KÜL kitap kapağı

1. bölüm / 5

KÜL

Kül 1- Enkaz ve Küller

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Kül 1- Enkaz ve Küller

ATEŞ SERİSİ 2.KİTAP

Sokağın başındaki lambanın sarı ışığı, Karan’ın geniş omuzlarına ve darmadağın saçlarına vuruyordu. Yere attığı sigaranın koru yağmur suyunda cıslayarak sönerken, adımları dumanın içinden sıyrılıp tam önümde durdu.

Bakışları yüzüme değmedi bile. Doğrudan omzumda duran Bora’ya ait o ağır takıma kilitlendi. Bakışlarındaki dondurucu tehlike, gecenin soğuğunu bıçak gibi kesti.

"Hâlâ Bora Arslan'ın ceketiylesin," dedi, sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar yıkıcı bir tonla çıkarken.

"Neden geldin?" dedim, sesimin titremesini bastırmak için dişlerimi sıkarak.

Gözleri dumanlı bir öfkeyle yüzüme tırmandı. "Seni eve bırakacağı kadar ne yaşanıyor aranızda?"

"Neden geldin diye sordum!" diye bağırdım, göğsümün ortasındaki o iki yıllık yangın şiddetle patlarken. "İki yıl sonra hiçbir şey olmamış gibi neden çıktın karşıma?!"

Karan üzerime doğru bir adım daha attı. Bedeninin yarattığı o karanlık gölge üzerimi tamamen kapladı. "Sorularıma cevap ver Lalin!"

"Hayatımla ilgili hiçbir şey seni ilgilendirmiyor!" dedim, bir adım bile geri atmadan çenemi dikleştirerek.

Karan'ın çene kemikleri kenetlendi, gözlerinde öyle karanlık ve tehlikeli bir ışık çaktı ki o an bu adamın her şeyi yakabileceğini anladım. "O herif seni kendi savaşının ortasına attı," dedi, sesi kontrolünü kaybetmeye başlayan bir canavarın hırıltısı gibiydi. "Şu an onu mahvetmemem için hiçbir nedenim yok."

"Ne hakla?" dedim, öfkeyle gözlerinin içine bakarak. "Ne hakla böyle bir şey söyleyebiliyorsun? Bora-"

"Bana bir daha onun adını söyleme sakın!" diye kükredi Karan.

Aramızdaki son mesafeyi de tek bir hamlede kapattı. Kolumu aniden kavrayıp beni sarsarak kendine doğru çekti, göğsüm sert bedenine çarptı. Diğer eliyle omzumdaki ceketten tuttuğu gibi sertçe söküp yere fırlattı. Ceket ıslak asfalta düşer düşmez, yüzümü iki elinin arasına alıp dudaklarını cüretkâr bir öfkeyle dudaklarına bastırdı.

Bütün vücudum kilitlendi. İki yıldır kaçtığım o tanıdık, tehlikeli koku bir anda zihnimi uyuşturdu ama içimdeki nefret baskın geldi. Bütün gücümle göğsünü iterek kendimi geriye savurdum. Soluk soluğaydım, gözlerim kırgınlıkla alev almıştı.

"Senden nefret ediyorum!" diye bağırdım, yüzüne doğru. "Sakın Karan... Sakın bir daha bana dokunmaya kalkma!"

Eğilip ıslak asfaltın üzerindeki ceketi kapıp elime aldım. Karan’ın gözlerindeki o tehlikeli, yangın yeri bakışları ve yıkıcı karanlığı arkamda bırakarak bina kapısına doğru yürüdüm ve kapıyı yüzüne sertçe kapatıp eve girdim.

1. BÖLÜM
(2 Saat Öncesi)

Yağmur, İstanbul’un üzerine gri bir perde gibi çökmüştü. "Glitch" mimarlık şirketinin gökdelenlerle yarışan cam binasındaki stajımın en uzun, en yıpratıcı günüydü. Günlerdir uykusuz kalarak ince ince çizdiğim, mimari detaylarında boğulduğum pafta tüpünü ve teknik dosyayı göğsüme sıkıca bastırıp yönetim katına çıktım. Mermer zeminde yankılanan adımlarımla doğrudan başasistanın masasına doğru ilerledim.

"Kolay gelsin," dedim, nefesimi düzene sokmaya çalışarak. "Bu dosyayı Altay Arslan’a ulaştırmam gerekiyor. Bugün teslim tarihiymiş, gecikmeden iletmem gerektiği söylendi."

Masa başındaki kadın, evrak dağlarının arasından başını kaldırıp gözlüklerinin üstünden bana baktı. Önce elindeki kalemi bıraktı, ardından önündeki ajandaya ve kucağımdaki dosyaya göz gezdirdi. Birden gözleri genişledi.

"A, hatırladım!" dedi, sesinde panik dolu bir ton belirirken. "Bu o acil kentsel dönüşüm projesi! Şey... Lalin’di değil mi? Senden çok büyük bir rica var desem? Altay Bey şu an burada değil. Şirkete on dakika mesafedeki o özel kulüpte, üst düzey bir toplantıda. Bu dosyanın en geç saat yediye kadar onun elinde olması şart ve yalnızca kırk dakikamız kaldı. Benim sistemde onay bekleyen işlerim kilitlendi, masadan kalkmam imkânsız. Lütfen sen götürebilir misin?"

İşime duyduğum o sarsılmaz sorumluluk duygusu tereddüt etmeme izin vermedi. "Tamam," dedim, dosyayı daha da sıkı kavrayarak. "Ben hallederim."

Ancak binadan dışarı adımımı attığım an, gökyüzü adeta üzerime devrildi. Sağanak yağmur sokakları göle çevirmişti. Kaldırımın kenarına geçip panikle taksi aramaya başladım ama duran tek bir araç bile olmadı. Geçen dakikalar aleyhime işliyordu; sadece taksi beklerken on beş dakikam heba olmuştu. Telefonumu çıkarıp haritaya baktığımda yürüme mesafesinin yirmi beş dakika olduğunu gördüm. Başka çarem yoktu. Dosyayı ceketimin altına, göğsüme iyice gizleyip yağmurun şiddetine karşı koşmaya başladım.

Kulübün ağır, devasa kapısından içeri süzüldüğümde sırtımdan aşağı sular süzülüyordu. Islaklığın yarattığı o soğuk ağırlıkla lüks lobinin ortasında adımlarken sert bir bedenle çarpıştım. "Affedersiniz," diye fısıldayıp adama bakmadan hemen kadınlar lavabosuna sığındım.

Aynadaki yansımam acınası haldeydi. Saçlarımı hızlıca kurulamaya, ceketimdeki suları silkeleyip dosyanın zarar görmediğinden emin olmaya çalıştım. Lavabodan çıktığımda, az önce çarptığım adam tam kapının önünde, duvara yaslanmış duruyordu.

Arslan soyadının getirdiği o aşırı özgüven yüzünden bugüne kadar hiçbir kadından 'hayır' yanıtı almamış olan Emir Arslan’dı bu. Normalde kızlar onun bir tebessümü için etrafında pervane olurken, yüzüne bile bakmadan geçip gitmeye çalışan bu ıslak, mesafeli kız bir anda ilgisini çekmişti.

Önüme doğru bir adım atıp yolumu kesti. Yüzünde, reddedilmeye hiç alışkın olmayan bir erkeğin kendinden emin tebessümü vardı.

"Seni daha önce bu kulüpte hiç görmedim," dedi, bakışları üzerimdeki ıslak elbiseyi ve kucağımdaki pafta tüpünü merakla süzerek. "Buradaki kızlar genelde beni gördüklerinde kaçmak yerine yaklaşmayı tercih ederler. Ama senin bu umursamaz havan... İlgimi çekti. Bir şeyler içelim mi?"

Sesinde, istediği her şeyi zahmetsizce elde etmenin getirdiği o rahatlık vardı. Duruşumu bozmadan, sakince gözlerinin içine baktım. "İşim var, yolumu açar mısınız?"

Emir ilk kez karşılaştığı bu soğukkanlı tavır karşısında şaşırdı. Yüzündeki alaycı tebessüm derinleşti; reddedilmek onda şaşırtıcı bir merak uyandırmıştı. "Acele etme," dedi, üzerime doğru bir adım atıp. "Beni tanımıyor olabilirsin. Hayır deme sebebini de buraya bağlayabiliriz"

O an koridorda beliren adımlarla hava bir anda buz kesti. Bora Arslan, kardeşinin huyunu ve reddedildiği an takınacağı o ısrarcı tavrı bildiği için hızla yanımıza geldi. Tek bir hamlede Emir ile arama girdi.

"Sana kaç kere bu kulüpte insanları rahatsız etmemeni söyleyeceğim Emir?" dedi Bora, sesi fırtına öncesi sessizlik kadar gür, soğuk ve otoriterdi.

Emir, abisini karşısında görünce ellerini cebine soktu. Lalin’in arkasındaki o mesafeli duruşuna bakıp sırttı. "Sakin ol abi, sadece konuşuyorduk. Kız ilgimi çekti sadece."

Bora Arslan’ın çene kemikleri kenetlendi. "O ilgini kendine sakla Emir. Şimdi tek bir kelime daha etmeden gözümün önünden kaybol."

Emir, abisinin gözlerindeki kararlılığı görünce geri adım attı. Lalin'e duyduğu o yenilemez merakla son bir bakış fırlatıp koridorun karanlığında kayboldu.

Bora, derin bir nefes verip bana döndü. Bakışlarındaki soğuk kontrol yumuşadı. Üzerimdeki ıslaklığa baktı. Hiç tereddüt etmeden üzerindeki kuru, kusursuz kesim ceketini çıkardı ve yavaşça omuzlarıma bıraktı.
"Kardeşim adına özür dilerim.” dedi sesi ciddileşerek. "İnsan sınırlarını pek bilmez. Bir sorun çıkarmasına izin vermem."

Cekete sarınıp başımı hafifçe salladım. "Teşekkür ederim Bora Bey," dedim sakince. Ardından kucağımdaki dosyayı gösterdim. "Ben Lalin. Şirketinizde stajyerim. Asistanı yetişemeyince bu acil dosyayı Altay Bey'e teslim etmek için gelmiştim. Saat yediden önce ulaştırmam gerekiyordu."

Bora şaşkınlıkla elimdeki pafta tüpüne baktı. "Şirketten buraya kadar bu sağanakta dosyayı yetiştirmek için mi geldin?"

"Evet, teslim saatinin geçmemesi gerekiyor." dedim.

Bora’nın yüzünde takdir dolu bir ifade belirdi. "Anladım... Gel benimle, babamın odasına çıkarayım seni," diyerek beni sadece yöneticilerin kullandığı üst kat asansörüne doğru yönlendirdi.

Asansör üst kata ulaştığında kapılar açıldı. Bora önden yürüyüp Altay Arslan’ın özel odasının kapısını tıkladı ve içeri girdik. Masasının başında oturan Altay Bey, bizi gördüğünde ayağa kalktı. Sırılsıklam halimi ve üzerimdeki Bora’ya ait ceketi görünce kaşları çatıldı.

"Neler oluyor burada?" dedi Altay Bey.

Bora’nın çenesi kasılmıştı. "Emir’i yine serbest bırakmışsın baba. Aşağıda stajyerimizi rahatsız ediyordu, müdahale etmek zorunda kaldım. Onu biraz dizginlemen gerekecek."

Altay Bey sert bir sesle, "Şu an bunları konuşmanın sırası değil Bora," diye kestirip atmaya çalıştı.

Öne çıkıp kucağımdaki dosyayı masaya bıraktım. "Proje çizimleri, Altay Bey. Bugün son günüydü, gecikmemesi için kendim getirdim."

Altay Arslan dosyaya, ardından üstümden damlayan sulara baktı. Yüzündeki sertlik yerini saygı dolu bir takdire bıraktı. "Bunun için mi bu kadar ıslandın? İşine olan bu bağlılığını takdir ediyorum kızım..."

"Bu benim görevimdi Altay bey." dedim saygılı ama mesafeli bir dille.

Bora babasına dönüp net bir tonda konuştu: "konuyu kapatarak bir yere varamayız. Oğlunun insanlara nasıl davranması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor baba. Emir şirkette çalışan stajyerimizi rahatsız ediyordu. Bir daha böyle bir durum yaşansın istemiyorum."

Altay Arslan mahcup bir nefes verdi, bakışları bana kaydı. "Kusura bakma Lalin. Sorumluluk bilincin için teşekkür ederim."

"Rica ederim Altay Bey," dedim.

Tam o sırada odanın ağır ahşap kapısı dışarıdan açıldı. Başımı o tarafa çevirdiğim an, Bora'nın omuzlarıma örttüğü ceket sol omzumdan kayıp düşecek gibi oldu. Bora fark edip anında elini uzattı ve düşen ceketi tekrardan omzuma doğru düzeltti. Elini bir süre omzumda tutarak güven veren bir duruş sergiledi.
Başımı kaldırıp ona baktım. "Teşekkür ederim," diye fısıldadım.

Bora hafifçe gülümsedi. "Lafı bile olmaz Lalin."

Ardından bakışlarımı kapıya kaydırdım. Ve zaman o an durdu.

Karan.

İki uzun yılın ardından onu ilk görüşümdü. Kapının eşiğinde, siyah kabanı ve darmadağın koyu saçlarıyla duruyordu.

"Hoş geldin Karan," dedi Altay Arslan, resmi bir tebessümle. "Siz projeden dolayı tanışıyordunuz zaten."

Bora’nın gözleri Karan’ın üzerindeydi. "Evet," dedi, sesindeki gerginliği gizlemeden. Elini uzattı. "Merhaba Karan."

Bora'nın sesi ne kadar soğuksa, tavrı da o kadar mesafeliydi. Karan uzatılan eli sıktı ama bakışları bir an olsun üzerimde durmadı; doğrudan Bora’nın omzumda duran eline ve sırtıma serilen o yabancı cekete kilitlendi. Omuzlarımdaki o buz gibi yükü, ne olduğunu anlamaya çalışan dondurucu sorgulamasını iliğime kadar hissettim.

"İzninizle ben çıkıyorum Altay Bey," dedim ortamdaki ağır havayı yarmaya çalışarak.

Bora bana döndü. "Seni ben bırakıyorum Lalin."

İtiraz etmedim. Birlikte kapalı otoparka indiğimizde gözlerim etrafta gezindi. Çocukluğum restorasyon garajlarında geçtiği için araçlara karşı koyamadığım bir tutkum vardı. Burası adeta özel bir otomobil müzesi gibiydi; yan yana dizilmiş 12 tane nadide klasik araba parıldıyordu.

Bora’nın telefonu çaldığında bana dönüp, "Sen geçebilirsin Lalin," dedi.

Etrafa bakınıp, "Hangisine?" diye sordum.

Bora gülümsedi. "İstediğine."

Gözüme kestirdiğim midnight blue rengindeki 1967 model Ford Mustang’in yanına yürüdüm ve yolcu koltuğuna geçtim. Birkaç dakika sonra Bora yanıma bindi. Bakışları direksiyonda gezinip bana kaydı. "Bu en sevdiğim," dedi gülümsemeyle.

"Anlayabiliyorum. 1967 Fastback... Gece Mavisi boyasına restorasyon sırasında özel bir metalik katman eklenmiş olmalı. Dikiş işçiliği muazzam."

Bora bir an duraksadı. Soğuk duruşunun arkasından ilk kez net bir şaşkınlık belirdi. "Sen... Araba restorasyonundan anlıyor musun Lalin?"

"Çocukluğum restorasyon garajlarında geçti," dedim tebessümle. "Gres yağı kokusu ve motor sesleriyle büyüdüm. Çizim masasına oturmadan önce lokma takımlarıyla oynardım."

Bora'nın gözlerinde belirgin bir ilgi ve saygı parıldadı. Motoru ateşlerken gülümsedi. "Bir mimarlık stajyerinden Mustang restorasyonu teknikleri duymayı beklemiyordum. Gerçekten etkileyici."

"Genelde kimse beklemiyor ve şaşırıyorlar fakat bu benim için hayatımdaki en normal durum" dedim sakince.

Bora arabayı otoparktan çıkarırken yan profiline baktım. Yüz hatları keskin, kesintisiz bir kontrol duygusunu barındırıyordu.

"Peki ya Glitch?" diye sordu Bora, gözlerini yola dikerek. "Böyle bir tutkun varken neden mimarlık?"

"Bir şeyleri sıfırdan kurmak hoşuma gidiyor," dedim kısık bir sesle. "Bozulmuş, yıkılmış bir şeyi alıp ona yeniden karakter kazandırmak... Restorasyon ile mimarlık birbirine çok benziyor. İkisinde de yıkıntıların altına saklanmış bir ruh ararsın."

Bora'nın bakışları bir anlık dikiz aynasından bana kaydı. "Söylediğin her cümle şaşırtıyor beni," dedi sesindeki mesafeli tavrı biraz yumuşatarak. "Garajlarda sadece arabalarla ilgilenmediğin açık."

Bora sözünü tam tamamlayacaktı ki, dar ve eski binaların sıralandığı sokağıma girdiğimiz an köşeden aniden çıkan siyah bir araç fren sesleriyle önümüze kırdı. Bora'nın yüzündeki o sakin ifade anında silindi.

"Arabada bekle."

Bora arabadan indi. Önümüzü kesen araçtan iri yarı bir adam indi. Adam Bora'yla konuşurken gözü bana kaydı ve pişkince baktı.

Bora öne atılıp adama sert bir yumruk indirdi. Adam savrulurken arabadan iki kişi daha indi ve Bora’nın üzerine çullandı. İçlerinden biri Bora’nın yüzüne sert bir darbe geçirdi. Bora’nın kaşından aşağı süzülen kan yağmura karıştı.

Bora'nın saldırıya uğradığını gördüğüm an çantamdaki biber gazını kavrayıp arabadan dışarı atıldım.

"Bırakın onu!"

Bora seslendi: "Lalin! Geride dur!"

Adamlardan biri güldü. “Kız hırçın ha? Şimdi de böylesini mi seviyorsun?” Diyerek Bora’ya doğru hamle yapmaya kalkışınca bir saniye bile düşünmeden herifin sırtına atladım, biber gazını yüzüne bocayıp var gücümle omzunu ısırdım. Adam acıyla geriye savrulurken Bora son darbeyi indirip herifi yere serdi.

"Atla arabaya Lalin!" dedi Bora nefes nefese.

Mustang’e bindik ve oradan hızla uzaklaştık.

Bora ana caddeye çıktığımızda, sakin ses tonunu bozmadan hafifçe güldü. "Daha önce birinin benim için bir adamın sırtına atlayıp omzunu ısırdığına şahit olmamıştım."

"Kaşınız kanıyor Bora Bey," dedim endişeyle, çantamdan temiz bir mendil çıkarıp ona uzatarak.

Bora mendili alıp kaşına bastırdı. "Önemli değil, alışkınım. Ama o anki hamlen... Gerçekten beklenmedikti."

"Ortada üç kişi vardı ve haksız bir saldırıydı," dedim kaşlarımı hafifçe çatarak. "Sizi öylece izleyemezdim."

Bora başıyla onayladı. "O adamlar… her neyse. Seni o sokağa yalnız bırakmamakla doğru yapmışım."

Bakışlarındaki merak derinleşti. "Garajlarda büyümüş, soğukkanlı, tehlike anında tereddüt etmeyen bir stajyer..." Önündeki yola bakarken çapkın ve esprili bir tebessümle ses tonunu yumuşattı: "İtiraf etmeliyim Lalin... Şirkette bir gün yanlışlıkla canını sıkacak bir şey söylersem, benim de sırtıma atlayıp omzumu ısırmandan korkmaya başladım şu an."

Bora'nın bu beklenmedik şakası karşısında tutamadığım hafif bir tebessüm dudaklarıma yayıldı. "Merak etmeyin Bora Bey," dedim, gözlerimi yola çevirip esprili tona uyum sağlayarak. "Onlar haketmişti."

Bora alçak sesle güldü. "O zaman kendimi şanslı sayabilirim, en azından hedef ben değildim. Ama ciddi söylemek gerekirse... İnsanlar genelde Arslan soyadını gördüklerinde arkama saklanmayı tercih ederler. İlk defa biri tereddüt etmeden öne atıldı. Bu pek alışık olduğum bir şey değil."

"Soyadınız ya da konumunuz durumu değiştirmez," dedim sakince. "Haksız bir durum vardı ve gerekeni yaptım."

"Oldukça net bir duruşun var." dedi Bora, gözlerini yoldan ayırmadan. "Ve bu özelliğin seni gerçekten tehlikeli derecede sıradışı yapıyor."

Omzumu silktim. "Sadece kendi hâlimdeyim."

"Umarım bu hâlinle kalırsın," dedi Bora. "Ama o adamlar seni takip etmiş olabilir. Bu gece seni güvenle kapına bırakacağım. Bir durum olursa da beni aramaktan çekinme sakın." Diyerek telefonunu uzattı.

“Numaranı yaz ve kendini ara.” Dedi.

“Gerek yoktu.” Desem de bora bana dönerek telefonu işaret etti.

Telefonu elinden alarak numaramı yazıp kendimi aradım.

"Teşekkür ederim," diye fısıldadım.

Araba bir süre sonra tekrar sokağıma girdi. Yağmur hafifçe çiseliyordu. Bora motoru durdurup bana döndü.
Emniyet kemerimi çözüp omzumdaki ceketine baktım. "Ceketiniz için teşekkür ederim."

Bora eliyle durdurdu beni. "Sende kalsın Lalin. Üşümeni istemem, yarın getirirsin."

"Peki, yarın getiririm," dedim. Sonra kaşındaki yaraya baktım. "Yaranız için tekrar geçmiş olsun."

Bora hafifçe güldü. "Önemli değil. Unutulmaz ve oldukça 'can yakıcı' bir yolculuktu." Dediğinde tekrar gülmüştü.

"İyi akşamlar," dedim ve arabadan inip bina kapısına doğru yürüdüm.

Mustang’in ışıkları üzerimdeydi. Bora, içeri girdiğimden emin olduktan sonra arabayı çalıştırdı. Mustang, sokağın sonuna gelip döndü ve gözden kayboldu. Bahçe kapısını açıp içeri adım attığım an, sokağın başından karanlığı yaran iki güçlü far ışığı göründü. Siyah, gösterişli bir araba acımasız bir yavaşlıkla sokağa girdi ve tam evimin önünde, Bora'nın Mustang'inin hemen birkaç metre gerisinde durdu. Sürücü kapısı açıldı ve Karan dışarı adım attı. Ve her şey, az önce kaçmaya çalıştığım o dumanın ve dondurucu bakışların ortasında yeniden başladı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 16beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18