kül ve yıldızz kitap kapağı

9. bölüm / 10

9. BÖLÜM — YANLIŞ ÇOCUK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 9. BÖLÜM — YANLIŞ ÇOCUK

KÜL VE YILDIZ
BİRİNCİ KİTAP
9. BÖLÜM — YANLIŞ ÇOCUK
Telefon ekranındaki fotoğrafa bakmayı bırakamıyordum.
Babam.
Vesper Akademisi.
17 Ekim 2009.
Ve duvarın üzerindeki o kelime:
ANNE.
Ne anlama geldiğini bilmiyordum. Belki de bilmek istemiyordum.
Ama bir şeyden emindim.
Babam yarın okula gelecekti.
Ve ben artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayacaktım.
“Lâl?”
Mira'nın sesini duydum ama cevap vermedim.
“Lâl, iyi misin?”
Telefonu ona uzattım.
Fotoğrafı görünce kaşları çatıldı.
“Bu senin baban mı?”
“Evet.”
“Yanındaki çocuk…”
“Yüzü görünmüyor.”
Mira fotoğrafı büyüttü.
“Kolyesine bak.”
Boynumdaki yıldızı çıkardım. Fotoğraftaki kolyeyle aynıydı.
“Bu benim kolyem.”
“Hayır,” dedi Mira. “Bak, seninkinin diğer yarısı gibi.”
Bir an durdum.
İkinci Lâl'in kolyesi.
Bölünmüş yıldızın diğer yarısı.
İki kolye.
İki çocuk.
Bir baba.
Ve bir anne.
“Bence artık uyumamalıyız,” dedim.
Mira bana baktı.
“Zaten uyuyabileceğimi sanmıyorum.”
“Güzel. O zaman beraber delirebiliriz.”
“Harika. Odamızda iki kişilik delirme kapasitesi var.”
Tam o sırada kapımız üç kez tıklatıldı.
İkimiz de donduk.
Mira yavaşça bana döndü.
“Lâl…”
“Duydum.”
Kapı yeniden tıklandı.
Bu kez bir erkek sesi duyuldu.
“Benim. Açın.”
Aras.
Mira rahatlamış gibi nefes verdi.
Kapıyı açtığımda Aras koridorda duruyordu. Üzerinde siyah bir sweatshirt vardı. Saçları dağılmıştı. Yüzündeki ifade her zamanki kadar soğuktu ama gözleri uykusuz görünüyordu.
“Ne istiyorsun?”
“Konuşmamız gerekiyor.”
“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.”
“Babanla ilgili.”
Bir an sustum.
Sonra kapıyı biraz daha açtım.
“İçeri gel.”
Aras içeri girdi. Mira yatağında doğruldu.
“Ben burada yokum,” dedi.
Aras ona baktı.
“Zaten seni görmüyorum.”
Mira ağzını açtı.
“Pardon?”
“Şaka yapıyorum.”
Mira gözlerini kıstı.
“Sen şaka yapmayı nereden öğrendin? Çok kötüydü.”
“Farkındayım.”
Aras karşımdaki sandalyeye oturdu.
“Babanın yarın geleceğini biliyorum.”
“Bunu nereden öğrendin?”
“Selin söyledi.”
“Selin Hanım neden herkese benim hayatımla ilgili haber veriyor da bana vermiyor?”
“Çünkü sana söylemekten korkuyor.”
“Ne kadar cesur insanlar.”
Aras gözlerini bana çevirdi.
“Lâl, baban buraya geldiğinde onunla yalnız kalma.”
“Bunu ikinci Lâl de söyledi.”
Aras'ın yüzü gerildi.
“Ne dedi?”
“Babama sarılmamam gerektiğini.”
Aras bir süre sustu.
“Bence onu dinlemelisin.”
Güldüm.
“Harika. Artık birbirine düşman iki gizemli insanın tavsiyelerini dinliyorum. Hayatım gerçekten şahane.”
“Ben düşmanın değilim.”
“Buna sen karar veremezsin.”
Aras başını hafifçe eğdi.
“Biliyorum.”
Bu cevap beklediğimden farklıydı.
Bir süre onu izledim.
Sonra telefonumu masaya bıraktım.
“Aras, bana bir şey söyle.”
“Sor.”
“On yıl önce beni gerçekten kurtardın mı?”
Gözleri yüzümde dolaştı.
“Evet.”
“Peki ikinci Lâl'i neden bıraktın?”
“Onu bırakmak istemedim.”
“Ama bıraktın.”
“Kapı kapandı.”
“Sen dışarı çıktın.”
“Evet.”
“Ve o içeride kaldı.”
Aras çenesini sıktı.
“Evet.”
“Peki neden?”
Aras'ın sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
“Çünkü o gün bir seçim yapmadım, Lâl. Birini kurtarmaya çalışırken diğerini kaybettim.”
Bir an ona baktım.
“Peki ya yarın?”
“Ne olmuş yarın?”
“Babam geldiğinde bir kez daha seçim yapmak zorunda kalırsan?”
Aras hiç düşünmeden cevap verdi.
“Bu kez kimseyi geride bırakmayacağım.”
Sabah olduğunda okulun koridorları her zamankinden daha kalabalıktı.
Herkes bir şeyler konuşuyordu.
Bazıları yaklaşan tören için hazırlanıyordu. Bazılarıysa dün gece yaşanan elektrik kesintisinin nedenini tartışıyordu.
Benim tek düşündüğüm şey kapıdan girecek olan adamdı.
Babam.
Mira saçlarını toplarken bana baktı.
“Bugün biraz daha normal görünmeye çalışabilir misin?”
“Nasıl yani?”
“Dün gece yüzünde beş farklı duygu aynı anda vardı. Biraz korkutucuydu.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim. Arkadaşlar birbirine dürüst olmalı.”
Aynanın karşısına geçtim.
Siyah eteğimi, beyaz gömleğimi ve üzerine giydiğim koyu renk hırkayı düzelttim. Boynumdaki yıldız kolyesini çıkarmayı düşündüm ama Selin'in sözleri aklıma geldi.
Bunu bir daha çıkarma.
Kolyeyi gömleğimin içine sakladım.
Mira çantasını aldı.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Ben de değilim.”
Kapıya yöneldik.
Tam çıkarken telefonuma bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
BUGÜN BABANI GÖRDÜĞÜNDE GÖZLERİNE BAK.
Ardından ikinci mesaj:
SANA YALAN SÖYLERKEN SOL ELİNİ SIKAR.
Telefonu kapattım.
“Yine mi mesaj?” diye sordu Mira.
“Evet.”
“Ne diyor?”
“Babamın yalan söylediğini nasıl anlayacağımı.”
Mira derin bir nefes aldı.
“Bu okulda bir gün de normal bir mesaj alsak olmaz mı? Mesela kantinde tost kalmamış falan.”
“Bence tost daha büyük bir felaket.”
“Kesinlikle.”
Saat 10.17'de okulun girişinde bir hareketlilik başladı.
Öğrenciler camlara yöneldi.
Selin merdivenlerden aşağı indi.
Kuzey, Aras'ın yanında duruyordu. İkisi de giriş kapısına bakıyordu.
Sonra siyah bir araba okulun önünde durdu.
Kapı açıldı.
Babam arabadan indi.
Üzerinde koyu renk bir palto vardı. Saçlarına biraz daha fazla beyaz düşmüştü. Yüzü yıllardır hatırladığım gibiydi.
Soğuk.
Mesafeli.
Yorgun.
Ama onu gördüğümde içimde çocukluğumdan kalma bir şey kıpırdadı.
Bir zamanlar eve geldiğinde koşarak yanına giderdim.
Bir zamanlar beni kucağına alırdı.
Bir zamanlar…
Artık ne olduğunu bile bilmiyordum.
Babam okulun kapısından içeri girdi.
Önce Selin'le selamlaştı.
Sonra gözleri beni buldu.
Bir an durdu.
“Lâl.”
Sesini duyduğumda boğazım düğümlendi.
“Baba.”
Bana doğru yürüdü.
Kollarını açtı.
Ama ikinci Lâl'in söyledikleri aklıma geldi.
Ona sarılmana izin verme.
Olduğum yerde kaldım.
Babamın kolları yavaşça indi.
“Bana sarılmayacak mısın?”
Başımı kaldırdım.
“Önce konuşacağız.”
Babamın yüzünde küçük bir şaşkınlık belirdi.
“Ne hakkında?”
“Annem hakkında.”
Bakışları bir anlığına Selin'e kaydı.
Sonra yeniden bana döndü.
“Bunu burada konuşmayalım.”
“Tabii. Yine kimsenin duymaması gerekiyor.”
“Lâl, lütfen.”
“Annem öldü mü?”
Babam sustu.
“Bana doğruyu söyle.”
Bir süre yüzüme baktı.
Sonra sol elini sıktı.
Mesajdaki gibi.
“Evet,” dedi.
İçimde bir şeyler yerinden oynadı.
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Onu gördün mü?”
Babamın eli yeniden sıkıldı.
“Evet.”
Yutkundum.
“Cenazesini gördün mü?”
Babam cevap vermedi.
Bu kez sol elini daha da sıkmıştı.
Aras'ın bakışlarını üzerimde hissettim.
“Baba,” dedim. “Bana yalan söylüyorsun.”
Babamın yüzü değişti.
“Kim söyledi bunu?”
“Kimse.”
“Lâl, bu okulda duyduğun hiçbir şeye inanma.”
“Peki sana mı inanayım?”
“Ben senin babanım.”
“Bu, doğruyu söylediğin anlamına gelmiyor.”
Babam gözlerini kapattı.
Sonra Selin'e döndü.
“Onu buradan götürmeliyiz.”
Selin başını iki yana salladı.
“Artık çok geç.”
Babam sertçe ona baktı.
“Defne'yi gördü mü?”
Selin cevap vermedi.
Babam yeniden bana döndü.
“Anneni gördün mü?”
“Evet.”
Bir an nefes almayı unuttu.
“Ne söyledi?”
“Bana anne demememi söyledi.”
Babamın yüzü bembeyaz oldu.
“Başka?”
“Bana bir kardeşim olduğunu söyledi.”
Babam gözlerini kapattı.
“Tanrım…”
O an anladım.
Biliyordu.
Her şeyi biliyordu.
“Benim kardeşim var mı?”
Babam başını eğdi.
“Evet.”
“Kim?”
“Lâl…”
“Adı ne?”
Babam cevap vermedi.
“ADINI SÖYLE!”
Okulun girişindeki herkes bize dönmüştü.
Babam sonunda konuştu.
“Defne ona Elif adını vermişti.”
Elif.
İkinci Lâl'in adı.
Yani o da bir insandı.
Bir ismi vardı.
Bir hayatı vardı.
Ve ben onu yalnızca ikinci Lâl diye çağırmıştım.
“Peki neden bana söylemedin?”
Babamın gözleri doldu.
“Çünkü seni kaybetmek istemedim.”
“Onu kaybetmeyi sorun etmedin mi?”
Babam cevap veremedi.
Arkasını dönüp koridora yürüdü.
“Benimle gel.”
Bizi okulun eski müdür odasına götürdü.
Selin de bizimle geldi. Aras kapının yanında kaldı. Mira ve Kuzey ise dışarıda bekledi.
Babam kapıyı kapattı.
Bir süre masanın arkasında durdu.
Sonra çekmeceden eski bir dosya çıkardı.
Dosyanın üzerinde tek bir kelime vardı.
PROJE 317.
“Bunu sana anlatmam gerekiyordu,” dedi.
“On yıl önce mi?”
“Evet.”
“Peki neden anlatmadın?”
“Çünkü o gece olanları hatırlamanı istemedim.”
“Ben zaten hiçbir şey hatırlamıyorum!”
Babam dosyayı masaya bıraktı.
“İşte sorun da bu.”
Dosyayı açtım.
İçinde doğum kayıtları, hastane belgeleri ve birkaç fotoğraf vardı.
İlk sayfada iki isim yazıyordu.
LÂL ARVEN — 03.17
ELİF ARVEN — 03.19
İki dakika arayla doğmuşuz.
Gerçekten kardeştik.
“Biz ikiz miyiz?”
Babam başını salladı.
“Evet.”
Gözlerim doldu.
“Peki neden bana hiç söylemedin?”
“Çünkü sen doğduktan sonra bir şeyler ters gitmeye başladı.”
“Ne gibi?”
Babam bir fotoğrafı önüme koydu.
Defne, hastane yatağında oturuyordu. Kucağında iki bebek vardı.
İkisinin de boynunda küçük yıldız kolyeler bulunuyordu.
“Annen doğumdan sonra bir süre hastanede kaldı. Sonra Eleanor, çocukların üzerinde bir araştırma yapmak istedi.”
“Ne araştırması?”
“İkizlerin hafıza bağlantısı üzerine.”
“Bunun için bizi mi kullandınız?”
Babam hemen başını kaldırdı.
“Ben istemedim.”
“Peki neden durdurmadın?”
Babamın sesi kısıldı.
“Çünkü o zamanlar Eleanor'un ne yapabileceğini bilmiyordum.”
Selin araya girdi.
“Eleanor, çocukların birbirlerinin anılarını paylaşabileceğini düşünüyordu. Ancak araştırma ilerledikçe işler kontrolden çıktı.”
“Sonra?”
Babam ellerini masaya koydu.
“17 Ekim gecesi deney sırasında elektrik kesildi. Güvenlik sistemleri devre dışı kaldı. Çocuklar üçüncü kattaki odada mahsur kaldı.”
“Ben ve Elif?”
“Evet.”
“Aras da orada mıydı?”
Babam başını salladı.
“Aras, Mira ve Kuzey de oradaydı.”
“Peki beni kim çıkardı?”
Babam uzun süre sustu.
Sonra gözlerime baktı.
“Ben.”
“Bunu biliyorum.”
“Hayır, Lâl. Senin bilmediğin şey şu…”
Babam dosyadan bir belge çıkardı.
“Ben seni odadan çıkardığımda, sen bana başka bir isimle seslendin.”
Kalbim hızlandı.
“Ne dedim?”
Babamın gözleri doldu.
“Bana baba demedin.”
“Ne dedim?”
“Bana Aras dedin.”
Odaya sessizlik çöktü.
“Ne?”
Babam belgeyi önüme koydu.
“Ve seni kucağıma aldığımda bana şunu söyledin…”
Kâğıttaki yazıyı okudum.
Aras, Elif'i içeride bıraktı.
Başımı kaldırdım.
“Bu doğru değil.”
Babam cevap vermedi.
“Aras beni kurtarmadı mı?”
“Hayır.”
“Peki kim?”
Babam gözlerini kapattı.
“Aras seni kurtarmaya çalıştı. Ama seni odadan çıkaran kişi Elif'ti.”
Kapının dışından bir ses geldi.
“Bu doğru değil.”
Hepimiz kapıya döndük.
Aras içeri girmişti.
Yüzü öfkeyle gerilmişti.
Babam ona baktı.
“Dışarı çık.”
“Hayır.”
“Bu konuşma seni ilgilendirmiyor.”
Aras acı acı güldü.
“Beni ilgilendirmiyor mu?”
Bana döndü.
“Lâl, sana anlatmam gereken bir şey var.”
Babam masaya vurdu.
“Aras, sus.”
“Yeter artık!”
Aras'ın sesi odada yankılandı.
“On yıl boyunca sustum. Herkesin yalanlarını dinledim. Herkesin suçunu taşıdım. Ama artık yeter.”
Bana doğru yürüdü.
“Lâl, o gece seni ben buldum.”
Babam hemen itiraz etti.
“Yalan söylüyorsun.”
Aras başını iki yana salladı.
“Hayır. Kapının önünde ikinizi de gördüm. Sen yerde yatıyordun. Elif ise ayaktaydı.”
Nefesim kesildi.
“Peki sonra?”
“İkiniz de birbirinize sarılmıştınız. Elif bana seni dışarı çıkarmamı söyledi.”
“Sen de beni çıkardın?”
Aras başını salladı.
“Evet.”
“Peki Elif?”
Aras'ın gözleri doldu.
“Kapı kapandı.”
“Onu içeride mi bıraktın?”
“Hayır. Onu çıkarmaya çalıştım.”
“Başaramadın mı?”
Aras cevap vermedi.
Bu sessizlik, cevabın kendisiydi.
Babam araya girdi.
“Aras, yeter.”
Aras ona döndü.
“Sen o gece ne yaptığını anlatacak mısın?”
Babamın yüzü gerildi.
“Dikkatli ol.”
“Yoksa ne olacak?”
Aras bir adım daha yaklaştı.
“Yine mi bir çocuğu ortadan kaldıracaksın?”
Babamın sol eli yumruk oldu.
Aynı hareket.
Aynı korku.
Ama bu kez başka bir şey daha fark ettim.
Babamın bileğinde eski bir yara izi vardı.
Fotoğrafta da vardı.
17 Ekim 2009 tarihli fotoğrafta.
O iz, o gece oluşmuştu.
“Baba…”
Babam bana döndü.
“Ne oldu?”
“Sen o gece neden yaralandın?”
Babamın yüzü değişti.
“Bir kaza oldu.”
“Ne kazası?”
Cevap vermedi.
Aras ise yavaşça konuştu.
“Kapıyı sen kilitledin.”
Babamın yüzündeki renk çekildi.
“Sus.”
“İçeride çocuklar varken kapıyı sen kilitledin.”
“YETER!”
Babamın sesi odayı doldurdu.
Ben geri çekildim.
Aras'ın gözleri benden ayrılmadı.
“Lâl, sana söylemediğim bir şey daha var.”
“Ne?”
“Sen dışarı çıktığında Elif hâlâ kapının arkasındaydı.”
Bir an durdu.
“Ve bana bir şey söyledi.”
“Ne söyledi?”
Aras yutkundu.
“Bana seni korumam için söz verdirdi.”
Gözlerim doldu.
“Peki neden bana yaklaşmadın?”
Aras'ın yüzü değişti.
“Çünkü sen beni hatırlamıyordun.”
“Yani?”
“Senin için yabancıydım. Ama ben seni tanıyordum.”
Bir süre konuşamadım.
Aras gözlerini yere indirdi.
“Her gün seni gördüm. Her gün sana bir şey söylemek istedim. Ama annenin mektubunu okuduğumda…”
“Ne mektubu?”
Aras bana baktı.
“Annenin sana yazdığı mektup.”
“Onu nereden biliyorsun?”
“Çünkü o mektubu bana da gösterdi.”
Kalbim hızlandı.
“Ne yazıyordu?”
Aras'ın sesi iyice alçaldı.
“Eğer Lâl bir gün geri dönerse, onu koru. Ama ona Elif'in yaşadığını söyleme.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır…”
“Lâl…”
“Hayır! Herkes benden bir şey saklamış!”
Aras yaklaşmak istedi.
Ama bu kez kaçmadım.
Yalnızca ona baktım.
“Bana bir daha yalan söyleme.”
“Tamam.”
“Bir daha benden bir şey saklama.”
“Tamam.”
“Ve eğer bir gün yine bir seçim yapmak zorunda kalırsan…”
Aras gözlerini gözlerime dikti.
“Bu kez ikinizi de seçeceğim.”
O gece odama döndüğümde telefonumda yeni bir mesaj vardı.
Bilinmeyen numara.
BİZE ANLATILANLARIN HEPSİ YALAN.
Ardından bir fotoğraf geldi.
Fotoğrafta küçük bir kız vardı.
Elif.
Ama bu kez yalnız değildi.
Yanında başka biri duruyordu.
Babam.
Fotoğrafın tarihi 18 Ekim 2009'du.
Yani kaybolduğumuz gecenin ertesi günü.
Fotoğrafı büyüttüm.
Babamın elinde bir dosya vardı.
Dosyanın üzerinde yazan kelimeleri okuyabiliyordum.
YENİ KİMLİK AKTARIMI — TAMAMLANDI.
Mesaj geldi.
LÂL, SENİ EVE GÖTÜRDÜKLERİNDE ARTIK ESKİ LÂL DEĞİLDİN.
Bir mesaj daha.
SEN ELİF'İN HAFIZASIYLA YAŞIYORSUN.
Telefon elimden kaydı.
Mira yatağından kalktı.
“Ne oldu?”
Cevap veremedim.
Çünkü ekranın en altında yeni bir fotoğraf belirmişti.
Bu kez fotoğraf bugüne aitti.
Okulun üçüncü katı.
317 numaralı kapı.
Kapının önünde Elif duruyordu.
Yanında ise…
Ben vardım.
Fotoğrafın arkasına yazılmış tek bir cümle vardı:
İKİNİZDEN BİRİ GERÇEK LÂL DEĞİL.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan kişi kayıtlı değildi.
Açtım.
Önce birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra kendi sesimi duydum.
Ama bu kez sesim daha küçüktü.
Daha korkmuştu.
“Lâl?”
Nefesim kesildi.
“Kim bu?”
Karşıdaki kız ağlamaya başladı.
“Beni hatırlamıyor musun?”
Gözlerimi kapattım.
“Sen Elif misin?”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra kız fısıldadı.
“Hayır.”
Kalbim hızla atıyordu.
“Peki kimsin?”
Kızın sesi titredi.
“Ben…”
Bir hıçkırık duyuldu.
“Ben senin gerçek hâlinim.”
Telefon kapandı.
Ekranda tek bir bildirim belirdi.
ARAYAN: LÂL ARVEN
Ardından saat 03.17 oldu.
Ve odanın kapısının altından küçük, beyaz bir kâğıt kaydı.
Üzerinde annemin el yazısı vardı.
YARIN SABAH 317'YE TEK BAŞINA GEL.
Altında ise bir cümle daha bulunuyordu.
BU KEZ KİMİN DIŞARIDA KALACAĞINA SEN KARAR VERECEKSİN.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…