10. bölüm · Lena:Parçalanmış Yazgı(2. Kitap)
Bölüm 9;Maskenin Ardındaki Gerçek.
Alaric’in cansız bedeni önümde uzanırken, parmak uçlarımdaki siyah dumanın hırçınlığı dinmişti. Ama içimdeki boşluk daha da büyümüştü. Maskeli yabancının eli omzumdaydı; dokunuşu soğuk değil, aksine aç bir kurdun dişleri gibi yakıcıydı. Gücümün onun elinin altından aktığını, damarlarımda yükselen o kadim karanlığın ona doğru sızdığını hissettim.
"Yeter," dedim, sesim bir kılıç kadar keskin çıktı. "Elimi çek üzerimden."
Yabancı, beklediğimden daha yavaş, adeta alay edercesine çekti elini. "Sadece seni teselli ediyordum, Kraliçem. Büyük zaferler büyük fedakarlıklar gerektirir."
Kael’e baktım. O küçük kolyeyi avucunda sıkıyor, sanki kaybettiği bir dünyanın kalıntısına tutunuyordu. Bana bakmıyordu bile. Onun bu sessizliği, Alaric’in ölümünden daha çok canımı yaktı. "Kael..." diye fısıldadım.
"Sakın," dedi Kael, başını kaldırmadan. "Sakın adımı o ağza alma. Sen, o tapınağa giren kız değilsin. O kız, babasının dostunun kalbini durdurmazdı. O kız, bir gölge ordusunun başında ölüme yürümezdi."
Ayağa kalktı ve kolyeyi ayaklarımın dibine, kanlı kumların üzerine fırlattı. "Senin olsun. Senin tahtın, senin karanlığın... Hepsi senin olsun Lena. Ama şunu bil; seni kurtarmak için ölmeye hazırdım, ama bu canavarı durdurmak için yaşamaya devam edeceğim."
Arkasını döndü ve dumanların arasında kaybolan ormana doğru yürümeye başladı. Onu durdurabilirdim. Bir tek el hareketiyle onu oraya mıhlayabilirdim. Ama ellerim titriyordu. Hayatımda ilk kez, o sonsuz güce sahipken kendimi bu kadar güçsüz hissettim.
"Bırak gitsin," dedi maskeli yabancı. "Zayıflıklar ayıklandığında geriye sadece saf irade kalır."
"Kimsin sen?" diye döndüm ona. Gözlerimdeki mor alevler yeniden parladı. "Bana kaderden bahsettin, bana tacı vaat ettin. Ama sen sadece bir asalak gibi benim üzerimden besleniyorsun."
Güldü. O derin, kuyudan gelen ses artık daha tanıdıktı. Elini yavaşça gümüş maskesine götürdü. Maskenin geri kalan parçaları da yere dökülürken, altından çıkan yüz beni olduğum yere çiviledi.
Bu yüzü tanıyordum. Saraydaki tozlu tablolardan, annemin gizli hıçkırıklarından, krallığın yasaklı tarihinden...
"Amca?" dedim, sesim güçlükle çıktı. "Prens Valerius... Sen... Sen öldürülmüştün. Babam senin ihanet ettiğini ve idam edildiğini söylemişti."
"Baban her zaman hikayeleri kendi istediği gibi yazardı Lena," dedi Valerius, gözlerindeki o hırslı pırıltıyla. "Ben ihanet etmedim, ben sadece karanlığın gerçek varisi olduğumu anladım. Ama mühür beni reddetti. Çünkü mühür sadece saf bir 'kan' ve 'yıkım' isterdi. Yıllarca o adada bekledim. Senin doğmanı, büyümeni ve o karanlığı içine almanı bekledim."
Bir adım daha yaklaştı. Artık benden korkmuyordu; çünkü benim içimdeki güç, onun anahtarıydı.
"Sen sadece bir taşıyıcısın Lena. Karanlık Diyar'ın kapısını açan anahtar sensin. Şimdi başkente gideceğiz. Ama kraliçe olarak değil... Benim tahtıma giden yolu açan kölem olarak."
Elimi havaya kaldırıp onu küle çevirmek istedim ama vücudumun bana itaat etmediğini fark ettim. Kristale dokunduğum an, o sadece bana güç vermemişti; Valerius’un yıllarca hazırladığı o görünmez bağları da boynuma dolamıştı.
"Diz çök," dedi Valerius.
Bedenim, iradem dışında sarsıldı. Kendi gücüm tarafından zincirlenmiştim. Dizlerim çamurun ve kanın içine gömülürken, Valerius başımdaki görünmez tacı selamladı.
🩸👑
