8 bölüm Zamana karşı öfke

Vaveyla Yazarı: Sey Fer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 8 bölüm Zamana karşı öfke

Tuna, hastanenin paslı metal kapısını arkasından paramparça edecekmiş gibi bir hızla fırladı. Gözleri kan çanağına dönmüş, alnındaki damarlar neredeyse patlayacak raddeye gelmişti. Göğüs kafesi, içine sığmayan bir canavarın pençeleriyle dövülüyor gibiydi.

"Mert, arabayı parçala ama bizi beş dakika içinde o eve yetiştir!" diye gükredi. Sesi, terkedilmiş hastanenin koridorlarında yankılanırken ölümün ta kendisi gibi soğuk ve kesgindi.
Mert, motoru adeta ağlatarak çalıştırdı. Lastikler asfaltı yakarken araba adeta havalandı. Aras, dikiz aynasından arkada kalan karanlık binaya ve Tuna’nın delirmenin eşiğindeki yüzüne baktı. Tuna’nın elleri direksiyona ya da koltuğa değil, doğrudan kendi göğsüne kenetlenmişti; zira kalbi, telefon ekranında gördüğü o siluetle birlikte durmuştu.

Lorin... Hayır, Leyla.

Tıpatıp aynı yüz. Aynı saçlar. Ama o gözler... Lorin’in gözlerinde bir bebeğin masumiyeti, bir annenin şefkati vardı. Bu kadının gözleri ise cehennem kuyusundan fırlamış birer kor parçasıydı. Ve o kor, şimdi Tuna’nın tek yaşam sebebi olan Melek’in üzerine düşmek üzereydi.

"Amcam..." diye fısıldadı Tuna. Dişlerini öyle bir sıktı ki, ağzına metalik bir kan tadı yayıldı. "Behzat... Seni kendi ellerimle boğmazsam bu dünya bana haram olsun."
"Abi, evdeki korumalar?" diye sordu Aras, sesindeki paniki bastırmaya çalışarak silahının şarjörünü kontrol ederken.

"Eğer Behzat işin içindeyse, o korumalar çoktan ya satın alınmıştır ya da susturulmuştur," dedi Tuna, telefonuyla konağın baş korumasını ararken. Hat düşmüyordu. Sadece statik bir cızırtı. Tuna telefonu hırsla zırhlı aracın zeminine fırlattı. "Sinyali kesmişler!"
Karan Malikanesi, o gece her zamankinden daha sessizdi. Bahçedeki fenerler hafifçe rüzgarda sallanıyor, korumaların cansız bedenleri çalılıkların arasında, karanlığın koynunda gizleniyordu.

Yukarıda, Melek’in pembe tüllerle süslü odasında, küçük kız yatağında masumca soluk alıp veriyordu. Başucunda, elindeki susturuculu silahın namlusunu Melek’e doğrultmuş olan Leyla duruyordu.
Leyla’nın parmağı tetikteydi ama gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Bu çocuk... Katilin doluydu, kız kardeşini ölüme terk eden, kendi ailesini yok eden o canavarın, Tuna Karan’ın kanındandı. Ama yüzü... Yüzü o kadar masumdu ki.
"Senin bir suçun yok küçüğüm," diye fısıldadı Leyla.

Sesi tıpkı Lorin’di ama tonundaki o zehir, odadaki havayı donduruyordu. "Ama baban... Baban benim hayatımı, kardeşimi, her şeyimi çaldı. Behzat amca haklıydı. Karan hanedanının kökünü kazımadan Lorin huzur bulamayacak."
Silahın emniyetini yavaşça indirdi. Çıt sesi odada yankılandı.
Zırhlı araç, malikanenin demir bahçe kapısını büyük bir gürültüyle yıkarak bahçeye daldı. Mert arabayı daha durdurmadan Tuna kapıyı açıp kendini dışarı attı.

"Aras, çevre emniyeti! Karşına çıkan kim varsa indir!" diye bağırdı Tuna ve ana kapıyı omuzlayarak içeri daldı.
Yerdeki kan izleri, merdivenlere doğru uzanıyordu. Tuna, hayatında hiç bu kadar hızlı koşmamıştı. Ciğerleri yanıyor, bacakları iflas etmek üzereydi ama zihnindeki tek şey Melek'in gülüşüydü. Yetişmeliyim, yetişmeliyim!
Merdivenleri üçer beşer atlayarak Melek’in odasının önüne geldi.

Kapı aralıktı. İçerideki loş gece lambasının ışığında, o silueti gördü.
"LEYLA!" diye kükredi Tuna, odaya bir kasırga gibi dalarak.
Leyla hızla arkasına döndü, namluyu Melek’ten çekip anında Tuna’nın göğsüne doğrulttu. Tuna durdu. Karşısında duran yüze baktığında saniyeliğine nefesi kesildi. Lorin karşısındaydı.

Onu toprağa verdiği gün ölen ruhu, bir hayalet gibi karşısına dikilmişti.
"Yaklaşma!" dedi Leyla, elleri titriyordu ama gözlerindeki nefret sabitti.

"Yaklaşma katil!"
"Leyla, dur... Dinle beni," dedi Tuna, ellerini yavaşça havaya kaldırarak. Hayatında ilk kez birinin karşısında diz çökecek kadar çaresizdi. Silahı göğsündeydi ama umrunda değildi, tek korkusu arkadaki yatakta uykusundan sıçrayarak uyanan ve ağlamaya başlayan Melek’ti.

"Baba?" diye hıçkırdı Melek, yatakta büzülerek. "Baba, bu kadın kim? Anneme çok benziyor..."
"Melek, gözlerini kapat güzelim. Kapat ve arkana bakma," dedi Tuna, sesini yumuşatmaya çalışarak ama gözleri Leyla’nın parmağındaydı. "Leyla, seni kandırdılar. Lorin’i ben öldürmedim.

Onu canımdan çok seviyordum. Behzat... Amcam seni bir piyon gibi kullanıyor!"
"YALAN SÖYLÜYORSUN!" diye bağırdı Leyla, gözyaşları yanaklarından süzülürken. "Behzat amca bana her şeyi anlattı! Lorin’i o hastane odasında nasıl yalnız bıraktığını, onun ölümüne nasıl göz yumduğunu söyledi! Şimdi sıra sende. Canından can gidecek Tuna Karan!"

"O zaman beni vur!" diye haykırdı Tuna, göğsünü namluya doğru bir adım daha yaklaştırarak. "Beni öldür Leyla! Ama o çocuğun hiçbir suçu yok! Lorin olsa... Lorin bir çocuğa kıyılmasına asla izin vermezdi. Kardeşinin hatırasını kirletme!"
Lorin’in adı geçince Leyla’nın elindeki silah hafifçe sarstı. Zihninde Behzat’ın ona yıllarca fısıldadığı intikam yeminleri ile karşısında duran adamın gözlerindeki o saf, yıkıcı acı çarpışıyordu.

Tam o sırada, odanın açık penceresinden içeriye soğuk bir rüzgar sızdı ve aşağıdan, bahçeden bir ses yükseldi. Bu ses, yavaş ve alaycı bir alkış sesiydi.
"Muazzam bir tiyatro... Gerçekten gözlerim yaşardı," dedi tanıdık, yaşlı ve gaddar bir ses.
Tuna ve Leyla aynı anda pencereye doğru baktılar. Bahçede, spot ışıklarının altında, etrafı silahlı adamlarla çevrili olan amcası Behzat Karan duruyordu. Yanında ise elleri arkadan bağlanmış, yüzü kan içinde kalmış olan Mert ve Aras diz çöktürülmüştü.

Behzat, kafasını yukarı kaldırıp yeğenine gülümsedi. "Tuna... Evlat. Selda Hemşire’nin yanına gidecek kadar saf olduğunu biliyordum. Leyla, ne duruyorsun güzelim? Bitir işi. Karan hanedanının pisliğini temizle ki, yeni düzeni biz kuralım."

Leyla, penceredeki Behzat’a, sonra da Tuna’nın yalvaran gözlerine baktı. Oyunun büyüklüğünü, kendisinin nasıl bir tuzağın içine çekildiğini o an, o loş odada anlamaya başladı. Tetiği çekecek olan el, ilk kez tamamen dondu.
Şimdi namlu hala Tuna'ya dönüktü ama düşman dışarıdaydı.

Leyla’nın parmağı tetikte titrerken, gözleri bir saniyeliğine dışarıdaki Behzat’a, ardından göğsünü namluya siper etmiş Tuna’ya kaydı. Selda Hemşire’nin bahsettiği o "ikiye bölünen hakikat" şimdi tam karşısındaydı. Yıllarca nefretle beslendiği o adamın gözlerinde bir katilin soğukluğu değil, evladı için canını vermeye hazır bir babanın çaresizliği vardı.

"Leyla..." diye fısıldadı Tuna, sesindeki gaddarlık tamamen soyunmuş, geriye sadece çıplak bir sızı kalmıştı. "Eğer intikam istiyorsan, tetiği çek. Ama dışarıdaki o adamın piyonu olarak değil. Benim kanım seni rahatlatacaksa al, ama kızımı o iblisin önüne atma."

Aşağıdan Behzat’ın sesi bir kez daha yükseldi, bu kez sabırsız ve tehditkardı. "Ne bekliyorsun Leyla? O çocuk ve o adam, Lorin’in katilleri! Kardeşinin kanını yerde mi bırakacaksın? Vur şunu!"

Leyla derin bir nefes aldı. Gözyaşları yanağından süzülürken ani bir hareketle namluyu Tuna’nın göğsünden çekti ve pencereye doğru döndü. "Behzat Karan!" diye bağırdı sesi odada yankılanarak. "Bana Lorin’i bu adamın tek başına ölüme terk ettiğini söylemiştin! Ama Selda Hemşire o gece senin de orada olduğunu söyledi! Babamla el sıkıştığını söyledi!"

Behzat’ın yüzündeki o sahte tebessüm anında dondu. Gözleri zehirli bir yılan gibi kısıldı. "Yaşlı fahişe..." diye mırıldandı, yeğenine ve Leyla’ya bakarak. Sonra yavaşça elini kaldırdı. "Demek oyunun sonuna geldik. Pekala."
Behzat elini indirdiği an, bahçedeki adamlar silahlarının mekanizmalarını şakırdattı. Aras ve Mert’in kafasına dayanan namlular biraz daha bastırıldı.

"Tuna!" diye bağırdı Mert, yüzündeki kana rağmen gözlerinde zerre korku yoktu. "Yukarıda kal abi! Aşağıya inme!"
"Susturun şunu," dedi Behzat soğukça. Adamlardan biri Mert’in suratına silahın kabzasıyla vurduğunda, Mert acıyla yere yığıldı.

Tuna’nın içindeki o canavar, Mert’in yere yığılışıyla birlikte parmaklıklarını kırdı. Arkasına dönüp yatakta tir tir titreyen Melek’e baktı. "Melek, babacığım, yatağın altına gir ve ben gelene kadar sakın çıkma. Söz ver bana."

Melek ağlayarak başını salladı ve hızla yatağın altına sığındı. Tuna, yeleğinin altındaki yedek şarjörleri kontrol ederken Leyla’ya döndü. "Şimdi ne yapacaksın? Seni büyüten o katilin arkasında mı duracaksın, yoksa Lorin’in hatırası için benimle cehenneme mi yürüyeceksin?"

Leyla, elindeki susturuculu silahın şarjörünü çıkarıp fırlattı, ceketinin arkasından çıkardığı ağır, yarı otomatik silahı sertçe kurdu. Yüzündeki o Lorin masumiyeti tamamen silinmiş, yerine saf bir intikam ateşi yerleşmişti. "Lorin için," dedi buz gibi bir sesle. "Ama bu, işimiz bittiğinde seni öldürmeyeceğim anlamına gelmez Karan."

"Hayatta kalırsak, canım feda," dedi Tuna.
Odanın kapısına doğru hamle yaptıkları sırada, malikanenin koridorlarında yabancı postalların sesleri yankılanmaya başladı. Behzat’ın adamları yukarı çıkıyordu. İlk adam kapının eşiğinde belirdiği an, Tuna refleksle ileri fırladı.

Adamın silah tutan bileğini kavrayıp havaya dikti; mermiler tavandaki alçıyı patlatırken, Tuna adamın gırtlağına gömdüğü dirseğiyle onu koridora fırlattı.
Hemen arkasından gelen ikinci adamı ise Leyla, gözünü kırpmadan göğsünden vurdu. İki el silah sesi, sessiz malikaneyi tamamen yıktı.

"Mert ve Aras’ı sağ istiyor, o yüzden hemen öldürmedi," dedi Tuna, koridordaki duvarın arkasına siper alarak. "Aşağıya inip bahçeyi temizlememiz lazım. Merdivenlerden inemeyiz, köşeye sıkıştırırlar."

Leyla, odanın balkon kapısına baktı. "Pencereden, bahçe kulübesinin çatısına atlayabiliriz. Oradan bahçenin kör noktasına geçiş var."
Tuna başıyla onayladı. İkili, odanın balkonuna fırladı. Aşağıda Behzat, yukarıdan gelen silah sesleriyle birlikte adamlarına emirler yağdırıyordu. "Yukarı çıkın! Canlı istemiyorum, ikisini de gömün oraya!"

Tuna ve Leyla, aynı anda balkondan bahçe kulübesinin üzerine atladılar. Plastik çatı büyük bir gürültüyle çökerken, kendilerini çalılıkların arasına attılar. Bahçedeki spot ışıkları etrafı tarıyordu.

"Ben sağdan dolanıp spotları patlatacağım," diye fısıldadı Tuna, gözü hala diz çöktürülmüş olan dostlarındaydı. "Sen Aras ve Mert’in arkasındaki iki adamı indir. Yapabilir misin?"

Leyla, silahını namlusunu çalılıkların arasından uzattı, gözünü nişangaha sabitledi. "Ben bunun için eğitildim Karan. Amcan beni iyi bir katil yaptı."
Tuna, karanlığın içinde bir gölge gibi kaybolurken, Leyla nefesini tuttu.
Çıt.

İlk spot ışığı Tuna’nın kurşunuyla patladı ve bahçenin sağ tarafı karanlığa gömüldü. Behzat’ın adamları o tarafa doğru ateş açtığı an, Leyla tetiğe bastı. Aras’ın arkasındaki adam cansız bir şekilde yere serildi. Saniyeler içinde ikinci kurşun Mert’in başındaki adamı buldu.

"Saldırın!" diye kükredi Aras, arkasındaki adamın düşmesiyle birlikte ellerindeki bağı çözmek için hamle yaparak. Yerdeki silahı kapıp en yakındaki korumaya ateş açtı. Mert de hızla toparlanıp çatışmaya dahil oldu.
Bahçe bir anda cehennem yerine döndü. Namlu fırtınaları karanlığı aydınlatırken, Tuna çalılıkların arasından fırlayıp Behzat’ın kaçmaya çalıştığı zırhlı araca doğru koştu.

"BEHZAT!" diye kükredi Tuna.
Behzat, zırhlı aracın kapısını açmışken arkasına döndü. Yeğeninin üzerine gelen o devasa, öfkeli gövdesini görünce ilk kez gözlerinde gerçek bir ölüm korkusu belirdi. Belindeki silahı çekmeye çalıştı ama Tuna bir aslan gibi üzerine çullandı. İkisi birden çimlerin üzerine yuvarlandılar.

Tuna, amcasının üzerine oturup yumruklarını adamın suratına indirmeye başladı. Her bir yumrukta yılların birikmiş acısı, Lorin’in hesabı, Melek’in korkusu vardı. "Senin kanını içeceğim! Duydun mu beni? Kardeşimi, karımı benden aldın!"

Behzat ağzından gelen kanı tükürerek acı içinde güldü. Yüzü darmadağın olmuştu ama gözlerindeki o şeytani pırıltı hala oradaydı. "Öldür beni Tuna... Öldür ki... Gerçeğin diğer yarısını... Asla öğreneme..."

Tuna, tam amcasının gırtlağına yapışmışken, arkasından gelen sert bir topuk sesiyle durdu.
Leyla, namlusunu doğrudan Behzat’ın alnına dayamış bir şekilde başlarında dikiliyordu. Gözleri tamamen kararmıştı. "Çekil önümden Tuna," dedi sesi titreyerek.

"Beni yalanlarla büyüten bu pisliği cehenneme göndermek benim hakkım."
Behzat, Leyla’ya baktı ve son bir koz oynarcasına fısıldadı: "Leyla... Dur... Eğer beni öldürürseniz... Lorin’in aslında nerede olduğunu... Asla bilemeyeceksiniz..."

Tuna ve Leyla, aynı anda donakaldı. Bahçedeki silah sesleri yavaş yavaş kesilirken, esen soğuk rüzgar Behzat’ın bu kan donduran cümlesini malikanenin duvarlarına kazıdı.