4. bölüm / 4
Layah3.BÖLÜM:YARASALAR
Bölümler 4Şu an: 3.BÖLÜM:YARASALAR
- 1 Giriş780 kelime
- 2 1.BÖLÜM: RÜYA3.282 kelime
- 3 2.BÖLÜM: BİTEN RÜYA VE KABUS3.170 kelime
- 4 3.BÖLÜM:YARASALAR3.723 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3.BÖLÜM:YARASALAR
Telefonu kapattığım an, ellerim hâlâ titriyordu. Ama artık korkudan değil, öfkeden. Ömer... Ona güvenmiştim. Onunla evlenmiştim. Ve o, beni en savunmasız anımda sırtımdan vurmuştu.
Aynaya baktım. Gelinliğim hâlâ üzerimdeydi. Beyaz, masum, tertemiz... Tıpkı birkaç saat önceki ben gibi. Ama şimdi o beyazlığın üzerinde kırmızı lekeler vardı. Kan değil, rujumdu. Ama sanki kan gibi duruyordu. Sanki evliliğimin üzerine kan sıçramıştı.
Gelinliği çıkardım. Hızla, öfkeyle, acıyla. Düğme koparırcasına, dantel yırtırcasına. Beyaz kumaş yere düştüğünde, ayaklarımın dibinde bir kefen gibi duruyordu. Beyaz bir kefen. Hayal'in kefeni.
Dolabı açtım. Siyah. Sadece siyah,Onları giydim. Siyah bir kot, siyah bir kazak, siyah bir ceket. Aynaya tekrar baktım.
Mavi gözlerim artık parlamıyordu. Donuk, soğuk, karanlıktı. İçimdeki o ateş sönmüş, yerini buz gibi bir soğukluk almıştı.
"Hoş geldin, Layah." dedim aynadaki yansımama. "Uzun zamandır bekliyordum seni"
Telefonum tekrar çalınca fırlattığı yerden alıp baktım o arıyordu
"Söyle" dedim donjk bir sesle
"Hazır mısın sevgili torunum" dediğinde sesinde alay vardı
"Hazırım,buluşacağımız yeri söyle"
"Biraz bekle,adamlarım birazdan gelir" deyip telefonu kapattı
Telefonu sinirle yatağa fırlattım,tam o sırada yine çalınca sinirle açtım
"Ne var daha ne istiyorsun?!"
"Abla?" Kaderin sesini duyunca öfkem biraz azaldı
"Kader,sen miydin?"
"Evet,ya kim olacaktı,bir sorun falan mı var? Ömer ağbi mi bir şey yaptı?!"
"Önemli değil" derken sesimin titremesine engel olamıyorum
"Abla bana kızgın mısın? Düğününe gelemediğim için üzgünüm"
"Sorun değil Kader,işinin ne kadar zor olduğunu biliyorum"
"Sana bir şey olmuş belli,dökül bakalım"
İç çektim,Kader zaten hep böyleydi ben konuşmasam bile bir derdim olduğunda ilk o anlardı
"Ömer beni kandırmış" dediğimde sesim titriyordu "Dedemin örgütü olan şu Yarasaların bir üyesiymiş benimle sevdiği için değil bir oyun için evlenmiş"
Bir süre sesuzlik oldu sonra Kader hiddet bağırdı "NE! O ALÇAK HERİF SENİ KANDIRDI MI!? BU NE CÜRET!" Sonra derin bir nefes alıp sakin olmaya çalıştı "Hayal Abla sakin ağlama olur mu? Senin o döktüğün o gözyaşlarının hesabını tek tek soracağım,onlara o kadar ağır bir darbe vuracağım ki hayatları boyunca unutamayacaklar"
"Kader tamam sakin ol,sakin bir delilik yapma"
"Onlar benim yapacağım her şeyi hak etti" deyip telefonu kapattı,Umarım Kader Ö.erden intikam almak için Yamana bir şey yapmazdı,Yaman da Kader gibi askerdi aynı Timde oldukları ve Ömerin kardeşi olduğu için onu iyi tanıyordum,onu biraz tanıdıktan asla ağbisi gibi değildi o hep soğuk,sert, mesafeliydi duygularını belli etmese bile Kaderi sevdiğini biliyordum o Ömerin bana baktığı gibi bakmıyordu o daha derin bakıyordu
Telefonum hala elimdeydi dedemden mesaj vardı "Esleme de haber ver"
Sinirle iç çekip Esleme mesaj attım "Dedem beni almaya geliyor, sana da haber vermemi söyledi hazırlan" iki dakika cevap geldi
"Tamam"
~~~
20 dakika sonra, kapı çaldı. Açtığımda karşımda iki adam duruyordu. Siyah takım elbiseli, soğuk bakışlı, profesyonel. Yarasalar'ın adamları.
"Hayal hanım," dedi biri saygıyla. "Yusuf bey sizi bekliyor."
"Arabada mı?" dedim soğuk bir sesle.
"Evet efendim."
Başımı sallayıp dışarı çıktım. Arabaya bindiğimde, arkada dedem oturuyordu. Sırıtıyordu. O iğrenç sırıtış...
"Hoş geldin torunum," dedi kollarını açarak. "Aileye hoş geldin."
"Ben senin ailen değilim," dedim dişlerimin arasından. "Ve asla olmayacağım. Ama senin oyununu oynayacağım. Anladın mı?"
Dedem kaşlarını kaldırdı, şaşırmış gibi yaptı. Ama gözlerinin içindeki o parıltı... Beni zaten çözmüştü.
"Tabii torunum," dedi yumuşak bir sesle. "Nasıl istersen. Ama unutma, bu oyunda kuralları ben koyarım."
"Sadece kuralları mı?" dedim gözlerimin içine bakarak. "Yoksa benim kaderimi de mi sen belirliyorsun?"
Dedem bir an sustu. Sonra kahkahayı patlattı.
"İşte bu!" dedi sevinçle. "İşte bu yüzden sana ihtiyacım var Hayal! Senin o ateşin, o hırsın, o karanlığın... Yarasalar'ı yeniden ayağa kaldıracak!"
"Ben Yarasalar'ı ayağa kaldırmak için gelmedim," dedim sessizce. "Ben yıkmak için geldim."
Dedemin gülüşü birden kesildi. Gözleri soğudu.
"Ne dedin?"
"Hiç," dedim gülümseyerek. "Sadece kendi kendime konuşuyorum."
Araba hareket etti. Silopi sokaklarında ilerlerken, pencereden dışarı baktım. Şehir sessizdi. Karanlıktı. Ama içimdeki karanlık, o şehrin karanlığından bile daha derindi.
İşte başlıyorum. Yarasalar'a hoş geldiniz, Layah geliyor
~~~
Araç bir binanın önünde durdu,eski bir binaya benziyordu
Arabadan indiğimde Eslem de çoktan gelmişti öylece duruyordu sanki bir heykel gibi Dedem ikimize bakıp "Hoşgeldiniz bayanlar işte Yarasalar burada" sonra bana döndü " ve sen onların yeni lideri olacaksın"
"Ben lider olmak istemiyorum" dedim soğuk bir sesle "Sadece bir hedefim var."
Dedem sırıttı. "Hedefin ne peki?"
Gözlerimin içine baktım. Gözbebeklerim büyümüştü. Aynadaki gibi. Karanlık.
Cevap vermedim sadece gülümsedim
Hedefim Yarasalar'ı yerle bir etmek. Ve baştan başlamak. Ama bu sefer... benim kurallarımla
Ve artık geri dönüş yoktu
Dedem hemen toparlanıp yüzüme baktı "İçeri girelim seni diğerleriyle tanıştırayım bu arada hemen lider olmayacaksın seçme olacak önünde iki aday var"
"Anladım" dedim kısaca,kesin adımlarla içeri yürüdüm içerde büyük bir masa ve masanın etrafında birkaç kişi vardı anladığım kadarıyla bu masanın 4 büyük ismi vardı onlar da buradaydı diğerleriyle ilgilenemedim sadece 4 büyük işime odaklandım
Tolga Çevik
29 yaşındaki genç ama saygın bir iş adamıydı genç olmasına rağmen büyük işler başarmıştı sarı saçlı,mavi gözlü ciddi bakışlı bir adamdı sanki avını bekleyen bir yırtıcı bir pars'ı andırıyordu
Barbaros Kahhar
30 yaşında en az diğerleri kadar ciddi bir adamdı, kahverengi saçlı yeşil gözlüyüm kirli sakalı ona daha çok ciddiyet katıyordu ama gözlerinde bir sinsilik vardı tıpkı sinsi bir yılan gibiydi
Mahir Sönmez
En büyükleri oydu 35 yaşında sönmez holdingin sahibiydi yer altı işlerinde de bir numaraydı siyah saçları ve siyah gözleriyle etrafı süzüyordu ama sakinliği tehlikeliydi sanki avını bekleyen bir kurt gibiydi
Son olarak Taner Wollan
Annesi Türk babası yabancıyı,tek yabancı iş adamıydı hem Türkiyede hem de Londra da şirketleri vardı buradan biriyle kavgasıdır bunu duymuştum o kişi galiba Mahir Sönmez'di aralarında nasıl bir kavga olduğunu bilmiyordum bakışlarıyla sinsi bir Tilkiyi andırıyordu
Eğer Yarasaların başkanı olmak istiyorsam bu adamların yardımına ihtiyacım olacaktı
Dedem, masanın başına geçti. Dört adamın gözleri üzerimdeydi. Soğuk, analiz eden, tartan bakışlar. Bir avcının avını süzdüğü gibi.
"Beyler," dedi dedem sesini yükselterek. "Karşınızda torunum Hayal Tecer. Savcılık geçmişi olan, MIT'te çalışmış, ve... Kerem Tekin'i tek başına etkisiz hale getiren kadın."
Dört adamın bakışlarında hafif bir değişim oldu. Şaşkınlık mı? Hayranlık mı? Yoksa korku mu?
Tolga Çevik, başını hafifçe eğdi. "Kerem'i sen mi öldürdün?" dedi sesinde hafif bir merakla.
"Evet," dedim soğuk bir sesle.
Barbarosun gözlerinde birşey parladı sonra sırıtıp "İşte bu ben kadına bayıldım!" Deyip tokalaşmqk için elini uzattı
Barbaros'un elini sıkmadım. Sadece soğuk bir bakış attım ve ellerimi arkamda birleştirdim.
"Bayılmanız beni ilgilendirmiyor," dedim düz bir sesle. "Ben buraya dost olmak için gelmedim."
Barbaros'un eli havada kaldı. Sırıtışı biraz bozuldu ama hemen toparlandı. "Vay be, Kerem'i öldüren kadın gerçekten de taş gibi ha! Bayılıyorum!"
Mahir Sönmez, sessizce izliyordu. Gözleri beni süzüyor, her hareketimi analiz ediyordu. Sonunda konuştu:
"Kerem Tekin, yeraltı dünyasının en kurnaz adamlarından biriydi. Onu tek başına öldürebilmek... Ya çok cesursun, ya çok deli, ya da..."
"Ya da?" dedim kaşımı kaldırarak.
"Ya da çok iyi bir oyuncu," dedi Mahir soğuk bir gülümsemeyle. "Hangisisin?"
Gözlerimin içine baktım. Geri adım atmadım. "Üçü de," dedim sessizce. "Hangisini istersen."
Mahir'in gülümsemesi hafifçe genişledi. Ama gözleri hala soğuktu. "İlginç bir kadınsın."
Taner Wollan, baştan beri sessizdi. Sadece izliyordu. Sonunda konuştuğunda, aksanlı Türkçesiyle:
"Seni seviyorum," dedi. "Resmen bir kara kedi gibi. Gizemli, tehlikeli ve... güzel."
"İltifatınız için teşekkür ederim," dedim alayla. "Ama ben kedileri sevmem. Ben daha çok... kurtları severim."
Taner kaşlarını kaldırdı. "Kurt mu? İlginç tercih."
Dedem, araya girdi. "Pekala beyler, torunumla tanıştığınıza göre, işe başlayabiliriz. Hayal, bu dört bey, Yarasalar'ın dört büyük kolunun liderleri. Onların desteğini alırsan, liderlik senin olur."
"Anladım" dedim düz bir şekilde
Dedem sırıtarak Esleme döndü "Bu da Yarasaların yeni üyesi"
Dedemin sözleri üzerine dört adamın gözleri Eslem'e çevrildi. Eslem, soğukkanlılığını koruyordu ama ben onun ellerinin hafifçe titrediğini fark ettim. Onu ne kadar zorladığımı biliyordum. Ama başka çaremiz yoktu.
"Eslem Aktan," dedi dedem sanki bir sunum yapıyormuş gibi. "Hayal'in koruması, en yakın dostu ve... geçmişinde 7 yıl hapis cezası bulunan, amcasını öldürmüş bir kadın."
Eslem'in çenesi kasıldı. O an, onun ne kadar zorlandığını hissettim. Geçmişini, o karanlık günleri, hapishane günlerini... Dedem bunları bir silah gibi kullanıyordu.
"Yani," dedi Barbaros sırıtarak, "iki tane katil mi var aramızda? Harika! Resmen kız kardeşler!"
Eslem, Barbaros'a öyle bir baktı ki, adamın sırıtışı bir an dondu. "Ben senin kız kardeşin falan değilim," dedi Eslem dişlerinin arasından. "Ve eğer bana bir daha 'katil' dersen, bu geceyi hastanede bitirirsin."
Barbaros şaşırdı, sonra kahkahayı patlattı. "Vay be! Arkadaş da taş gibi! Bayılıyorum size kızlar!"
Mahir Sönmez, Eslem'i süzüyordu. Gözleri tehlikeliydi. "7 yıl hapis," dedi sessizce. "Amcanı öldürmüşsün. Neden?"
Eslem, Mahir'in gözlerinin içine baktı. Geri adım atmadı. "Çünkü kuzenimi dövüyordu," dedi soğuk bir sesle. "Çünkü kendi yeğenine tecavüz etmeye kalkıyordu. Çünkü o pislik bir insandı ve ben onu durdurmak zorundaydım."
Salonda bir sessizlik oldu. Mahir'in gözlerinde hafif bir değişim vardı. Saygı mı? Anlayış mı? Bilmiyorum.
"Peki," dedi Mahir sessizce. "Haklısın"
Dedem ayağa kalkıp "Bugünlük bu kadar,bir dahaki sefere liderlik adayları toplanacak"
Barbaros Kahhar gülümseyip "Sizi tekrar görmeyi umuyorum Hayal Hanım"
"Teşekkür ederim ama benim adım Hayal değil,Layah"
~~~
Dışarı Eslemle birlikte çıkmıştık,Eslem kolumu tutup
"Sence bu iyi bir fikir mi?"
"Başka çaremiz yok,bak planı baştan anlatıyorum;Örgüte girdip güvenlerini kazanacağız,şu içerideki adamları kendi tarafımıza çekeceğiz ki galiba Mahir Beyi çekmeye başladık,sonra dedemi hapse atıracak bilgileri alıppolise gideceğiz bende bu Yarasalar örgütünü daha iyi bir örgüt halinde getireceğim tamam mı?"
"Onları nasılsın ikna edeceğiz?"
"Mahir Sönmez şu anda biraz bizim tarafımıza geçmiş gibi yani adam az çok anlıyor,Taner Wollan'a gelirsek bu örgüt şeyinden rahatsız olduğu zaten belli,ama Mahir Beyle kavgalı o konuda biraz sorun yaşayacağız geriye iki kişi kalıyor yani Tolga Çevik ve Barbaros Kahhar,Tolga Çevikin gözünde gördüğüm kadarıyla bu işlerden oldukça rahatsız Barbaros Kahhar'a gelirsek adam umursamaz davranıyor ama sanki o da rahatsız gibi"
Eslem, söylediklerimi dikkatle dinledi. Gözlerinde o tanıdık parıltı vardı. Plan yaparkenki o heyecan, o kararlılık.
"Peki," dedi Eslem sessizce. "Mahir'i ve Taner'i kazanabiliriz diyorsun. Tolga da muhtemelen ikna olur. Ama Barbaros... O adam ya tamamen sadık, ya da tamamen deli. Hangisi olduğunu çözemedim."
"Ben de," dedim derin bir nefes alarak. "Ama herkesin bir zayıf noktası vardır. Barbaros'un da vardır. Sadece bulmamız gerekiyor."
Eslem başını salladı. "Peki ya Ömer?"
İsmini duyar duymaz içimde bir sızı oldu. Ama hemen bastırdım. Artık zamanı değildi.
"Ömer," dedim soğuk bir sesle, "artık benim için yok. O, benim düşmanım. Ve düşmanlarıma karşı ne yapacağımı biliyorum."
Eslem bir şey söyleyecek oldu ama sustu. Ne diyeceğini biliyordum. "Onu hala seviyor musun?" diye soracaktı. Ama sormadı. Çünkü cevabı biliyordu.
"Peki," dedi Eslem başını sallayarak. "Ne yapıyoruz şimdi?"
"Şimdi," dedim gözlerimi kısarak, "biraz araştırma yapacağız. Bu dört adam hakkında her şeyi öğrenmem lazım. Zaafları, güçlü yanları, sırları... Her şeyi."
"Pekala ben hallederim"
Biraz ilerledik'ten sonra ilerdeki bir kafenin önünde Yasini görünce kaşlarımı çattım
"Onu sen mi çağırdın?" Diye sordum
Eslemin sesi titredi "Şey evet bana mesaj attığında çok kötüydüm,tam gelecekken Emekle karşılaştım bana ne olduğunu sordu,fazla birşey anlatmadım buralara yakın bir yerde beni indirmesini söyledim gideceğini zannediyordum ama gitmemiş"
İçimden bir of çektim. Bu herifin Eslem üzerinde nasıl bu kadar etkisi olabiliyordu? Hem de daha ne kadar tanıyorlardı birbirlerini?
Yasin telefonda birine bağırıyordu,çok gergindi
"Lan ne demek evde değilim,sen düğün gecesi kızı yalnız mı bıraktın?! Bana bak eğer o pis işlere bulaştıran ve kızı o yüzden evde gelinlikle bir başına bıraktıysan seni boğarım!"
Yasin sinirle nefes aldı sonra tekrar hiddetle bağırdı "Lan ben sana artık o işlerden uzak dur siye uyanmadım mı ha uyanmadım mı!... Ne? Tabi ki hayır! Ben bu işe dahil falan olmuyorum kes sesini! Kapat lan telefonu kapat! Bundan sonra benim senin gibi bir kuzenim yok!!!!"
Yasin telefonu o kadar sert kapattı ki, neredeyse ekranı çatlayacaktı. Sinirden elleri titriyordu, derin nefes alıp vermeye çalışıyordu. Arkasını döndüğünde bizi gördü. Önce şaşırdı, sonra yüzü daha da asıldı.
"Eslem?" dedi sesi hâlâ öfkeden titreyerek. "Sen... burada mıydın?"
Eslem başını salladı, gözleri endişeliydi. "Emek... Ne oldu? Kimle konuşuyordun?"
Yasin derin bir nefes aldı, ellerini saçlarının arasından geçirdi. "Hiç. Önemli değil. Sadece... Bir aptalla konuşuyordum."
"Ömer'le mi?" dedim sessizce.
Yasin bana baktı. Gözlerinde bir şey vardı. Suçluluk mu? Utanç mı? Yoksa pişmanlık mı?
"Savcı Hanım," dedi sesi yumuşayarak. "Ben... Ben bilmiyordum. Ömer'in ne yaptığını... O işlere bulaştığını... Yemin ederim bilmiyordum."
"Biliyorum," dedim soğuk bir sesle. "Sen suçlu değilsin. Ama kuzenin..."
Yasin başını öne eğdi. "O bir aptal. Her zaman aptaldı. Ama bu kadar alçalacağını düşünmezdim." Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Savcı Hanım, size söz veriyorum. Onun yaptıklarının hesabını soracağım."
"Gerek yok," dedim sessizce. "Onun hesabını ben soracağım."
Yasin bir şey söyleyecek oldu ama sustu. Anlamıştı. Bu iş artık onun değil, benim savaşımdı.
Eslem araya girdi, konuyu değiştirmek ister gibi: "Emek, sen burada ne yapıyorsun? Bekleyeceğini söylememiştin."
Yasin gülümsemeye çalıştı. Ama gülümsemesi solgundu. "Seni bırakıp gidemezdim. Gece yarısı, tek başına... Hem de bu haldeyken." Gözleri Eslem'in yüzünde gezindi. "İyi misin? Konuşmak ister misin?"
Eslem, Yasin'in bu ilgisine ne yapacağını şaşırmıştı. Normalde sert çıkışırdı, ama şimdi yumuşamıştı. Gözlerinde o garip parıltı vardı.
"Ben... iyiyim," dedi sessizce. "Sadece biraz yorgunum."
Yasin bize bakıp "Sizi eve bırakayım,araba hemen yan aokakta"
Eslem bana baktı başımı onaylarcasına salladım
~~~
Araba sessizce ilerlerken, Silopi'nin karanlık sokaklarında yankılanan tek ses motorun uğultusuydu. Yasin direksiyona odaklanmıştı ama dikiz aynasından ara sıra Eslem'e bakıyordu. Eslem ise camdan dışarı bakıyor, elleri kucağında kenetlenmişti.
Ben arka koltukta oturuyordum. Gözlerimi kapattım ama zihnimdeki fırtına dinmiyordu. Dört adam. Dört farklı karakter. Dört farklı zayıf nokta. Onları nasıl çözecektim?
"Birası mı Savcı hanım?" Yasin in sesiyle irkildim,ya eve çok hızlı gelmiştik ya da ben dalgın olduğum için öyle geliyordu
"Evet teşekkür ederim" deyip dışarı çıktım,binaya girdiğimde fark ettim çantam arabada kalmıştı ve anahtarları da çantamdaydı
Sinirle of çekip tekrar dışarı çıktım,dışarı çıktığım anda gördüğüm manzarayla dona kaldım
Yasin ve Eslem birbirlerine sarılmış öpüşüyorlardı
İnanmak zor geldiği için gözlerimi kırpıştırdım kolumu cimciklefim,yok rüya değildi resmen öpüşüyorlardı
Bir an nefesimi tuttum. Gözlerime inanamıyordum. Eslem... Benim soğukkanlı, asabi, "erkeklerden nefret ederim" diyen Eslem... Yasin'in kollarında öpüşüyordu.
Hem de öyle böyle değil, resmen birbirlerine yapışmışlardı.
Kolumdaki cimcik izi hâlâ acıyordu. Rüya değildi. Gerçekti.
Birkaç saniye öylece kaldım. Sonra aklım başıma geldi. Geri çekildim, arabanın arkasına saklandım. Kalbim deli gibi atıyordu. Bu nasıl olmuştu? Daha bir saat önce Eslem, Yasin'den nefret ediyordu. Şimdi ise...
Derin bir nefes aldım. Onları rahatsız etmemeliydim. Ama aynı zamanda çantamı da almam gerekiyordu. Ne yapacaktım?
Tam o sırada öpüşme bitti. Yasin'in sesini duydum, fısıltıyla konuşuyordu.
"Karadeniz Kızı... Sen gerçekten inanılmazsın."
Eslem'in sesi titriyordu. "Emek... Ben..."
"Ne?"
"Ben... Ben ilk defa böyle hissediyorum." Eslem'in sesi o kadar yumuşaktı ki, onu tanımıyordum. "Korkuyorum."
"Ne'den korkuyorsun?"
"Bu duygudan." Eslem'in sesi daha da kısıldı. "Kontrolü kaybetmekten. Birine bu kadar bağlanmaktan. En son böyle hissettiğimde... Çok acı çektim."
Yasin'in sesi yumuşadı. "Eslem, bak gözlerimin içine. Ben seni incitmeyeceğim. Söz veriyorum."
"Nasıl emin olabilirim?"
"Bilmiyorum," dedi Yasin sessizce. "Ama sana gösterebilirim. Her gün, her an. Bu duygunun gerçek olduğunu."
Eslem bir şey söyleyecek oldu ama sustu. Sonra hafifçe güldü. "Sen gerçekten çok sinir bozucusun, biliyor musun?"
"Evet," dedi Yasin sırıtarak. "Ama sen seviyorsun."
"Zorla!"
"Tabii tabii, Gari."
Eslem'in kahkahası duyuldu. O kahkaha... Eslem'in gerçekten mutlu olduğu kahkaha. Onu ne zamandır duymamıştım.
Ve o an, bir şey fark ettim. Belki de bu karanlık gecede, birileri için hâlâ umut vardı. Belki de Eslem, bu bataklıktan kurtulabilirdi.
Ama ben? Benim için umut çoktan sönmüştü.
Başımı kaldırdım. Artık saklanmanın zamanı değildi. Çantamı alıp eve girmeliydim. Onları rahatsız etmeden.
Ama tam o sırada Eslem başını çevirdi ve beni gördü.
"HAYAL?!"
Yasin de döndü, gözleri faltaşı gibi açıldı. İkisi de öylece kalakaldılar. Eslem'in yüzü pancar gibi kırmızıydı. Yasin ise boğazını temizleyip saçlarını düzeltti.
"Savcı Hanım!" dedi telaşla. "Biz... şey... yani..."
"Çantamı unuttum," dedim düz bir sesle. Ama içimden gülüyordum. "Özür dilerim, rahatsız ettim."
"Yok, rahatsız etmedin!" dedi Eslem çok hızlı bir şekilde. "Biz... yani... O sadece... Öpüşmek... Yani..."
Eslem'in bu halini görünce dayanamadım. Gülümsedim. "Eslem, rahatla. Bir şey olmamış gibi davranabilirsin."
Eslem yüzünü ellerinin arasına aldı. "Of, öldüm. Resmen öldüm."
Yasin sırıttı. "Gari, bence savcı hanım bizi gördü. Saklanmanın alemi yok."
"Sus Ula!" diye bağırdı Eslem, hâlâ utançtan.
Arabanın yanına gidip çantamı aldım. Eslem'e döndüm, gözlerimin içine baktım. Ciddileştim.
"Eslem," dedim sessizce. "Mutlu ol. Gerçekten. Ne olursa olsun."
Eslem başını kaldırdı, gözleri dolmuştu. "Hayal..."
"Yarın görüşürüz," dedim gülümseyerek. "İkinize de iyi geceler."
Arkamı dönüp binaya girdim,aniden içimde bir burukluk hissettim bu gece benim unutulmaz gecem olacaktı sözde ama olmadı,en azından Yasin ve Eslem mutlu oldu bu benim için yeterliydi
Evin kapısını açtım Ömer daha gelmemişti,sesizce odaya girip odadaki kanepeye uzandım
Kanepeye uzandığım an, gözlerimi kapattım. Ama uyku gelmiyordu. Zihnimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Ömer'in ihaneti, dedemin sinsi gülüşü, dört adamın soğuk bakışları... Hepsi beynimin içinde dönüp duruyordu.
Birkaç saat sonra, kapının açılma sesiyle irkildim. Ömer gelmişti. Nefesimi tuttum, sessizce kanepeye sinip ölü taklidi yaptım. Onunla yüzleşmeye henüz hazır değildim.
Ömer'in ayak sesleri yaklaştı. Durakladı. Sanırım bana baktı. Birkaç saniye öylece kaldı. Sonra odanın diğer tarafına geçti, bir şeyler aldı ve çıktı. Kapı sessizce kapandı.
Gözlerimi açtım. Nefesimi verdim. Demek ki... Beni uyandırmaya bile tenezzül etmemişti. Ya da uyanık olduğumu biliyordu ama yüzleşmek istemiyordu.
Her neyse. Önemli değildi.
Gözlerimi tekrar kapattım. Ama bu sefer uyku geldi. Yorgunluk, acı, öfke... Hepsi birleşmişti. Ve ben, karanlığa teslim oldum.
---
ERTESİ SABAH
Güneş gözlerime vurduğunda uyandım. Başım ağrıyordu, gözlerim şişti. Kanepeye kıvrılmış, üzerimde siyah ceketimle uyumuştum. Aynaya baktığımda, yüzümdeki ifade beni şaşırttı. Korku yoktu. Acı yoktu. Sadece soğuk bir kararlılık vardı.
Bugün işe başlıyordum.
Telefonumu aldım. Birkaç mesaj vardı. Eslem'den:
"Dün gece eve dönünce adamları araştırdım bulduğum belgeleri gönderiyorum uyanınca bakarsın"
Telefonuma gelen belgelere göz gezdirdim. Eslem gerçekten de geceyi uyumadan geçirmişti. Dört adam hakkında o kadar detaylı bilgi toplamıştı ki, neredeyse bir istihbarat raporu hazırlamıştı.
Tolga Çevik: 29 yaşında, bekar, annesiyle yaşıyor. Babası yıllar önce bir hesaplaşmada öldürülmüş. Yarasalar'a babasının intikamını almak için katılmış, ama zamanla işlerin iç yüzünü görmüş. Son zamanlarda örgütten ayrılmayı düşünüyormuş.
Barbaros Kahhar: 30 yaşında,bekar kimsesiz olarak büyümüş Yusuf Tecer onu büyüttüğü için yıllarca ona sadıkmış ama son zamanlarda örgütten ayrılmak istiyormuş
Mahir Sönmez: 35 yaşında Nişanlı ama evliliğe hiç sıcak bakmıyor,sebebi annesi ve babasının kavgalarına hep arada kalması örgüte girme sebebi babası eski bir üye olduğu için girmiş ama örgütün karanlığını gördükçe çıkmayı düşünmüş Yusuf Tecer tehdit ettiği için kalıyor
Taner Wollan: 33 yaşında anne ve babası onu terk etmiş annesi çocuk yaşta onu kuyuya atmış,Taner bir şekilde hayatta kalmış 1-2 gün sonra siyah yavru bir kedicik gelip onu görmüş miyavkayarak etraftaki insanları toplayıp yardım istemiş
Yarasalara girme nedeni ise,ona adam öldürme kısmından bahsetmemişler öğrenince çıkmak istemiş ama Yusuf Tecer izin vermemiş,çocukluğundan beri kalp hastalığıyla uğraşıyor
Eslem'in hazırladığı raporu okudukça, içimdeki soğuk kararlılık daha da pekişiyordu. Dört adamın da ortak bir noktası vardı: Hepsi Yarasalar'dan ayrılmak istiyordu. Hepsi dedemin pençesinden kurtulmanın yolunu arıyordu.
Ama korkuyorlardı. Dedem, onları tehditlerle, sırlarla, geçmişleriyle bağlamıştı.
Tıpkı beni bağladığı gibi.
Telefonumu elime aldım ve Eslem'i aradım. İlk çalışta açtı.
"Günaydın," dedi Eslem'in sesi neşeliydi. Dün geceki öpüşmenin etkisi hâlâ üzerindeydi belli ki.
"Raporu gördüm," dedim sessizce. "Mükemmel iş çıkarmışsın."
"Teşekkür ederim. Ne yapacağız şimdi?"
"Şimdi Yarasalardan nefret eden birkaç kişi bulmalıyız,bu adamlar ikna olana kadar hatta daha sonra bile yanımızda kalacak sadık birileri"
"Bu sefer ki biraz zor ama hallederiz,buluşmak ister misin?"
"Olur evin yakınındaki kafede konuşalım" deyip telefonu kapattım
~~~
Kafeye geldiğimde, Eslem çoktan gelmişti. Önünde duran kahvesinden bir yudum alıyor, telefonuyla ilgileniyordu. Yanına oturduğumda başını kaldırdı ve gülümsedi. Ama o gülümseme... Dün geceden beri bir şeyler değişmişti. Daha yumuşaktı, daha ılıktı.
"Selam" diye mırıldanıp karşısına oturdum
"Hayal,günaydın!" Dedi neşeyle,anlaşılan dün gece harika geçmişti
Birden içeri Yasin girdi,tabi Eslem onu görmedi Yasin parmağını dudağına götürüp sesiz ol işareti yaptı
Sinsice yaklaşıp Eslemin gözlerini elleriyle kapattı "Bil bakalım ben kimim"
Eslem yerinden sıçrayacak gibi oldu ama sonra o tanıdık sesi tanıdı. Ellerini Yasin'in ellerinin üzerine koydu ve gülümsedi.
"Kim olacaksın? Sinir bozucu Ege Uşağı."
Yasin ellerini çekti ve Eslem'in yanına oturdu. "Vay be, sen beni böyle tanıdın ha? Sabah sabah kalbimi kırdın Gari."
"Kalbini kırmak mı?" Eslem kaşlarını kaldırdı. "Daha dün gece beni öpüp sabah 'Gari' diye çağırıyorsun. Ben mi kalbini kırdım, yoksa sen mi benim sinirimi bozdun?"
Yasin sırıttı. "Ama sen seviyorsun bu hâlimi."
"Zorla."
"Tabii tabii, Karadeniz Kızı."
Eslem'in yanakları kızardı. Ben sessizce izliyordum. İkisinin arasındaki bu nefret-sevgi ilişkisi, bu karanlık günlerde bana bir umut ışığı gibi geliyordu
Yasin ikimize gülümseyip "Buradan çıkınca size bir şey ısmarlayscağım! Ne istersiniz"
Eslemle ikimiz aynı anda "Bicibici!" Diye bağırdık
Yasin kaşlarını kaldırdı "O ne Gari?"
Eslem kaşlarını çattı "Bicibiciyi bilmiyorum musun hakaret sayarım!"
Yasin'in şaşkın bakışları arasında Eslem, ona Bicibici'nin ne olduğunu anlatmaya başladı. Ben de kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Eslem'in bu kadar heyecanlanması, Yasin'in ise tamamen kaybolmuş bakışları... İkisi de birbirine tam zıttı ama bir o kadar da uyumluydu.
"Bicibici," dedi Eslem ciddi bir sesle, "tatlıdır. Şerbetlidir. İçinde meyve parçaları, jöle, dondurma falan olur. Yazın yenir. Hem de çok güzeldir!"
Yasin kaşlarını kaldırdı. "Yani... meyveli tatlı mı?"
"Tatlı değil! Bicibici!" Eslem sinirle ellerini havaya kaldırdı. "Sen nasıl bir Egelisin be Ula! Ege'de Bicibici bilinmez mi?!"
"Ben daha çok zeytinyağlı ve ot yemekleri bilirim Gari!" dedi Yasin sırıtarak. "Tatlı işlerine pek girmem."
"O zaman şimdi giriyorsun," dedi Eslem gözlerini kısarak. "Haydi kalk, Bicibici yemeye gidiyoruz."
Yasin şaşkınlıkla bana baktı. Ben omuz silktim. "Ben de geliyorum. Nasılsa dünya yanıyor, en azından tatlı yiyerek yanalım."
Yasin gülerek ayağa kalktı. "Pekala Gari, Savcı Hanım. Sizi Bicibici ile tanıştırayım. Ama eğer beğenmezsem, siz benimle zeytinyağlı yemeye gelirsiniz."
"Anlaştık!" dedi Eslem neşeyle.
~~~
Bicibici dükkanına geldiğimizde, Eslem'in heyecanı doruktaydı. Yasin ise hala şüpheyle menüye bakıyordu.
"Bu kadar tatlıyı nasıl yiyorsunuz Gari?" dedi Yasin kaşlarını çatarak.
"Karadeniz'de tatlı severiz," dedi Eslem gururla. "Hem de çok severiz. Sen Ege'de zeytinle beslenmişsin, senin damak zevkin bozulmuş."
"Zeytin sağlıklıdır Gari!"
"Sağlıklı mı? Benim gördüğüm zeytinler hep siyah ve buruşuk, tıpkı senin gibi!"
Yasin kahkahayı patlattı. "Vay be! Bugüne kadar zeytine bu kadar güzel bir hakaret duymamıştım! Sen gerçekten bir sanatçısın Gari!"
Eslem gururla başını kaldırdı. "Evet, ben bir sanatçıyım. Hakaret sanatçısı."
Ben sessizce izliyordum. İkisinin bu hali, içimi ısıtıyordu. Her ne kadar benim dünyam kararmış olsa da, onların birbirlerine olan bu ilgisi, hala umut olduğunu gösteriyordu.
~~~
Bicibiciler geldiğinde, Yasin tereddütle kaşığı aldı. Eslem onu dikkatle izliyordu.
"Haydi Ula, ilk lokmanı ye!"
Yasin kaşığı ağzına götürdü. Bir an durdu, sonra gözleri büyüdü.
"Vay be..." dedi şaşkınlıkla. "Bu... bu aslında güzelmiş."
"Ne demek aslında?! Güzel işte!" dedi Eslem zafer kazanmış gibi.
"Tamam tamam, güzel. Ama benim zeytinyağlılar kadar değil."
Eslem kaşığı havaya kaldırdı. "Bir daha o lafı edersen, bu kaşığı senin kafana geçiririm!"
Yasin ellerini havaya kaldırarak teslim oldu. "Tamam Gari! Bicibici kraldır! Zeytinyağlılar krallıktan çekilsin!"
Eslem memnuniyetle kaşığını indirdi. "İşte böyle. Sana Bicibici'nin ne olduğunu öğrettik. Bundan sonra Ege'ye gittiğinde Bicibici satan bir dükkan bulup yersin. Ve beni hatırlarsın."
Yasin bir an durdu. Gözleri Eslem'in gözlerine kilitlendi. "Seni hatırlamamak mümkün mü Gari?"
Eslem'in yanakları kızardı. Hemen başını kaşığına gömdü. "K-konuyu değiştirelim."
Ben sessizce gülümsedim. İkisinin bu hali, beni biraz olsun mutlu ediyordu.
~~~
Eve geldiğimde biraz olsun gülüyordum geceki halinden eser kalmamıştı,ama Ömeri hatırladıkça ihanetini hatırladıkça kalbim acıyordu
Telefonum çalınca irkildim,Kader arıyordu
"Söyle canım" dedim gülerek
"Abla kardeşini tebrik edebilirsin,ben Yamanla evleniyorum"
Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım beğenirsiniz. Düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim. Okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
Bölüm etkileşimi
