1. bölüm · Kurşunların koruduğu melek

Kesit

Sey Fer

........🌜🌚.........

Lorin, her şeye rağmen kocasına âşıktı.
Onun kim olduğunu bilerek... hatta belki de bu yüzden.

Kocası sıradan biri değildi.
Adı geceleri fısıltıyla anılan, karanlık dünyanın en tepesinde duran adamdı: Tuna Karan.

Tuna, yaptığı her şeyde acımasız olabilirdi.

Ama konu karısı olduğunda değişirdi.
Onu korumak için gerçeği sakladı, yalan söyledi, uzaklaştırdı.
Defalarca...

Lorin'i kendi dünyasından ne kadar uzak tutmaya çalışsa da, kader her seferinde kadını o karanlığın tam ortasına sürüklüyordu.

Ve Lorin farkındaydı...
Tuna'nın düşmanları vardı.
Ama en büyük tehlike düşmanları değildi.

En büyük tehlike, Tuna Karan'ın ta kendisiydi.

Kendisi o kadar çabalamıştı ki sabretmeye...

Ama bir türlü olmuyordu.
Her gün Tuna eve başka bir halde geliyordu.

Bir gün sarhoş, bir gün suskun, bir gün üstü başı kan içinde...
Lorin artık kapı sesinden anlamaya başlamıştı.

Anahtarın kilitte dönüşü bile o gece nasıl bir adamla karşılaşacağını söylüyordu.
Bazen konuşmadan yanından geçiyordu.
Bazen onu görür görmez yüzünü yıkamaya gidiyordu.

Bazen de hiçbir şey olmamış gibi davranıp "iyiyim" diyordu.

Ama değildi.

Ve Lorin her seferinde susuyordu.
Çünkü sevgi, bazı geceler korkudan daha ağır geliyordu.

...........🌜🌚..........

24 Ocak 2023

O gün de diğerlerinden farksızdı.
Lorin yatak odasında yatağa uzanmış, elindeki kitaba bakıyordu ama tek bir satır bile okumuyordu.

Kulakları kapıdaydı. Her zamanki gibi onun gelmesini bekliyordu.
Ve beklediği an geldi.

Dış kapı açıldı.

Ayak sesleri ağırdı... dengesizdi...

Sonra odasının kapısı aralandı.
Ama beklediği şey, Tuna'nın sessiz ve saygılı gelişi değildi.

Kapıya tutunarak içeri girdi.
Gömleğinin kolu yırtılmış, boğazına kadar kan bulaşmıştı.

Nefesi sertti.

Lorin hızla ayağa kalktı.

- Yine mi...?

Tuna cevap vermedi. Ceketini çıkarıp koltuğa attı.

Sanki sıradan bir günmüş gibi banyoya yöneldi.

Lorin'in sabrı o anda koptu.

- Bana bakmadan geçip gidemezsin!

Tuna durdu ama arkasını dönmedi.

- Lorin, şimdi değil.

- Ne zaman Tuna? Ne zaman?!
Her gece aynı korkuyla yaşıyorum ben! Kapı her açıldığında ölü mü geldin diye bakıyorum!

Adam derin bir nefes aldı. Sesini sakin tutmaya çalışıyordu.

- İyiyim dedim ya.

- Sen iyi değilsin! Bu hayat iyi değil!
Bir gün sarhoş geliyorsun, bir gün kan içinde! Ben senin neyinim? Karın mı, yoksa sakladığın bir eşya mı?!

Tuna gözlerini kapattı.

Sinirlenmemeye çalışıyordu.

- Seni bu işlerden uzak tutmaya çalışıyorum.

- Uzak mı?

Lorin acıyla güldü.

- Bu evin içinde yaşıyorum Tuna! Her şeyin ortasındayım zaten!

Sessizlik çöktü.

Adam hâlâ arkasını dönmüyordu.

- Korkuyorum... dedi Lorin bu kez daha kısık sesle.

- Bir gün kapı çalacak ve seni değil, haberini getirecekler...

Tuna ilk defa ona döndü.

- Bana bir şey olmaz.

- Ama bana oluyor!
Her gün ölüyorum ben!

Kadının gözleri dolmuştu artık.

- Bitti... ben yapamıyorum.

Tuna'nın kaşları hafif çatıldı.

- Ne demek o?

Lorin dudaklarını titreyerek araladı.

- Boşanmak istiyorum.

Oda bir anda sessizleşti.
Tuna hareket etmedi.
Sadece ona baktı.

Öfke yoktu. Bağırmadı.

Ama yüzü tamamen ifadesizleşti.

Ve bu... Lorin'i bağırmasından daha çok korkuttu.

- Düşünmeden konuşuyorsun, dedi sakin bir sesle.

- Hayır... aylardır düşünüyorum.
Tuna yavaşça yaklaştı.

- Bu dünyadan çıkamazsın Lorin.
- Senin dünyandan çıkıyorum.
Kadın geri çekildi.

- Yarın avukata gideceğim.
Adamın çenesi sıkıldı ama sesi hâlâ sakindi.

- Gitmeyeceksin.

- Gideceğim.

İlk kez göz göze geldiler.

Bu bir kavga değildi artık.

Bu... kopuştu.

Tuna sakin kalmaya çalışıyordu...
Ama olmuyordu.Nefesini kontrol etmeye çalıştı, ellerini yumruk yapıp bıraktı.

Bağırsa her şey bitecekti. Biliyordu.
Bu yüzden sesini alçalttı.

- Lorin... gel, konuşalım.

Kadın başını iki yana salladı.
Gözyaşlarını silmeye bile çalışmıyordu.

- Konuşacak bir şey kalmadı.

Tuna birkaç adım daha yaklaştı. Bu kez mesafe koymadı.

Sanki karşısındaki kadın değil de, kaybedeceği tek şeymiş gibi baktı.

O bakış... Lorin'in içini daha çok acıttı.

- Benim yaptıklarım seni üzmesin diye sustum,dedi Tuna kısık bir sesle.

- Seni korumak için uzak tuttum.
Lorin ağlayarak güldü.

- Koruyor musun?Her gece seni kaybetme korkusuyla yaşıyorum ben!

Tuna elini kaldırdı, yanağına dokunmak istedi ama kadın geri çekildi.

Adamın bakışları bir an boşlukta kaldı.

- Sensiz yapamam, dedi bu kez daha net.

- Sen... benim dünyamsın Lorin.
Kadının dudakları titredi ama geri adım atmadı.

- Ama ben yapamıyorum artık.
Tuna'nın sesi ilk kez kırıldı.

- Deneyelim... ne istiyorsan yaparım.
Bu işi azaltırım, eve daha çok gelirim... yeter ki gitme.#

Lorin başını salladı.

- Sorun bu değil Tuna.
Sorun senin kim olduğun... ve benim her gün korkarak yaşamak zorunda olmam.

- Sana zarar gelmeyecek!

- Sana gelecek!

Ve ben bunu izlemek istemiyorum!
Sessizlik...

Tuna gözlerini ondan ayırmadı.
Sanki hafızasına kazıyormuş gibi bakıyordu.

- Bir şans ver, dedi fısıltıyla.
Lorin gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.

- Kararlıyım.

O kelime odanın içinde yankılandı.
Tuna artık konuşmadı.

Sadece baktı.

Ve ilk kez... hiçbir şey yapamayan bir adam gibi duruyordu.

Tuna'nın sabrı inceliyordu... ama sesi hâlâ yumuşaktı.Bir adım daha yaklaştı.

- Lorin... güzelim... böyle bitirme.

Kadın yüzünü çevirdi, ağlamasını saklamaya çalıştı.

- Yapma Tuna...

Adam bu kez daha yakından baktı ona.
Sertliğiyle bilinen o adam gitmişti sanki.
Bakışları, karanlık dünyayı yöneten birine değil... kaybetmek üzere olan bir adama aitti.

- Yavrum... dedi fısıltıyla.

- Ben sensiz ne yaparım?

Lorin'in omuzları titredi ama geri adım atmadı.

- Beni bu hale sen getirdin.

Tuna yavaşça elini uzattı, bu kez çekmedi kadın.Parmakları yanağına değdi.

- Aşkım... bak bana.

Kadın istemeden gözlerini kaldırdı.
Tuna öyle bir bakıyordu ki...
sanki dünyada başka hiçbir şey yoktu.

- Değişirim, dedi.

- İstersen her şeyi bırakırım... yeter ki gitme.

Lorin'in gözlerinden yaşlar aktı.

- Sen bırakamazsın.

- Sen varsın diye her şeyi yaparım.

Kadın başını salladı.

- Sorun da bu zaten...

Bir gün yapamayacaksın ve ben seni kaybedeceğim.

Tuna'nın çenesi sıkıldı...

- Kaybetmeyeceksin.

- Kaybedeceğim!
Her gece bununla yaşıyorum!
Sessizlik çöktü.

Tuna alnını hafifçe onun alnına yaklaştırdı.

- Gitme... güzelim, ne olur.

Lorin gözlerini kapattı, bir saniye durdu...

Sonra geri çekildi.

- Kararlıyım Tuna.

Adamın eli havada kaldı.
Ve o an... ilk kez gerçekten yalnız kalmış gibi durdu.

O kelimeden sonra odada hiçbir şey eskisi gibi kalmadı.

Tuna elini yavaşça indirdi.
Sanki zorla tutuyormuş gibi duran nefesini bıraktı.

Lorin dolaba yöneldi.
Çekmeceyi açtı.

Tuna hâlâ olduğu yerde duruyordu.

- Ne yapıyorsun... dedi kısık bir sesle.
Kadın cevap vermedi.

Valizi yatağın üzerine koydu, kıyafetlerini toplamaya başladı. Ellerinin titremesine rağmen durmuyordu.
Tuna birkaç saniye izledi.
Sonra bir anda yürüyüp valizi kapattı.

- Gitmiyorsun.
Lorin başını kaldırdı.

- Aç Tuna.

- Konuşmadan hiçbir yere gitmiyorsun.

- Konuştuk.

- Hayır!

Adamın sesi yükseldi ama hemen kendini toparladı. Gözlerini kapatıp tekrar daha sakin konuştu.

- Hayır... böyle olmaz.
Lorin'in gözleri yeniden doldu.

- Lütfen zorlaştırma.

Tuna ona baktı.
Uzun uzun... sanki yüzünü ezberliyordu.

- Kapıyı açarsan... geri dönemeyebilirsin, dedi.

- Dönmeyeceğim.

Bu cümle Tuna'nın yüzündeki son direnci de kırdı.

Çenesi sertleşti ama önünden çekildi.
Lorin valizi aldı.
Kapıya doğru yürüdü.

Kapının koluna uzandığında arkasından gelen ses onu durdurdu.

- Lorin.
Kadın arkasını dönmedi.
- Bir kere daha düşün... Yavrum

Sessizlik...

Lorin'in parmakları kapı kolunda sıkıldı.

- Hoşça kal Tuna.

Kapı açıldı.
Ve kapandı.

Ev ilk defa bu kadar sessiz kaldı.
Tuna birkaç saniye kıpırdamadı.
Sonra yavaşça yatağa oturdu.

Başını ellerinin arasına aldı.
Ne bağırdı.

Ne bir şey kırdı.
Sadece boşluğa baktı.

Ve ilk defa... gücünün hiçbir işe yaramadığını anladı.

......🌜🌚......

Saatler geçti.
Ev karardı.

Koridordaki ışık kendi kendine sönüp yeniden yandı.

Ama Tuna hâlâ aynı yerdeydi.
Kımıldamamıştı.

Oturduğu koltukta dirsekleri dizlerinde, elleri kenetlenmiş...Gözleri kapıya sabitlenmişti.Sanki hâlâ açılmasını bekliyordu.

Anahtar sesi...
Ayak sesi...
Onun sesi...

Hiçbiri gelmedi.
Boşluk büyüdü.

Tuna yavaşça arkasına yaslandı.
Odaya baktı.

Lorin'in bıraktığı her şey yerindeydi.
Yatağın üzerindeki yastık çöküktü.
Masada yarım kalan kitap duruyordu.
Saç telinin biri hâlâ yastıktaydı.

Adamın nefesi değişti.
Bir anda ayağa kalktı.
Kitabı eline aldı... birkaç saniye baktı...
Sonra duvara fırlattı.

Ses evde yankılandı.
Nefesi sertleşti.
Masaya vurdu

üzerindeki bardak yere düşüp parçalandı.

Ama durmadı.

Komodini tekmeyle devirdi.
Çerçeve yere çarpıp kırıldı.

- Lanet olsun!

Sesi ilk kez yükseldi.
Elini saçlarına geçirdi, geri çekti...
Ama içindeki basınç dinmedi.
Dolabın kapağını açıp kapattı, sonra yumruğunu duvara geçirdi.

Duvar çatladı.
Nefesi titriyordu artık.

- Niye gittin...

Bu bir bağırış değildi.
Kırılmış bir sesdi.
Yatağa baktı.

Bir anlığına gücü tamamen söndü.
Yavaşça yatağa oturdu...

Sonra başını Lorin'in yastığına bıraktı.
Gözlerini kapattı.

Ve ilk kez... o korkulan adam sessizce dağıldı.

Gece ilerledi.
Ev darmadağındı...

Ama Tuna artık hiçbir şeye dokunmuyordu.Yatağın kenarında oturmuş, karanlıkta öylece duruyordu.
Zaman akıyor ama ona ulaşmıyordu sanki.

Bir süre sonra yavaşça ayağa kalktı.
Salona çıktı.
Adımları ağırdı.

Mutfakta bardağa su doldurdu...
Ama içmedi.

Tezgâha bıraktı.
Gözleri tekrar kapıya gitti.
Anahtar hâlâ yoktu.

Boşluk yine göğsüne çöktü.
Cebinden telefonu çıkardı.
Ekranı açtı.
Yavrum yazıyordu.

Parmağı arama tuşunun üzerinde bekledi...
Bastı.

Telefon çaldı.
Uzun uzun...
Cevap yok.

Çenesi sıkıldı.
Bir daha aradı.
Yine açılmadı.

Bu kez mesaj yazdı.

"Neredesin?"

Gönderdi.
Dakikalar geçti.

Mesaj okunmadı bile.
Tuna gözlerini kapattı, başını duvara yasladı.

- Aç şu telefonu...

Fısıltı gibiydi.
Bir daha aradı.
Bir daha...

Sonra telefonunu yavaşça indirdi.
Sessizlik.

Ama bu kez içindeki öfke değil... huzursuzluk büyüyordu.

Çünkü ilk defa Lorin ona ulaşamayacağı bir yerdeydi.
Ve Tuna Karan, hayatında ilk kez kontrolün kendisinde olmadığını hissediyordu.

Lorin Karan

Aynı saatlerde...

Lorin titreyen elleriyle çantasını sıkıca tutuyordu.

Taksi camından dışarı bakıyordu ama hiçbir şeyi görmüyordu.
Şehir akıyordu...

Ama onun içi durmuştu.
Telefonu defalarca titreşti.
Ekranda yazan isim kalbini sıkıştırdı.

Kocamm
Bakmadı.
Telefonu sessize aldı, çantasına koydu.
Başını koltuğa yasladı.

Gözlerini kapattı ama görüntüler gitmedi.

Kapının önünde duruşu...

"Gitme" deyişi...
O bakışı...

Lorin dudaklarını ısırdı, ağlamamak için.

- Abla iyi misiniz? dedi şoför aynadan bakarak.

Kadın kendini toparladı.

- İyiyim... devam edin lütfen.
Ama iyi değildi.

Elini yavaşça karnına götürdü.
Farkında bile olmadan korur gibi tuttu.

- Doğru mu yaptım... fısıldadı.

Telefon yine titredi.
Bu kez arama değildi.
Mesaj.

Çantasından çıkarmadı bile.
Çünkü biliyordu...

Ekrana bir kere bakarsa geri dönebilirdi.
Ve o gece geri dönerse... bir daha asla gidemezdi.

Taksi bir apartmanın önünde durdu.
Lorin derin bir nefes aldı.

Yeni hayatının kapısına bakıyordu.
Ama kalbi hâlâ geride kalmıştı.

Lorin kapının önünde birkaç saniye bekledi.

Anahtarı çantasında bulmak bile zor geldi.

Parmakları hâlâ titriyordu.

Kapıyı açtı.

Ev sessizdi...
Yabancıydı...
Ama güvenliydi.

İçeri girer girmez valizi kapının yanına bıraktı.

Ayakkabılarını bile çıkarmadan salona yürüdü.
Boş koltuğa oturdu.

Ve ilk kez gerçekten yalnız kaldı.
O ana kadar tuttuğu gözyaşları bir anda aktı.

Sessizce ağladı... uzun uzun...
Kimse duymadı.
Kimse susturmadı.
Saatler geçti.

Gece sabaha dönerken Lorin'in başı dönmeye başladı.

Midesi bulanıyordu.
Önce önemsemedi.

Ama ayağa kalktığında dünya bir anlığına karardı.

Koltuğa tutundu.

- Off...

Derin nefes aldı.
Mutfağa gidip su içti.

Bulantı geçmedi.
Kaşları çatıldı.

Sonra durdu.
Tarihi hesapladı.

Bir kez daha...

Ve yüzündeki ifade yavaşça değişti.

- Hayır...

Kalbi hızlandı.

Hemen banyoya gitti.
Çekmeceleri karıştırdı.

Dakikalar sonra küçük test çubuğunu elinde tutuyordu.

Beklemek...

Hayatında hiç bu kadar uzun sürmemişti.

Gözlerini kapattı.

Bir süre sonra cesaretini toplayıp baktı.
İki çizgi.

Lorin'in nefesi kesildi.
Duvara tutundu.

- ...Tuna...

Adı dudaklarından istemsiz çıktı.
Gözleri doldu.

Ama bu kez ağlayışı farklıydı.
Korku... şaşkınlık... ve içinde büyüyen yeni bir hayat.

Tam o anda telefonu yeniden titredi.
Ekranda yine aynı isim vardı.
Uzun uzun baktı.

Ama açmadı.

Telefonu kapattı.
Çünkü artık sadece kendisini değil...
Birini daha koruması gerekiyordu

Lorin uzun süre banyoda kaldı.
Elindeki testi lavabonun kenarına bıraktı ama gözlerini ondan ayıramıyordu.
İki çizgi hâlâ oradaydı... silinmiyordu... değişmiyordu.

Gerçekti.
Karnına dokundu.

Henüz hiçbir şey yoktu ama kalbi çoktan annelikle dolmuştu.

Sonra telefonu tekrar eline aldı.
Ekranda onlarca cevapsız arama...
Onlarca mesaj...

Okumadı.

Yavaşça rehberden başka bir numara buldu.

- Merhaba... boşanma davası açmak istiyorum.

Birkaç gün sonra...

Lorin avukatın masasının karşısında oturuyordu.
Önündeki evraklara bakarken elleri hâlâ soğuktu.

- Emin misiniz? diye sordu adam son kez.

Lorin derin nefes aldı.

- Eminim

Kalemi eline aldı.
İmzaladı.

O an sadece bir evliliği değil... geçmişini de kesip atıyordu.

- Evrakları kendisine göndereceğim, dedi avukat.

Lorin gözlerini kapattı.

- Gönderin.

Akşam...

Tuna çalışma odasındaydı.
Kapı çalındı.

Adam zarfı uzattı.

Tuna başta önemsemeden aldı...
Ama gönderen ismi görünce durdu.
Açtı.

Sayfalar ilerledikçe yüzü ifadesizleşti.
Boşanma dilekçesi.

Son sayfada imza...

Lorin

Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra masa devrildi.
Sandalyeler savruldu.

Dosyalar yere saçıldı.
Tuna nefes almayı unuttu.

- Yerini bulun.

Sesi sakindi.

Ama o sakinlik tehlikeliydi.

- Şimdi.

Gece...

Lorin küçük evde oturuyordu.
Ellerini karnında birleştirmişti.
Kapı aniden sertçe açıldı.

İrkilerek ayağa kalktı.
Tuna içeri girdi.
Gözleri karanlıktı.

- Benden boşanamazsın.
Lorin geri adım attı ama kendini topladı.

- Bittik biz.
Adam yaklaştı.

- Bu yüzden mi kaçtın?
Kadın gözlerini kaçırmadı.

İçinden özür diledi... ama yüzü buz gibiydi.

- Seni sevmiyorum.

Tuna'nın bakışları sertleşti.

- Yalan söyleme.

Lorin'in sesi titredi ama devam etti.

- Hiç sevmedim.
Paran, gücün... hepsi işime geldi. O yüzden evlendim seninle.

Sessizlik.

Tuna'nın çenesi kilitlendi.

- Bir daha söyle.

Lorin kalbini bastırdı.

- Seninle çıkarım için evlendim.

Adam bir adım daha yaklaştı.

- Gözümün içine bakarak söyle.

Kadın gözlerini kaldırdı.

Gözleri doluydu ama geri çekilmedi.

- Seni sevmedim Tuna.

İçinden "özür dilerim" diye bağırıyordu.
Ama söylemedi.

Çünkü artık yalnız değildi.
Ve onu koruması gerekiyordu.
Tuna uzun süre konuşmadı.
Bakmaya devam etti.

O bakış... kırılmayla öfke arasında bir yerdeydi.

- Tamam, dedi sonunda.

Ama sesi tehlikeli derecede sakindi.
Ve o sakinlik...

fırtınanın başladığını anlatıyordu.

Tuna birkaç saniye daha ona baktı.
Hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Kapıya yürüdü.

Lorin nefesini tutmuştu.
Onun patlamasını bekledi...
Ama patlamadı.

Kapı açıldı.
Kapandı.

Ev yine sessizleşti.

Lorin'in dizlerinin bağı çözüldü.
Yavaşça yere oturdu, ellerini karnına bastırdı.

- Özür dilerim...

Gözyaşları durmuyordu.
Dışarıda...

Tuna arabaya bindi.

Şoför aynadan baktı ama hiçbir şey sormadı.

Adam konuşmuyordu.
Bu... kötüydü.

Araba hareket ettiğinde Tuna gözlerini kapattı.

Lorin'in söyledikleri zihninde tekrarlandı.

Hiç sevmedim...
Paran için evlendim...

Bir anda gözlerini açtı.

- Yalan.

Fısıltı gibiydi.
Cebinden telefonu çıkardı.

- Bu evde kim var kim yok, geçmişi, son bir haftası... her şeyi istiyorum.

Kısa bir sessizlik.

- Özellikle doktor randevuları.
Telefonu kapattı.

Camdan dışarı baktı.

- Benden kaçtı ama iz bırakmadan gitmezsin Lorin...

Çenesi sertleşti.

- Bir şey saklıyorsun.

Araba karanlık yolda ilerlerken Tuna'nın bakışları değişti.

Öfke değildi artık.
Şüpheydi.

Ve Tuna Karan şüphelendiğinde...
Asla yanılmazdı.

Araba geceyi yararken Tuna tek kelime konuşmadı.

Telefonu tekrar çaldı.

- Patron... evi araştırdık.

- Söyle.

- Yeni taşınmış. Komşular pek tanımıyor.

Market kayıtları var... yalnız yaşıyor.
Tuna sessiz kaldı.

- Başka?

- Hastane kaydı yok. Acil giriş yok. Polis yok.

Temiz görünüyor.
Adamın bakışları sertleşti.

- İmkânsız.

Kısa bir duraksama oldu.

- Bir şey saklıyor ama iz bırakmamış.
Tuna telefonu kapattı.

Koltuğa yaslandı.
Lorin'in yüzü gözünün önüne geldi.
O konuşurken titreyen sesi...

Gözlerindeki doluluk...

- Bana yalan söyledin... ama neden?
Arabada ağır bir sessizlik vardı.

- Takip etmeyin, dedi birden.
Şoför şaşırdı.

- Efendim?

- Uzak durun.

Adam camdan dışarı baktı.

- Eğer gerçekten gitmek istediyse... kendi gitsin.

Ama içindeki huzursuzluk dinmedi.
Çünkü Tuna ilk defa bir şeyi kontrol etmiyordu.

Ve bilmediği şeyler... onu öfkeden daha çok rahatsız ediyordu.
Aynı gece...

Lorin yatağında oturuyordu.
Işıklar kapalıydı.
Telefonuna baktı.

Artık aramıyordu.
Bu... daha çok acıttı.
Elini karnına koydu.

- Bitti... fısıldadı.

Ama bilmiyordu...

Bu bitiş, yıllar sonra başlayacak en büyük fırtınanın sessizliğiydi.

..........🌜🌚..........

Mahkeme Günü

Salon soğuktu.
Duvarlar bembeyaz, hava sessizdi.
Lorin hâkimin söylediklerini neredeyse duymuyordu.

Gözleri karşısındaydı.
Tuna.

Takım elbisesi kusursuzdu... yüzü ifadesiz.

Sanki burada olan evlilik değil, sıradan bir anlaşmaydı.

Ama değildi.

Bir kez bile gözünü ondan kaçırmadı.
Lorin de kaçırmadı.
İkisi de konuşmadı.
İkisi de geri adım atmadı.

- Tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

O cümle söylendiğinde hiçbir şey kopmadı.

Çünkü zaten çok önce kopmuşlardı.
Ama yine de...
İkisi de aynı anda nefes aldı.
Ve aynı anda kaybetti.

Aylar Sonra

Lorin artık başka bir ülkedeydi.
Yeni bir isim kullanıyordu.

Küçük bir ev, sessiz bir sokak, kimsenin onu tanımadığı bir hayat...
Ve büyüyen bir karın.

Aynanın karşısında durmuştu.
Elini karnına koydu.

Doktorun sesi hâlâ kulaklarındaydı:

- Bir kızınız olacak.

Lorin'in gözleri doldu.
Gülümsedi.

- Sen ona çok benzeyeceksin... dedi karnına fısıldayarak.

Ama her gece aynı rüyayı görüyordu.
Kapı açılıyor...
Tuna içeri giriyor...

Ve o hiç gitmemiş gibi bakıyordu.
Unutamamıştı.

Hiçbir zaman da unutmayacaktı.

Mektup

O gece masaya oturdu.
Önüne kalın bir zarf koydu.
Uzun süre yazamadı...
Sonra kalemi eline aldı.

Tuna,

Bu mektubu okuyorsan ben artık hayatta değilim demektir.
Sana yalan söyledim.

Seni sevmediğimi söyledim...
Ama hayatımda en doğru söylediğim tek şey seni sevdiğimdi.

Gitmem gerekiyordu.
Çünkü senin düşmanların vardı...
Ve ben artık yalnız değildim.
Bizim bir kızımız var.
Onu senden kaçırmadım... onu senden korudum.

Bir gün sana benim yüzümden zarar vereceklerini biliyordum.
Ben gidersem yaşayacağını düşündüm.
Benden nefret etmen gerekiyordu ki peşimden gelme diye.
O yüzden kalbini kırdım.
Her kelimede ben de kırıldım.
Hamile olduğumu öğrendiğim gün seni aramak istedim...

Ama sesini duysam geri dönerdim.
Ve dönersem ikinizi de kaybedeceğimi biliyordum.
O çok sana benzeyecek Tuna...
Bakışlarını senden alacak.

Eğer bir gün onunla karşılaşırsan...
Lütfen ona kızma.
Ben seni hiç bırakmadım.
Sadece yaşayabilmeniz için senden vazgeçtim.

Tuna...

Canım... sevgilim... kocam...

Bu kelimeleri sana en son ne zaman söyledim hatırlıyor musun?
Sanırım o gece... yağmur yağıyordu. Eve geç gelmiştin.

Üstün yine ıslanmıştı ve ben sana kızmaya çalışırken sen gülmüştün.
Ben söylenirken sen beni izliyordun... sanki sesimi değil de varlığımı dinliyormuşsun gibi.

Ben hep sana kızdığımı sandım.
Ama meğer korkuyormuşum... seni kaybetmekten

Sana "git" dediğim gün...

Aslında ilk defa kalmanı ist
edim.
O gece kapıyı kapattığımda arkasına yaslanıp sessizce ağladım.
Çünkü biliyordum... bir daha sarılamayacaktım.

Hamile olduğumu öğrendiğimde refleksle adını söyledim.
Alışkanlık gibi...nefes almak gibi.
Sonra karnıma dokundum.
İlk aylar sadece bendim.

Ama bir gece...

Hafif bir kıpırtı oldu.
Önce korktum.
Sonra tekrar etti.

Ağladım Tuna...
Çünkü o an yalnız olmadığımı anladım.

Kızın ilk tekmesini attığında saat gece üçtü.
Uyandıracak kimsem yoktu...
Elimi karnıma koyup sana anlatır gibi konuştum.

"Baban çok inatçıdır," dedim ona.

"Ama seni görse bütün dünyayı yakar."
Bazen sana benzetiyorum onu.

Sessiz gecelerde kıpırdıyor... tıpkı sen düşünürken çenenin sıkılması gibi.
Biliyor musun... hâlâ yatağın sağ tarafında uyuyamıyorum.

Çünkü sen hep oradaydın.
Sabahları kahve yaparken iki kupa çıkarıyorum bazen... sonra kendime kızıyorum.

Ama vazgeçemiyorum senden.
Ben seni kötü hatırlayamadım hiç.
En korktuğum anlarda bile kendimi senin yanında güvende hissettim.
İşte bu yüzden gittim.

Çünkü yanında ölmekten korkmadım...
Ama sensiz yaşayamamaktan korktum.
Ve bir gün seni de bizden alacaklarından emin oldum.
Kızımız doğduğunda...

Eğer gözleri sana benzerse sakın yüzünü çevirme.
Ona benim yerime sarıl.
Ben sana doyamadım...

Belki o doyar.
Seni hiç bırakmadım Tuna.
Sadece uzaktan sevdim.

- lorin Hep senin olan karın

Kadın mektubu zarfa koydu.
Üzerine tek bir isim yazdı.

Tuna

Sonra gözlerini kapattı.
Ve ilk defa... biraz huzur buldu.

Tuna

Aylar sonra

Boşanmanın üzerinden aylar geçmişti.
Ama Tuna'nın hayatında değişen tek şey evin sessizliğiydi.

Onun dışında... her şey daha karanlık olmuştu.
Gece yarısı.

Şehrin en işlek caddelerinden biri polis sirenleriyle doluydu.
Yanan depo, yükselen duman... kaçan adamlar...

Ve ortasında duran tek kişi.
Tuna.
Eli cebinde, yüzü ifadesizdi.

Alevler gözlerine yansıyordu.

- Patron, içeridekiler.

- Çıkamasınlar.

Sesindeki soğukluk tartışmaya izin vermiyordu.
Kapılar kapatıldı.
Alevler büyüdü.

Adamlarından biri tedirgin yaklaştı.

- Bu kadarı fazla...

Tuna başını hafif çevirdi.
Bakışı yetti.
Adam sustu.

O gece şehirde üç ayrı yer daha dağıldı.
Bir kumarhane, bir sevkiyat noktası, bir depo...

Kimse nedenini bilmiyordu.
Ama herkes aynı şeyi söylüyordu:
Tuna Karan eskisinden daha acımasız olmuştu.

Sabah 04:17

Tuna hâlâ uyumamıştı.
Ofisinde tek başına oturuyordu.
Masasında içilmeyen kahve... yanındaki boş koltuk...

Gözü istemsizce oraya kaydı.
Bir an...
Lorin oturuyor sandı.
Gözlerini kapattı.
Gitti.

Her gece aynı şey oluyordu.
Ne kadar yorulursa yorulsun uyuyamıyordu.

Uyusa rüyasında görüyordu.
Uyanınca daha çok hatırlıyordu.
Cebinden telefonu çıkardı.

Numarası hâlâ silinmemişti.
Aramadı.
Ama ekrana bakmayı bırakamadı.

- Neden... fısıldadı.

Ona söylediği sözler zihninde dönüp duruyordu.

"Seni sevmedim."

Çenesini sıktı.

- Yalan söyledin.

Ama ilk defa kendine itiraf edemediği bir şey vardı:

Eğer doğruysa...

Bu kadar canı yanmazdı.
Telefonu masaya bıraktı.
Pencereye yürüdü.

Şehir aşağıda sessizdi.

- Neredesin Lorin...

Cevap yoktu.
Ve Tuna Karan ilk kez düşmanlarına değil...

ulaşamadığı bir kadına karşı çaresizdi.
Ama kimse bunu bilmiyordu.

Çünkü sabah olduğunda yine aynı adam olacaktı.
Acımasız.
Soğuk.

Ve hiçbir şeyi olmayan biri gibi.

Aynı zamanlarda...

Uzak bir şehirde sabah yeni doğuyordu.
Lorin perdeyi araladığında soluk ışık odaya doldu.

Küçük ev sessizdi... huzurluydu... ama yalnızdı.
Eli alışkanlıkla karnına gitti.
Artık saklanacak gibi değildi.

Yuvarlaklaşmıştı... belirgindi...
- Günaydın, diye fısıldadı.
Son aylarda konuşmayı alışkanlık haline getirmişti.

Çünkü konuşmazsa düşünüyordu... düşünürse onu hatırlıyordu.
Mutfakta kendine süt ısıttı.
Masaya otururken bir an durdu.
Karşı sandalyeye baktı.

Boştu.

Her sabah olduğu gibi.
Gözlerini kaçırdı.

- Bak... bugün uslu olacaksın, tamam mı? dedi karnını okşayarak.

- Doktor teyze yine kızacak.

Tam o sırada küçük bir tekme hissetti.
Lorin gülümsedi.

- Aynen baban.

Gülüşü birkaç saniye sürdü... sonra yavaşça söndü.

Çünkü artık onun adını yüksek sesle söylememeye alışıyordu.

Akşam

Doktor odasında ultrason ekranına bakıyordu.

Minik kalp atışları odayı dolduruyordu.
Lorin'in gözleri doldu.

- Çok hareketli, dedi doktor gülümseyerek.

Kadın ekrana baktı.
Parmaklarını sıktı.

- Babasına çekmiş...

Fısıltı gibiydi.

Gece

Yağmur başlamıştı.
Lorin yatağa uzandı ama uyumadı.
Elini karnına koydu.

- Baban da yağmuru severdi...
Durdu.

- Sever... diye düzeltti.

Bir süre sessizlik oldu.

- Ona çok benzeme olur mu...
Ben seni kaybedemem.

Kız küçük bir tekme attı.
Lorin'in gözünden yaş aktı ama bu kez gülümsedi.

- Tamam... inatçısın.

Pencereye vuran yağmur sesi odayı doldururken kadın gözlerini kapattı.
Farkında değildi...

Aynı anda, çok uzak bir şehirde biri daha uyumuyordu.
Ve ikisi de aynı kişiyi düşünüyordu.

Doğum Gecesi

Gece yarısını geçmişti.
Yağmur camlara sert vuruyordu.
Lorin yatağında döndü... kaşları çatıldı.
Alt karnına giren ağrıyla nefesi kesildi.

- Ah...

Önce önemsemedi.
Ama birkaç dakika sonra tekrar geldi.
Daha güçlü.

Yavaşça doğruldu.
Eli refleksle karnına gitti.
Kalbi hızlandı.

- Hayır... daha erken...

Ayağa kalkmaya çalıştı ama bir sancı daha geldi.

Bu kez dayanamadı, yatağa tutundu.
Dakikalar ilerledikçe ağrılar sıklaştı.
Artık şüphesi kalmamıştı.

Doğum başlıyordu.
Titreyen ellerle çantasını aldı.
Kapıya yürürken durdu.
Ev bomboştu.

Kimseyi arayamadı.
Aramak istediği tek kişi vardı...
Ama aramadı.

Telefonu eline aldı.
Ekrana baktı.

Uzun süre...
Sonra kapattı.

- Güçlü olacağız, tamam mı? dedi karnına fısıldayarak.

- Birazdan seni göreceğim.
Hastane

Parlak ışıklar gözünü alıyordu.
Koridor seslerle doluydu ama o hiçbirini seçemiyordu.

Sancılar artık aralıksızdı.
Yatağın kenarını sıktı.

- Nefes alın, dedi hemşire.

Lorin başını salladı ama gözleri doldu.

- Yalnızım...

Bu bir şikâyet değil... bir gerçekti.
Yeni bir sancı geldiğinde istemsizce haykırdı.

Ve o an dudaklarından tek bir isim döküldü:

- Tuna...

Farkında bile olmadı.
Saatler geçti.
Ter, gözyaşı, ağrı...

Son bir itiş...
Ve ardından...

İnce bir ağlama sesi odayı doldurdu.
Doktor gülümsedi.

- Tebrikler, kızınız oldu.

Zaman durdu.
Minik bebek kollarına verildiğinde Lorin'in elleri titredi.

Gözleri hemen doldu.

- Merhaba...

Bebeğin yüzüne baktı.
Nefesi kesildi.

- Aynı...

Gözleri...

Aynıydı.

Kadın bebeğini göğsüne bastırdı.
- Baban sana çok kızacak küçük hanım...

Çünkü sana bakınca beni hatırlayacak.
Gözlerinden yaşlar aktı.

Ama ilk defa... huzurluydu.
Bilmeden fısıldadı:

- Sana emanet...

Hastane - Doğumdan Sonra

Bebek Lorin'in kollarındaydı.
Küçük yüzünü izliyordu... sanki ezberliyordu.

Zamanı azalmış gibi.
Doktor yanına yaklaştı.

- İsmini ne yazalım?
Lorin dudaklarını ıslattı.
Sesi zayıftı ama kararlıydı.

- Melek...
Adı Melek olsun.

Doktor gülümsedi.
- Çok güzel isim.

Kadın başını hafif salladı.
- Babası görse... böyle isterdi.

Birkaç saniye sustu.
Nefesi düzensizleşti.

- Doktor...

- Evet?

- Onu... ona verin.
Doktor anlamadı.

- Kime?
Lorin güçlükle konuştu.

- Tuna... Tuna Karan...
Hemşireler birbirine baktı.

- Yakınınız mı?
Kadının gözleri kapanıp açıldı.

- Kızımı... ona verin...

Soyadını... unutmayın...
Nefesi kesildi, tekrar konuşmaya çalıştı.

- Ona deyin ki... Lorin...
Yutkundu.

- Anlar.
Monitörün sesi değişti.
Doktor hızla yaklaştı.

- Hanımefendi benimle kalın!
Ama Lorin artık bebeğine bakıyordu.
Son kez...

- Ona... çok... benziyor...
Parmakları gevşedi.

Ve çizgi düzleşti.
Saatler sonra...

Doktorlar dosyayı incelerken yüzleri gerildi.

- Bu hamilelik yüksek riskliymiş...

- Kalp yükü çok fazla... doğumdan
sonra durması beklenen bir tablo.

- Ama takip notu yok...
Sessizlik oldu.

- Yani... bebek yaşasaydı anne zaten ölecekti.

Kimse konuşmadı.
Beşiğin içinde Melek ağladı.
Mavi gözleri aralandı.
Aynı annesi.

Hastane Koridoru

Telefonu kapattıktan sonra Tuna nasıl geldiğini hatırlamadı.
Koridorun ışıkları sertti.
Adımları yankılanıyordu.

Doktor karşısına çıktığında durmadı bile.

- Başınız sağ olsun-

Tuna bir anda yakasından tuttu.
- Yalan söyleme.

Doktor dondu.

- Beyefendi...

- O ölmez.

Sesi sakindi ama gözleri değildi.

- Nerde.
- Maalesef kaybettik-

Tuna adamı bıraktı, geri çekildi.
Başını iki yana salladı.

- İnanmıyorum...
İnanmıyorum!

Yanındaki sehpa tekmeyle duvara çarptı.
Cam parçalandı. Hemşireler irkildi.

- Bana oyun oynama!
Nefesi hızlandı.

- Lorin!

Koridorun sonuna yürüdü, kapıyı açmaya çalıştı.
Görevliler durdurdu.

- Beyefendi lütfen-

Tuna itip geçti.

- Onu görmek istiyorum!

Odaya girdi.
Beyaz örtü...
Yatak...
Ve hareketsizlik.
Adımları yavaşladı.
Yaklaştı.

Elini uzattı ama değdiremedi.

- Kalk... dedi fısıltıyla.

- Lorin, yeter.

Sessizlik.
Omuzları titredi.

- Bana kızgınsın biliyorum... tamam bitti, gel eve gidelim...

Cevap yoktu.
Bir adım geri çekildi.
Nefesi kesildi.

- ...Şaka yapıyorsun.

Dizleri boşaldı, yatağın kenarına tutundu.

- Ben buradayım bak...

Gitmedim.

Sesindeki güç tamamen kayboldu.

- Gitme demiştim sana...

İlk kez sesi kırıldı.
Tam o anda...
Koridordan ince bir ağlama sesi geldi.
Tuna durdu.
Tekrar.

Bebek ağlıyordu.

Başını yavaşça çevirdi.
Ses onu kendine çekti.

Beşiğe yaklaştı.
Küçük beden kıpırdıyordu.
Hemşire konuşamadı bile
.
Tuna eğildi.
Mavi gözler açıldı.
Adam dondu.
Nefesi kesildi.
Parmağını uzattı... minik el tuttu.
O an bütün öfke sustu.
Sadece sessizlik kaldı.

- ...Lorin.
Fısıltıydı.

Gözleri doldu ama ağlamadı.
Alnını bebeğin başına yasladı.

- Beni bırakmadın...

Bebek yeniden ses çıkardı.

Tuna gözlerini kapattı.

- Sen varsın diye... hâlâ buradasın.
Kollarına aldı.

Bu kez dikkatliydi... kırılacak bir şey tutuyormuş gibi.

- Korkma...

Artık kimseyi alamazlar senden.
Koridor sessizdi.
Ama ilk defa adam yalnız değildi.

.....🌜🌚.....

Lorin'in Evi

Kapı açıldığında içeride derin bir sessizlik vardı.

Tuna içeri adım attı.
Kucağında Melek... uykuda.
Ev tertipliydi.

Sanki biri birazdan dönecekmiş gibiydi.
Bu daha çok acıttı.
Salona geçti.

Masada duran zarfları gördü.
Üzerinde kendi adı...

Ellerini ilk kez titrerken fark etti.
Melek'i koltuğa dikkatlice yatırdı.
Zarfı aldı.
Açtı.

Okumaya başladı.
Her satır ilerledikçe yüzündeki ifade değişti.

Sertliği eridi.

"Seni sevmedim demem gerekiyordu..."

Gözleri satırda kaldı.
Tekrar okudu.
Nefesi bozuldu.

"Bizim bir kızımız var..."

Başını kaldırdı.
Koltuğa baktı.
Küçük beşik sessizce duruyordu.

"Benden nefret et ki peşimden gelme..."

Dudakları titredi.

- Aptal kadın...

Sesi çıkmadı neredeyse.
Okumaya devam etti.

"Sana doyamadım..."

Mektup elinden düştü.
Tuna sandalyeye oturdu ama tutunamadı.

Dirseklerini dizlerine dayadı, yüzünü kapattı.
Omuzları sarsıldı.
İlk kez kendini tutmadı.

Sessizce ağladı.
Yıllardır biriktirdiği her şey... o odada çözüldü.

- Niye söylemedin...

Sesi parçalı çıktı.

- Bir kere arasaydın gelirdim...

Başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı.

- Her şeyi bırakırdım Lorin...

Koltuğun yanına indi.
Beşiğin başına.

Melek hafifçe kıpırdadı.
Tuna parmağını uzattı.
Minik el tekrar tuttu.

Adamın sesi tamamen kırıldı.

- Benden değil... benden korktun.

Gözyaşı bebeğin battaniyesine düştü.

- Ama yine bana bıraktın...

Alnını beşiğe yasladı.

- Sensiz ne yapacağımı da bıraktın.
Uzun süre öyle kaldı.

Evde sadece bebeğin sakin nefesi ve adamın arada kesilen hıçkırıkları vardı.
Gece ilerledi.

Tuna sonunda fısıldadı:

- Merak etme...
Ona seni anlatacağım.

Melek'in saçlarını okşadı.

- Her gün... annesini tanıyacak.

Ve ilk defa o evde iki kişi uyudu.
Biri huzurla...
Biri ağlayarak.

Kapı anahtarla açıldı.

Tuna içeri girdiğinde kucağındaki Melek hafifçe kıpırdadı.

Ev küçüktü... sade... sessiz.

Ama yaşanmıştı.
Toz yoktu.
Her şey düzenliydi.

Sanki Lorin birazdan marketten dönüp kapıyı açacaktı.
Bu düşünce adamın göğsünü sıktı.
Kapıyı arkasından kapattı.

Yavaş adımlarla salona yürüdü.
Duvar...

Fotoğraflarla doluydu.
Tuna durdu.
Yaklaştı.
İlk fotoğraf:

Lorin'in karnı henüz küçüktü, aynada çekilmiş bir görüntü. Hafif gülüyordu.
İkincisi:

Bir parkta bankta oturuyor, elini karnına koymuş.

Üçüncüsü:
Karnı iyice büyümüş... gözleri yorgun ama mutlu.

Tuna nefes almayı unuttu.

- ...Bunu tek başına mı yaptın.

Parmakları fotoğrafın köşesine değdi.
En alttaki fotoğrafta Lorin'in gözleri kızarmıştı.

Gülümsemeye çalışmış ama belli oluyordu.

Adamın çenesi sıkıldı.

- Bana ihtiyacın vardı...

Sesi neredeyse çıkmadı.
Yan masada küçük bir kutu duruyordu.
Açtı.

İçinde bebek çorapları... minik tokalar...
Ve katlanmış kâğıtlar.
Tuna yavaşça birini aldı.

Üzerinde tarih vardı.

"3. ay"

Açtı.

"Bugün ilk defa hareket etti. Refleksle sana döndüm... sonra yalnız olduğumu hatırladım."

Adam gözlerini kapattı.
Başka bir kâğıt açtı.

"5. ay"

"Bugün doktorda kalp atışını dinledim. Sen olsan susmazdın, kesin konuşurdun onunla."

Tuna sandalyeye oturdu.
Nefesi ağırlaştı.
Bir tane daha...

"7. ay"

"Gece çok korktum. Kapı sesi duydum sandım. Keşke gerçekten sen olsaydın."

Kağıt elinde titredi.
Evin sessizliği artık dayanılmazdı.
Melek hafifçe ses çıkardı.
Tuna başını kaldırdı.

Bebeğe baktı.

- Ben yoktum...

Fısıldadı.
Son kâğıdı açtı.

"Doğuma az kaldı"

"Eğer bir gün bunu okuyorsan... seni hâlâ seviyorum demektir."

Tuna'nın gözünden yaş düştü.
Bu kez silmedi.

Kızını kucağına aldı.
Fotoğrafların karşısına geçti.

- Beni affet...

Duvara baktı.

- Geç kaldım.

Evde ilk defa gerçek bir ağırlık vardı.
Ve Tuna o gün...

Lorin'in onsuz geçirdiği her ayı tek tek yaşamaya başladı.

Lorin'in Yatak Odası

Tuna kapıyı itti.

Oda diğerlerinden farklıydı.
Burada hâlâ bir koku vardı...
Lorin'in kokusu.
Adam eşikten içeri adım attığı anda durdu.

Duvarı gördü.
Tam karşısındaki duvar...
Boydan boya fotoğraflarla kaplıydı.
Ama bunlar hamilelik fotoğrafları değildi.

Onlardı.
Eski günler.
Bir restoranda çekilmiş bulanık bir kare

- Lorin gülüyor, Tuna ona bakıyor.
Arabada gece çekilmiş bir selfie

- Lorin yanağını ona yaslamış.
Bir tartışma sonrası barışma fotoğrafı

- gözleri ağlamış ama elini bırakmamış.
Tuna'nın yüzü boşaldı.

- ...hepsini saklamışsın.
Yaklaştı.

Parmakları bir fotoğrafın üzerine geldi.
Üzerine küçük yazı yazılmıştı.

"Bu gün bana ilk defa güzelim dedi."

Adamın nefesi kesildi.

Bir diğerinin altında:

"Bugün yine kızdık ama giderken kapıda bekledi. Gitmedi."

Ve en köşede...
Düğün fotoğrafları.
Tuna sertçe yutkundu.

Komodinin üstünde ahşap bir kutu vardı.
Açtı.

İçinde tek bir zarf duruyordu.
Üzerinde titrek el yazısı:

"Tuna'ya"
Adam birkaç saniye açamadı.
Sonra oturdu.
Zarfı yavaşça açtı.

Mektup

Canım...
Sevgilim...
Kocam...

Bu mektubu okuyorsan ya sana anlatmaya cesaret edememişimdir...
ya da artık yanında değilimdir.
Bana hep "neden sustun" diye kızardın.
Ben susmadım Tuna... sadece seni kaybetmemek için söylemedim.
Gittiğim gün nefret ettiğini düşündün.
Ama ben o gün senden daha çok sana aşıktım.
Her gece senin tarafına döndüm yatakta...
Sonra boş olduğunu hatırladım.
Bebeğimiz ilk tekme attığında refleksle adını söyledim.
"Baban geldi sandım" dedim ona.
Doktor kalp atışını dinlettiğinde ağladım.
Çünkü sen olsan mutluluktan delirirdin.
Beni en iyi sen sevdin...
Ben de en çok seni sevdim.
Ama yanında kalırsam yaşayamayacağımı biliyordum.
Bana kız.
Nefret et.
Ama lütfen kendini suçlama.
Sen benim yuvamdın Tuna.
Ben sadece seni korumayı seçtim.
Ve eğer kızımız sana benziyorsa...
ona benim sevdiğim adam ol.
Çünkü ben hayatım boyunca sadece senin karın oldum.

- Lorin

Tuna kâğıdı tutarken elleri titriyordu.
Başını kaldırdı.
Fotoğraflara baktı.

- ...benimle yaşamaya devam etmişsin.
Sesi kırıldı.

Melek kucağında kıpırdadı.
Adam bebeği göğsüne bastırdı.
İlk defa çöktü.

- Ben sensiz yaşamışım...
sen bensiz değil.
Oda sessizdi.

Ama artık boş değildi.