11. bölüm · Kum saati
Kum
Bir insana milyonlarca şey hediye edebilirsiniz. Güzel bir saat, pahalı bir telefon, yıllarca saklayacağı bir eşya, unutamayacağı bir tatil, belki de hayatında hiç sahip olmadığı bir şeyi... İnsanlar sevdiklerine sevgilerini göstermek için birbirinden farklı hediyeler seçer. Kimi zaman bir kutunun içine büyük bir özenle bir eşya koyar, kimi zaman küçük bir not yazar, kimi zaman da karşısındaki insanın uzun zamandır istediği bir şeyi ona verir. Fakat bütün bu hediyelerin arasında öyle bir hediye vardır ki diğerlerinden farklıdır. Çünkü o, bir eşya değildir. Bir gün eskimez, bir çekmeceye kaldırılıp unutulmaz, yalnızca özel günlerde hatırlanmaz. Sabah uyandığında yanında olur, eve geldiğinde seni karşılar, sessiz olduğunda sessizliğine eşlik eder ve bazen hiçbir şey söylemeden sana "Yalnız değilsin." der. Bir insana milyonlarca şey hediye edebilirsiniz ama bir insana verebileceğiniz en güzel hediyelerden biri, hayatı boyunca yoldaş olacak bir köpektir.
Çünkü köpek, yalnızca bir hayvan değildir.
Bir evin içinde yaşayan, yemek yiyen, uyuyan ve oyun oynayan bir canlıdan çok daha fazlasına dönüşebilir. Zamanla bir ailenin parçası olur. Onun da bir yeri, bir alışkanlığı, bir karakteri, sevdiği şeyler ve korkuları vardır. Seni tanımaya başlar. Sesini diğer insanlardan ayırır. Eve gelişini bekler. Mutlu olduğunu da üzgün olduğunu da davranışlarından anlamaya çalışır.
Ve belki de en güzel tarafı şudur:
Seni başarıların için sevmez.
Güzel göründüğün için sevmez.
Zengin olduğun için sevmez.
İnsanların seni sevip sevmediğini önemsemez.
Senin kim olduğuna bakar.
Bir köpeğin sevgisi, insanın alıştığı birçok şarttan uzaktır. Ona göre sen, eve geldiğinde kapının arkasında beklemeye değer insansındır. İyi bir gün geçirip geçirmediğin, bugün ne kadar başarılı olduğun ya da başkalarının seni nasıl gördüğü onun için önemli değildir. Onun dünyasında senin varlığın çoğu zaman yeterlidir.
Belki de insanın hayatında böyle bir sevgiye ihtiyacı vardır.
Hiçbir şey kanıtlamak zorunda olmadığı bir sevgiye.
Sürekli güçlü görünmek zorunda olmadığı bir yere.
Kötü bir gün geçirdiğinde bile kapının arkasında onu bekleyen bir dostun olmasına.
Çünkü hayat her zaman güzel değildir.
Bazen insan yorulur.
Bazen bir şeyler istediği gibi gitmez.
Bazen arkadaşlıklar biter.
Bazen insanlar birbirlerini yanlış anlar.
Bazen insan kalabalıkların içinde bile yalnız hisseder.
Ve bazı günler vardır ki insanın uzun uzun konuşmaya bile gücü yoktur.
İşte böyle zamanlarda bir köpeğin sessizliği bile anlamlı olabilir.
Yanına gelir.
Başını dizine koyar.
Sen konuşmasan da yanında kalır.
Belki senin neden üzgün olduğunu anlayamaz.
Sorunun ne olduğunu bilemez.
Ama yine de gitmez.
Belki de sevginin en saf hâllerinden biri budur.
Her şeyi anlamadan da yanında kalabilmek.
---
Bir köpek hayatına girdiğinde yalnızca senin hayatın değişmez.
Sen de onun hayatının merkezlerinden biri olursun.
Onun dünyası bir anda değişir.
Yeni bir ev.
Yeni kokular.
Yeni insanlar.
Yeni bir yatak.
Yeni bir isim.
Ve zamanla sen...
Bir köpek için dünya, bazen evinden çok daha küçük bir şeydir.
Dünyası sen olabilirsin.
Senin sesin.
Senin kokun.
Senin eve gelişin.
Senin attığın adımlar.
Senin onunla oynadığın birkaç dakika.
Senin ona söylediğin basit bir "Aferin."
Bunlar onun için düşündüğünden çok daha büyük anlamlar taşıyabilir.
Bu yüzden bir köpek sahiplenmek yalnızca "Bir hayvanım olsun." demek değildir.
Bir canlıya karşı sorumluluk almaktır.
Onun hayatının bir bölümünü değil, bütün hayatını düşünmektir.
Çünkü bir köpek sana birkaç yılını değil, hayatının büyük bir kısmını verir.
Senin görevin de onun hayatını güvenli, sağlıklı ve sevgi dolu hâle getirmektir.
Onu yalnızca güzel olduğu için sevmek kolaydır.
Küçükken onunla oynamak kolaydır.
İnsanların "Ne kadar tatlı!" demesinden hoşlanmak kolaydır.
Ama gerçek sevgi, zor zamanlarda belli olur.
Büyüdüğünde.
Hastalandığında.
Yorulduğunda.
Sana kızdığında.
Bir şeyleri yanlış yaptığında.
Artık küçük ve sevimli bir yavru olmadığında.
İşte o zaman hâlâ yanında kalabiliyorsan, bu yalnızca sahip olmak değildir.
Bu bağ kurmaktır.
---
Bir köpeğin hayatımızdaki en büyük hediyelerden biri olmasının nedeni belki de bize zamanı öğretmesidir.
Çünkü insanlar zamanın geçtiğini çoğu zaman fark etmez.
Bir gün gelir.
Sonra bir hafta.
Bir ay.
Bir yıl.
Ve bir sabah bakarsın ki yıllardır yanında olan o küçük canlı artık büyümüştür.
İlk geldiği günü hatırlarsın.
Belki avuçlarına sığacak kadar küçüktür.
Etrafı merakla koklamıştır.
Evin her köşesini keşfetmeye çalışmıştır.
Sen de onun peşinden koşmuşsundur.
İlk oyuncağını hatırlarsın.
İlk öğrendiği komutu.
İlk kez sana koştuğu anı.
İlk kez başını dizine koyduğu zamanı.
Sonra fark edersin ki bütün bunlar birer anıya dönüşmüş.
İşte köpekler bize zamanın değerini de öğretir.
Çünkü onların ömrü insanlardan daha kısadır.
Ve belki de bu yüzden onlarla geçirilen her an daha değerlidir.
Birlikte yürüdüğün sıradan bir akşam...
Birlikte oturduğun sessiz bir öğleden sonra...
Onun uyurken çıkardığı küçük sesler...
Kapının önünde seni beklemesi...
Bunların hiçbiri aslında sıradan değildir.
Çünkü bir gün geriye dönüp baktığında, en çok özleyeceğin şeylerin büyük hediyeler değil, bu küçük anlar olduğunu anlarsın.
---
Bir köpek insana karşılık beklemeden sevmeyi de öğretir.
İnsan ilişkilerinde bazen "Ben sana bunu yaptım, sen de bana bunu yap." düşüncesi vardır.
Bir iyilik yaparız ve karşılığını bekleriz.
Birini dinleriz ve onun da bizi dinlemesini isteriz.
Birine değer veririz ve aynı değeri görmek isteriz.
Bu çok insani bir şeydir.
Ama köpeklerin sevgisinde başka bir taraf vardır.
Onun senden istediği çoğu zaman çok basittir.
Yanında olman.
Onu önemsemen.
Güvende hissetmesi.
Seninle vakit geçirmesi.
Ve belki biraz da oyun.
Bir köpeğe milyonlarca liralık bir eşya alabilirsin.
Ama onun için dünyanın en değerli şeyi, senin yanında geçirdiğin birkaç dakika olabilir.
Çünkü onun gözünde hediyenin fiyatı yoktur.
Senin verdiğin sevgi vardır.
---
Belki de bu yüzden bir köpek hediye etmek, aslında bir canlı hediye etmek değildir.
Bir bağ hediye etmektir.
Bir dostluk hediye etmektir.
Birlikte büyüyeceğin anılar hediye etmektir.
Bir evin içinde seni karşılayacak bir neşe hediye etmektir.
Fakat burada unutulmaması gereken çok önemli bir şey vardır:
Bir köpek sürpriz bir eşya gibi düşünülmemelidir.
Çünkü o bir oyuncak değildir.
Bir hediye paketi gibi açılıp bir süre sonra kenara bırakılabilecek bir şey hiç değildir.
Bir köpek, yıllarca sürecek sorumluluktur.
Onun yemek ihtiyacı vardır.
Veteriner kontrolleri vardır.
Güvenli bir yaşam alanına ihtiyacı vardır.
Oyun ve hareket ihtiyacı vardır.
Eğitime, sabra ve ilgiye ihtiyacı vardır.
Ve en önemlisi, terk edilmeyecek bir yuvaya ihtiyacı vardır.
Bu yüzden bir köpeği birine vermenin en güzel tarafı, o insanın gerçekten buna hazır olmasıdır.
Çünkü sevgi yalnızca "Seni çok seviyorum." demek değildir.
Bazen sabah erkenden kalkmaktır.
Bazen onun ihtiyaçlarını kendi planlarından önce düşünmektir.
Bazen sabırlı olmaktır.
Bazen yorulduğun hâlde onunla ilgilenmektir.
Sevgi, sorumluluk almaktır.
---
Bir köpek büyürken aslında sen de onunla birlikte büyürsün.
O sana sabrı öğretir.
Sorumluluğu öğretir.
Şefkati öğretir.
Kaybetmenin ne kadar zor olduğunu öğretir.
Ve belki de en önemlisi, zamanın değerini öğretir.
Çünkü onunla geçirdiğin her yıl, bir gün hatırlayacağın bir hikâyeye dönüşür.
Bir fotoğraf.
Bir oyuncak.
Bir tasma.
Birlikte yürüdüğünüz bir yol.
Evin içinde bıraktığı küçük bir iz.
Ve bir gün bütün bunlara baktığında, onun hayatında ne kadar büyük bir yer kapladığını anlarsın.
Belki de bir köpeğin insan hayatındaki en güzel tarafı budur:
Sen ona bir yuva verdiğini düşünürsün.
Ama aslında o da sana bir yuva hissi verir.
---
İnsan milyonlarca şey satın alabilir.
En güzel eşyaya sahip olabilir.
En pahalı hediyeyi verebilir.
Ama hiçbir eşya kapıda seni beklemez.
Hiçbir oyuncak sen üzgünken yanına gelip sessizce oturmaz.
Hiçbir telefon eve geldiğinde kuyruğunu sallayarak seni karşılamaz.
Hiçbir eşya senin sesini yıllar içinde öğrenmez.
Bir köpeğin sevgisi bu yüzden farklıdır.
Çünkü o sana bir şey vermez sadece.
Seninle bir hayat paylaşır.
Ve belki de hayatın en güzel hediyeleri, sahip olduğumuz şeyler değil; birlikte yaşadığımız anlardır.
Bir insanın hayatına bir köpek girdiğinde, evin içinde yalnızca dört ayaklı bir canlı yaşamaya başlamaz.
Yeni hikâyeler başlar.
Yeni alışkanlıklar oluşur.
Yeni anılar birikir.
Ve insan fark etmeden, yıllar sonra bile hatırlayacağı bir dostluk kurar.
---
Bu yüzden bir insana milyonlarca şey hediye edebilirsiniz.
Bir kutuyu açtığında mutlu olmasını sağlayabilirsiniz.
Bir eşyayı eline verdiğinizde yüzünü güldürebilirsiniz.
Ama bir insana hayatı boyunca yoldaş olacak bir köpek verdiğinizde, ona yalnızca bir hediye vermiş olmazsınız.
Ona birlikte büyüyeceği bir dost verirsiniz.
Kötü gününde yanında olacak bir canlı verirsiniz.
Eve geldiğinde onu bekleyen bir neşe verirsiniz.
Yalnız hissettiğinde yanında sessizce oturacak bir arkadaş verirsiniz.
Ve belki de yıllar sonra geriye dönüp baktığında, elinde kalan en değerli şeyin bir zamanlar açtığı hediye paketi değil, o paketten çıkan dostuyla yaşadığı bütün anılar olduğunu fark eder.
Çünkü bazı hediyeler açıldıkları gün güzeldir.
Bazıları ise yıllar geçtikçe değer kazanır.
Bir köpek ise...
Bir hediye olarak başlamış olsa bile, zamanla ailenin bir parçasına dönüşür.
Ve belki de insana verilebilecek en güzel hediye, ona yalnızca bir şey vermek değil;
hayatı boyunca hatırlayacağı bir dostluk bırakmaktır.
⏳️
Mina'nın arkadaşının evinden çıktığımızda hava çoktan kararmıştı.
Alışveriş merkezinde geçirdiğimiz birkaç saatin ardından elimizde poşetlerle yürürken ikimiz de yorulmuştuk. Mina'nın elindeki poşetlerin sayısı benimkilerin neredeyse iki katıydı.
Bir ara dayanamayarak ona baktım.
"Sen sadece birkaç şey alacaktın."
Mina poşetlere baktı.
"Aldım."
"Bu kadar şeyi ne yaptın?"
"Çeşitli."
"Çeşitli ne?"
"Çeşitli şeyler."
"Çok açıklayıcı."
Mina güldü.
"Sen de aldın."
"Ben ihtiyaç olan şeyleri aldım."
"Benim aldıklarım da ihtiyaç."
"Üç tane aynı tokaya ihtiyacın yok."
"Üç farklı renk."
"Yine de üç."
"Moda böyle bir şey."
Başımı iki yana salladım.
Apartmana geldiğimizde merdivenlerden çıkmak bile zor geliyordu. Mina poşetleri bir basamakta yere bırakıp nefes aldı.
"Bir dakika."
"Ne oldu?"
"Hayatımı sorguluyorum."
"Poşetleri neden bu kadar doldurdun?"
"Onu sorgulamıyorum."
"Ne sorguluyorsun?"
"Senin neden asansör yerine merdivenli bir eve taşındığını."
Gülmeye başladım.
"Biz taşınırken sana sormuştuk."
"Ben o sırada duygusaldım."
"Sen koli taşıyordun."
"İşte, duygusal bir şekilde koli taşıyordum."
Sonunda kapımızın bulunduğu kata çıktık.
Ben çantamdan anahtarları çıkarmak için elimi cebime attığım sırada bir şey dikkatimi çekti.
Kapının hemen önünde kırmızı bir kutu duruyordu.
Oldukça büyük değildi. Üzerine ince bir kurdele bağlanmıştı. Kutunun kapağının kenarından küçük delikler görünüyordu.
Bir an durdum.
"Mina..."
Mina arkamdan geldi.
"Ne?"
Kutuyu gösterdim.
"Bu ne?"
Mina poşetlerini yere bıraktı.
"Sen mi sipariş verdin?"
"Hayır."
"Ben de."
Kutunun yanına eğildim.
İçeriden hafif bir hareket sesi geldi.
Mina'nın gözleri büyüdü.
"İnci..."
"Ne?"
"Kutunun içinde bir şey var."
"Fark ettim."
"Ya canlıysa?"
Kutudan bir anda minicik bir ses geldi.
"Havvv..."
Mina ağzını kapattı.
"Bu köpek!"
Hemen kutunun yanına çömeldim.
"Dur."
Kurdeleyi dikkatlice çözdüm. Kapağı kaldırdığım anda içimdeki bütün şaşkınlık başka bir şeye dönüştü.
Kutunun içinde küçücük bir yavru köpek vardı.
Tüyleri yumuşacık görünüyordu. Minik patileri kutunun kenarına dayanmış, kocaman gözleriyle bize bakıyordu. Boynunda küçük bir kurdele vardı.
Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Mina da benim yanımda çömelmişti.
"Bu..."
Elimi yavaşça kutuya uzattım.
Yavru köpek parmaklarımı kokladı.
Sonra minik dilini çıkarıp elimi yaladı.
İstemeden gülümsedim.
"Çok küçük."
Mina'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Çok tatlı."
Kutunun içinde bir de kırmızı bir zarf vardı.
Zarfın üzerinde yalnızca benim adım yazıyordu.
İnci.
Kalbim bir an hızlandı.
Zarfı elime aldım.
Mina hemen yüzüme baktı.
"Kimden?"
Zarfı açtığımda içinden katlanmış bir kâğıt çıktı.
İlk satırda Demir'in el yazısını gördüm. Suçlar yazıyordu.
**“Sana nasıl anlatayım be, inci tanem.
Bazen bir gülüşün bin gülüşe beter,
Bazen bir sesin bin akarsuya beter.
Sessizliğinde bile sana uyandım,
Gözlerimde bile seni buldum.
Aşıktım, hem de çok. Farkındaydın da.
Ama sen de korktun, aşktan,
sessizlikten, yalnızlıktan.
Belki farkındasındır, ben seni her
şeyden önce kalbime yazdım.
Her şeyden önce gözlerinde
boğuldum,
Her şeyden önce gözlerinde kendimi unuttum.
Aşığım be, inci tanem...
— Demir Birkan Karaca
Bir anda bütün sesler uzaklaşmış gibi hissettim.
Mina da sessizleşti.
Şiiri okumaya başladım.
Kısa bir şiirdi.
Demir'in bana söylemek isteyip yüzüme söyleyemediği şeyleri birkaç satıra sığdırmıştı.
Kâğıdın sonuna geldiğimde bir süre hiçbir şey söylemedim.
Mina bana baktı.
"İyi misin?"
Kâğıdı yavaşça katladım.
"Evet."
"Şiiri beğendin mi?"
Yavru köpeğe baktım.
"Şiiri bilmiyorum."
"Ne demek bilmiyorum?"
"Bu köpeği neden gönderdiğini merak ediyorum."
Mina kutunun içine baktı.
"Belki seni mutlu etmek istemiştir."
Köpek o sırada kutunun kenarına patisini koydu.
Mina gülümsedi.
"Bak, bence o da benimle aynı fikirde."
Köpeği dikkatlice kucağıma aldım.
Minicik bedeni avuçlarımın arasında neredeyse kayboluyordu.
Başını göğsüme yasladı.
İçimde garip bir sıcaklık oluştu.
"Onu içeri alalım."
Mina hemen ayağa kalktı.
"Tabii ki!"
Kapıyı açıp içeri girdik.
Köpeği yere bıraktığımız anda evin içinde küçük patilerin sesi duyulmaya başladı.
Bir o yana koşuyor, bir bu yana dönüyordu.
Mina kahkaha attı.
"Bu ev artık onun."
"Beş dakika önce geldi."
"Ben karar verdim."
Köpek halının üzerinde kayıp tekrar ayağa kalktı.
Mina ona baktı.
"İsim bulmamız lazım."
"Doğru."
"Ben buldum."
"Ne?"
"Patates."
Ona baktım.
"Patates mi?"
"Evet."
"Köpek bu."
"Patates de güzel."
"Başka."
"Turşu."
"Hayır."
"Çorap."
"Hayır."
"Terlik."
"Mina!"
"Tamam, tamam."
Köpek gelip ayağımın yanına oturdu.
Mina parmağıyla onu gösterdi.
"Bak, bence kendisi karar versin."
"Nasıl?"
"İsimleri söyleyelim. Hangisinde havlarsa onu koyarız."
"Bu mantıklı değil."
"Benim yöntemlerim sorgulanmaz."
Mina çömeldi.
"Patates."
Köpek baktı.
"Turşu."
Köpek esnedi.
"Çorap."
Köpek başını çevirdi.
Mina bana döndü.
"Çok seçici."
Gülmeye başladım.
"Başka isim söyle."
Mina düşündü.
"Kont."
"Hayır."
"Prens."
"Çok klasik."
"Paşa."
"Hayır."
"Şakir?"
Bir an durdum.
"Şakir güzel."
Mina gözlerini büyüttü.
"Gerçekten mi?"
Köpek tam o sırada kuyruğunu salladı.
Mina ayağa fırladı.
"Tamam! Şakir!"
Köpeği işaret etti.
"Şakir, gel!"
Yavru köpek ona doğru iki küçük adım attı.
Mina gururla bana baktı.
"Gördün mü? Kabul etti."
Ben gülümserken boynumdaki kolyeye dokundum.
Kum saati.
Demir'in bana verdiği kum saati.
Parmaklarım kolyenin üzerinde gezindi.
Bir anda başka bir isim düşündüm.
"Dur."
Mina bana baktı.
"Ne?"
"Kum saati."
"Ne olmuş?"
"Köpeğin ismi."
Mina birkaç saniye düşündü.
"Kum saati mi?"
"Hayır."
Yavru köpek bana baktı.
"Kum."
Mina'nın yüzünde gülümseme oluştu.
"Kum?"
Başımı salladım.
"Demir'in bana verdiği kum saatinden."
Mina bir süre sessiz kaldı.
Sonra küçük köpeğe baktı.
"Kum..."
Yavru köpek kuyruğunu salladı.
Mina gülümsedi.
"Tamam. Bence oldu."
Küçük köpeği kucağıma aldım.
"Merhaba Kum."
Kum yüzümü yaladı.
Mina kahkaha attı.
"Tamam, seni sevdi."
O gece Kum'u salondaki küçük yatağına yatırmaya çalıştık.
Ama Kum'un bizimle aynı fikirde olmadığı daha ilk dakikadan belliydi.
Yatağına koyuyorduk.
Kalkıyordu.
Tekrar koyuyorduk.
Tekrar kalkıyordu.
Mina üçüncü denemeden sonra ellerini beline koydu.
"Bak küçük bey, burada kurallar var."
Kum kuyruğunu salladı.
"Ben ciddi konuşuyorum."
Kum esnedi.
"İnci, bu beni ciddiye almıyor."
"Çünkü sen köpekle tartışıyorsun."
"Çünkü dinlemiyor."
Kum gelip Mina'nın terliğini ağzına aldı.
Mina donup kaldı.
"Terliğimi bırak."
Kum kaçtı.
"Mina."
"Ne?"
"Koşma."
"Terliğimi çalıyor!"
İkimiz de Kum'un peşinden koşmaya başladık.
Kum salonun içinde küçük bir tur attı, sonra koltuğun altına girdi.
Mina yere çömeldi.
"Çık oradan."
Kum kafasını uzattı.
"Bak, sana kızmayacağım."
Ben kahkaha atıyordum.
"Yalan söylüyorsun."
"Tamam, biraz kızacağım."
Gece ilerledikçe yorgunluk üzerime çökmeye başladı.
Sonunda odama geçtim.
Kum'u da yatağının yanına bıraktım.
"İyi geceler, Kum."
Minik kuyruğunu salladı.
Yatağa uzandım.
Gözlerimi kapatmadan önce masanın üzerinde duran kırmızı kutuya baktım.
Demir'in gönderdiği şiir...
Kum...
Ve boynumdaki kum saati...
Bütün bunların aynı gece karşıma çıkması garipti.
Düşüncelerim birbirine karışırken gözlerim ağırlaşmaya başladı.
Son düşündüğüm şey, Kum'un minik patilerinin odanın içinde çıkardığı ses oldu.
Sonra uykuya daldım.
---
Ertesi sabah
Yüzüme vuran güneşle değil, göğsümün üzerinde hissettiğim ani bir ağırlıkla uyandım.
Gözlerimi açtım.
Karşımda iki kocaman göz vardı.
"Kum?"
Kum kuyruğunu salladı.
Sonra yüzümü yaladı.
"Ah!"
Kahkaha atarak yüzümü kapattım.
"Kum, çekil!"
Kum bunu oyun sandı.
Bir kez daha üzerime atladı.
"Kum!"
Kapının ardından Mina'nın sesi geldi.
"Uyandın mı?"
"EVET!"
Mina kapıyı açtı.
Beni yatağın üzerinde, Kum'u da üzerimde görünce kahkahayı bastı.
"Sabah alarmın bayağı sevimliymiş."
Kum bu kez Mina'ya doğru atladı.
Mina geri çekildi.
"Hayır! Ben daha hazır değilim!"
Kum yatağın kenarından aşağı atladı.
Mina'nın terliğini ağzına aldı ve kaçtı.
Mina olduğu yerde kaldı.
"İnci."
"Ne?"
"Bu çocuk benim terliklere kafayı taktı."
Gülmekten kendimi tutamadım.
Mina Kum'un peşinden koşarken bağırdı:
"Gel buraya küçük hırsız!"
Ben yataktan kalkıp onları izledim.
Dün gece yaşananların bütün ağırlığı bir anda biraz olsun hafiflemişti.
Kum salonun ortasında durmuş, ağzında Mina'nın terliğiyle bize bakıyordu.
Mina ellerini beline koydu.
"Son kez söylüyorum."
Kum kuyruğunu salladı.
"Ben bu köpekle anlaşamayacağım."
Gülerek Kum'a baktım.
"Ben anlaşırım."
Kum hemen bana doğru koştu.
Onu kucağıma aldım.
Mina başını iki yana salladı.
"İkinizin de aklı aynı."
Kum yüzümü yaladı.
Ben de istemeden gülümsedim.
Belki de o kırmızı kutunun içindeki en büyük sürpriz, şiir değildi.
Kum'du.
YAZAR NOTU:
BU BÖLÜMDEKİ ŞİİR BANA AİT DEĞİLDİR.
Şiiri ben değil bu kız yazdı bilginize.
Demirin inciye hediye ettiği köpekde bu.
