2. bölüm / 4
Lanetli Krallık / Kayıp Bedenler (ARA VERİLDİ)⚔️BÖLÜM -2⚔️
Bölümler 4Şu an: ⚔️BÖLÜM -2⚔️
- 1 ⚔️BÖLÜM-1⚔️1.225 kelime
- 2 ⚔️BÖLÜM -2⚔️2.050 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 ⚔️ BÖLÜM-3 ⚔️2.387 kelime
- 4 ⚔️ BÖLÜM-4 ⚔️2.291 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar kahvelerim ☕️
Gözlerimi rahatsız eden sıcaklıkla araladım. Yüzüme gelen saçları ellerimle geri iterek yatakta doğruldum. Belime sarılan kollara bakıp derin bir nefes çektim. Kaç defa benimle uyumasını istemediğimi söylesemde beni dinlemeyip ne zaman ona kalmaya gelsem benimle beraber uyuyuyordu.
Bıkkınca bir nefes alıp belime dolanan sıkı elleri sertçe ayırdım. Banyoya gitmek için odadan çıktım.
[YAZAR ANLATIMIYLA]
O sırada neler olduğunu anlamayan lamar seri bir şekilde yataktan kalkarak violet'in peşi sıra odasından çıktı. Bıkmıştı bu kızın kendini bilmez tavırlarından. İlk aşık olduğu güzel, zeki, romantik kız yoktu artık. Karşısında soğuk buz gibi duvar vardı.
Kapalı banyo kapısının önünde beklemeye başladı. Kapı açılınca, gözleri kıpkırmızı olmuş violet ile göz göze geldi. Siniri ve bıkkınlığı anında yok oldu. Endişe içinde konuşmaya başladı "Bebeğim iyi misin? Bu aralar pek iyi değil gibisin. Hep moralin bozuk." violet banyo kapısını kapatarak çıkış kapısına yöneldi.
Lamar violet'ın onu takmayarak gidecek olmasına sinirlenerek kızın kolundan tutarak kendine çevirdi ama kızın kızarmış gözlerinden sicim sicim yaş akmasıyla dumura uğradı. Violet savunmasızca ona sıkıca sarıldı. Bu sırada violet' ın sıcaklığını ve gerçektende kötü olduğunu anlayan lamar sevgilisine, her zaman yanında olan kıza, yaptılarından dolayı ilk defa pişmanlık duydu. Ondan sakladığı korkunç ve kırıcı bilgileri asla öğrenmemesini umdu.
"Annemi özlüyorum. Onsuz yapamıyorum her şey sarpa sarıyor. Kendimle ilgilenmeye çalışıyorum annemin ölümünü kaldırmaya çalışıyorum, bu dünyadan gitmek istiyorum ama bir yanda francis var diyorum. Kendime 'Şuan üzülemezsin senin bir baban yok ve kardeşine bakması gereken sensin. Sana ihtiyacı var!' Diyorum ama olmuyor lamar. Ben hayatımda hiç bu kadar bir şeye üzülmedim. Toz pembe bir hayatım yoktu ama bu kadar da kırık dökük olmadı hiçbir zaman." Violet son sözlerini söyledikten sonra daha fazla yaş akmaya başladı gözlerinden. Lamar violet' ı kucağına alıp salondaki L koltuğa oturtarak önünde eğildi. "Bebeğim, hayatta her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir hatta gitmeyecekte. Önemli olan bunları atlatmak. Sen şimdi burada bekle ben sana melisa çayı yapıp getiriyorum sakinleşirsin. Sakın ağlama sen güçlü bir kızsın ve bunu atlatırsın." Kafasını sallayarak koltuğa sırt üstü uzandı. Çok geçmeden elinde bir fincan çay ile içeri lamar girdi. Violet koltuktan kalkarak çayı içmeye başladı. Çayın sıcaklığı ve güzel kokusu onu rahatlattı. Göz yaşlarını silerek çayını bitirmeden ayağa kalktı. "Lamar beni eve bırakır mısın? Francisi uzun süre yanlız bıraktım evde." Lamar kafasını salladı. Beraber lamarın arabasına binip evin yolunu tuttular.
Violet eve geldiğinde kapıyı çaldı ama açan olmadı. Zile bir iki kere daha üst üste basınca içeriden koşma sesi geldi. Violet rahat bir nefes alıp kapının açılmasını bekledi. Sonunda tüm kilitler bitince kapı francis tarafından açıldı. Violet francisi görünce hemen ona sarılıp kucağındaki küçük tatlı kardeşi ile içeri girdi. Kendi odasına girip kardeşini yatağına oturttu. Bir yandan valizini çıkartıp kıyafetlerini güzelce koyarken francis ile konuşmaya başladı. "Nasıl geçti bugün okulun?" Francis heyecanla anlatmaya başladı. Önce boyama yaptıklarını sonra hamur oyunu ile çiçekler yaptıklarını hatta kendisini öğretmenin tebrik ettiğini... Her olayı en ince ayrıntısına kadar sabit heyecanla anlattı. Fakat violet kardeşini oyalamak için böyle bir soru sormuştu. Aklından bir sürü şey geçiriyordu. Mesela valizini topladıktan sonra nereye gidecekti. Parası vardı ama sadece kendisine yetecek kadardı. Eğer francisi yanına almak istiyorsa daha fazla paraya ihtiyacı vardı.
Her şeyini valizine koyduktan emin olduktan sonra odasından francis ile beraber çıktı. Eve girdiğinden beri üzerinde olan montunu çıkarıp kapının önündeki valizinin üstüne koydu. Mutfağa geçerken "Ne yemek istersin ablacım?" Diye sordu. Francis ona dik dik bakarak " Nereye gidiyorsun abla?." Diye sordu. "Ablacım, şimdilik buradan gitmem gerek. Ama merak etme, sana söz veriyorum seni yanıma alacağım."
"Ya pasha bir şey yaparsa?" Violet cebinden minik arabalı telefon çıkardı. "İşte bununla beni ara ben hemen yanına geleceğim. Her zaman arayabilirsin."
"Peki beni yetimhaneye bırakırlarsa?"
"Öyle bir şey olmayacak, olamaz. Seni hemen bulurum." Francis üzüldü hangi bahaneyi sunarsa sunsun ablası çözüm buluyordu. Ablasının gitmesini istemiyordu. Annesi gibi onu bırakmasını da istemiyordu. "Peki, korkarsam. Geceleri kabus görürsem. Ya da acıkırsam ne yapacağım. Çünkü pasha bana yemek yapmıyor." Violet diz çökerek francisin ellerini tuttu. "Ablacım o zaman şöyle yapalım ben ev bulana kadar sen burada kal nasıl olur? Sonra da ben seni yanıma alayım." Francis mutlulukla kafasını salladı. Biliyordu ablası onu burada bırakmazdı. "O zaman ne yemek istersin söyle yapalım. Bende yemek yiyip ev bulmaya gideyim." Francis koşarak mutfak sandalyesine zıplayarak çıktı. "Ben patates kızartması istiyorum!"
Kardeşiyle beraber yemek yedikten sora evden her şeyini alarak çıkmıştı. Kendine kalacak bir yer bulması gerekiyordu.Bu soğuk havada evi terk etmesinin delice olduğunun farkındaydı fakat kendine yedirememişti ya da annesine karşı yapılan ihaneti kaldıramamıştı ve dünkü ağır laflar son demdi. Arabasında bir süre oturdu. Boş bakışlar ile saatler önce çıktığı evi izledi. Francis'i evde bırakmak asla içine sinmiyordu. Bırakmaya mecburdu çünkü evli olmadığı için francis'i ondan alırlardı. Babası velayet davası açarsa kardeşini bir daha görememe ihtimali bile vardı. Bu konuyu alttan alarak 'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' misali babasıyla konuşmalıydı.
En sonunda arabayı çalıştırarak evden uzaklaştı. Gidebilecek hiç bir yeri veyahut kimsesi yoktu. Sadece biricik arkadaşı alora ve sevgilisi lamar vardı. Önce alorayı aradı çaldı çadı açmadı. Sonra dersdedir diye aramayı kapattı sonra sevgilisini aradı ama o da telefonuna cevap vermedi. Önemli bir toplantısı olacağını düşünüp aramayı bıraktı. Yanında lamarın evinin yedek anahtarı olduğu için kendini şanslı saydı. Arabayı lamarın evine doğru sürdü. Yolda lamarı birkaç kere daha aradı ama ulaşamadı. İçinden endişelensede arabayı sakince sürmeye devam etti.
Çantasından anahtarı çıkartarak kapının deliğine soktu ve çevirdi. Açılan kapıdan içeri geçemedi. Ayakkabılıkta ve vestiyerde hem lamarın hem de aloranın eşyaları vardı. İçindeki endişe anide sönerek öfke ve kırgınlığa dönüştü. Erken karar vermemek için içeri sessiz adımlarla ilerledi. Daha bu sabah kalktığı yatakta sevgilisi ve en yakın arkadaşı vardı. İçinde yangınlar onu yakarken dışarıya buruk bir tebesüm bahşetti. Ses çıkarmadan fotoğraflarını çekip evden dışarı çıktı. Arabasına hızlı adımlarla ulaştı. İçindeki yangın ikiye katlanmıştı. Hayatında hep erkeklerden uzak durmuştu çünkü aldatılmaktan korkuyordu. Lakin lamarla tanıştığında onun doğru kişi olduğunu düşünmüştü ta ki en yakın arkadaşıyla onu aldatana kadar, bugüne kadar. Evleneceği kişinin lamar olduğuna çok emindi. Yine başa dönmüştü. Herkese karşı güveni cam gibi çatlamıştı. Hayatta en korktuğu şeyler başına bir bir gelmeye devam ediyordu. Bu sefer arabasını yine ve yine biriciği annesinin mezarına sürdü.
[VİOLET BELLE]
"Anne, hayatım boka sardı! sen gittin hayatım bitti. Babam senin en yakın arkadaşınla evlendi, francis' i yalnız bıraktım emanetine iyi bakamıyorum ve son olarak yedi yıllık sevgilim beni en yakın arkadaşımla aldattı. Ne tepki vermem gerekiyor bilmiyorum. Dertleşebileceğim kimsem yok. Hatta benim kimsem yok." kahkaha atmaya başladım. Ne kadar komikti BENİM KİMSEM YOKTU! kafamı yasladığım mermerden kaldırdım. " Anne ne kadar güzel değilmi? KIZIN KOCAMAN DÜNYADA YALNIZ KALDI!" Karşıda yeni biri gömülüyor olacak ki çok kalabalıktı ve insanlar bana kınayarak bakıyordu. ama umrumda değil! onlara dik dik bakarken daha yeni kaldırdığım kafam, annemin mezarının üstüne toprağa gömüldü. Burası niye karanlık?! Işıkları kim kapadı? Kafam bir anda havalandı , Işıklarda açıldı. "YA SİZ NİYE BENİM KAVARSLIK DÜKKANIMI AVDINLATIYYORMUŞSUNUZ ACABA NİDEN?!"
"Bebeğim, bak her yerin toprak olmuş evimize gidelim sıcak bir duş al kendine gelirsin."
"Aaaaaaaa, piç hatta piliç naber?!" Lamar şaşırarak beni sarstı. "Kendine gel violet her seferinde içip içip dağıtamazsın!" Kafamı olumsuz anlamda salladım. "İlk defa böyle içtim. Of git be başımdan! kafamı dölembeçlendirdins sen"
"Anladım bu böyle olmayacak." Elimden bir anda viski şişemi çekti. Şişeyi yanıma koyup beni kucağına aldı. "Bırrak beni! Bırakmazsan bağırırım!"
"Bağır bakalım nasıl bağıracaksın." Tam bi piç gibi sırıttı. Bağırmayacağımı sanıyordu ama bağırırım ki! Önce boğazımı temizleyerek acı tadın gitmesini sağladım sonra tüm hırsımı, birikmişliğimi bir çığlıkta toplayarak çığlık attım. "YARDIM EDİN İNSAN KAÇIRIYOLLAR! İİMDAAAAAATTTT!" Lamar şaşırarak dondu kaldı. Arkadan birkaç kişi koşarak buraya geldi. "Napıyorsun kıza! Bırak kızı şerefsiz?" Lamar beni kucağından indirip belimden destek vermek için elini uzattı fakat o elini uzatmadan ben hemen uzaklaştım. Ayakta duramadım için devrilecekken koluma kısa boylu, kıvırcık saçlı esmer bir kız girdi. Hafifçe kıza yaslandım. Simsiyah giyinmiş uzun boylu iri yapılı, lamarın beş katı büyük ihtimalle, esmer bir adam lamarla atışmaya başladı. "Kıza ne mi yapıyorum?! Sevgilim o benim rahat bırakırsanız evimize gideceğiz."
"Vermiyorum izin falan." Adam bana döndü "istiyor musun gitmek? Korkma hiç bir şey yapamaz sana o yüzden gerçeği söyle." Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Bebeğim, ne diyorsun sen gel gidelim evimize."
"Lan hala bebeğim diyor! Kız istemiyormuş seni anlasana!"
"Görmüyor musun kızın zil zurna sarhoş olduğunu, aklı yerinde değil!"
"Değilim ben sarhoş falan. Aklımda, senin beni en yakın arkadaşımla aldattığını hatırlayacak kadar yerinde!" Yanımdaki kız ağzını eliyle kapattı. İri adam bunu duyunca lamarın yakalarından tutup kendine çekti ve kafa attı. Keyifle kıvırcık kızın kolundan çıkıp hemen önünde durduğum mezarın taşına oturdum. Bu sırada lamar, tanınmayacak hale gelene kadar dövülüyordu. Kıvırcık hemen iri adamın yanına gitti ve onu geri çekmeye çalıştı. "Abi yapma! Dur! Yalvarırım dur!" Adam en sonunda kıvırcığı duymuş olacak ki lamarı yere fırlattı. Sinirle üstüne tükürdükten sonra kafasını çevirip bana baktı. "Gel! Hastaneye gidip başına baktıralım. Sonrasına bakarız." Kafamı salladım. Hastanede belki serum takarlarsa bu dünyadan bir süre uzaklaşırdım. Ayağa kalkıp sarsak adımlar ile eliyle gösterdiği arabaya doğru hareket ettim. Kıvırcık koluma girerek bana destek oldu. Beni arka koltuğa bindirdikten sonra kendisi de yanıma oturdu. Başımı cama yasladım. Başımın kenarından akan kan camdan aşağı doğru kayarken gözlerim ağırlaştı. Arabasına bindiğim insanları tanımıyordum bana zarar verebilirlerdi ve ben hiç olmadığım kadar rahattım. Evden daha güvende, lamarın yanından daha huzurlu hissediyordum.
Sağ kolum havaya kalktı, tekrar bir yere kondu. Sonra havalandığımı hissettim. Sıcak, yumuşak bir yere bırakıldım. Lamarda kaldığım gece ile aynı hissiyattı. Gözlerimi arlamaya çalışırken beyaz bir ışık gözlerimi acıttı. "Demem gibi hasta sadece fazla içmiş. Onun dışında başka bir sıkıntı yok. Geçmiş olsun tekrardan." Gözlerimden beyaz ışık çekilince gözlerimi tam açtım. Yatakta yavaşça doğrularak arkama yaslandım. Midem feci derecede bulanıyordu ve genzim yanıyordu. "Al su iç iyi gelir." Kıvırcık saçlı esmer kıza baktım. Uzattığı suyu alarak hızlıca içtim. Gözüm arkada dik dik bana bakan adama kaydı. "Siz kimsiniz?" Adam yanıma gelip elindeki bardağı aldı, masaya bıraktı. "Demiştim sana hiç birşeyi hatırlamaz diye. Sen durumu anlat ben çıkış işlemlerini başlatayım. Arabaya gelirsiniz." Ve bir şey demeden odadan çıktı. Kıvırcık saçlı kız heyecanla konuşmaya başladı. "Öncelikle, ben pera sen de violetsın. Kimliğinde görmüştüm işlemler yapılırken. Neyse ilk mezarlıkta gördük seni. İçiyordun bizde büyükannemizi görüyorduk. Umursamadık ama sonra bir adam gelip seni kucaklayınca ve sende bağrınca biz seni taciz ediyor sandık hemen yanına geldik. Sonra da olaylar olaylar abim adamı dövdü, tabii senin rızanla, gerçi senin sevgilinmiş ama seni..." Elimle durmasını işaret ettim. "Tamam hatırladım, Devamına gerek yok. Şu serumu çıkartmama yardım et yeter." Kafasını salladı ve serumu çıkarmama yardım etti. Koluma girerek ayağa kalkmamda yardımcı oldu. "Kaç yaşındasın pera?"
"23 yaşımı yeni bitirdim. Bir ay sonra 24 olacağım. Ya sen?"
"25 bitmek üzere. Ne okuyorsun daha doğrusu okuyor musun?"
"Felsefe öğretmenliği okuyorum." Kafamı olumlu anlamda salladım. Konuşmayı daha da devam ettirmedim. Hastaneden çıkınca ilerideki bir araba kornaya bastı. Pera beni oraya yönlendirdi. Delicesine yağmur yağıyor ve şimşek çakıyordu. Arabaya koşarak varınca vakit kaybetmeden arka koltuğa oturdum. Ön koltuğa pera geçince adam arabayı çalıştırdı. Kafamı cam tarafına çevirerek yolu seyretmeye başladım. Araba caddeye çıkınca kafamı konuşmak için çevirmiştim ki dikiz aynasından bana bakan siyah gözlerle karşılaştım. Tedirgin bir şekilde tekrar kafamı cama çevirdim. Neden tanımadığım insanlarla gitmiştim ki? Lamarla gidip sonradan ondan ayrılabilirdim. Fakat şimdi tanımadığım bir arabada tanımadığım insanlarla bir yere gidiyordum. "Sana diyorum yarım saattir! Nereye bırakayım seni?!" Sıçrayarak kafamı adama çevirdim "Pardon duymamışım. Beni tekrar mezarlığa bırakabilirsiniz." Hayretle baktı kafasıyla arabanın tabletini işaret etti. Anlamsız bakışlarla tablete baktım. "Gecenin bu saatinde, bu yağmurda seni tekrar mezarlığa bırakmamı istiyorsun öyle mi?" Tablete tekrar baktım. Saat gecenin ikisiydi. "Arabam orda. Evimin anahtarıda arabamda." Başını salladı. Arabayı durdurdu. Ne çabuk gelmiştik halbuki daha az önce caddedeydik. "Teşekkürler her şey için." Arabadan indim arabama doğru yürümeye başladım. "Violet dur!" Arkamı döndüm adam elindeki çantayı bana uzattı. "Bu senin. Mezarın başında bırakmışsın. Hastaneye gitmeden almıştım." Gülümseyerek çantayı aldım. "Tekrar teşekkür ederim... adınız neydi?"
"Bozrah. Bozrah Calvis. Sana kaba davranmış olabilirim arabada kusura bakma. Bugün gergindim."
"Önemli değil bozrah bey. İyi akşamlar tekrar görüşmek üzere." Arabaya doğru yürürken fısıltısını duydum. "Tekrar görüşeceğiz violet."
Ne demekti bu?
⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️⚔️
Evettttt kestikkk
Umarım severek okumuşsunuzdur. Bu seriyi yazmaya yeni başladım ama o kadar zevk alarak yazıyorum ki anlatamam çünkü her şeyiyle içime çok siniyor.
Ama okunması ve oy az olduğu için biraz daha geride kalıyor. Sizden ricam beğeniyorsanız beğendiğinizi belli edin ya da beğenmiyorsanız onu da belirtin çünkü görüşleriniz benim için oldukça değerli.
Bölüm düzenleri hakkında yine diyecek bir şeyim yok elimden geldiğince verimli, güzel ve hızlı yazmaya çalışıyorum. Ve beni sabırla bekleyenlere de çok teşekkür ediyorum.
Birde şu anda yayında olan kitabım BİLİR MİYİM BİLMİYORUM 'a bakarsanız güzel olur 🎀
Allaha emanetsiniz kahvelerim 💐
Bölüm etkileşimi
