2. bölüm · Lena:Parçalanmış Yazgı(2. Kitap)
Bölüm 1;Kırık Aynaların Şarkısı
Mermer tırabzanların soğukluğu, parmak uçlarımdan başlayarak tüm ruhuma yayılıyordu. Başkent Astraia, ayaklarımın altında bir ışık denizi gibi uzanıyordu ama ben kendimi dünyanın en yüksek noktasında, en derin yalnızlığı yaşıyor gibi hissediyordum. Üzerimdeki gece mavisi elbise, her nefes alışımda gökyüzündeki takımyıldızlarını taklit edercesine parlıyordu. Terziler bu kumaş için aylarca uğraşmış, binlerce minik elması büyüyle dokumuşlardı. Şıktım, kusursuzdum, tam da halkımın görmek istediği o ulaşılmaz kraliçeydim.
Ama elbisemin içine gizlenmiş gümüş zırh parçaları, her hareketimde tenime batarak bana asıl görevimi hatırlatıyordu: Ben bir süs bebeği değil, bu yıkılmak üzere olan evrenin son kalkanıydım.
"Kehanetin saati yaklaşıyor, Lena."
Kael’in sesi arkamdaki karanlıktan süzüldüğünde irkilmedim. Onun orada olduğunu, zırhının deriye sürtünme sesinden çoktan anlamıştım. Ona dönmeden, gözlerimi ufuktaki o tekinsiz morluğa diktim. Yedi diyarın enerjisi, gökyüzünde devasa bir fırtına gibi çarpışıyordu.
"Halkım aşağıda dans ediyor, Kael," dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeyerek. "Benim parıltılı elbiseme bakıp her şeyin yolunda olduğunu sanıyorlar. Oysa ben, göğsümdeki bu kristalin her saniye biraz daha ısındığını hissediyorum. Sanki kalbimi yakıp kül etmek istiyor."
Yavaşça ona doğru döndüm. Sarı, düz saçlarım rüzgarın sert hamlesiyle omuzlarımdan geriye savruldu. Kael’in yüzündeki o her zamanki sert ifade, göz göze geldiğimizde anlık bir tereddütle sarsıldı. Kimse bilmese de o biliyordu; bu tacın ağırlığı başımı değil, ruhumu eğiyordu.
"Sen sadece bir kraliçe değilsin," dedi Kael, bir adım yaklaşarak. "Sen bu diyarları birbirine bağlayan o son zincirsin."
"Zincirler kırılmak içindir Kael," diye fısıldadım. Elimi göğsüme götürdüm. Elbisemin altındaki kolye artık sadece sıcak değil, aynı zamanda nabız gibi atıyordu. "Eğer ben kırılırsam, yedi dünya da beraberinde karanlığa gömülecek."
Tam o sırada, sanki gökyüzü bir kağıt parçasıymış gibi büyük bir gürültüyle yırtıldı. Kulaklarım uğuldadı. Şehrin üzerinden geçen o devasa mor ışık, sarayın kulelerini bir anlığına bembeyaz bir aydınlığa boğdu. Aşağıdaki müzik sesleri yerini çığlıklara, kutlama havai fişekleri yerini ise gerçek yangınlara bırakmaya başlamıştı.
Korku, bir buz parçası gibi boğazıma oturdu. Ama hayır, şimdi sırası değildi. Elbisemin eteklerini sertçe toplayıp belimdeki ince hançere elimi attım. O parıltılı, abartılı elbisemin içindeki savaşçı uyanmıştı.
"İşte başlıyor," dedim, gözlerimden birer kıvılcım geçerken. "Yazgı kapımızı çalmıyor Kael, kapıyı kırıp içeri giriyor. Gidip ona ev sahibinin kim olduğunu gösterelim."
🩸👑
