8. bölüm · KÜLLERİN İÇİNDEKİ ATEŞ

8.Bölüm – Kuzeye Giden Yol

Hamza Halil Çınar

Mesaja uzun süre baktım Parmaklarım istemsizce titriyordu
"Kim gönderdi?" diye sordu Ateş
"Numara görünmüyor"
Telefonu ona uzattım
Birkaç saniye inceledi sonra bana geri verdi
"Bu bir tuzak olabilir"
"Olabilir"
"Yine de gideceksin değil mi?"
Başımı yavaşça salladım
"Eğer bu mesaj doğruysa yıllardır aradığım cevaplara ulaşabilirim"
Ateş derin bir nefes verdi
"Peki ya yanlışsa?"
Bir an sustum
"O zaman da bunu öğrenmiş olurum"
Arkama dönüp yanan fabrikaya baktım Alevler geceyi kırmızıya boyuyor gökyüzüne siyah dumanlar yükseliyordu
İçimde garip bir his vardı
Sanki o binayla birlikte geçmişimin bir parçası da yanıp kül olmuştu
"Gitmeliyiz" dedi Ateş
Ormanın içine doğru yürümeye başladık
Yağmur hızlanmıştı Islanan dallar yüzümü çiziyor çamura saplanan ayaklarımız ilerlememizi zorlaştırıyordu
Yaklaşık kırk dakika boyunca tek kelime etmeden yürüdük
Sonunda küçük ahşap bir kulübe gördük
Kapısı aralıktı
Pencerelerinden loş bir ışık sızıyordu
Ateş bana baktı
"Arkamda kal"
Silahlarımızı çıkarıp sessizce kapıya yaklaştık
Kapıyı yavaşça ittim
Gıcırdayarak açıldı
İçerisi beklediğimden sıcaktı
Köşedeki soba hâlâ yanıyordu
Masanın üzerinde yarısı içilmiş bir fincan kahve vardı
"Biri az önce buradaymış" dedi Ateş
Tam o sırada üst kattan hafif bir gıcırtı duyuldu
İkimiz de aynı anda silahlarımızı yukarı çevirdik
"Aşağı in!" diye seslendi Ateş
Cevap gelmedi
Merdivenleri yavaşça çıkmaya başladık
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sesini duyacaklarından korkuyordum
Üst kata ulaştığımızda odalar bomboştu
Sadece pencerenin önünde eski bir masa vardı
Masanın üzerinde katlanmış bir harita duruyordu
Haritayı açtığımda kuzey tarafı kırmızı kalemle işaretlenmişti
İşaretin yanında tek bir kelime yazıyordu
"Sığınak"
Haritanın arkasında ise küçük bir not vardı
"Gerçeği arıyorsan yalnız gitme"
Ateş notu okuduktan sonra kaşlarını çattı
"Birileri bizi yönlendirmeye çalışıyor"
"Belki de yardım etmeye çalışıyordur"
"Belki de ikisi birden"
Haritayı çantama koydum
Tam kulübeden çıkacakken dışarıdan motor sesleri geldi
Far ışıkları pencereleri aydınlattı
Ateş hızla lambayı söndürdü
"Eğil"
İkimiz de pencerenin altına çömeldik
Dışarıda iki siyah cip durmuştu
Araçlardan dört kişi indi
Hepsinin yüzü maskeliydi
İçlerinden biri yüksek sesle konuştu
"Kulübeyi arayın!"
Kalbim yeniden hızlanmıştı
Bizi bu kadar çabuk nasıl bulmuşlardı?
Ateş kulağıma eğildi
"Arka kapı"
Sessizce mutfağa geçtik
Tam kapıyı açacakken arkamızdan bir kadın sesi duyuldu
"Durun!"
İkimiz de aynı anda arkamıza döndük
Yaklaşık yirmi beş yaşlarında siyah montlu genç bir kadın karşımızda duruyordu
Elinde silah vardı ama namlusu yere bakıyordu
"Nihayet sizi buldum" dedi
Ateş hiç tereddüt etmeden silahını ona doğrulttu
"Kimsin?"
Kadın derin bir nefes aldı
"Adım Elif"
Gözlerini bana çevirdi
"Arya Keskin"
"...seni yıllardır arıyorum"
Şaşkınlıkla ona baktım
"Beni nereden tanıyorsun?"
Kadının gözleri doldu
"Çünkü ben..."
Bir an durdu
"senin ablanın en yakın arkadaşıydım"
Dünya sanki durmuştu
"Benim... ablam mı vardı?"
"Evet"
"Sana ondan hiç bahsetmediler"
Başımı iki yana salladım
"Hayır"
Elif cebinden eski bir kolye çıkardı
Kolye çocukluğumdan hatırladığım tek eşyaydı
Titreyen ellerimle kolyeyi aldım
Bunu gerçekten hatırlıyordum
Anılar zihnimde birer birer canlanmaya başlamıştı
Ama hissettiğim şey yalnızca özlem değildi
Aynı zamanda yaklaşan büyük bir tehlikeydi
Çünkü kulübenin dışından gelen ayak sesleri giderek yaklaşıyordu
Ve bu kez saklanacak hiçbir yerimiz kalmamıştı
Devam edecek...