Kusursuz Savunma kitap kapağı

1. bölüm / 7

Kusursuz Savunma

Masanın Altındaki Sır

Vaveyla Yazarı: Writer of Darkness 🖤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Masanın Altındaki Sır

Otelin önündeki araç kuyruğu Vera’nın tahmin ettiğinden daha uzundu. Taksi girişe yaklaşamayınca ücretini ödeyip son elli metreyi yürümek zorunda kaldı. Yağmur birkaç dakika önce kesilmişti; kaldırım taşlarının arasında biriken su, otelin cephesindeki sarı ışıkları titreşen lekeler hâlinde yansıtıyordu. Ceketinin yakasını biraz daha kapatıp döner kapıya yöneldi. İçeri girer girmez dışarıdaki serinlik yerini ağır bir sıcaklığa bıraktı. Taze çiçek, kahve ve pahalı parfüm kokusu havada birbirine karışmıştı. Resepsiyonun önünde valizleriyle bekleyen insanlar vardı, bar tarafında birkaç masa doluydu, salonun uzak köşesindeki piyano çalan adamın müziği konuşmaların altında ancak seçilebiliyordu.

Aynadaki yansımasına baktı; saçlarını, yüzünü, elbisesinin omzunda düzgün durup durmadığını son kez kontrol etti. Görünürde düzeltecek bir şey yoktu. En azından buluşmaya hazır görünüyordu.

Karan’ı yalnızca gazetelerde gördüğü haberlerden ve meslek çevresinde hakkında duyduklarından tanıyordu. Büyük boşanma davalarında sık sık adı duyulan, kaybetmeyi pek sevmeyen, serveti kadar mahkeme salonlarındaki soğukkanlılığıyla da bilinen bir avukattı. Ortak bir arkadaşları birkaç hafta önce tanışmalarının iyi bir fikir olacağını söylemiş, Karan da akşam yemeğini kabul etmişti. Vera başta bunu gereksiz bulmuştu. Sonra İdil’in ısrarından kurtulamayacağını anlayınca gelmeye razı olmuştu.

Telefonu yeniden titreşti.

İdil’den gelen mesaj ekranda belirdi.

Trafikteyim. Beş dakika. Sakın bensiz yukarı çıkma.

Dokuz dakikam var.

Senin için dokuz dakika tehlikeli bir süre.

Vera cevap yazmadı. Telefonu çantasına atıp tokasını kapatmak istedi ama parmakları boşluğa değdi. Çantasının ağzı yine açıktı. Bir an durup içine baktı. Cüzdanı, küçük makyaj çantası, dosya kapağı ve anahtarları görünüyordu. Telefonunu da az önce onların üzerine bırakmıştı. Tokayı kapatırken yüzünü buruşturdu. Bunu sürekli yapıyordu. Çantasına kolay ulaşmak uğruna yıllardır ağzını açık bırakıyor, İdil her gördüğünde aynı konuşmayı yapıyordu.

Resepsiyonun yanından geçip lobinin ortasındaki geniş oturma bölümüne ilerlerken omzuna hafif bir temas oldu. Arkasından geçen adam hemen özür diledi. Vera dönmeden başını salladı. Kalabalıkta insanların birbirine çarpması olağandı. İki adım daha attıktan sonra sağ taraftaki dekoratif aynada bir hareket gördü. Koyu renk montlu adam arkasındaydı. Az önce özür dileyerek yanından geçen kişi. Yürümeye devam ediyordu ama sağ eli bedeninin yanında değildi.

Vera’nın çantasının içindeydi. Adımlarını kesmedi. Adam parmaklarını telefonun çevresine kapatırken Vera aynadan izledi. Bir saniye daha bekledi. Telefon çantadan çıkınca aniden döndü ve adamın bileğini tuttu.

“Onu yerine koy.”

Adam öyle hazırlıksız yakalanmıştı ki birkaç saniye konuşamadı. Gözleri önce Vera’ya, ardından elindeki telefona kaydı. Sonra yüzünde aceleyle hazırlanmış bir şaşkınlık belirdi.

“Pardon?”

Vera onun bileğini bırakmadı.

“Telefonumu.”

Adam çevresine baktı. Yanlarından geçen iki kişi yavaşlamıştı.

“Bu benim telefonum.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Bileğini bıraktı.

Adam bunu fırsat bilip telefonu cebine sokmaya hazırlanırken Vera çantasından kendi kulaklığını çıkardı. Ekranı kilitli olan telefon adamın elindeydi. Vera kulaklığın üzerindeki düğmeye basınca telefonun ekranı aydınlandı. Kilit ekranında İdil’le birkaç hafta önce çekilmiş fotoğrafları belirdi.

Adamın yüzü değişti.

Vera telefonun ekranını işaret etti.

“Sanırım bana benziyor. Gerçi saçım o gün daha kısaydı. Belki o yüzden karıştırdınız.”

Telefonu onun elinden aldı. Adam hemen uzaklaşmaya çalışınca Vera yalnızca arkasından baktı.

“Bence gitmeden önce biraz bekleyin.”

“Neden?”

Vera omzunun üzerinden giriş tarafına baktı.

“Çünkü güvenlik geliyor.”

Adam da baktı. Resepsiyon görevlilerinden biri az önce olanları fark etmiş, girişteki iki güvenlik görevlisine işaret etmişti. Koyu takım elbiseli adamlardan biri hızlı adımlarla onlara doğru geliyordu.

“Hanımefendi yanlış anladı,” dedi adam.

Vera telefonunu tekrar çantasına koydu.

“Hayır.”

“Ben telefonu yerde buldum.”

“Çantam yerde değildi.”

“Beni hırsızlıkla mı suçluyorsun?”

Vera çantasının tokasını bu kez dikkatle kapattı.

“Henüz hiçbir şeyle suçlamadım. Ama aynı şeyi güvenlik kamerasının önünde tekrar anlatırsanız birlikte öğrenebiliriz.”

Güvenlik görevlisi de gelince adamı resepsiyonun arkasındaki bölüme götürdüler. Vera olayın uzamasını istemediğini, telefonunu geri aldığını söyledi ama otel görevlisi tutanak tutulması gerektiğini belirtti. Birkaç dakikalık konuşmanın ardından ismini ve telefon numarasını bıraktı. Tam çantasını yeniden omzuna takıyordu ki arkasından İdil’in sesi geldi.

“Hayır.”

Vera gözlerini kapatıp yavaşça döndü.

İdil birkaç metre ötede durmuştu. Koyu renk paltosunun düğmeleri açık, elinde telefonu vardı. Önce Vera’ya, sonra güvenlik görevlilerine, ardından uzaklaştırılan adama baktı.

“Ne yaptın?”

“Hiçbir şey.”

“İki güvenlik görevlisi neden burada?”

“Telefonumu çalmaya çalıştı.”

“Kim?”

Vera başıyla uzaklaştırılan adamı gösterdi.

“O.”

İdil gözlerini kapatıp burnundan yavaşça nefes verdi.

“Seni kaç dakika yalnız bıraktım?”

“Teknik olarak adam beni buldu.”

“Bu savunmayı mahkemede kullan.”

Vera gülümsemesini gizlemeye çalışarak çantasını omzuna yerleştirdi. İdil yanına yaklaşıp çantanın tokasına baktı. Parmaklarını uzatıp kapalı olduğunu kontrol etti.

“Bakıyorum da sonunda kapatmayı öğrenmişsin.”

“Travmatik yöntemlerle.”

İdil başını hafifçe salladı. Birlikte asansörlere yöneldiler. Lobinin ortasındaki kalabalık birkaç dakika önce olanlarla hiç ilgilenmemiş gibi akmaya devam ediyordu. Piyanist aynı parçayı çalıyor, resepsiyon görevlileri misafirlerin kimliklerini alıyor, garsonlar masalara içecek taşıyordu. Vera yürürken bir an arkasına baktı. Telefonunu almaya çalışan adam artık görünmüyordu.

Asansörün önüne geldiklerinde İdil düğmeye bastı. Kapılar açılınca birlikte içeri girdiler. Asansör ikinci katta durdu. Otelin ikinci katı aşağıdaki lobiden çok daha sakindi. Özel restoranlara ayrılan koridorda kalın halı ayak seslerini yutuyor, duvar apliklerinden yayılan sıcak ışık cilalı ahşap kapıların üzerine düşüyordu. Lobide çalan piyanonun sesi buraya ancak belli belirsiz ulaşıyordu. Koridorun sonunda küçük levhalarla işaretlenmiş özel salonlar sıralanmıştı.

“Adamın ailesi de içeride, değil mi?”

“Öyle söyledi.”

“Babası?”

“Victor.”

“Üvey annesi?”

“Valeria.”

“Amcası ve yengesi?”

“Dorian ve Rosalie.”

“İlk buluşmada bütün aile. Normal.”

“Belki Alkanlar insanları toplu değerlendiriyordur.”

“İş görüşmesi gibi.”

“CV getirmedim.”

“Ben aşağıda bekleyeceğim, gerekirse gönderirim. İçeride bekliyorlar.”

Vera derin bir nefes aldı. Birkaç saniye tuttu, sonra yavaşça bıraktı.

“Elbisem düzgün mü?”

İdil onu baştan aşağı süzdü. Elbisenin üzerinde bir kırışıklık yoktu. Saçları büyük ölçüde yerindeydi.

“Düzgün.”

Çantasından küçük aynasını çıkarıp Vera’ya uzattı. Vera aynada kendine baktı. Ensede topladığı saçlarından birkaç tutam gevşemiş, yanağına düşmüştü. Parmaklarıyla geriye aldı.

“Karan seni tanımıyor.”

“Zaten bunun için tanışıyoruz.”

İdil’in bakışı yüzünde biraz daha kaldı.

“Bu gece en azından birkaç saat normal biri gibi davran.”

“Ben avukatım.”

İdil başıyla salonun kapısını gösterdi.

“Bu gece yalnızca o kısmını kullanalım.”

Özel salonun kapısı kapandığında dışarıdaki koridorun sesi bütünüyle kesildi. İçeride yalnızca servis hazırlığının küçük sesleri kalmıştı; porselen tabakların birbirine değen kenarları, ince ayaklı kadehlerin masa üzerinde hafifçe kayması, garsonun ekmek sepetini bırakırken çıkardığı kısa metal sesi.

Victor masanın başında oturuyor, Dorian’la şirketle ilgili bir şey konuşuyor, Rosalie önündeki menüye bakıyordu. Karan pencereye yakın tarafta, ceketinin düğmelerini açmış, bir eliyle su bardağını tutuyordu. Valeria ise karşısında, servis için gelen şarap şişesini garsondan alıp Victor’ın kadehine uzatıyordu.

“Bırak, ben yaparım.”

“Tamam.”

Garson kadehi doldurduktan sonra Karan’a geçti. Karan başıyla yeterli olduğunu işaret etti. Garson tam uzaklaşacağı sırada Valeria masanın ortasındaki tabağı Victor’a doğru çekmek için uzandı. Kolunun tersi Karan’ın kadehine değdi. Kadeh yana kaydı. Şarap Karan’ın beyaz gömleğinin önüne döküldü.

Valeria’nın yüzü anında değişti.

“Karan…”

Karan aşağı baktı.

Kırmızı şarap gömleğinin üzerinde hızla yayılan koyu bir leke bırakmıştı. Bir damla ceketinin kenarından aşağı süzüldü.

Valeria hemen peçeteye uzandı.

“Özür dilerim. Görmedim. Ben hallederim.”

Karan elini tuttu. Peçeteyi Valeria’nın avucuna yerleştirdi ama parmaklarını çekmedi. Valeria ilk anda yalnızca onu durdurduğunu sandı. Karan elini masanın kenarından aşağı indirince kadının eli de peşinden sürüklendi. Masa örtüsü bileklerini gizlediği anda parmakları kapandı.

Valeria’nın nefesi kesildi. Dudaklarını birbirine bastırdı. Karan’ın başparmağı avucunun içine gömülmüş, diğer parmakları elinin dışını kavramıştı. Valeria elini çekmek istedi. Karan bırakmadı.

“Karan…”

“Ne oldu?”

“Canımı…”

Cümlesi yarıda kaldı.

Karan’ın parmakları biraz daha kapandı. Peçete Valeria’nın avucunda buruştu. Omzu istemsizce gerildi. Victor bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Dorian hâlâ şirketten bahsediyordu.

“Yeni sözleşme haftaya yetişirse sorun kalmayacak. Ama Alman tarafı son maddede değişiklik istiyor.”

Karan başını Dorian’a çevirdi.

“Değişikliği kabul etmeyin.”

“Neden?”

“Son dakikada madde değiştiren taraf ya kendine çıkış arıyordur ya da karşı tarafın ne kadar geri çekileceğini ölçüyordur.”

Valeria elini bir kez daha çekmeye çalıştı. Karan’ın parmakları yeniden kapandı. Valeria’nın gözleri doldu ama yüzünü çevirmedi. Rosalie’nin bakışları Karan’ın omzundan aşağı, masanın altına kaydı. Valeria’nın kolundaki gerginlik birkaç saniye daha sürdü.

Victor kadehinden bir yudum aldı.

“Karan haklı. Geri çekilirsen bir daha durmazlar.”

Garson yeni tabaklarla içeri girdiğinde Karan’ın eli gevşedi. Valeria hemen çekmedi. Karan parmaklarını tamamen açınca elini yavaşça geri aldı. Peçeteyi avucunun içine kapatıp dizlerinin üzerine indirdi.

Parmaklarını araladığında avucunda yarım ay biçiminde kızarıklıklar vardı. Bir noktadaki deri ince bir çizgi hâlinde açılmıştı. Peçeteyi yeniden üzerine kapattı.

Karan kendi peçetesini alıp gömleğindeki şarabı sildi.Valeria ona baktı. Karan başını kaldırmadan;

“Bir dahaki sefere dikkat edersin.”

Tam o sırada kapı çalındı. Herkesin bakışı oraya döndü. Garson başını uzattı.

“Vera Hanım geldi.”

Karan elindeki peçeteyi masaya bıraktı. Ayağa kalkarken ceketinin önünü kapattı koyu kumaş gömleğindeki şarap lekesini örttüyordu. Yüzündeki sertlik çözülmüş, dudaklarının kenarında sıcak, ölçülü bir gülümseme belirmişti.

“Buyursun.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

220okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.