18. bölüm · Kulübedeki çocuk

Çökert

İyibir Yazar

Kayra, şehrin en işlek caddelerine inat, gece boyunca yalnızca farelerin dolaştığı bir depoya gizlenmişti. Kapının ardında duyulan hafif metal sürtünmeleri, içeride birilerinin hazırlık yaptığını ele veriyordu. Karanlıkla bütünleşen gövdesi neredeyse görünmezdi. Soğuk beton zeminin üzerinde sabırla beklerken nefesini bile ritme sokmuştu.

Bu ağın merkezini bulmak haftalarını almıştı. “Sanat koleksiyoncusu” adı altında yürüyen sözde şirket, gerçekte hırsızlıkla toplanmış eserleri yurtdışına kaçıran bir örgüttü. Tablolar, heykeller, çizimler… hiçbirinin gerçek alıcısı yoktu. Hepsi paravan sistemlerin içinde kayboluyor, sattıkları sanatla değil, çaldıkları hikâyelerle zenginleşiyorlardı.

Kayra’nın gözünde bu insanlar sadece hırsız değildi; Mira’nın hayallerine bulaşabilecek potansiyel bir tehditlerdi. Ve o tehditleri, Mira’nın adını bile anmadan ortadan kaldırmak istiyordu.

Depodan bir adam dışarı çıktı. Telefonla konuşuyordu.
“Evet abi, tablo hazırlandı. Yarınki sergiden sonra harekete geçeceğiz. Mira mıdır nedir anlamayacak bile.”

Kayra’nın bakışlarındaki donukluk keskinleşti.
Mira....
Bu adamların planı daha başlamadan bitmeliydi.

Adam kapıdan uzaklaşıp köşeye döndüğü anda Kayra gölgelerden sıyrıldı. Ayak sesleri yok gibiydi; yılların içgüdüsüyle hareket ediyor, karanlığı kendi alanı gibi kullanıyordu. Adam sigarasını yakarken çakmağın ışığı yüzünü aydınlattı. O saniye Kayra’nın eli adamın ağzını kapatmış, bıçak sessizce kaburgaların arasına girmişti. Adam tepki bile veremeden yere çöktü.

Kayra, cesedi sürükleyip çöp konteynerinin arkasına sakladı. Nefesi hâlâ sakindi. Ellerini montuna sildi. Sonra yeniden depo kapısına yöneldi.

İçeride üç kişi vardı. Tablo dolu kasaları kontrol ediyor, gece yarısı teslimatı için düzenlemeler yapıyorlardı. Yüksek rafların arasında yankılanan konuşmalar Kayra’ya tüm planı çiziyordu.
“Sabah sergiye gireceğiz. Sahte koleksiyoncu kimliğiyle tabloyu alacağız.”
“Hangisi?”
“Şu kulübenin önünde duran çocuk resmi. Artistik bir şey değil ama alıcı onu istiyor.”
“Çocuk resmi… Hah. Ne buluyorlar anlamıyorum.”

Kayra’nın boğazında bir düğüm oluştu.
Mira’nın eseri.
Onun için boyadığı, günlerce başında oturduğu, kulübenin önünde duran küçük çocuk…
O tablo onun hayaliydi.

Bu insanlar iki kuruş uğruna o hayali çöpe çevireceklerdi.

Kayra depo kapısını sessizce araladı ve içeri süzüldü. Rafların gölgesine karışırken avuç içleri soğuk bir kararlılıkla doluydu. Birinci adamın yanından geçerken metal bir parça yere düşer gibi oldu. Adam dönüp bakamadan Kayra kolunu boğazına doladı. Nefesi kesildi.

İkinci adam, ses duyar gibi olup başını kaldırdığı anda Kayra onun üzerine atladı, omzunu çevirip duvara vurdu. Başındaki çarpmanın etkisiyle sendeleyen adam yere düştü. Kayra hiç tereddüt etmedi; saldırılarının her biri hızlı ve cerrahi keskinlikteydi.

Üçüncü adam kaçmak için kapıya yöneldi. Kayra onu yakalamaya çalışmadan önce adam bağırdı:
“Hırsız var! Biri girmiş!”

Bu cümle yarım kaldı. Kayra yetişip adamın dizini kırdı, adam acıyla yere kapaklandı. Sonra sessizlik.

Çok geçmeden depodaki üç adam da hareket etmiyordu.

Kayra odanın ortasındaki masaya yöneldi. Belgeler, para transferleri, sahte alıcı dosyaları… hepsini tek tek inceledi. Bu ağın sadece İstanbul’da değil, başka şehirlerde de kolları vardı. Ama bu gece, en önemli kolu çökmüştü.

Son kutuda bir şey dikkatini çekti. Kahverengi kâğıda sarılmış bir çalışma. Kenarında Mira’nın küçük imzası. Kulübenin önünde duran çocuk.

Kayra tabloyu dikkatlice eline aldı.
“Neredeyse çalacaklardı,” diye mırıldandı.
Onun fark etmeyeceği bir görevdi bu. Mira hiçbir zaman bilmeyecekti.

Tabloyu zarar vermeden paketleyip kendi çantasına yerleştirdi. Depo ışıklarını kapadı, dışarı çıkarken ardında bıraktığı sessizlik mezarlık gibi ağırdı.

Ertesi gün sergi açılmadan mühürlendi. Fakat bu Kayra'nın umrunda değildi toblo onun yanında ve güvenliydi.
Kayra’ya bakıyordu. Tablo Kayra' nın çok hoşuna gitmişti çocuğun yüz masumdu, eli kana bulanmadan önceki Kayra' gibi

Kayra bir süre tabloya baktı. Bir katil olmasına rağmen, o yüz onu yumuşatıyordu. Mira’nın dokunuşu hâlâ tuvalde yaşayan bir nefesti.

Bölüm sonuuu yurum bırkamayı unutmayın ve lütfen flowers hill ede bir göz atın 😘