17. bölüm · Kulübedeki çocuk

Mektup

İyibir Yazar

İşler düşündüğü gibi çıkmıştı. Her şey apaçık ve netti: Serginin sahibi bir dolandırıcıydı. Hedefi, ziyaretçilerden ne koparabilirse koparıp ortadan kaybolmaktı. Yakalanırsa suçu sanatçılara atacak, kendini temize çıkaracaktı.
Kayra’nın bunu çözmesi uzun sürmemişti. Adamın adı internette yalnızca uydurma haber sitelerinde geçiyordu. Ne geçmiş, ne bağlantı, ne de yüzüyle ilgili net bir şey. Tüm izler sahteydi.
Sandalyeye yaslanıp ellerini başının arkasında kenetledi. Bu tür dolandırıcılıkları çok görmüştü, ama bu kez durum kişiseldi. Sergi iptal edilmezse Mira’nın adı da lekelenirdi. Bunu düşünmek bile onu deli ediyordu.
Bilgisayar ekranındaki sayfalar ışık oyunlarıyla yüzüne vuruyordu. Çenesindeki kaslar sıkılmış, gözleri soğuk yansımada parlıyordu.
“Bir kahraman mıyım şimdi?” diye mırıldandı.
Cevap gelmedi. Zaten duymak istemiyordu.
Sadece Mira’ya ulaşmak istiyordu. Kimsenin engel olmasına izin vermeyecekti.
Başını yana eğdi. Düşünceleri arasında bir isim yankılandı: Murat Korkmaz.
Bu isim bir anahtardı. Kayra kilidi açmaya hazırdı.
Dirseklerini masaya koyup monitöre yaklaştı. “Murat Korkmaz”ı sahte belgelerden, eski web arşivlerinden, yurt dışı galerilerin derinliklerinden çekip çıkardı.
Bir eşleşme.
Sadece bir tane.
İstanbul, iki yıl önce: “Ayna” sergisi. Sponsor: Murat Korkmaz.
Açılıştan hemen sonra tablolar kaybolmuş, bir sanatçı ortadan yok olmuştu.
Kayra’nın yüzü gölgelendi.
Bu adam sadece dolandırıcı değildi. İnsan kaçırıyordu.
Hızla ayağa kalktı; sandalye devrildi.
Kapı aralandı. Deniz, elinde boş çay bardağıyla eşiğe yaslandı.
“Kayra, iyi misin?”
“İyiyim,” dedi keskin bir sesle. “Sadece işim var.”
Deniz’in gözleri ekrana kaydı. Kayra bir hamleyle sayfayı kapatıp boş bir belge açtı. Deniz başını sallayıp çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz gizli bağlantı geri geldi.
Altında küçük, önemsiz bir adres:
KORKMAZ Lojistik – İstanbul, Maslak.
Sanal yetmezdi. Gerçekte görmeliydi.
Dudakları gerildi.
“Beni bekle, Mira,” diye fısıldadı.
Merdivenleri ikişer ikişer çıktı, odasına vardı, Kayra kapıyı arkasından kapatır kapatmaz odanın loş havası üzerine çöktü. Tek ampul, tavandaki eski avizenin tozlu camından sızan sarı ışıkla duvarlara uzun gölgeler çiziyordu. Hava sıcak, yapış yapış; pencere aralık olsa da dışarıdan gelen uğultu içeri dolmuyordu.
Askıdaki siyah deri ceketini aldı önce. Kolları dar, omuzları hafifçe kalkık; eski ama hâlâ sağlam. Gömleğinin üst düğmelerini açmadan ceketi omzuna geçirdi, fermuarı yavaşça yukarı çekti. Metal dişlerin sesi odada yankılandı, bir an için kalbinin atışıyla yarıştı.
Pantolonunu değiştirdi. Kot yerine koyu gri kargo pantolon; cepleri dolu, fermuarlı. Kemer tokasını tıklattı, deri kemerin gıcırtısı keskin bir nefes gibi geldi. Ayakkabılarını giyerken diz çöktü; siyah, bağcıksız botlar. Parmak uçlarıyla topuğu itti, ayağa kalktı. Aynaya bakmadı. Bakmak istemiyordu.
Salondan İsmet’in sesi geldi:
“Kayra, biraz gelir misin? Konuşmamız lazım.”
İrkildi. Kalbi hızlandı. İsmet bu tonda ya birini koruyacak ya da durduracaktı.
.Ağır adımlarla kapıya yöneldi.hızla merdivenlerden indi.
İsmet mutfakta bekliyordu. Elinde bir zarf.
“Bu sabah geldi,” dedi. “Senin adına değil ama adın geçiyor.”
Kayra yaklaşıp zarfa baktı. Gönderen kısmı boştu. İsmet başıyla onaylayınca açtı.
İçinden dosya çıktı: Gazete kupürleri, fotoğraflar, kısa bir not.
“Murat Korkmaz, asıl adı bilinmiyor. Yedi ülkede dolandırıcılık, iki kayıp vakası.”
Kayra sessiz kaldı.
Notun köşesinde bir parmak izi. Kadın eli gibiydi. Mira’nın değildi.Bunu hissetmişti.
“Bunu kim gönderdi?”
“Bilmem. Kapının altına bırakılmış. Belki araştırmanı fark ettiler.”
Kayra’nın gözleri küçüldü. İzleniyordu.
İçinde korku değil, keskin bir öfke kabardı.
“Onlar Mira’ya dokunurlarsa—”
“Kayra!” İsmet’in sesi sert çıktı. “Yine aynı hatayı yapma. Sakin ol. Önce düşün.”
Kayra başını çevirdi, gözleri kavrulmuş yaz ışığına daldı.
Düşünmek… Evet. Ama her saniye Mira’nın başına bir şey geliyor olabilirdi.
Bilgisayara döndü. Dosyadaki adresleri kontrol etti: Üç şehir, beş şirket, hepsi bir ağın parçası.
Ortasında her seferinde KORKMAZ Lojistik.
Hafifçe güldü. Acı bir gülüştü.
“Demek oyun o kadar büyük.”
İsmet yaklaştı, elini omzuna koydu.
“Beni dinle. Bu işin arkasında kim varsa, tek başına altından kalkamazsın.”
Kayra başını kaldırdı.
“Sorun da bu,” dedi. “Tek başıma olmam gerekiyor.”
Odayı terk etti. Adımları sessiz, kararlı.
Artık hiçbir şey onu durduramazdı.
Ve Mira’dan hâlâ haber yoktu.

Evden çıkarken elindeki anahtara baktı ev in anahtarıydı. Ve üzerinde bir anahtarlık vardı. Bazı boncukları dükülmeye başlamıştı. Bi ara bu hatırayı düzeltmeliydi.