin derinliklerinde, o sabah Asher’ın evinde bıraktığım kırgınlığın izleri hala duruyordu. Ama profesyonellik, bir Knight kadını için her zaman duygulardan önce gelirdi. Annemin o meşhur sözü kulaklarımda çınladı: "Yıkıldığını sadece aynalar bilmeli, Sienna. Dünya seni sadece ayakta görürken sevmeli."

Kapı tıklandı. Gelenin Asher olduğunu, henüz içeri girmeden etrafı saran o keskin ve isli kokusundan anlamıştım. İçeri girdiğinde, üzerine tam oturan simsiyah bir smokin içindeydi. Beyaz gömleği, boynundaki o hafif dağınık kravatıyla yine o "kuralları yıkan aristokrat" havasındaydı.

"Hazır mısın?" diye sordu. Sesi, sabahki o hırçın tınısından arınmış, garip bir durgunluğa bürünmüştü.

"Hazırım," dedim, çantamı alırken.

"Kurallarımızı unutmadın, değil mi Asher? Kameralar önünde birer aşık, perdeler kapandığında birer yabancıyız."

Asher yanıma yaklaştı. Elini belime koymak yerine, sadece kolunu uzattı. "Senin kuralların, senin oyunun. Ama unutma Sienna; bazı oyunlar, oyuncularını yutmadan bitmez."

Gala salonuna girdiğimiz an, binlerce kristal avizenin ışığı gözlerimi kamaştırdı. Herkes oradaydı; sektörün devleri, bizi birer avcı gibi bekleyen rakipler ve tabii ki en önde, bir kraliçe edasıyla oturan annem Eleanor.

Annemin bakışları üzerimizde gezinirken, yüzündeki o sahte tebessümü gördüm. Yanına yaklaştığımızda, eğilip kulağıma fısıldadı:

"Güzel şovdu Sienna. Ama unutma, o serserinin cebindeki sırlar, senin tahtını yakmaya yeter. Tadını çıkar, çünkü bu senin son huzurlu gecen olabilir."

"Senin planların da o ateşe dahil mi anne?" diye sordum, sesimi en az onunki kadar buz gibi tutarak.

Annem sadece gülümsedi ve yanımızdan süzülerek uzaklaştı. Asher’ın kolundaki elimin kasıldığını hissetmiş olmalı ki, parmaklarımı hafifçe sıktı. "Sakin ol. O sadece seni kışkırtmaya çalışıyor."

Gece ilerledikçe, her şey bir rüya gibi bulanıklaşmaya başladı. Kadehler tokuşturuldu, sahte kahkahalar atıldı. Asher, her zamanki gibi rolünü kusursuz oynuyordu; kulağıma romantik bir şeyler fısıldıyor gibi eğiliyor, saçlarımı düzeltiyor ve herkese "bu kadına sahip olduğum için şanslıyım" mesajı veriyordu.

Ama bir an geldi ki, kalabalığın gürültüsü dayanılmaz bir hale geldi. "Biraz hava almam lazım," diye mırıldandım. Asher, gitmeme izin vermedi.

"Ben de geliyorum. Paparazziler senin yalnız çıkmanı, 'ayrılık sinyali' olarak pazarlar."

Terasın serin havası yüzüme çarptığında, ciğerlerimin sonunda oksijenle dolduğunu hissettim. Aşağıda, Los Angeles’ın ışıkları birer elmas tozu gibi parlıyordu. Asher, korkuluğa yaslanıp bir sigara yaktı.

"Mia nasıl?" diye sordum, sessizliği bozarak.

"Ameliyatı haftaya," dedi, dumanı geceye savururken. "Senin gönderdiğin o ek miktar... Teşekkür ederim Sienna. Bunu yapmana gerek yoktu."

"Bunu Mia için yaptım Asher. Seninle olan hesabım hala açık."

Asher sigarasını söndürdü ve bana doğru döndü. Ay ışığı, yüzündeki o sert hatları yumuşatmıştı. "Neden bu kadar inatçısın? Neden bir kez olsun, her şeyin bir kurgu olmadığını kabul etmiyorsun? O sabah, o röportajda söylediklerin... Onlar gerçekti, biliyorum."

"Gerçeklik can yakar Asher. Ben yalanlarla hayatta kalmayı öğrendim."

"O zaman sana bir gerçeği daha söyleyeyim," dedi Asher, bir adım daha yaklaşarak. "Mia’nın ameliyat parasını Marcus’un teklifinden önce, biri zaten ödemişti."

Donup kaldım. "Ne? Kim?"

Asher’ın gözlerinde karanlık bir parıltı belirdi.

"Annen. Eleanor Knight. Ama parayı bir şartla verdi: Bu PR oyununa dahil olmam ve sonunda senin kalbini öyle bir kırmam gerekiyordu ki, bir daha asla aşka inanmayıp tamamen onun kontrolündeki o 'buz prensesine' dönüşesin."

Nefesim kesildi. Dünya etrafımda dönmeye başladı. Annem... Kendi kızının kalbini kırmak için bir kiralık katil gibi Asher’ı mı tutmuştu?

"Sen..." dedim, sesim titreyerek. "Sen bunu bile bile mi kabul ettin?"

"Hayır," dedi Asher, ellerimi kavrayarak. "Ben parayı ondan aldım ama seninle tanışınca... Senin o kabuğunun altındaki asıl kadını görünce, planı bozdum. Marcus’un teklifini kabul ettim ki annene olan borcumu geri ödeyebileyim. Ama o video sızınca... Annem her şeyi öğrendi. Ve şimdi, o parayı geri istiyor. Yoksa..."

"Yoksa ne?"

"Yoksa Mia’nın ameliyatını durduracak. Hastanedeki hisselerini kullanarak ameliyatı iptal ettirecek."

O an, annemin az önce kulağıma fısıldadığı o sözlerin anlamı yerine oturdu: "Bu senin son huzurlu gecen olabilir."

"Sienna," dedi Asher, sesi hiç olmadığı kadar çaresiz geliyordu. "Annene gitmem lazım. Onu ikna etmem lazım. Ama eğer yapamazsam..."

"Yapamazsan ne?"

"Yapamazsam, Mia’yı kurtarmak için seni gerçekten terk etmek zorunda kalacağım. Hem de herkesin önünde, en aşağılayıcı şekilde. Annenin istediği tam olarak bu; senin herkese karşı nefretle dolman."

Gözlerimden yaşlar süzülürken, hayatımın ne kadar büyük bir labirent olduğunu bir kez daha anladım. Annem, sevgimi bir silah olarak kullanıyordu. Asher ise bir rehineydi.

"Bunu yapmayacağız Asher," dedim, yaşları silerek. "Annemin bizi böyle yıkmasına izin vermeyeceğiz."

"Başka yolumuz yok Sienna. Mia’nın hayatı söz konusu."

"Bir yol var," dedim, bakışlarımı salondaki anneme çevirerek. "Onun en çok korktuğu şeyi yapacağız. Gerçekten aşık olacağız."

Asher şaşkınlıkla bana baktı. "Ne demek istiyorsun?"

"Bu gece, bu sahnede... Annemin yazdığı senaryoyu değil, kendi sonumuzu yazacağız. Mia’nın ameliyat parasını ben çoktan hastanenin hesabına geçirdim bile Asher. Senin haberin yoktu ama sabah Mia ile konuştuğumda her şeyi anladım. Annene olan borcun bitti. Şimdi... şimdi ona sadece bir ders vermemiz gerekiyor."

Asher’ın yüzünde bir aydınlanma, ardından devasa bir gülümseme belirdi. "Sen... sen tam bir baş belasısın Sienna Knight."

"Biliyorum," dedim, elini tutarak. "Şimdi içeri girelim ve bu valsi bitirelim."

Salona tekrar girdiğimizde, orkestra yavaş bir parça çalmaya başlamıştı. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Annem, elindeki kadehle bizi izliyor, Asher’ın o "yıkım" darbesini vurmasını bekliyordu.

Asher beni pistin ortasına çekti. Eli belime yerleşti, diğer eli elimi sıkıca kavradı. Müzik yükselirken, kulağıma fısıldadı:

"Bu gerçek mi Sienna? Yoksa bu da mı bir plan?"

"Şu an kalbim nasıl atıyorsa Asher," dedim, başımı omzuna yaslayarak. "Gerçek olan tek şey o."

Dans etmeye başladık. Ama annemin yüzündeki o zafer ifadesi, biz dans ettikçe yerini şüpheye bırakıyordu. Asher, planladığı o kavgayı çıkarmıyordu. Aksine, beni dünyadaki tek kadınmışım gibi sarmalıyordu.

Tam o sırada, salonun dev ekranlarında bir görüntü belirdi. Bu, annemin beklemediği bir şeydi. Ekranda, Asher’ın annemle yaptığı o gizli görüşmenin ses kayıtları ve annemin "kızımın kalbini kır" dediği o anlar dönmeye başladı.

Tüm salon buz kesti. Kadehler yere düştü. Annemin yüzü kireç gibi oldu.

Asher bana baktı, göz kırptı. "Dediğim gibi Kraliçe; ben bir oyuncuyum ama bazen yönetmenliği elime almayı severim."

Annem masaya tutunarak ayağa kalktı ama her şey için çok geçti. Kameralar artık bizim "yasak aşkımızı" değil, Eleanor Knight’ın gaddarlığını çekiyordu.

Ama bu zaferin bir bedeli olacaktı. Ve o bedel, salonun kapısından giren polislerin Asher’ın yanına gelmesiyle ödenmeye başlayacaktı.

"Asher Reed," dedi memur, kelepçeleri çıkarırken. "Bar kavgası sırasında ağır yaraladığınız adam hayatını kaybetti. Bizimle gelmeniz gerekiyor."

Asher’ın eli elimden kaydı. Zaferimiz, bir saniye içinde bir felakete dönüştü.

"Hayır!" diye bağırdım. "Bu bir kaza! O beni koruyordu!"

Asher, kelepçeler bileğine geçerken bana son kez baktı. "Mia’ya iyi bak Sienna. Ve sakın... sakın gülümsemeyi bırakma. Bu sefer gerçekten kazanman için."

Asher götürülürken, annemin o yıkılmış halinin ortasında, patlayan flaşların arasında yapayalnız kalmıştım.

Şimdi ne yapacaktım?