Bölümler 10Şu an: 10. BÖLÜM — KİM DIŞARIDA KALACAK?
- 1 insan bazı şeylere alışmyor,sadece susmayı öğreniyor1.224 kelime
- 2 BÖLÜM İKİ.BİR OKULDAN DAHA FAZLASI492 kelime
- 3 BÖLÜM 3 EVE DÖNENLER1.483 kelime
- 4 4. BÖLÜM — ANNEMİN SESİ2.632 kelime
- 5 5.BÖLÜM-FOTOĞRAFTA KALANLAR2.175 kelime
- 6 6. BÖLÜM BENİ O ODADA BIRAKMIŞTIN1.360 kelime
- 7 7. BÖLÜM — ÖLÜLERİN SAKLADIĞI SIRLAR1.972 kelime
- 8 8. BÖLÜM — KAN BAĞI1.820 kelime
- 9 9. BÖLÜM — YANLIŞ ÇOCUK2.037 kelime
- 10 10. BÖLÜM — KİM DIŞARIDA KALACAK?2.418 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KÜL VE YILDIZ
BİRİNCİ KİTAP
10. BÖLÜM — KİM DIŞARIDA KALACAK?
Notu üçüncü kez okudum.
YARIN SABAH 317'YE TEK BAŞINA GEL. BU KEZ KİMİN DIŞARIDA KALACAĞINA SEN KARAR VERECEKSİN.
Kâğıdı avucumun içinde buruşturdum.
Tek başıma.
Tabii. Çünkü Vesper Akademisi'nde hiçbir şey normal ilerleyemezdi. İnsanlar kapıların arkasından annelerinin sesiyle konuşuyor, ölü olduğu söylenen kadınlar ortaya çıkıyor, aynı yüzü taşıyan iki kız kardeş birbirlerinin anılarını çalıyordu.
Bir de üstüne sabah sabah seçim yapmam bekleniyordu.
Harika.
Belki de bir sonraki mesajda benden okulun bodrumunda ejderha beslememi isterlerdi.
Yatağımın kenarına oturdum. Oda sessizdi. Mira uyuyordu ama uyurken bile kaşlarını çatmıştı. Son günlerde o da benim kadar az uyuyordu.
Telefonum yeniden titredi.
Bilinmeyen numara.
SAKIN ARAS'A GÜVENME.
Ekrana baktım.
Ardından bir mesaj daha geldi.
AMA ONA GÜVENMEZSEN, BU KEZ İKİNİZ DE KAYBOLACAKSINIZ.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
“Yeter artık,” diye fısıldadım.
“Ben de aynı fikirdeyim.”
Başımı hızla çevirdim.
Mira gözlerini açmış, bana bakıyordu.
“Ne zamandır uyanıksın?”
“Sen üçüncü kez aynı notu okuduğundan beri.”
“Beni mi izliyorsun?”
“Hayır, duvarı izliyordum. Ama sen araya girdin.”
İç çektim.
Mira doğrulup saçlarını yüzünden çekti.
“Elindeki ne?”
Hiç düşünmeden kâğıdı arkamda sakladım.
“Hiç.”
“Lâl.”
“Mira.”
“Bana o kâğıdı ver.”
“Hayır.”
“Lâl, şu an gerçekten sabrımı test ediyorsun.”
“Ben de kendi sabrımı test ediyorum. Sonuçlar pek iç açıcı değil.”
Mira yataktan kalktı ve elimi tuttu. Kâğıdı açıp okuduğunda yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
“Ben de aynı şeyi düşündüm.”
“Tek başına gitmeyeceksin.”
“Notta tek başıma yazıyor.”
“Notta yazan her şeye uyacak mısın? Bir sonraki notta kendini pencereden at yazarsa onu da mı yapacaksın?”
“Öncelikle odamız ikinci katta. İkincisi, hayır.”
“Güzel. O zaman bunu da yapmayacaksın.”
Mira kâğıdı masaya bıraktı.
“Aras'a söylemeliyiz.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
“Lâl…”
“Bu kez onun ne bildiğini öğrenmek istiyorum. Sürekli benden bir şeyler saklıyor. Belki de gerçekten bir şey seçmem gerekiyor.”
“Peki ya bu bir tuzaksa?”
“Vesper'da tuzak olmayan tek şey kahvaltı olabilir.”
Mira bana baktı.
“Dün kahvaltıdaki süt bozuktu.”
“Tamam. O da değilmiş.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Mira elimi tuttu.
“Beni dışarıda bırakma.”
O an ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü nottaki cümle aklımdan çıkmıyordu.
Bu kez kimin dışarıda kalacağına sen karar vereceksin.
Sabah saat 08.00'de koridorlar normalden daha sessizdi.
Elimde küçük metal yıldız vardı. Aras'ın bana verdiği, üzerinde D + L yazan yıldız.
Onu cebime koymuştum.
Mira benimle gelmek için defalarca ısrar etmişti. Sonunda ona tek başıma gitmem gerektiğini söyledim.
Yalan söylemiştim.
Çünkü Mira'nın peşimden geleceğini biliyordum.
Ve onu bu kez tehlikeye atmak istemiyordum.
Merdivenleri çıkarken arkamdan bir ses duydum.
“Gerçekten bensiz mi gidiyorsun?”
Gözlerimi kapattım.
“Günaydın, Aras.”
“Günaydın.”
Arkamı döndüm.
Siyah saçları dağılmıştı. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, onun da geceyi uyumadan geçirdiğini gösteriyordu.
“Beni takip mi ediyorsun?”
“Hayır.”
“Tesadüfen mi buradasın?”
“Evet.”
“Üçüncü katta?”
“Burayı seviyorum.”
“Seninle konuşmak gerçekten yorucu.”
“Karşılıklı.”
Yanıma geldi.
“317'ye gidiyorsun.”
Soru değildi.
“Evet.”
“Tek başına.”
“Evet.”
“Bunu yapmana izin vermeyeceğim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Bana izin vermek zorunda değilsin. Ben de senden izin istemiyorum.”
Aras bir an sustu.
Sonra gözlerini üzerimde gezdirdi.
“Dün gece gelen mesajları gördün mü?”
“Hangisini? Artık günlük mesaj kotamı doldurdum.”
“Lâl.”
“Evet, gördüm.”
“Ne yazıyordu?”
“Önce sana güvenmememi söyledi. Sonra sana güvenmezsem ikimizin de kaybolacağını.”
Aras'ın yüzündeki ifade sertleşti.
“Telefonunu göster.”
“Emir vermeyi bırak.”
“Lütfen.”
Bu kez sesinde alışık olmadığım bir şey vardı.
Endişe.
Telefonumu uzattım. Mesajları okurken çenesini sıktı.
“Bu numara…”
“Tanıyor musun?”
“Hayır.”
“Yalan söyleme.”
Gözlerini kaldırdı.
“Bu numaradan on yıl önce de mesaj almıştım.”
İçimde bir şey soğudu.
“Ne yazıyordu?”
Aras cevap vermeden önce koridorun sonuna baktı.
“Beni odadan çıkarma.”
“Ne?”
“Mesajda böyle yazıyordu. O gece.”
Bir adım yaklaştım.
“Aras, o gece ne oldu?”
Gözlerini benden kaçırdı.
“317'ye girdiğimde üç kişiyi gördüm.”
“Kimleri?”
“Sen. Elif. Bir de…”
Durdu.
“Bir de kim?”
“Benim.”
Bir süre yüzüne baktım.
Şaka yapmadığını anlamak zor değildi.
“Senin ikizin mi var?”
“Hayır.”
“Peki o zaman?”
“Bilmiyorum.”
Aras'ın sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.
“Bazen hatırladığım şeylerin gerçekten yaşandığından emin olamıyorum.”
Tam o sırada cebimdeki metal yıldız ısındı.
Elimi cebime attım.
Yıldızın arkasında daha önce fark etmediğim küçük bir yazı vardı.
ÜÇÜNCÜ KİŞİYE İNANMA.
Aras yazıyı gördü.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Bunu nereden buldun?”
“Sen vermiştin.”
“Hayır,” dedi.
Bir adım geri çekildi.
“Ben sana bunun diğer yüzünü hiç göstermedim.”
317'nin kapısına vardığımızda saat 09.17'ydi.
Kapının üzerindeki eski numara yerinden hafifçe çıkmıştı. Metalin üzerinde çizikler vardı.
Kapının altından ince bir ışık sızıyordu.
Aras yanımda durdu.
“İçeri girdiğinde ne olursa olsun, seslere cevap verme.”
“Tamam.”
“Birini görürsen hemen yanına gitme.”
“Tamam.”
“Ve eğer beni görürsen…”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Beni tanıdığını düşünme.”
Ona döndüm.
“Aras, sen beni korkutmaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır.”
“Başarılısın ama.”
Aras elimi tuttu.
İlk kez bunu yapıyordu.
Parmakları soğuktu.
“Lâl, bu odadan çıktığında bazı şeyleri hatırlamayabilirsin.”
“Ne gibi?”
“Beni.”
Bir an konuşamadım.
Sonra elimi yavaşça çektim.
“Seninle ilgili hatırladığım şeylerin çoğu zaten sinir bozucu.”
Dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
“En azından onları unutmazsın.”
Kapı tıklandı.
İkimiz de irkildik.
İçeriden bir kızın sesi geldi.
“Lâl?”
Elif.
Sesini tanıyordum.
Kendi sesime benzeyen ama benden daha yumuşak, daha sakin bir ses.
“Gel,” dedi.
Aras kolumu tuttu.
“Bekle.”
Kapı yeniden tıklandı.
“Lâl, lütfen.”
Gözlerimi kapattım.
Bu kez korkudan değil.
Çünkü içeride ne olduğunu bilmek istiyordum.
Kapıyı açtım.
Oda 317, hatırladığımdan çok daha büyüktü.
Duvarlar beyazdı. Ortada eski bir masa, masanın üzerinde beş sandalye vardı.
Pencereler yoktu.
Tavanda tek bir lamba yanıyordu.
Ve odanın tam karşısında iki kapı bulunuyordu.
Birinin üzerinde LÂL ARVEN yazıyordu.
Diğerinde ise ELİF ARVEN.
Elif masanın yanında duruyordu.
Beni görünce gülümsedi.
“Sonunda geldin.”
“Beni çağıran sendin.”
“Evet.”
“Annem nerede?”
Elif'in gülümsemesi kayboldu.
“Annem burada değil.”
“Bana bugün onu göreceğimi söylediler.”
“Gördün zaten.”
“Ne zaman?”
Elif başını eğdi.
“Beni gördüğünde.”
İçimdeki öfke yükseldi.
“Ben seninle oyun oynamak istemiyorum.”
“Ben de istemiyorum.”
Elif masanın üzerindeki fotoğrafları işaret etti.
“Bunlara bak.”
Yaklaştım.
Fotoğrafların hepsi eskiydi.
İlkinde iki küçük kız vardı. Biri benim çocukluk fotoğraflarımdaki hâlime benziyordu. Diğeri de Elif'e.
İkisi de beyaz bir odada oturuyordu.
İkinci fotoğrafta Aras vardı.
Üçüncüde Mira.
Dördüncüde Kuzey.
Beşinci fotoğrafta ise annem Defne.
Ama son fotoğraf beni olduğum yerde durdurdu.
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında küçük bir kız çocuğu duruyordu.
Kızın üzerinde benim çocukken giydiğim kırmızı elbise vardı.
Fotoğrafın arkasına yazılmıştı:
17 EKİM 2009 — DOĞRU ÇOCUK DIŞARI ÇIKTI.
“Bu ne demek?”
Elif cevap vermedi.
Fotoğrafı ters çevirdim.
Arkasında başka bir cümle vardı.
YANLIŞ ÇOCUK, DOĞRU HAYATTA YAŞAMAYA DEVAM ETTİ.
Boğazım düğümlendi.
“Hangimiz?”
Elif bana baktı.
“Bunu gerçekten bilmiyor musun?”
“Hayır.”
“Ben de bilmiyorum.”
“Sen benim anılarımı hatırlıyorsun.”
“Bazılarını.”
“Peki ben neden seninkileri hatırlamıyorum?”
Elif'in gözleri doldu.
“Çünkü sana benim anılarımı verdiler.”
Bir adım geri çekildim.
“Ne?”
“On yıl önce odada kaldığımda, sen dışarı çıktın. Ama dışarı çıkan kişi sen değildin.”
Başımı iki yana salladım.
“Bu saçmalık.”
“Biliyorum.”
“Ben Lâl'im.”
“Biliyorum.”
“Benim annem Defne.”
“Biliyorum.”
“Benim hayatım…”
Sesim titredi.
Elif masanın üzerindeki başka bir fotoğrafı aldı.
“Bu senin hayatın mı?”
Fotoğrafa baktım.
Küçük bir kız, bir hastane yatağında yatıyordu. Başucunda annem vardı. Babam ise yatağın yanında durmuş, elini kızın omzuna koymuştu.
Fotoğrafın arkasında tarih vardı.
18 EKİM 2009.
“Bu fotoğraf çekildiğinde,” dedi Elif, “ikimizden biri çoktan unutulmuştu.”
“Hangimiz?”
Elif gözlerini kapattı.
“Bilmiyorum.”
Odanın ışığı titredi.
Sonra hoparlörden bir ses duyuldu.
“Denekler yerlerine geçsin.”
Kanım dondu.
Bu ses…
Babamın sesiydi.
Elif masanın arkasına geçti.
“Başlıyor.”
“Ne başlıyor?”
“Seçim.”
Birden iki kapının üzerindeki ışıklar yandı.
LÂL ARVEN.
ELİF ARVEN.
Hoparlörden babamın sesi yeniden duyuldu.
“Bu kez yalnızca biri çıkacak.”
Kapıların kilitleri açıldı.
Elif bana baktı.
“Lâl, beni dinle.”
“Ne?”
“Bu kez beni dışarıda bırak.”
“Ne diyorsun sen?”
“Beni dışarıda bırak.”
“Hayır.”
“Bunu yapmazsan ikimiz de burada kalacağız.”
“Birlikte çıkarız.”
Elif başını iki yana salladı.
“Bunu daha önce de söyledin.”
Bir an nefes alamadım.
“Ne?”
“On yıl önce.”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Sen de böyle söylemiştin.”
O sırada arkamdaki kapı açıldı.
Aras içeri girdi.
“Lâl!”
Elif ona döndü.
“Senin burada olmaman gerekiyordu.”
Aras'ın yüzü sertleşti.
“Bu kez kimseyi bırakmayacağım.”
Elif acı bir şekilde güldü.
“Bunu da daha önce söyledin.”
Aras bir adım attı.
“Özür dilerim.”
“Bana değil.”
Elif bana baktı.
“Onun özrünü kabul etme.”
“Yeter artık!” diye bağırdım. “Hepiniz bir şeyler biliyorsunuz ama kimse doğru düzgün anlatmıyor!”
Kapılar bir kez daha gürültüyle açıldı.
İçlerinden birinin ardında karanlık bir koridor vardı.
Diğerinin ardında ise annem duruyordu.
Defne.
Saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzü solgundu. Beni gördüğünde gözleri doldu.
“Lâl…”
Bu kez sesini taklit eden bir şey değildi.
Bunu biliyordum.
Çünkü annemin sesini hatırlıyordum.
Yedi yaşındaki hâlimin hatırladığı kadar.
“Anne?”
Defne'nin dudakları titredi.
“Bana anne deme.”
Kalbim sanki göğsümden çıkacaktı.
“Niye?”
“Çünkü seni doğuran kadın ben olsam da, seni büyüten hayatın içinde ben yoktum.”
“Sen… Sen hayattasın.”
Annem cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
Sonra Elif'e döndü.
“İkinizi de kaybettim.”
Elif başını eğdi.
“Hayır. Beni bıraktın.”
Annem gözlerini kapattı.
“Bunu yapmak zorundaydım.”
“Hayır!” diye bağırdı Elif. “Sen seçtin!”
Odanın ışıkları söndü.
Bir saniye sonra yeniden yandı.
Ve annem artık orada değildi.
Her şey birbirine girmişti.
Aras kolumu tutmuştu. Elif diğer kapının önünde duruyordu. Hoparlörden sürekli aynı cümle tekrarlanıyordu.
“Bir kişi dışarı çıkacak.”
“Lâl, beni dinle!” diye bağırdı Aras.
Elini tuttum.
“İkimiz de çıkacağız.”
“Bunu yapamayız.”
“Yapacağız.”
“Lâl!”
Ona döndüm.
“Bana on yıl önce ne olduğunu anlatmadın. Beni odada bıraktığını söylemedin. Elif'i neden kurtaramadığını anlatmadın. Ama artık yeter.”
Aras'ın gözleri dolmuştu.
“Ben seni kurtarmadım.”
Cümlesi içime saplandı.
“Ne?”
“Sen beni kurtardın.”
Elif başını kaldırdı.
“Aras…”
Aras devam etti.
“On yıl önce odada ikiniz de ağlıyordunuz. Ben kapının önündeydim. İçeri girdiğimde sen bana elini uzattın. Elif de diğer tarafta duruyordu.”
“Sonra?”
“Sen bana ‘Onu da al’ dedin.”
Gözlerim Elif'e kaydı.
“Peki?”
“Kapı kapanmaya başladı. Seni dışarı çıkardım. Geri dönmeye çalıştım ama…”
Aras'ın sesi kırıldı.
“Kapı kapandı.”
Elif'in yüzünde bir acı belirdi.
“Ve sen gittin.”
Aras başını eğdi.
“Evet.”
Elif bir süre ona baktı.
Sonra bana döndü.
“Ben seni suçlamıyorum, Lâl.”
“Ben seni orada bırakmak istemedim.”
“Biliyorum.”
“Ben hatırlamıyorum.”
“Biliyorum.”
Elif bana yaklaştı.
“Belki de bu yüzden hatırlamıyorsun.”
Elini uzattı.
Avucunda benimkine benzeyen küçük bir metal yıldız vardı.
Ama onun yıldızında farklı bir yazı bulunuyordu.
D + E
İkimizin yıldızları birbirine yaklaştırıldığında ortalarında küçük bir ışık belirdi.
Masanın altından bir ses geldi.
Tık.
Ardından duvardaki eski ekran açıldı.
Bir video kaydı başladı.
Görüntüde annem vardı.
Yanında babam.
Ve aralarında iki küçük kız.
Biri bendim.
Diğeri Elif.
Annem kameraya baktı.
“Eğer bu kaydı izliyorsanız, demek ki ikinci nesil yeniden bir araya geldi.”
Babam başını çevirdi.
“Defne, kaydı kapat.”
“Hayır.”
“Bunu yaparsan hepsi tehlikeye girer.”
Annem kameraya yaklaştı.
“Lâl, Elif… Beni duyabiliyorsanız, sakın birbirinizi düşman olarak görmeyin.”
Görüntü titredi.
Annem ağlamaya başladı.
“Çünkü sizden biri diğerinin yerine geçmedi.”
Babam kamerayı kapatmaya çalıştı.
Annem son kez konuştu.
“İkiniz de gerçek kızlarımsınız.”
Ekran karardı.
Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu.
Elif'in elini tuttum.
“İkimiz de…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Elif başını salladı.
“Evet.”
“Peki hangimiz Lâl?”
Elif bana baktı.
“Belki de ikimiz de.”
Hoparlör yeniden çalıştı.
Bu kez babamın sesi yoktu.
Başka bir erkek sesi vardı.
“Deney tamamlandı.”
Aras başını kaldırdı.
“Bu sesi tanıyorum.”
“Kim?”
Aras cevap veremeden kapının ardında bir gölge belirdi.
Gölge yavaşça içeri girdi.
Kuzey.
Ama üzerinde okul üniforması yoktu.
Elinde eski bir dosya tutuyordu.
“Sanırım artık bunu görmeniz gerekiyor.”
Aras ona döndü.
“Kuzey, buraya nasıl girdin?”
Kuzey dosyayı masaya bıraktı.
“Kapı açıktı.”
“Bu kadar mı?”
“Hayır. Bir de güvenlik görevlisine tost borcum var.”
Kimse gülmedi.
Kuzey iç çekti.
“Tamam, ortam biraz ciddi. Haklısınız.”
Dosyayı açtı.
İçinden eski bir öğrenci listesi çıktı.
Beş isim vardı.
Lâl Arven.
Elif Arven.
Mira Sönmez.
Aras Karahan.
Kuzey Demir.
İsimlerin karşısında aynı tarih yazıyordu.
17 Ekim 2009.
Ama dosyanın en altındaki bölüm daha da tuhaftı.
DENEY GRUBU: ALTINCI KİŞİ
İsim kısmı boştu.
Yalnızca bir not vardı.
GÖZLEMCİ: DEFNE ARVEN.
Kuzey dosyayı kapattı.
“Bence asıl sorun, kimin dışarıda kaldığı değil.”
Aras ona baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Kuzey'in gözleri bana döndü.
“Bu odada hiçbir zaman yalnızca beş kişi yoktu.”
O anda duvarın içinden üç kez vurma sesi geldi.
Tak.
Tak.
Tak.
Elif'in yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır…”
“Ne oldu?” diye sordum.
Elif geriye doğru bir adım attı.
“Bu mümkün değil.”
Kapının ardındaki karanlıktan bir ses yükseldi.
Küçük bir kızın sesi.
“Beni unuttunuz.”
Aras'ın eli yumruk oldu.
Kuzey başını eğdi.
Elif ağlamaya başladı.
Ben ise olduğum yerde donup kaldım.
Çünkü o sesi tanıyordum.
Çocukken rüyalarımda duyduğum sesi.
Beyaz kapının arkasından gelen sesi.
Ve o ses benim sesimdi.
“Lâl…”
Kapının ardından biri fısıldadı.
“Beni neden dışarıda bıraktın?”
Saat 09.17'de okulun bütün saatleri aynı anda durdu.
Koridorlarda sirenler çalmaya başladı.
Hoparlörlerden bir anons yükseldi.
“Vesper Akademisi öğrencilerinin dikkatine. Bugünkü dersler iptal edilmiştir.”
Ardından kısa bir sessizlik oldu.
“İkinci nesil öğrencilerinin tamamı ana salona gelmelidir.”
Aras telefonuna baktı.
“Bu iyi değil.”
Kuzey dosyayı çantasına koydu.
“İyi olan ne kaldı ki?”
Elif bana yaklaştı.
“Lâl, gitmeliyiz.”
Kapının arkasındaki ses yeniden konuştu.
“Gitme.”
Bu kez ses daha yakındı.
“Beni yine bırakma.”
Elif elimi tuttu.
Aras diğer tarafta bekliyordu.
İkisine de baktım.
İlk kez kimin doğruyu söylediğini düşünmüyordum.
İlk kez bir seçim yapmam gerektiğini de düşünmüyordum.
Çünkü bu kez kimseyi geride bırakmayacaktım.
“Birlikte çıkıyoruz.”
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam kolu tuttuğum sırada telefonum titredi.
Bilinmeyen numara.
Bir fotoğraf geldi.
Fotoğrafta dört kişi vardı.
Annem, babam, Mira'nın annesi ve okulun kurucusu Eleanor Arven.
Fotoğrafın arkasında tarih yazıyordu.
17 EKİM 2009.
Altında ise tek bir cümle vardı.
İLK DENEY BAŞARISIZ OLMADI. SADECE YANLIŞ KİŞİYİ UYANDIRDIK.
Mesajın devamında bir fotoğraf daha vardı.
Bu kez fotoğrafta ben vardım.
Ama çocuk hâlim değildim.
Şimdiki hâlimdim.
Vesper Akademisi'nin bahçesinde duruyordum.
Fotoğrafın çekildiği tarih ise…
6 KASIM 2026.
Yani bugün.
Fotoğrafın arkasına yazılmış son cümleyi okudum.
LÂL ARVEN, SEN VESPER'A GERİ DÖNMEDİN. SEN ZATEN HİÇ AYRILMADIN.
Telefon elimden kaydı.
Aras beni tuttu.
“Lâl?”
Cevap veremedim.
Çünkü o sırada kapının ardındaki ses son kez konuştu.
“Hoş geldin, ablam.”
Kapı kendiliğinden açıldı.
İçeride kimse yoktu.
Yalnızca duvara asılmış büyük bir ayna vardı.
Aynaya baktım.
Arkamda Aras, Elif ve Kuzey duruyordu.
Ama aynada dört kişi değildik.
Beş kişiydik.
En arkada, yüzü karanlıkta kalmış bir kız daha vardı.
Yavaşça başını kaldırdı.
Ve aynanın içinden bana gülümsedi.
“Şimdi beni hatırladın mı?”
O gün Vesper Akademisi'nden kimse ayrılmadı.
Dersler iptal edildi.
Öğrenciler odalarına gönderildi.
Selin Erdem ortadan kayboldu.
Babamın odası boş bulundu.
Annemden hiçbir iz yoktu.
Mira, üçüncü katta bulunduğunda elinde eski bir fotoğraf tutuyordu.
Fotoğrafta altı çocuk vardı.
Mira fotoğrafı bana uzattı.
“Lâl…”
Fotoğrafa baktım.
Altı çocuktan beşini tanıyordum.
Ama altıncı çocuk…
Altıncı çocuk benim yüzümü taşıyordu.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı.
BİRİNCİ NESİL UNUTTU. İKİNCİ NESİL HATIRLADI. ÜÇÜNCÜ NESİL İSE HİÇ DOĞMADI.
Mira'nın elleri titriyordu.
“Bu ne demek?”
Cevap veremedim.
Çünkü fotoğrafın köşesinde küçük bir tarih daha vardı.
17 EKİM 2016.
Benim dokuzuncu doğum günüm.
Ve fotoğrafın altında yazan isim…
ELİF ARVEN — ÖLÜM TARİHİ: 17 EKİM 2016.
Elif'e baktım.
Yanımda duruyordu.
Canlıydı.
Nefes alıyordu.
Bana bakıyordu.
Ama elindeki fotoğrafı görünce gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Lâl…”
“Ne?”
Elif dudaklarını araladı.
“Ben sana bir şey söylemedim.”
“Ne?”
“Ben on yıl önce odada kalmadım.”
Bir adım yaklaştı.
“Ben yedi yıl önce öldüm.”
Dünya sessizliğe gömüldü.
Ve telefonuma son bir mesaj düştü.
BİRİNCİ KİTAP BİTTİ.
Ardından ikinci mesaj geldi.
ŞİMDİ SIRA SENDE, LÂL.
ÇÜNKÜ İKİNCİ KİTAPTA KİMİN YAŞADIĞINI ÖĞRENECEKSİN.
Bölüm etkileşimi
