1. bölüm · LİSTE KARANLIKTA YAZILDI

1.Bölüm:İLK CAN

Tuğba Ari

Boğuk ve havasız olan bodrum katını yalnızca tavandaki sarı ışık aydınlatıyordu. Yerdeki farenin çıkardığı sesler, içinde bulunulan durumu daha da korkunç bir hâle getiriyordu. Hiçbir penceresi olmayan bu odada, köşedeki masaya oturmuş, parmaklarıyla masada ritim tutan adamdan ve kolları ile bacakları duvara bağlanmış, gözlerinde siyah bir bandana bulunan adamdan başka kimse yoktu.
Bağlı olan adam saatlerce ağlamış, en sonunda da korkudan bayılmıştı. Masada oturan adam ise sabırla onun uyanmasını beklemişti. Duvara bağlı adam, başını sağa sola hareket ettirerek kendine gelmeye çalıştı. Masadaki adam gamzelerini belirginleştiren bir gülümsemeyle ona baktı.
“Nihayet! Saatlerdir uyanmanı bekliyorum. Yaptığın büyük kabalıktı,” dedi.
Bağlı adam yeniden ağlamaya başladı. Kısa boylu ve tıknazdı. Karşısındaki adamın kendisiyle ne derdi olabileceğini bilmiyordu. Buraya nasıl geldiğini bile hatırlamıyordu.
“Benden ne istiyorsun? Yalvarırım, bırak gideyim. Konu paraysa, eğer—”
Yalvarış kısmı, masadaki adamın en sevdiği andı. Karşısındaki kişinin gözlerindeki korku ona her zaman zevk verirdi. Ama ne yazık ki bu defa göremiyordu.
“İstemek mi?” diye sordu küçümseyen bir sesle ve kendini tutamayıp şen bir kahkaha attı. Eğer karşısındaki sefil adamın kolları ve bacakları duvara bağlı olmasaydı, dışarıdan biri ona kötü bir şaka yapıldığını bile düşünebilirdi. Ardından gülüşü bir anda kesildi.
Bu ani duygu değişimleri, onun ne denli bir sosyopat olduğunu açıkça gösteriyordu. Hırsla ayağa kalkıp bağlı adamın çenesini kavradı. O kadar sert sıkıyordu ki zavallı tutsak bir an çenesinin kırılacağını sandı ve daha şiddetli ağlamaya başladı.
“Ben kimseden bir şey istemem, ahmak herif.İstediğim bir şey varsa gider alırım,” diye hırladı. Kelimeler ağzından adeta küfür edercesine dökülüyordu.
“Be… ben… benden neyi alacaksın?” diye kekeledi çaresiz adam. Korkudan dili dolaşıyor, kelimeleri birbirine karışıyordu.
Saldırgan adam esirin çenesini iterek bıraktı ve hışımla gözlerindeki bandanayı çekip çıkardı.
Kısa boylu, savunmasız adam birkaç kez göz kırpıştırdı; görüşü bulanıktı. Etraf netleşmeye başladığında önce karşısındaki caniye, ardından odanın içine baktı. Gözbebekleri büyüdü, nefesi hızlandı ve bulunduğu yerde daha da çırpınmaya başladı. Odanın içinde bir ameliyat masası, tepesinde bir ışık, kenarda su yeşili bir örtüyle kaplanmış bir sehpa ve üzerinde çeşitli cerrahi aletler vardı.“Yalvarırım, beni bırak… ne olur! Yardım edin!” diye bağırdı.
Katil, buna karşılık korkunç bir kahkaha attı. Elleri ceplerindeydi ve sanki özel bir davete gelmiş gibi şık bir takım elbise giymişti; gömleğinin ilk iki düğmesi açıktı. Keskin kahverengi gözleri yaklaşan şölenin heyecanıyla parlıyordu. Sol yanağındaki gamzesi ise yüzündeki en dikkat çekici ayrıntılardan biriydi.Kahkahası aniden kesildi. Birilerinin onları duyma ihtimalinden endişelenmiş gibi irkildi. Az önce kahkahalara boğulan bu adamın şimdi korkuya kapılması kulağa saçma gelse de, tam da karşısındaki bu psikopatın çelişkili doğasına uygun bir davranıştı.İşaret parmağını kalın dudaklarına götürüp “sus” işareti yaptı.Aciz mahkûm ise, o an birinin onu duyabileceği umuduyla daha da yüksek sesle bağırdı.
Karşısındaki cani gülmeye başlayınca sustu.Dalga geçiyordu onunla,oyunlar oynuyordu,aynı kedinin fare ile oynadığı gibi.Kimse yoktu burada.Keskin kahvelerin sahibi bir adım attı.Bağlı adam sanki gidebilecek bir yeri varmış gibi dahada yapıştı duvara. ”Seni buradan kimse kurtaramaz”sesi oldukça tehditkardı.“ Ve ayrıca sessiz ol” işaret parmağını kaldırıp tavanı gösterdi,diğer eli hâlen cebindeydi.”yukarıda uyuyan çocuklar var”diye fısıldadı sanki çocukları uyandırmak istemiyormuş gibiydi.Esir başını iki yana salladı.Ölmek istemiyordu, özellikle bu caninin elinde, bir ameliyat masasında ölmeyi asla istemiyordu. “o.. oo masaya yatmak.. istemiyorum” dedi hıçkırıklarının arasından. Cani umursamaz bir şekilde omzunu silkti,kendi bilirdi.Kurbanının fikrine saygısı olan biriydi o.Arkasını dönüp aletlere doğru ilerledi.Eldivenlerini takarken omzunun üzerinden bağlı adama baktı.Tekrardan gülmeye başladı.Gülüşü bir o kadar derinden gelirken bir yandanda çoçuksu bir gülüştü,sanki iki zıt ruh tek bir bedende can bulmuş gibiydi.“ Hijyen önemli “
Tıknaz adam tekrardan ağlamaya başladı.Sesi kısılmıştı,bir yandan de söyleniyordu. “Seni tanımıyorum bile,sana ne yaptım.Bırak beni yalvarırım,kimseye söylemem.” İşte bu yalandı.Herkes aynı şeyi söylüyordu.Adam elindeki maskeyi de taktıktan sonra hazır hale geldi.Bir eline büyük bir bıçak aldı.Bıçağın iki yanıda paslanmıştı fakat ucu hala çok sivriydi.Domates kesmek için kullanılabilirken bir insanı kesmek veya bir organını çıkarmak için kullanılabilirdi.Diğer eline ise bir neşterini aldı.Çaresiz adam daha şiddetli ağlamaya başladı.Kabul etmeliydi ki bugün ölecekti.
Bağlı adamın hemen önünde durdu.Keskin kahvelerini ağlayan adama dikti.Sol elindeki paslı bıçak ile adamın siyah tişörtünü boyun kısmından eteklerine kadar indiridi.Fazla bastırmış olacak ki adam acıyla inledi ardından boğazından kızıl renkli sıvı ince bir yol izleyerek aşağıya doğru süzüldü.Bıcağı yere fırlattı beton zeminde çıkardığı metalik ses adamın dahada irkilmesine yol açtı.Cani,sağ elindeki neşteri adamın sol göğsünün üzerine derin bir çizik attı.Adam, çığlığı ile bütün odayı inletti,göğsünde başlayan yangını henüz fark edememişti.Bağırdı,çırpındı ama kimse zavallı adamı duymadı.Adamın çığlığı ile yüzünü buruşturan cani, eğilip yerdeki siyah bandanayı ağlayan adamın ağzına tıktı.Bunu adamın acısını dindirmek için değil kendi kulak sağlığı içindi.Normal şartlarda kurbanının çığlığı ona zevk verirdi fakat şuan dikkatini dağıtıyordu.Attığı çizgiden oluk oluk kan akıyordu.Elini kaldırıp iki çizgi daha attı.Köşeli bir C harfine benziyordu.Yoğun bir kan kokusu odayı kapladı.
Hiçbir ciddiyetini bozmayan katil,arkasını dönüp farklı bir neşter aldı.Bu seferki daha küçüktü.Neşteri kesiğin üzerinden geçti.Bağlı olan adam ağlıyor,titriyor ve çırpınıyordu.En son başı öne düştü.Bayılmıştı.Katil, C şeklindeki yarayı kutu gibi açtı.Kaşları çatıktı işin ciddiyetine kapılmıştı.Karşısına çıkan alt deriyıde tamamen söküp çıkardı.Artık önünde sadece kaslar ve büyuk bir et yığını vardı.Doğruldu ve kendine nefes almak için birkaç saniye verdi.Tüm ciddiyetiyle bir sanat eseri yapıyormuş gibi bir hali vardı.Tekrardan eğilip işine odaklandı. Neşterin ucunu kanı çekilmeye başlamış kaslara dokundurduğunda kesiminin deriden daha kolay olduğunu fark etti eline gelen ilk parçayı söktü.
“Sami Kılıç” diye mırıldandı.Elindeki parçayı hemen yanındaki metal kaseye koydu.
“Bana birşey yapman gerekmez.Sen yaşamayı hak etmiyorsun.Yaşadığın ve yaşattıklarına rağmen”
Bir et parçasını daha söktü.O sırada Sami uyandı.Tekrardan bağırmaya,çırpınmaya başladı.Kolları ve bacakları duvara bağlı olduğundan çırpındıkça uzuvları kırılmaya başladı. Odanın içerisindeki tok sesler Sami’nin kırılan uzuvlarının sesinden başka birşey değildi.Sami’nin acısı katlanılmazdı.Katil’in elindeki et parçasını görünce öğürmeye başladı fakat midesinde hiçbirşey yoktu.Kaç saattir buradaydı veya kaç gündür?Sami ,ağlıyor bağırıyor,kendi uzuvlarını kırıyordu.Acısı katlanılmazdı, başı öne düştü acıdan bayılmıştı ve bu böyle tekrar etti.
Katil bir parça söktü.
Sami acıdan uzuvlarını kırdı,bağırdı,ağladı ve bayıldı.
Katil bir parça daha söktü.
Sami uyandı.
En sonunda katil kalbe böyle varamayacağını düşündü ve alt kaburgasından etleri ve kasları tek tek söktü.Sternumun altından dehşet verici bir hızda kasılıp gevşeyen organı gördü.Yüzünde yine aynı gülüşü vardı.Elindeki neşteri bıraktı ve sol elini boşluğa daldırdı,avucunun içindeki atan organı hissettiğinde az öncekinin aksine çok yavaş çalıştığını fark etti. Eliyle organı kavradığında dışındaki yapıdan iğrenmeksizin elini kalple beraber boşluktan çıkardı,aynı zamanda baş parmağıyla kalbin üst odacığına sapladı.Kimse masum değildi her insanoğlu günahkârdı.Tanrı kullarına özgür irade vermişti, kötü yolu seçmek onların tercihiydi fakat bazıları ise zebanilerin şeytanıydı.
Her kötünün bir kötüsü olmak zorundaydı. Sistem böyle işlerdi ve o zebaninin şeytani avucunda durmuş bir kalp tutan adamdan başkası değildi.Oda tamamen kana bulanmışken yapması gereken son bir işi vardı.Elindeki organı ayrı bir metal kaseye bıraktı.Arkasını dönüp masaya doğru ilerledi ve ezbere bildiği on kutsal kuralı saydı.
Gölgeler hakikattir.
Acı arınmadır.
Zehir kutsaldır.
Sessizlik bir ant’tır.
Ölüm bir kapıdır.
Kader dokunabilir bir ağdır.
Kurbanlık ruhlar yüceliktir.
En büyük güç kendini yenmektir.
Sadakat,kanla kanıtlanır.
Gözyaşı acizliktir.
Sevgi ölümdür.
Masanın arka tarafında yerdeki cam fanusu alıp masaya bıraktı.İçinde dışarı çıkmayı bekleyen akrep kapağı kapalı fanusun içerisinde koşturup duruyordu. Ameliyat eldizenlerini çıkarıp deri eldivenlerini taktı.Fanusla beraber Sami’nin cesedi’in başına geldi.Fanusun kapağını açıp elini içeri daldırdı.Akrep sanki bu ani bekliyormuş gibi adamın uzattığı eline geldi. “Orion’da kendini en güçlü avcı sanardı”diye fısıldadı akrebe.Daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi.”Ta ki Toprak Ana onun kibrini duyana kadar,dev bir akrep yarattı.Dünyanın en güçlü avcısı,en sessiz avla yenildi.Tek bir dokunuşla yere serildi,dostum.Zeus,Orion’la akrebi gökyüzüne yerleştirdi.Biri ceza,biri kibirdi.”Gözlerini avucunda duran akrebe dikti.Akrepte sanki pür dikkat anlatılanları dinliyor gibiydi.
“Akrep her zaman cezayı kesendir dostum,Sami ise baştan aşağı bir kibirdi onun cezasını da sen vericeksin.”
Akrebi,Sami’nin cesedinin üzerine nazikçe bıraktı.Akrep, cesedin karnından göğüs kafesine doğru tırmanmaya başladı, katilin biraz önce yerinden söktüğü kalbin boşluğundan içeri düşecek gibi olunca belli belirsiz gülümsedi cani.
“Seninle gurur duyuyorum” duyduğu ses ile irkildi fakat belli etmedi.Sesin geldiği yöne döndü.Kapının ağzında ne zamandır kendisini izlediğini bilmiyordu.Geldiğini duymamıştı. O hep gölge misali dolanırdı zaten nerde ne zaman ortaya çıkacağı belli olmuyordu.Aynı onun gibi üzerinde bir takım elbise vardı.Yaşı olmasına rağmen beyazları varla yok arasındaydı,dimdik duruşu ve göğsünde bağladığı kollarıyla kendinden emin bir tavrı vardı.Kendisinde en dikkat çeken şey sol kaşından gözünün altına doğru uzanan yaraydı.Katil umursamaz bir şekilde arkasını dönüp deri eldivenlerini çıkardı.Akrep ise cesedin boynuna uzanmış ve adamın şahdamarından sokmuştu.”Defol git” demekten kendini alıkoyamadı kahvelerin sahibi.Az önce eğlenen kendisiydi fakat canı şuan fazlasıyla sıkılmıştı.”Sen istemediğin sürece gitmeyeceğimi anla” dedi kapıdaki adam bıkkın bir sesle.
“Gitmeni istiyorum zaten bunak herif!”diye kükredi.Kapıdaki adam tepki vermedi,gururlu ifadesi hala yerli yerindeydi.
“Sadakat,kanla kanıtlanır.” dedi ezbere bildiği kutsal kuralı.”Sadakatinden emin olmak için burdaydım ve artık eminim şimdi gidiyorum.” “Siktir git.” Yaşlı adam kahkaha atarak ordan ayrıldı.Haklıydı sadakat kanla kanıtlanırdı,fakat atladığı bir yer şuydu ki bunu sadakatini göstermek için yapmamıştı.