2. bölüm / 2
Küller olympos'a düştüğün deKaderin ilk çatlağı
Bölümler 2Şu an: Kaderin ilk çatlağı
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 2
Kaderin İlk Çatlağı
Olympos’ta gece, ölümlülerin gecesine benzemezdi.
Gökyüzü karardığında yıldızlar kaybolmaz, aksine daha parlak yanardı. Ay, tanrıların şehrinin üzerine gümüş bir örtü gibi serilir; bulutlar kutsal dağın zirvesine yaklaşmaya cesaret edemezdi.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
En azından öyle görünüyordu.
O gece Olympos’un büyük salonlarında olağan dışı hiçbir şey yaşanmıyordu. Tanrılar kendi görevleriyle meşguldü. Kimi ölümlülerin dualarını dinliyor, kimi savaşların sonucunu tartışıyor, kimi de binlerce yıldır değişmeyen düzenin değişmemesi için alınması gereken kararları konuşuyordu.
Fakat Olympos’un en yüksek noktasında, kimsenin fark etmediği küçük bir değişiklik çoktan başlamıştı.
Gökyüzü titremişti.
Önce yalnızca bir anlığına.
Öylesine kısa bir andı ki çoğu tanrı bunu fark etmedi bile.
Ama biri fark etti.
Athena başını kaldırdığında elindeki parşömenin üzerinde duran kelimeler bulanıklaşmıştı.
Kaşlarını çattı.
Sonra yeniden baktı.
Hiçbir şey yoktu.
Parşömenin üzerindeki yazılar yerli yerindeydi.
Fakat Athena bunun bir göz yanılması olmadığını biliyordu.
Çünkü Olympos’ta hiçbir şey sebepsiz değişmezdi.
“Bunu sen de hissettin mi?”
Arkasından gelen sesle Athena yavaşça döndü.
Karşısında Apollo duruyordu.
Yüzündeki alışılmış rahat ifade kaybolmuştu.
Athena cevap vermeden önce salona baktı.
Diğer tanrılar konuşmaya devam ediyordu.
Hiçbiri bir şey fark etmemişti.
“Gökyüzü titredi.”
Apollo başını salladı.
“Hayır.”
Athena ona baktı.
Apollo’nun bakışları uzaklara çevrildi.
“Gökyüzü değil.”
Bir an sustu.
“Bir şey uyandı.”
O anda salonun bütün meşaleleri aynı anda söndü.
Tanrılar sustu.
Karanlık, yalnızca birkaç saniye sürdü.
Sonra alevler yeniden yandı.
Fakat o birkaç saniye içinde Olympos’un dengesi değişmişti.
Athena ayağa kalktı.
“Bunu kim yaptı?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Böyle bir şeyi yapabilecek çok az varlık vardı.
Ve onların hiçbiri o gece Olympos’ta olmamalıydı.
Zeus ağır adımlarla salonun ortasına geldi.
Bakışlarını tek tek tanrıların üzerinde gezdirdi.
“Kimse yerinden ayrılmasın.”
Sesi her zamanki gibi güçlüydü.
Fakat bu kez sesinde başka bir şey vardı.
Endişe.
Tanrılar bunu fark etti.
Zeus’un endişelenmesi, Olympos’un endişelenmesi demekti.
Tam o sırada uzaklardan bir gök gürültüsü duyuldu.
Fakat gökyüzünde bulut yoktu.
İkinci gök gürültüsünün ardından zemin hafifçe sarsıldı.
Ve üçüncü sarsıntıyla birlikte salonun mermer sütunlarından birinde ince bir çatlak oluştu.
Kimse konuşmadı.
Athena çatlağa yaklaştı.
Parmaklarını mermerin üzerine koyduğu anda yüzündeki ifade değişti.
“Bu mümkün değil…”
Zeus ona döndü.
“Ne gördün?”
Athena cevap vermedi.
Çünkü mermerin üzerinde bir sembol belirmişti.
Eski.
Çok eski.
Olympos’un kuruluşundan bile önceye ait bir sembol.
Yalnızca tek bir anlığına parladı.
Sonra kayboldu.
Athena gözlerini kapattı.
“Bu sembol…”
Zeus’un sesi sertleşti.
“Ne sembolü?”
Athena yavaşça gözlerini açtı.
“Unutulmuş bir kehanetin.”
Salondaki hava bir anda ağırlaştı.
Apollo’nun yüzü soldu.
Hades ise ilk kez konuştu.
“Onu burada söyleme.”
Athena ona döndü.
“Sen biliyor musun?”
Hades cevap vermedi.
Bu sessizlik, verebileceği her cevaptan daha korkutucuydu.
Çünkü Yeraltı Dünyası'nın hükümdarı bir şeyden korkuyorsa, bunun yalnızca ölülerle ilgili olmayacağını herkes biliyordu.
Zeus öfkeyle Hades’e yaklaştı.
“Ne saklıyorsun?”
Hades bakışlarını kardeşinden ayırmadı.
“Hiçbir şey.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
Hades’in sesi sakindi.
“Ben yalnızca bazı şeylerin henüz söylenmemesi gerektiğini biliyorum.”
Tam o sırada yer yeniden sarsıldı.
Fakat bu kez Olympos değil…
çok daha aşağısı sarsılmıştı.
Yeraltı Dünyası.
Hades bunu hissettiği anda yüzündeki bütün renk çekildi.
Çünkü ölülerin diyarında, yüzyıllardır kimsenin yaklaşmadığı bir kapı açılmıştı.
Ve o kapının ardında hiçbir tanrının bulunmaması gerekiyordu.
Hades gözlerini kapattı.
Bir fısıltı duydu.
Çok uzaktan.
Çok eski bir zamandan geliyormuş gibi.
“Başladı.”
Hades gözlerini açtı.
Ve ilk kez, binlerce yıldır korktuğu şeyin gerçekleştiğini anladı.
Kehanet geri dönmüştü.
Ama kehanetin en korkunç kısmı henüz gerçekleşmemişti.
Çünkü Olympos’un yasalarını yıkacak olan şey bir savaş değildi.
Bir isyan değildi.
Bir tanrının ihaneti bile değildi.
Bir insandı.
Ölümlü bir insan.
Ve o insan, o gece gökyüzüne bakarken hayatının birkaç saat sonra tamamen değişeceğinden habersizdi.
Gökyüzünde bir yıldız kaydı.
Ardından ikincisi.
Sonra üçüncüsü.
Ve ölümlüler dünyasında, daha önce hiç görülmemiş bir ışık gökyüzünü ikiye böldü.
Kız başını kaldırdı.
Gözleri ışığa takıldı.
Ve o an…
Olympos’ta binlerce yıldır hiç kimsenin duymadığı bir ses yeniden yankılandı.
Bir kalp atışı.
Tek.
Güçlü.
Kadim.
Sonra bir tane daha.
Ve Olympos’un en eski yasalarından biri, henüz kimsenin farkında olmadığı bir şekilde çatlamaya başladı.
Çünkü kader bazen büyük savaşlarla başlamazdı.
Bazen yalnızca bir kalbin atması yeterdi.
Bölüm etkileşimi
