2. bölüm / 4
Layah1.BÖLÜM: RÜYA
Bölümler 4Şu an: 1.BÖLÜM: RÜYA
- 1 Giriş780 kelime
- 2 1.BÖLÜM: RÜYA3.282 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.BÖLÜM: BİTEN RÜYA VE KABUS3.170 kelime
- 4 3.BÖLÜM:YARASALAR3.723 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(30 EKİM 2023)
O lanet olası geceden bir yıl geçmişti ve 1 yıl geçmiş olsa bile hala düzelebilmiş değildim
Ben birini öldürdüm
Bu düşünce aklımdan çıkmıyordu,geceleri bu olay rüyalarıma giriyordu,MİT askeriyenin birçak teröristin işini bitirmiştim ama bu bambaşka birşeydi bu yasa dışıydı her ne kadar kardeşimi korumak ve MİT askerlerine yardım etmek için yapmış olsam bile bu yasa dışıydı
En kötüsü ise o öldükten sonra bile örgüt durmsmıştı biraz sarsılmışlardı ama tamamen bitmemişlerdi
Bu bir 1 yılda değişen şeylerde olmuştu mesela o Ömer Atakan denen adamla sevgili olmuştum başlarda sadece flörtü birkaç güne biter sanmıştım
Şimdiyse iş tamamen değiştmişti ikimiz de birbirimizi sevdiğimizi söylüyorduk ama gerçekten öyle miydi sevgi denen birşey var mıydı yoksa sadece geçici bir heves miydi?
Bilmiyordum ama bildiğim birşey varsa o da bu işin ciddiye binmiş olmasıydı İkimizde ciddi ciddi evlenmek istiyorduk ve bugün beni istemeye geliyordu
Hemde dokuzuncu kez yoksa 12 miydi? O kadar çok gelmişti ki saymayı bırakmıştım,ama bu sefer farklı olduğunu söylüyordu söylediğine göre bu sefer beni kesin olarak babamdan alacakmış tabi babamın inadını kırabilirse
Aynanın karşısına geçip kolyemi takarken kendime emin bir bakış attım "Bu sefer olacak eminim bu sefer Ömer beni babamdan alacak tamam 9 yada 10 kere başarısız oldu ama bu sefer olacak hissediyorum"
Telefonum çalınca irkildim,arayan Eslemdi hemen açtım
"Hayal hanım hazır mısınız diye sormak istedim"
"Bana hanım diye hitap etmene gerek yok daha ne kadar söyleyeceğim?"
Eslemin küçük kahkahası duyuldu sonra bana "Hazır mısın" diye düzeltti daha samimi bir şekilde
"Hazır sayılırım birazdan dışarı çıkıp organizatörle görüşeceğim,sonra da yemekleri kontrol edeceğim"
"Tam onüçüncü kez bunu yapıyorsun alışmışsın'dır artık"
"Kes be!"
"Ondördüncü için şimdiden hediyemi hazırlıyorum"
"Sen geç dalganı geç senin istemende de ben seninle dalga geçeceğim"
"Canım o pek mümkün değil,hiçbir erkek benimle evlenmez"
"Alah Allah nedenmiş o"
"Çünkü benimle evlenmek isteyen kişiye silah doğrultup cevabımı öyle vereceğim"
Gülerek Eskrme söylendim "Ne olur kendine uygun bir erkekle evlensfn?"
"Benimle aynı kriterlere sahip bir erkek zordur canım benim"
"Emin konuşma" dedim gülerek sonra ekledim "Geliyorsun değil mi? Biliyorum şehir dışında işin var ama ne olur yetişmeye çalış"
"Mutlaka geleceğim onüçüncü defa verilmeyişiğini kaçıramam"
"Seni adi!" Diye bağırdım ama telefonu çoktan kapatmıştı
Telefonu yüzüme gülümserken kapattım. Eslem'in bu halleri beni hem sinirlendirir hem de güldürürdü. Ama içimde bir yerde, onun bugün gerçekten gelemeyeceğinden korkuyordum korumam olduğundan beri her anımda yanımda olmuştu şimdi gelmene ihtimali beni üzüyordu
Derin bir nefes alıp aynaya son bir kez daha baktım. Üzerimde bej rengi uzun bir elbise vardı, saçlarımı toplamıştım. Babamın karşısına ne çok gösterişli ne de çok sade çıkmam gerekiyordu. Çünkü babam her şeyi bahane edip reddedebilecek bir adamdı
Çantamı alıp odadan çıktığımda benimle hep dalga geçen beni hep zorbalayan benden 1 Yaş büyük ablam İlkim ile karşılaştım
Ona bakmadan merdivenden hızla inip dış kapıya yöneldim tam çıkacağım sırada arkamdan bağırdı
"Yine reddedilmesi hazır mısın bakalım? Zaten bu iradesizliğinle nasıl bir erkek buldun onu bile anlamıyorum"
Derin nefes aldım
Şimdi değil Hayal şimdi değil,hayır onun kafasına bir tekme geçirmek istemiyorsun boyu senden uzun hayır bacağının yetişemeceği yerine de tekme atmayacaksın,Hayır ağzının kenarını tokat çarpıp onu yere sermek istemiyorsun
İçimden o kadar çok şey geçiyordu ki... Ama bugün özel bir gündü. Babamın karşısına çıkacaktım, Ömer beni istemeye gelecekti. İlkim'in zehirli sözlerine kulak asamazdım.
Sakin bir sesle arkasını dönüp ablamın gözlerinin içine baktım.
"Ne diyorsun İlkim? Duyamadım da." dedim gülümseyerek. "Sanırım kulaklarınla birlikte beynin de ufak bir arıza yaşıyor. Belki bir doktora görünsen iyi edersin? Neyse, sen kendine iyi bak, benim nişan törenime yetişmem lazım. Ha! Bu arada, kıskançlık yakışmıyor sana. Gerçi her şey yakışmıyor zaten ama..."
Omzunu silkip dışarı çıktım. Arkamdan sinirle bağırdığını duyabiliyordum ama umursamadım. Zaten beni kızdırmak için yapıyordu ve bunda başarılıydı.
Dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım. Hava serindi, sonbahar yaprakları etrafa dağılmıştı. Organizatörle görüşmek için onların şirkwtind gidecektim. Her şey mükemmel olmalıydı. Çünkü bu sefer gerçekten farklıydı. Ömer'in gözlerinde gördüğüm o ışıltı, sesindeki o kararlılık... Bu sefer olacaktı. Olmalıydı.
~
Organizatörle görüşmek için şirketin önüne gelmiştim derin bir nefes alıp içeri girdim
İçerde genç bir kız vardı "Merhaba Hayal hanım hoşgeldiniz"
"Hoşbuldum söz ve nişanım için organizatörle buluşacaktım"
"Ne yazık ki Seda hanımların işi çıktı onların yerine ben bakıyorum sizinle ben ilgileneceğim"
"Peki,tsmsm" dedim kuşkuyla
"İsterseniz çiçeklerle başlayalım beyaz zambaklara ne dersiniz?"
"Hayır olmaz" dedim hemen beyaz zambaklardan nefret ederdim çünkü annem beyaz zambak severdi onun sevdiği hiçbirşeyi istemiyordum
"Beyaz ve kırmızı gül tercih ederim,gülleri zambaklardan daha çok severim lütfen zambak kullanmayalım"
"Tamam efendim peki içecek olarak tercihiniz nedir?"
"Rakı,ama lütfen fazla abartmayalım babam çok içince sapıtıyor ve ben hiçbirşeyin maffolmasını istemiyorum"
"Tamam efendim,yemekleri siz mi halledersin biz mi halledelim"
"Yemekleri biz halledeceğiz siz sadece süsleme ve içeceklerle ilgilenin"
"Tamam efendim ne zamana kadar halledelim"
"Akşam altıya kadar yani dört saatiniz var"
"Tamam efendim dört saatte hallederiz"
"Tamam teşekkürler" deyip ofisten çıktım sırada yemekler var
~
"Hayır öyle olmaz eti yanlış mühürlüyorsunuz öyle olmaz ki ya!" Deyip panikle tencereye yönelip aşkının elindeki ateş makinesini aldım
"Tamam sen sebzeleri doğrayıp sosu hazırla ben eti hallederim" deyip etle uğraştım
Aşçı başı kenarda çekinerek beklerken, eti doğru şekilde mühürledim. Babam etin tam kıvamında pişmesine takıntılıydı. Bir kere yanlış pişerse, bu da bahane olurdu reddetmek için. Bunu riske edemezdim.
Eti fırına gönderdikten sonra aşçıya "Diğer yemekleri halledebilir misin benim hazırlanmam lazım"
"Tabi Hayal hanım"
Aşçıya başımı sallayıp mutfaktan çıkarken annemin sesini duydum
"Yine mi geliyor o çocuk"
Bakma Hayal bakma direkt odana git
Anneme bakmadan direkt olarak odama yönelip üstümü giydim mor bir elbise giyip saçımı açık bıraktım ayağıma beyaz çift topuklu ayakkabı geçirdim
Artık hazırdım şimdi sırada Ömerin gelip beni istemesine gelmişti
Ömer ne olur bu sefer başar
Tam bu sırada kapı çalınca irkildim Ömer yada Eslem gelmiş olmalıydı ikincisini tercih ederdim çünkü Ömer gelirse kalp krizi geçirip bayılsbilirdim
Onunla defalarca görüşmüş olsam bole her seferinde aynı heyecan oluyordu
Kapıyı açtım gelen kişi...
Ömerdi,elinde kocaman bir buket çiçek ve çikolata vardı tam onüçüncü çiçek olmuştu
"Merhaba aşkım yine geldim" dedi heyecanla
Elindeki çiçeği alıp "Hoş geldin bu onüçüncü çiçek oldu bahçede artık yer kalmadı"
"Baban seni bana verene kadar devam isterse 50 çiçek olsun ben pes etmem"
"Geç içeri hadi" diye mırıldandım
Ömer yüzümün halini görünce "Ne oldu güzelim"
"Eslem hala gelmedi,yetişeceğine söz vermişti"
"Merak etme bir arkadaşımı onu alsın diye gönderdim yarım saatte gelirler"
"Ben yine de arayayım" deyip telefonumu çıkardım
İkinci çalmada açıldı ama Eslemin sesi öfkeli geliyordu "Söyle o kalın kafalıya geldiğimde onu parçalayacağım!"
Hayretle kaşlarımı çattım "Kız ne oldu?"
"Bu herif yolları bilmiyor galiba,ayrıca bu adam gıcığın teki parçalayasım geliyor bu herifi bu gece beni karakoldan toplarsan şaşırma" dedi sinirle
Ömer de benim gibi şaşkındı "Şey aslında Yasin iyi çocuktur galiba ikisinin kimyası uyuşmadı"
Eslem tekrar söze girdi "merak etme geç kalmamaya çalışacağım tabi bi herif yolu bulabilirse"
"Geç kalma"
"Tamam canım" deyip telefonu kapattı Eslem inşallah yetişebilir di
ESLEM AKTAN'IN ANLATIMIYLA
1 saattir yoldayım bu herif galiba daha önce hiç İstanbula gelmemiş çünkü yolları ya karıştırıyor ya da aynı yola bir daha giriyordu birden araba durunca sarsıldım
Adam telefonunu alıp arabadan indi ben arabadan indiğimde bir de ne göreyim adam ağaca tırmanmıştı
"Ne oldu kayıp mı olduk?"
"Yok gari Kaybolmadık" dedi kendinden emin bir şekilde üslubuna bakılırsa Egeliydi
"E niye durduk ve sen neden ağacın tepesine çıktın"
"Hava alıyorum gelecek misin Gari" dedi alay edercesine
"Dalga geçnede aşağı in nişana geç kalacağız"
"Keyfine mi çıktım sen gari! Tekefo çekmiyor çeksin diye çıktım"
"Nasıl Gideceğimizi biliyor musun?"
"Yok bilmiyom gari"
"Bu açık açık kaybolmak gerizekalı herif!"
"Yahu kaybolmadık diyom Gari! İstanbulda olduğumuzu biliyoruz sadece nasıl gideceğimizi bilmiyoz"
"Kaybolmak zaten bu aptal!"
"Yahu bir sus kız! Hayal savcı sana nasıl katlanıyor anlamıyom Gari!"
Bana 'Gari' demeyi kes salak herif!" diye bağırdım ellerimi belime koyup. "Benim adım Eslem, ne Gari'si?"
"Ege'de herkese gari deriz, alış gari!" dedi sırıtarak. Hâlâ ağacın tepesindeydi, sanki dünyanın en doğal şeyini yapıyormuş gibi.
"Peki 'Ula' peki" dedim sinirle
"Ula mı o nedir,benim adım Yasin Emek Ersoy"
"Bizim Karadeniz de biz herkese 'Ula' deriz"
"Karadenizlisin demekk Gari!"
"Artvinliyim yani evet Karadenizliyim şimdi in oradan Ula in"
Yasin ağaçtan inmeye çalışırken ayağa yanlış bir dala bastı ve ayağa kaydığı gibi yere çakıldı
İstemsizce güldüm Yasin benim güldüğümü görünce sinirle boşta kalan elimi tutup beni de kendine çekti
Bir an nefesim kesildi gözlerimiz birbiriyle buluştu benim kahverengi gözlerim onun keskin bakışlarıyla buluştu
Birkaç saniye öylece kaldık. Gözlerim onun gözlerine kilitlenmişti, nefesim kesilmişti. Sonra aklım başıma geldi.
"Çek ellerini üzerimden Ula!" diye bağırdım ve onu sertçe ittim.
Yasin yerde sırt üstü düşerken kahkahayı patlattı. "Gari senin asabiyetine hayranım vallahi!"
"Kalk yerden utanmıyor musun? Adam gibi yürüyemiyorsun, bir de beni çekiyorsun!" diye homurdandım ama içimden gülüyordum. Adam gerçekten sinir bozucuydu ama bir o kadar da komikti.
Yasin yerden kalkarken hska sırıtıyordu "Siz Karadenizliler hep mi hırçın ve sinirlisiniz"
"Biraz genellikle inadımızla biliniriz,peki siz Egeliler hep böyle sinir bozucu musunuz" diye çıkıştım
"Yok,biz Karadenizlilere göre daha dost canlısıyızdır Gari"
"Bana 'Gari' deme Ula" diye çıkıştım gıcık herife
"Sende bana 'Ula' deme"
"O zaman anlaşma yapalım ben sana 'Ula' deneyeyim sende bana 'Gari' deme"
"Anlaştık Karadeniz kızı"
"Karadeniz kızı mı?" Dedim kaşlarımı çatarak
"Evet" dedi sırıtarak,bu herif cidden acayip sinir bozucuydu
"Peki Ege uşağı" dedim aynı sırıtmayla,bu sefer suratı düşen oydu
"Ege Uşağı mı? Hiç olmadı hiç"
"Eee Karadeniz kızı oldu da Ege Uşağı mı olmadı?"
"Yok olmadı"
"Tamam Emek" dedim ikinci ismini kullanarak
Hala suratı asıktı ama biraz daha iyiydi "Yasin desen olmuyor mu Karadeniz kızı"
"Bence Emek daha çok yakıştı" dedim sırıtarak
Yasin..pardon Emek suratını ekşitip arabaya yöneldi. Arkasından gülerek yürüdüm. Bu herif gerçekten sinir bozucuydu ama itiraf etmeliyim ki, uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim.
Arabaya bindiğimizde Emek navigasyonu açtı ve bu sefer gerçekten doğru yola girdik içimden oh çektim sonra birşey fark ettim bu herif dikiz aynasından bana mı bakıyordu
Evet bakıyordu?
"Ne bakıyorsun?" Diye çıkıştım
"Arka koltuktaki güzelliğe bakıyorum" dedi sırıtarak.
Yüzümün kızardığını hissettim. Neyse ki karanlıkta belli olmuyordu. "Gözlerini yoldan ayırma Ula! Kazâ yapacağız!"
"Merak etme Karadeniz Kızı, ben iyi şoförüm. Hem senin gibi güzel bir kadını arabada taşıyorsam, önce onun can güvenliğini düşünürüm."
"Ne kadar da romantiksin ha!" dedim alayla. "Bu lafları kaç kadına söyledin bakalım?"
"Saymadım ki Gari!" dedi kahkahayla. "Ama ilk defa bir kadın beni ağaçtan düşürüp sonra da 'Emek' diye çağırdı. Bunu kaydederim."
"Kaydet bakalım, ben de senin ağaçtan düşüşünü kaydederim. Hatta Hayal'e gösteririm."
"Yapma Karadeniz Kızı,savcı hanıma rezil olurum!"
"Zaten rezilsin Emek, rezillikte eksiğin yok!" Dedim gülerek
Emek te güldükten sonra yola devam etti bu herif garip ve sinir bozucuydu ama garip bir cazibesi vardı
HAYAL TECERİN ANLATIMIYLA;
Eslem neyseki yetişmişti "Geldim umarım geç kslmsmışızdır bu geri zekalı yolları karıştırdı da!"
"Yok geç kalmadın tam vakti birazdan isteme merasimi olacak gelsene kahveleri yapslım" deyip onu mutfağa çektim
~
Eslem'i mutfağa çektim. Hâlâ yüzü kıpkırmızıydı, gözleri parlıyordu. Bu halini ilk defa görüyordum.
"Ne oldu sana böyle? Yüzün ateş gibi." dedim kahve fincanlarını çıkarırken.
"Hiç!" dedi çok hızlı bir şekilde. "O herif sinirimi bozdu sadece."
"Emin misin? Çünkü sen sinirliyken böyle kızarmazsın, genelde yeşerirsin."
Eslem bana sert bir bakış attı. "Sen kahveni yap da işine bak Savcı Hanım!"
Gülerek kahve makinesini çalıştırdım. "Adın neydi bu herifin?"
"Yasin Emek Ersoy." dedi dişlerinin arasından.
"Yasin mi? Ömer'in bahsettiği arkadaşı o herhalde. Ne düşünüyorsun onun hakkında?"
"Ne mi düşünüyorum?" Eslem derin bir nefes aldı. "Sinir bozucu, ukala, kendini beğenmiş, yolları bilmeyen, ağaçlara tırmanan, beni 'Gari' diye çağıran bir gerizekalı!"
"Yani beğendin mi?"
"NE?! Hayır! Ne alaka!" diye bağırdı Eslem, ellerini havaya kaldırarak. "Ben sadece... yani... o herif sinir bozucu sadece!"
"Tamam tamam," dedim kahkahayla. "Sadece sinir bozucu. Anladım."
Eslem homurdanarak kahveleri tepsiye dizmeye başladı. Ama ben onun gözlerinin içindeki o garip parıltıyı görmüştüm. Eslem birini beğendiğinde hep böyle olurdu; inkar eder, sinirlenir, kızarırdı. Ama o parıltı yalan söylemezdi.
"Peki," dedim sessizce, "bu akşam onu biraz daha yakından tanıma fırsatın olacak. Ömer de onu davet etti."
Eslem'in elindeki fincan neredeyse yere düşüyordu. "NE?! Burada mı olacak?!"
"Evet. Nişan töreninde. Ömerin anne tarafından kuzeniymiş galiba"
"Ben o herifle bir dakika daha geçiremem!" dedi Eslem panikle. "Ya yine bir ağaca çıkarsa? Ya beni sinirden öldürürse?"
"O zaman sen de onu öldürürsün," dedim omuz silkerek. "Nasılsa silah taşıyorsun."
Eslem bana öyle bir baktı ki... "Sen gerçekten çok kötü bir arkadaşsın, biliyor musun?"
"Biliyorum," dedim sırıtarak. "Ama sen beni seviyorsun."
"Zorla!" dedi Eslem ama gülümsemesi onu ele veriyordu
Kahveleri hazırlayıp bardağa koyarken Eslem tuz,pul biber ve karabiber çıkarıp tezgaha koydu
"Eslem hayır ya!" Diye sızlandım "Ömere zaten 12 kere tuzlu kahve içirdik onüçüncüyü yapmayalım"
"Yahu gelenek bu gelenek yapmak zorundayız sen yapmazsan ben yaparım" deyip onun bardağına bol bol tuz,pul biber ve karabiber koydu
Kahveleri tepsiye dizdim bir dakika Ömerin bardağı hangisiydi kahretsin kahveler karıştı
Kahveler karışmıştı. Hangisi Ömer'inkiydi, hangisi değildi? Eslem'in o acımasız karışımı hangi fincandaydı? Panikle tepsiye baktım.
"Eslem!" diye fısıldadım telaşla. "Hangisi onun bardağıydı?"
Eslem omuz silkti. "Bilmem, sen koydun ya?"
"Sen koydun diyorum! Tuzu sen ekledin!"
"Ee, karıştıysa karışmıştır. Kaderinde varsa içsin."
"Eslem! Bu benim nişanım! Babam zaten her şeyi bahane ediyor, bir de Ömer yerine tuzlu kahve içerse..."
"Tamam tamam," diyerek fincanlardan birini aldı ve kokladı. "Bu tuzlu gibi duruyor. Bunu ona ver."
"Emin misin?"
"Yüzde yetmiş."
"Yetmiş mi?!"
"Kızım ya yetmiş, ya da hiç. Sen seç."
Derin bir nefes aldım. "Peki, bunu Ömer'e veririm. Ama eğer yanlış olursa..."
"Ne yapacaksın? Beni mi öldüreceksin? Zaten bugün beni Emek öldürecek gibi duruyor."
"Emek mi?" Dedim kaşlarımı kaldırarak. "Demek ona Emek diyorsun ha?"
Eslem'in yüzü bembeyaz oldu, sonra kıpkırmızı. "O... o... ben öyle takıldım sadece! İsmi Emek Ersoy!"
"Tamam canım," dedim sırıtarak. "Ben de Ömer'e söyleyeyim de onu biraz daha yakından tanıman için yanına oturtayım."
"SAKIN!"
Kahveleri alıp salona geldik bunu zaten 12 kere yaşamıştık şimdi yine oluyordu tek fark bu sefer babam beni verecekti
Kahveleri dağıttık herkes kahvesinden içmişti üç kişi hariç Babam,Ömer ve Yasin
Önce babam bir yudum aldı gülümsedi şükür tuzlu kahve ona denk gelmemişti geriye iki kişi kalmıştı
Ömer de kahvesinden bir yudum aldı şaşkınlıkla kaşlarını çatıp bir yudum daha aldı anlaşılan onun ki de tuzlu değildi en son Yasin içti ve hemen öksürmeye başladı
Yasin hayretle "Bu nedir Gari!" Dediğinde Eslemin yüzü bembeyaz oldu onu kolundan dürtüp
"Eslem senin yaptığın tuzlu kahve yanlış adrese gitti,galiba sıradaki isteme senin olacak,baksana senin yaptığın kahve Yasine gitti hazır buradayken Yasin de seni istesin mi?"
Eslem'in yüzü önce bembeyaz oldu, sonra kıpkırmızı, sonra tekrar bembeyaz. Renk değiştirme hızıyla bir bukalemunu kıskandıracak haldeydi. Bana öyle bir baktı ki, eğer bakışlar öldürseydi şu an yerde cansız bedenim yatıyor olacaktı.
"Ne?" diye fısıldadı dişlerinin arasından, gülümsemesini korumaya çalışarak. "Ne dedin sen?"
"Hiç," dedim masum masum. "Sadece kahven yanlış adrese gitti diyorum. Yasin de seni istesin mi? Hazır buradayken, bir taşla iki kuş..."
Eslem kolumu öyle bir sıktı ki, canım yandı. "Hayal Tecer, seni öldüreceğim."
"Öldürürsün, öldürürsün," dedim neşeyle. "Ama önce nişanımı bitirelim."
Yasin hala öksürüyor, gözlerinden yaşlar geliyordu. "Bu ne böyle Gari?! Ne koydunuz siz bu kahveye?! Acı biber mi, karabiber mi, yoksa şeytanın ta kendisi mi?!"
Eslem utançla başını eğdi. "Özür dilerim, yanlış fincan oldu."
"Yanlış fincan mı?!" Yasin elindeki fincanı masaya bırakırken titriyordu. "Gari sen beni öldürmeye mi karar verdin? Daha arabada sinirimi bozdun, şimdi de zehirlemeye mi çalışıyorsun?!"
"Zehirleseydim ölürdün zaten!" diye çıkıştı Eslem, kontrolünü kaybederek. "Hala yaşıyorsun, demek ki öldürmeye niyetim yok!"
"Yaşamak ne kelime Gari! İç organlarım yanıyor! Ciğerlerim küçülüyor! Boğazımdan asit geçiyor sanki!"
"Abartma Ula!" dedi Eslem sinirle. "Sadece biraz tuz, pul biber ve karabiber!"
"SADECE Mİ?!" Yasin ayağa fırladı. "Gari bu karışımı CIA'da bile kullanmazlar! Sen bunu işkence yöntemi olarak mı geliştirdin?!" Yasin tepsideki suyundan tek nefeste içti hala içi yanıyor gibiydi
Ömer konuyu açmak için babama "Evet Serhat bey sebebi ziyaretimiz malum bu konuşmayı 12 kere yaptım ve yine yapıyorum kızınız Hayali kendime istiyorum"
Babsm hafifçe gülümsedi "Oğlum ben sana vermeyeceğim demiyorum ki sadece çok küçüksün diyorum"
"Kızınız 30 yaşında ama ben de 32 yaşındayım yani bence vakti geldi"
"Kızımı üzmeyeceğinin garantisi"
"Yüzde yüz"
"Tamam eğer Hayal de istiyorsa benim rızam var tek bir şartla benimle satranç oynayacaksın"
Babamın "satranç" dediğini duyar duymaz içimden bir çığlık koptu. Satranç! Babamın en sevdiği oyun. Ve en tehlikeli silahı. Çünkü babam satrançta sadece rakibini yenmez, onu psikolojik olarak da çökertirdi. Tam 12 kez Ömer'i bu oyunda yenmiş ve "Daha hazır değilsin" diyerek kapıyı göstermişti.
Ömer'in yüzünde hafif bir gerginlik belirdi ama cesaretini topladı. "Satranç mı? Tabii ki oynarım Serhat bey. Ama bu sefer farklı olacak."
Babam kaşını kaldırdı. "Neden farklı olsun?"
"Çünkü bu sefer kaybedecek bir şeyim yok." Ömer gözlerimin içine baktı. "Ve kazanmak için her şeyimi ortaya koyacağım."
Babam hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme hiç hayra alamet değildi. "O zaman masayı kuralım."
Salonun ortasına satranç masası kurulurken, Eslem yanıma sokuldu. "Ne oluyor? Satranç mı?"
"Babamın en sevdiği işkence yöntemi." diye fısıldadım. "Ömer'i 12 kez bu oyunda yenip gönderdi."
Eslem'in gözleri büyüdü. "Ya bu sefer?"
"Bilmiyorum." dedim sessizce. "Ama Ömer bu sefer farklı olduğunu söylüyor."
Yasin hala boğazını temizliyordu ama kahvenin şoku biraz geçmişti. "Gari," dedi Eslem'e dönerek, "eğer bu nişan olmazsa, kahven yüzünden olacak haberin olsun."
"Sus Ula!" diye tısladı Eslem. "Zaten kahveyi sana vermek gibi bir niyetim yoktu!"
"Kime verecektin peki? Savcı Hanım'a mı? Ona da mı işkence edecektin?"
Eslem cevap vermedi ama suratından okunuyordu. Ömer'e verecekti. Ama Yasin kahveyi kaptığı için şimdi rezil olmuştu.
Babam ve Ömer karşılıklı oturdu. Babam beyaz taşları aldı. Her zaman beyaz taşlarla oynardı. "Haydi bakalım oğlum, görelim bakalım bu sefer ne kadar dayanacaksın."
Oyun başladı. Babam klasik açılışını yaptı, atını ve filini geliştirdi. Ömer ise daha agresif bir oyun sergiliyordu. Normalde bekler, savunurdu. Ama bu sefer atak yapıyordu.
Babam şaşırmıştı. "Aaa, bu sefer farklısın."
"Size söylemiştim Serhat bey." dedi Ömer, taşını oynarken. "Bu sefer farklı."
Oyun ilerledikçe gerilim artıyordu. Babam birkaç kez Ömer'i tuzağa düşürmeye çalıştı ama Ömer her seferinde kaçmayı başardı. Hatta bir ara babamın şahını tehdit etti.
Babamın alnında hafif ter damlaları oluştu. Bu hiç iyi değildi. Babam terlediğinde sinirlenirdi. Ve sinirlendiğinde acımasızlaşırdı.
"İyi oynuyorsun," dedi babam dişlerinin arasından. "Ama yeterince iyi değilsin."
Ve babam o hamleyi yaptı. Ömer'in vezirini tuzağa çekti. Ömer şaşırdı, bir an tereddüt etti. Babam sırıttı.
"Gördün mü? Her zaman dediğim gibi, aceleci davranıyorsun. Sabırlı olmayı öğrenmelisin."
Ömer derin bir nefes aldı. Vezirini feda etmek zorunda kaldı. Ama sonra garip bir şey oldu. Ömer sırıttı.
"Teşekkür ederim Serhat bey."
Babam şaşırdı. "Ne için?"
"Vezirimi aldığınız için." Ömer taşını oynadı. "Çünkü asıl tuzağım buydu."
Babam masaya baktığında gözleri büyüdü. Ömer, babamın şahını köşeye sıkıştırmıştı. Vezirini feda ederek açtığı alanla, babamın kaçış yollarını tamamen kapatmıştı.
"Şah mat." dedi Ömer sessizce.
Salonda ölüm sessizliği oldu. Babam önce taşlara baktı, sonra Ömer'e, sonra bana. Yüzü ifadesizdi. Ne sinirliydi ne mutlu. Sadece... sessizdi.
Uzun bir sessizlikten sonra babam ayağa kalktı. "İyi oynadın oğlum." dedi. Sonra bana döndü. "Eh Allah mutlu etsin"
"Yani verdiniz mi?" Dedi Ömer heyecanla Yasin onun omzunu dürtüp
"Allah mutlu etsin dedi ya Gari"
"Dur Teyze oğlu dur emin olmam lazım" dedi Ömer sonra babama "Allah bizi birlikte mi mutlu etsin yoksa ayrı ayrı mı Serhat bey"
Babam iç çekti "Birlikte olarak"
Ömer bir an duraksadı sonra sevinçle "ALLAH!"diye bağırıp beni kucağına aldı
O anın sevinciyle Eslem bile ne yapacağını şaşırıp Yasinin boynuna atlamıştı
Yasin, Eslem'in boynuna atlamasıyla afallamıştı. Gözleri faltaşı gibi açıldı, elleri havada kaldı, ne yapacağını şaşırdı. Eslem ise ne yaptığını fark edince birden geri çekildi, yüzü kıpkırmızıydı.
"Ben... şey... yani..." diye kekeledi Eslem, gözlerini kaçırarak. "Sevinçten... evet sevinçten... Ömer'in başardığına sevindim sadece!"
Yasin sırıttı. "Gari, sen bana sarıldın. Hem de öyle bir sarıldın ki, boğazımı sıktın resmen. Kahveden sonra bir de bu? Beni bitirmeye mi kararlısın?"
"SUS ULA!" diye bağırdı Eslem, utançtan yerin dibine girecek gibiydi. "Sevinçten oldu, anlamıyor musun? Hayal'in mutluluğuna o kadar sevindim ki!"
"Tabii tabii," dedi Yasin alaycı bir sesle. "Savcı Hanım'ın mutluluğuna. Ben de inandım Gari." Diyerek sırıtı onun sırıtışi Eslemi sinir etmeye yetiyordu
Bense Ömerin kucağında gülüyordum "Sonunda! Gerçekten sonunda!" Diye bağırdım sevinçle
Ömer beni indirdiğinde alnımdan öpüp "Artık seni ölseydi bırakmam"
"Bırakma zaten bırakırsan seni boğarım" dedim gülümseyerek herşey çok güzeldi ve bu olanlar bir rüyq gibiydi umarım bu rüya kabusa dönüşmezdi
Evet, 1. Bölümün sonuna geldik. Umarım beğenmişsinizdir. Bölüm hakkında düşüncelerinizi yorumlarda paylaşırsanız sevinirim. Okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
Bölüm etkileşimi
