7. bölüm · Kum saati

Güven

Ömür Kalkan

Demir Birkan Karaca

7 ocak

Güven, Ölümün Maske Takmış Hâlidir

Güven...

İnsanların birbirine verdiği en garip şeylerden biridir. Görünmezdir, tutulamaz, ölçülemez. Birinin eline bırakmazsın onu, bir kutunun içine koyup saklayamazsın. Ama bir insana güvendiğinde aslında ona kendinden bir parça bırakırsın.

Sırlarını verirsin.

Korkularını verirsin.

Zayıflıklarını gösterirsin.

Ve en önemlisi, sana zarar vermeyeceğine inanırsın.

Belki de güvenin en tehlikeli tarafı budur.

Bir insana güvenmek, ona seni incitebileceği yeri göstermek demektir.

Bu yüzden bazen düşünüyorum...

Güven, ölümün maske takmış hâlidir.

Çünkü ölüm geldiğinde insan ne olduğunu bilir. Ani olabilir, acı olabilir, korkutabilir ama sonunda gerçektir. Güven ise insana önce hayat verir. Seni rahatlatır. Omuzlarındaki yükü hafifletir. "Artık yalnız değilim." dedirtir.

Sonra...

Eğer yanlış kişiye verilmişse, aynı güven insanın içindeki bir şeyi öldürebilir.

Bir daha eskisi gibi inanabilme duygusunu.

Bir daha birine kendini tamamen bırakabilme cesaretini.

Bir daha "Bana bunu yapmaz." diyebilme ihtimalini.

İnsan bazen birini kaybetmez.

O insana güvendiği hâlini kaybeder.

Ve belki de en büyük kayıp budur.

---

Bir çocuğun güvenini düşün.

Bir çocuk, dünyayı olduğu gibi kabul eder. Bir yetişkinin yalanını sorgulamaz. Elini tuttuğunda bırakmayacağını düşünür. "Ben yanındayım." dendiğinde gerçekten yanında olunacağına inanır.

Çünkü çocuklar henüz insanların verdiği sözlerin her zaman tutulmadığını öğrenmemiştir.

Sonra büyür.

Birileri sözünü tutmaz.

Birileri gider.

Birileri yalan söyler.

Birileri verdiği güveni kullanır.

Ve çocuk, yavaş yavaş öğrenir.

Artık her "Sana söz veriyorum." cümlesine inanmaz.

Her gülümsemeyi samimi bulmaz.

Her yakınlaşmayı sevgi olarak görmez.

Çünkü bir zamanlar sorgulamadan inandığı dünya, ona şüphe etmeyi öğretmiştir.

Belki de büyümek, biraz da güvenmeyi bırakmaktır.

---

İnsanların güvenini kazanmak kolay değildir.

Bir insanın sana tamamen açılması için bazen aylar gerekir.

Belki yıllar.

Küçük şeylerle başlar.

Sana anlattığı sırrı saklarsın.

Kötü gününde yanında olursun.

Arkasından konuşmazsın.

Verdiğin sözü tutarsın.

Onu başkalarının yanında küçük düşürmezsin.

Ve zamanla sana inanmaya başlar.

Sonra bir gün sana hayatının en büyük sırrını anlatır.

İşte o an elinde yalnızca bir sır yoktur.

Bir insanın sana bıraktığı güven vardır.

Onu koruyabilirsen, o insanın hayatında güvenebileceği biri olursun.

Ama kullanırsan...

Bir insanın yalnızca sırrını değil, sana olan inancını da yok edersin.

Ve güven bir kez kırıldığında, özür dilemek her zaman yeterli olmaz.

Çünkü özür, geçmişi değiştirmez.

Sözler, yaşanmış olanı silmez.

"Bir daha yapmayacağım." demek, bir insanın zihnindeki "Ya yine yaparsa?" sorusunu tamamen susturmaz.

İşte güvenin ölümle benzediği yer belki de burasıdır.

Çünkü bazı şeyler öldüğünde geri dönmez.

Güven de bazen böyle ölür.

Sessizce.

Kimsenin duymadığı bir anda.

Büyük bir kavga olmadan.

Bazen yalnızca tek bir yalanla.

Tek bir ihanetle.

Tek bir hayal kırıklığıyla.

---

İnsanlara güvenmek aslında bir çeşit risktir.

Çünkü karşındaki insanın sana ne yapacağını hiçbir zaman tamamen bilemezsin.

Bugün yanında olan insan yarın gidebilir.

Bugün seni koruyan insan yarın seni yaralayabilir.

Bugün "Seni asla bırakmam." diyen biri, yarın arkasına bile bakmadan yürüyebilir.

Ve insanın en büyük yanılgısı, kendi sadakatini başkasının sadakatinin garantisi sanmasıdır.

"Ben ona bunu yapmazdım."

dersin.

Bu yüzden onun da sana yapmayacağını düşünürsün.

Ama insanlar sen değilsindir.

Senin vicdanın, onun vicdanı değildir.

Senin verdiğin değer, onun vereceği değerin garantisi değildir.

Bu yüzden güven, aslında bir insana inanmak kadar onun seçimlerine de kendini bırakmaktır.

Ve insan, başkasının seçimlerini kontrol edemez.

---

Belki de bu yüzden güvenmek cesaret ister.

Çünkü güvenmek, "Beni incitebilirsin ama yine de sana inanmayı seçiyorum." demektir.

Bir insana güvenmek aptallık değildir.

Tam tersine, bazen insanın yapabileceği en büyük cesarettir.

Çünkü güven olmadan hiçbir bağ kurulamaz.

Dostluk güven ister.

Aile güven ister.

Sevgi güven ister.

İnsanların birbirleriyle kurduğu bütün gerçek ilişkilerin altında görünmeyen bir temel vardır.

Güven.

O temel çöktüğünde, üstüne ne kadar güzel şey inşa edersen et bina ayakta kalmaz.

Çünkü güven yoksa sevgi bile şüpheye dönüşür.

Bir insan seni sevdiğini söylediğinde bile düşünmeye başlarsın:

"Gerçekten mi?"

Yanında olduğunda:

"Ne zamana kadar?"

Bir şey söylediğinde:

"Doğru mu?"

Ve en acısı, karşındaki insan gerçekten dürüst olsa bile ona inanmakta zorlanırsın.

İşte geçmişte kırılan güvenin bugüne bıraktığı en ağır miras budur.

---

Bazen bir insanın güvenini kırmak için büyük bir ihanet bile gerekmez.

Küçük yalanlar yeterlidir.

Çünkü güven bir anda oluşmaz.

Küçük parçaların birleşmesiyle oluşur.

Aynı şekilde bir anda dağılmaz belki ama küçük çatlaklarla parçalanır.

Bugün söylediğin küçük bir yalan...

Yarın sakladığın başka bir gerçek...

Sonra verdiğin ama tutmadığın bir söz...

Ve bir süre sonra karşındaki insan sana bakarken artık eskisi gibi bakmaz.

Belki hâlâ yanında oturur.

Hâlâ seninle konuşur.

Hâlâ gülümser.

Ama içinde bir şey değişmiştir.

Sana inanmak yerine seni izlemeye başlamıştır.

Sözlerini dinlemek yerine davranışlarını kontrol etmeye başlamıştır.

Çünkü güven gittiğinde insan artık söylenene değil, kanıtlanana inanır.

---

Belki de güvenin en acı tarafı budur:

İnsan bir kez kandırıldığında, yalnızca kandıran kişiye değil, gelecekte karşısına çıkacak insanlara da şüpheyle bakabilir.

Birinin yaptığı hata, başka insanların masumiyetine gölge düşürebilir.

Bu yüzden bir insanı kandırmak yalnızca o anı etkilemez.

Onun gelecekte kuracağı ilişkileri de etkileyebilir.

Belki bir gün gerçekten iyi biri karşısına çıkar.

Onu gerçekten sever.

Ona zarar vermek istemez.

Ama geçmişte yaşadıkları yüzünden o kişiye kendini açamaz.

Çünkü kalbi şöyle der:

"Ya bu da giderse?"

İşte bazı insanlar hayatımızdan çıktıktan sonra bile bizimle yaşamaya devam eder.

Onları sevdiğimiz için değil.

Bize bıraktıkları korkular yüzünden.

---

Güven, bu yüzden ölümün maske takmış hâlidir.

Çünkü bazen sana zarar verecek şeyin yüzünü önceden göremezsin.

Güven ona bir maske verir.

Onu dostluk gibi gösterir.

Sevgi gibi gösterir.

Aile gibi gösterir.

Bazen yıllardır tanıdığın birinin yüzünde bile olabilir.

Ve sen maskenin ardında ne olduğunu anlayana kadar ona en değerli şeylerini çoktan vermiş olabilirsin.

Kalbini.

Sırlarını.

Anılarını.

Korkularını.

Zayıflıklarını.

Sonra maske düştüğünde, karşındaki insanın kim olduğunu değil, aslında onu ne kadar yanlış tanıdığını fark edersin.

İşte insanı asıl yıkan da budur.

Birinin kötü olması değil.

Onu iyi sandığını fark etmek.

---

Ama yine de güvenmekten tamamen vazgeçmek doğru mudur?

Belki değildir.

Çünkü herkes aynı değildir.

Bir insan seni kandırdı diye bütün insanların yalancı olması gerekmez.

Bir insan seni terk etti diye herkesin gideceği anlamına gelmez.

Bir insan verdiği sözü tutmadı diye bütün sözlerin yalan olması gerekmez.

Fakat insanın bunu öğrenmesi kolay değildir.

Kırılmış bir kalbe yeniden inanmayı öğretmek, belki de dünyanın en zor işlerinden biridir.

Güven kırıldıktan sonra insanın karşısındaki kişiden istediği şey çoğu zaman büyük sözler değildir.

Tutarlılıktır.

Sabırdır.

Zamandır.

Çünkü güven bir cümleyle geri gelmez.

Davranışlarla geri gelir.

Bir gün değil, yüzlerce gün boyunca aynı insan olabilmekle geri gelir.

Ve belki de gerçek güvenin ölçüsü budur:

Bir insanın kimse bakmıyorken de aynı kişi olması.

---

Sonunda şunu anlamak gerekir:

İnsanların kalbine girmek kolay değildir.

Ama girdikten sonra orada bıraktığın izden sorumlusun.

Sana güvenen bir insanı kandırmadan önce düşünmelisin.

Çünkü belki onun sana verdiği güven, hayatında bir başkasına verdiği son güvendir.

Belki senden önce defalarca kırılmıştır.

Belki seni seçerken bütün korkularına rağmen bir adım atmıştır.

Ve sen o güveni kırdığında, yalnızca kendine olan inancını değil, belki de onun insanlara olan inancını da kırarsın.

Bu yüzden güven bir hediye gibi düşünülmeli.

Çünkü her insan sana kalbinin kapısını açmaz.

Açtığında da o kapının ardında yalnızca güzel şeyler yoktur.

Orada geçmiş vardır.

Korkular vardır.

Yaralar vardır.

Umutlar vardır.

Ve sen o kapıdan içeri girdiğinde, bütün bunlara dokunursun.

Belki de bu yüzden güven gerçekten ölümün maske takmış hâlidir.

Çünkü ölüm bir şeyi senden alır ve geri vermez.

Güven de yanlış ellerde aynı şeyi yapabilir.

Senden bir parça alır.

Sana uzun süre yaşayacağını düşündüğün bir bağ verir.

Sonra o bağ kırıldığında, yalnızca karşındaki insanı değil, onunla birlikte kendinin bir parçasını da kaybedersin.

Ve geriye tek bir gerçek kalır:

Güvenmek cesaret ister.

Ama güveni kırılmış bir insanın yeniden güvenebilmesi, bundan çok daha büyük bir cesaret ister.

Çünkü bazı insanlar bir kez ölür.

Ama bazı güvenler, insanın içinde her gün yeniden ölür.

Ve belki de en acısı...

Bazen insan, güvenin ölümün maskesi olduğunu ancak maskeyi çıkardığında anlar.

⏳️

Olaydan gecesi

Saatin kaç olduğunu bilmiyordum.

Telefonumu elime aldığımda ekranın soğuk ışığı karanlık odayı kısa bir süreliğine aydınlattı. Gece çoktan ilerlemişti.

Ekrana birkaç saniye baktım.

Sonra telefonu masanın üzerine bıraktım.

Ev normalden daha sessizdi.

Dışarıda hafif bir yağmur vardı. Camlara vuran damlaların sesi, odanın içindeki sessizliği daha da belirgin hâle getiriyordu.

Yerimden kalkıp pencereye doğru yürüdüm.

Perdeyi biraz araladım.

Sokak bomboştu.

Sarı sokak lambasının altında ıslak kaldırım parlıyordu. Karşıdaki apartmanın birkaç penceresinde ışık yanıyordu. Onun dışında her yer karanlıktı.

Perdeyi kapatmak üzereydim ki...

Tak.

Kapıdan bir ses geldi.

Olduğum yerde kaldım.

Bir süre hareket etmeden dinledim.

Belki yanılmıştım.

Belki rüzgârdı.

Ama birkaç saniye sonra aynı ses tekrar duyuldu.

Tak... tak.

Kaşlarımı çattım.

Saatin bu kadar geç olduğu bir saatte kim gelmiş olabilirdi?

Telefonumu cebime koyup kapıya doğru yürüdüm.

Adımlarımın sesi koridorda yankılanıyordu.

Kapının önüne geldiğimde durdum.

"Kim var?"

Cevap gelmedi.

Elimi kapı koluna uzattım ama birkaç saniye açmadan bekledim.

İçimde garip bir huzursuzluk vardı.

Sonunda kapıyı açtım.

Koridor loştu.

Karşımda biri duruyordu.

Yüzünü tam olarak göremiyordum.

Bir an hiçbir şey söylemeden birbirimize baktık.

Sonra kaşlarımı çattım.

"Sen..."

Sesim istemsizce kısıldı.

Karşımdaki kişi cevap vermedi.

Sadece bana bakıyordu.

"Bu saatte burada ne işin var?"

Yine cevap yoktu.

Bir adım geri çekildim.

O an kalbimin daha hızlı attığını fark ettim.

Koridordaki ışık bir kez titredi.

Gözlerimi kısa bir anlığına kırptım.

Tekrar baktığımda karşımdaki kişi hâlâ oradaydı.

Kim olduğunu anlamaya çalıştım.

Ama yüzünü seçemiyordum.

Bir adım daha geri gittim.

Sonra...

Her şey bir anda oldu.

Telefonum cebimden yere düştü.

Çat!

Ekranın ışığı karanlık koridora yayıldı.

Başımı aşağı eğdim.

Telefonun çatlamış ekranından yansıyan ışıkta yalnızca bir siluet gördüm.

Başımı kaldırdım.

Gözlerim karanlığa alışmaya çalışıyordu.

Son gördüğüm şey...

bir çift göz oldu.

Sonra...

Karnında bi sızı fark ettim. Karnındaki metal bi anca karnımdan çıktı. Ve tekrar tekrar girip çıktı.

" Bu yaptığın. Değdimi. Ben sana güvenmiştim. "

Bir anda yere yığıldım. Babam demişti. Bir insanı ne hataları ne doğruları nede nefreti öldürürdü. Bir insanı öldüren şey güvendi.