Kusursuz Savunma kitap kapağı

3. bölüm / 7

Kusursuz Savunma

Lekesiz Dosya

Vaveyla Yazarı: Writer of Darkness 🖤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Lekesiz Dosya

Otel lobisinden çıktıklarında gece havası serindi. Ekim sonuydu; İstanbul’un nemini taşıyan ama artık yazın sıcaklığını vermeyen bir soğuk vardı. Vera ceketini giymedi. Çantasını koluna astı ve kaldırıma çıktı. İdil yanında yürüyordu. İkisi de konuşmadı.

Lobinin kapısı arkalarından kapandı. İçeriden gelen müzik dışarıya kadar ulaşmıyor, kapının eşiğinde kesiliyordu. Ön bahçede iki taksi bekliyordu. Şoförlerden biri sigara içiyor, diğeri telefonuna bakıyordu. İkisi de Vera ile İdil’e dönmedi.

Otelin yan tarafındaki kapalı otoparka doğru yürüyüp asansörün önünde durdular. Birkaç saniye sonra kat göstergesindeki rakam değişti ve kapılar ağır ağır açıldı. İçeride karşı duvarı boydan boya kaplayan bir ayna vardı. Vera başını çevirmeden içeri girdi. İdil ise aynaya kısa bir bakış attı; saçının yana düşen bir telini parmaklarıyla yerine koyup elini indirdi.

Asansör aşağı doğru hareket etti. Kapılar yeniden açılınca otoparkın serin, ağır beton kokusu içeri doldu.

İdil’in arabası gri, küçük ve dikkat çekmeyecek kadar sıradandı. İdil çantasını arka koltuğa atarken Vera yan kapıyı açıp oturdu. Koltuk gece boyunca biriktirdiği soğuğu hâlâ tutuyordu. Kapıyı kapattı. Emniyet kemerine uzanmadı. İdil de uzanmadı.

Motor çalıştı, farlar otoparkın beton duvarlarını aydınlattı. İdil çıkışa yöneldi. Rampayı tırmanırken şehrin ışıkları önlerinde açıldı.

Sultanahmet’ten Karaköy’e inen yol neredeyse boştu. Saat on bir buçuğu geçmişti. Galata Köprüsü’nün ışıkları suyun üzerinde uzuyor, kapanmış balıkçıların ters çevrilmiş sandalyeleri yol kenarında karanlık şekiller hâlinde bekliyordu. Köprünün ortasında duran polis arabasının ışıkları kapalıydı.

Karaköy’ün dar sokaklarına girdiklerinde birkaç bar hâlâ açıktı. Kapılardan taşan müziğin yalnızca bası duyuluyor, ses binaların arasında ağır ağır yayılıyordu. Bir adam kaldırımın kenarına oturmuş, başını dizlerinin arasına almıştı. İdil yavaşlamadan yanından geçti.

“Karan Alkan,” dedi. “Nasıl?”

Vera birkaç saniye düşündü. “Sakin. Kontrollü. İnsanları okuyor.”

İdil’in parmakları direksiyonun üzerinde hafifçe sıkılıp gevşedi. “Başka?”

“Yeme biçimimi izliyordu. Hangi tabağa dokunduğumu, hangisine dokunmadığımı.”

Vera başını çevirdi. İdil’in gözleri yoldaydı ama yüzündeki ifade sorusunun Karan’la sınırlı olmadığını ele veriyordu.

“Soruların sırası yanlış,” dedi Vera. “Sen bana onu sormuyorsun. Aileyi soruyorsun.”

İdil ona kısa bir bakış attı, ardından gülümsemesini saklamaya çalışarak yeniden yola döndü. “Tamam. Aileyi soruyorum. Aile nasıl?”

Vera yüzünü cama çevirdi. “Baba kibar. Sert kibar. Konuşurken karısının yerine cevap veriyor. Kadehine ne kadar şarap konacağını kontrol ediyor.”

“Karısı?”

“Valeria. Üvey anne. Sessiz. Çok sessiz. Yemek boyunca üç cümle kurdu. Biri ‘Ev hanımıyım,’ idi.”

“Başka?”

“Victor kalkarken Valeria da kalktı. Victor daha cümlesini bitirmemişti.”

İdil birkaç saniye sustu. “Komut bekliyor.”

“Komut bekliyor.”

Sahil yoluna çıktılar. Deniz sağlarında, ışıkların yansıması dışında hiçbir şey göstermeyen koyu bir yüzey hâlinde uzanıyordu. Tophane’den sonra yol daraldı; eski apartmanların arasında gerilmiş çamaşır ipleri, kapı önlerinde uyuyan kediler, geceye açık bırakılmış birkaç pencere göründü.

“Karan babası hakkında ne dedi?”

“Kibardır dedi. Ama fazla konuşmaz.”

“Gerçek mi?”

Vera biraz düşündü. “Yarısı gerçek. Yarısı koruma.”

“Kimi koruyor?”

“Babasını mı, kendini mi, emin değilim.”

İdil başını hafifçe salladı ve başka bir şey sormadı.

Evlerine yaklaştıkça sokaklar daraldı. İdil apartmanların arasındaki boş bir yere arabayı çekip motoru kapattı. Farlar sönünce önlerindeki sokak bir anda karardı.

Bir süre ikisi de inmedi. Motorun uğultusundan geriye sessizlik kalmıştı. Bir kedi çöp kutusunun üzerine sıçrayıp orada birkaç saniye durdu, sonra aşağı atlayarak park etmiş araçların arasına karıştı.

İdil ellerini direksiyondan çekip kucağına koydu ve Vera’ya döndü.

“Bu gece otel lobisinde telefonunu çalmaya çalışan bir adamı suçüstü yakaladın. Sonra masaya oturup gülümsedin. Hiçbir şey olmamış gibi.”

Vera bakışlarını ondan kaçırmadı.

“Yarın dosyayı açacağım,” diye devam etti İdil. “Karan Alkan. Babası Victor. Üvey annesi Valeria. Amca Dorian. Yenge Rosalie. İlk karısı Lilya. Dört yıl önce trafik kazasında ölmüş. Hepsini tarayacağım.”

Vera başını salladı.

İdil hâlâ ona bakıyordu. “Ama bu gece bana bir şey söyleyeceksin. Şimdi. Bu arabanın içinde. Ne düşünüyorsun?”

Vera ön cama döndü. Karşı kaldırımdaki sokak lambası birkaç kez titredi.

“Valeria bana bir şey söyleyecekmiş gibi durdu. Victor onu götürdü. Gitmeden önce dönüp bana baktı. Dudakları kıpırdadı ama hiçbir şey söylemedi.”

“Ne söyleyecekti?”

“Bilmiyorum.” Vera’nın gözleri hâlâ karşıdaydı. “Ama hoşça kal değildi.”

İdil kapıyı açıp arabadan indi. Vera da ardından çıktı. Gece biraz daha soğumuştu. Soğuk çıplak ellerine yerleşirken çantasını omzuna çekti ve İdil’in açtığı apartman kapısından içeri girdi.

Taş merdivenlerde ayak sesleri yankılandı. İdil ikinci katta durdu. Vera devam edip üçüncü kata çıktı, kapısının önünde anahtarını buldu ve içeri girdi.

Ayakkabılarını girişte çıkarıp çıplak ayakla salona geçti. İki odalı dairede gece onu her zamanki sessizliğiyle karşıladı. Küçük koltuğun karşısındaki masa yalnızca iki sandalye alabiliyordu. Mutfak dolabındaki tabaklar birkaç kişilik bir sofrayı doldurmaya yetmezdi. Vera yıllardır eksik olan hiçbir şeyi tamamlamamıştı; ihtiyaç duymadığı bir sandalye, ikinci bir komodin, kullanılmayacak fazladan bir fincan almamıştı.

Perdeler kapalıydı. Salonda ışık yakmadan mutfağa geçti ve su ısıtıcısını çalıştırdı. Su kaynarken banyoya girdi.

Musluğu açınca sıcak su küvetin dibine vurdu. Buhar yükselip aynanın kenarlarından içeri doğru yayıldı, camda kalan görüntüsü yavaşça silindi. Vera giysilerini çıkarıp bir kenara bıraktı ve suya girdi. Sıcaklık tenine ilk değdiği anda omuzları gerildi, birkaç saniye sonra gevşedi.

Gözlerini kapattı.

Lobide telefonunu çalmaya çalışan adamın yüzü geldi önce. Ardından Valeria’nın tokalaşırken elini tam olarak uzatmayışı.

Kadının yüzündeki kısa kasılma geldi. Victor’ın elinin karısının belinde duruşu. Karan’ın sakin yüzü, konuşurken gözlerine yerleşen dikkat, elini tutup üzerine bıraktığı hafif öpücük...

Sonra gömleğindeki kırmızı şarap lekesi.

Vera gözlerini açtı.

Su soğumaya başlayınca biraz daha sıcak ekledi ve bir süre öylece kaldı. Banyodan çıkınca havluyu bedenine sardı. Saçlarından süzülen damlalar omuzlarına inerken yatak odasına geçti, siyah bir tişört ve ince bir eşofman giydi. Saçlarını kurutmakla uğraşmadan mutfağa döndü.

Su ısıtıcısı çoktan susmuştu.

Bir kupa çıkardı. Poşet çayı içine bırakıp sıcak suyu üzerine döktü. Yükselen buhar kısa süre yüzünü örttü. Kupayı iki eliyle kavradı ama içmedi. Tezgâha yaslandı; gözleri karşı duvarda kalırken zihninden gecenin parçaları hâlâ çekilmiyordu.

Telefonun kısa titreşimi sessizliği böldü.

Vera başını çevirdi.

Ekran aydınlanmıştı.

Bugün aklımda kaldın. Umarım iyisindir. — K.

Başparmağı klavyenin üzerinde gezindi. İyiyim. Sen? yazdı, birkaç saniye ekrana baktıktan sonra fazla kısa bulup sildi. Yerine İyiyim. Güzel bir akşamdı. Teşekkür ederim. yazdı. Bu da bir müvekkile gönderilecek teşekkür mesajı kadar düzgün, aynı ölçüde ruhsuz görününce telefonu tezgâha bıraktı.

“Saçmalama,” diye mırıldandı.

Kendi sesini sessiz mutfakta bu kadar net duymak tuhafına gitti. İdil burada olsa telefonu çoktan elinden almış, onun yerine utanmazca bir şey yazmış, ardından Vera’nın yüzündeki ifadeyi günlerce kullanabileceği bir alay malzemesine çevirmiş olurdu.

Bir mesaj yazmanın bu kadar zor olmaması gerekiyordu.

Telefonu yeniden aldı.

İyiyim. Sen?

Bu kez düşünmeden gönderdi.

Cihazı yüzüstü bırakıp çayından ilk yudumu aldı. Sıcaklık boğazından inerken telefon yeniden titreşti.

Ben de iyiyim. Seni merak ettim sadece.

Vera ekranı açtı. Bakışları cümlenin sonundaki sadece kelimesinde gereğinden uzun kaldı.

Ardından ikinci mesaj geldi.

Eve sağ salim vardığını bilmek istedim ama bunu yazarsam fazla korumacı görüneceğimi düşündüm.

Vera’nın ağzının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Başparmağı yeniden ekrana dokundu.

Bir boşanma avukatı için şaşırtıcı derecede temkinlisin.

Cevap birkaç saniye sonra geldi.

Mesleki deformasyon.

Vera telefonu tezgâha bıraktı ve kupayı yeniden dudaklarına götürdü. Çayın tadı az öncekiyle aynıydı ama bu kez onu fark etmedi. Camdaki yansımasına baktı; ıslak saçları omuzlarına yapışmış, yüzünde kendisine pek tanıdık gelmeyen hafif bir ifade kalmıştı.

Uzun zamandır eve döndükten sonra hiç kimseyi yanında taşımamıştı.

Karan bu gece onunla gelmişti.

Ve Vera bundan rahatsız değildi.

Pencerenin ardındaki siyahlık ağır ağır inceldi. Karşı apartmanın çatısı önce koyu bir gölge hâlinde belirdi, ardından gökyüzünün rengi maviden griye döndü. Vera bir ara salona geçmiş, sonra yeniden mutfağa dönmüştü. Çay çoktan soğumuştu. Telefon sessizdi. Gece bitmişti ama zihnindeki hareket durmamıştı.

Kahve hazırladığında sabah artık iyice yerleşmişti. Kupayı eline aldı fakat içmedi. Telefonunu açıp İdil’e Dosya. Bugün başla. yazdı.

Cevap çok geçmeden geldi.

Başladım.

Vera kahveye baktı. İstemiyordu. Lavaboya döküp kupayı yıkadı ve yatak odasına geçti. Siyah pantolonunu, beyaz gömleğini ve siyah ceketini giydi. Saçlarını topladı, çantasını aldı. Kapıya yaklaşırken tokasına dokundu. Yerindeydi.

Dairesini kilitleyip merdivenlerden indi. İkinci kata ulaşınca İdil’in kapısının kapalı olduğunu gördü. Çoktan aşağıdaydı.

Gerçekten de arabada bekliyordu.

Vera yolcu koltuğuna oturur oturmaz İdil aracı hareket ettirdi. İlk kavşağı geçtikten sonra telefonunu ona uzattı.

“İlk tarama.”

Vera telefonu aldı. Ekranda Karan’ın adıyla başlayan notlar vardı.

“Karan Alkan. Otuz yedi yaşında. Boşanma avukatı. On iki yıldır meslekte. Yüzden fazla dava.” İdil gözünü yoldan ayırmadan devam etti. “Şiddet gören kadınların dosyalarını alıyor. Bazılarından ücret istemiyor. Kadın sığınma evlerine bağış yapıyor. İki yıldır devam eden bir yardım kampanyasında da adı var. Medyada hakkında çıkan haberler olumlu. Şiddet suçlaması yok. Hakkında açılmış tek bir dosya bile bulamadım.”

Vera satırları aşağı kaydırdı. Bir yerde çatlak aradı; eski bir şikâyet, yarım kalmış bir haber, kaldırılmış bir dava, kötü bitmiş bir ortaklık... Hiçbiri yoktu. Hangi satıra dokunsa karşısına düzgün bir hayat çıkıyordu.

“İlk karısı?”

“Lilya Alkan. Dört yıl önce trafik kazasında ölmüş görünüyor. Ölüm belgesi var, cenaze kaydı var, kaza raporu var. Resmî kayıtlarda eksik yok.”

Vera’nın parmağı ekranın üzerinde durdu.

“Çocuk?”

“Elin Alkan. Sekiz yaşında. Karan ile Lilya’nın kızı. Babasıyla yaşıyor.”

Birkaç satır daha aşağı indi.

“Valeria?”

“Valeria Alkan. Victor’un ikinci eşi. Karan’ın üvey annesi. Beş yıl önce evlenmişler. İş kaydı yok. Victor’un şirketlerinde resmî bir görevi de görünmüyor. Sosyal hayatına dair de neredeyse hiçbir şey bulamadım.”

“Ev hanımı.”

“Öyle görünüyor.”

Vera telefonu İdil’e geri verdi ve yüzünü cama çevirdi. Bir kafenin önünde çalışan çocuk sandalyeleri kaldırıma çıkarıyordu. Takım elbiseli bir adam, elindeki kâğıt bardaktan içerken karşıdan karşıya geçti. Trafik her kavşakta biraz daha ağırlaşıyordu.

Bir süre sonra Karan’ın sabahını düşündü. Ofisine girecek, önüne dosyalarını alacak, belki birkaç saat sonra şiddet gördüğü evden çıkmaya çalışan bir kadının karşısına oturacaktı. Dün gece Vera’nın gördüğü adam bunu yapacak birine benziyordu.

Sakin sesi aklına geldi. İnsanları dinlerken yüzüne yerleşen dikkat. Ölçülü tavrı.

Ardından Valeria’nın tokalaşırken acısını gizlemeye çalıştığı o kısa an.

Vera bakışlarını camdan ayırmadı.

“Fazla temiz.”

İdil ona baktı.

“Karan’ın dosyası fazla temiz.”

“Ben de öyle düşündüm.”

Vera ekrandaki satırları yeniden hatırladı. Asıl rahatsız edici olan eksik bir şey bulamamasıydı. İnsanların hayatında bir yerde mutlaka dağınıklık olurdu; yanlış bir karar, eski bir kavga, unutulmuş bir borç, kötü bitmiş bir ilişki, yıllar sonra bile aramada karşıya çıkan önemsiz bir iz.

Karan Alkan’ın hayatında hiçbir şey dışarı taşmıyordu.

Vera başını koltuğa yasladı.

“Temiz olan bir şey ya temizdir,” dedi, “ya temizlenmiştir.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

84okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.